Ceza Hukuku

Tutuklama Kararı

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100 ile 108. maddeleri arasında tutuklamaya ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. Ancak tutuklama kararı kişinin temel hak ve özgürlüklerine ciddi şekilde dokunan ve kişiyi birtakım hak ve hürriyetlerinden yoksun bırakan önemli bir tedbirdir. Bu nedenle tutuklama kararı verecek olan hakim veya mahkemenin büyük bir dikkat ve itina ile bu kararı vermesi gerekmektedir. Nitekim buna dair düzenlemeler Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile bazı uluslararası sözleşmelerle yapılmış olup koruma altına alınmıştır. Tutuklama kararı bu noktada özgürlüğü sınırladığı için önemlidir.

Tutuklama kişi hürriyetini doğrudan etkileyen ve sınırlandıran bir koruma tedbiridir. Temel hak ve özgürlüklere doğrudan bir müdahale ve sınırlama olması nedeniyle de tutuklama ile ilgili temel ilkeler anayasalar ve uluslararası insan hakları sözleşmeleriyle tespit edilmiştir. Tutuklama ile ilgili hükümler Anayasamızın 19 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. maddelerinde yer almaktadır. Tutuklama ile ilgili kararlara karşı iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra bireysel başvuruda bulunulabilir. Ayrıca haksız tutuklama durumunda devletin tazminat sorumluluğu söz konusu olabilmektedir. Yani haksız yere tutuklanan kişiler tazminat talebinde bulunabilirler

Ceza Muhakemesi Kanunu ile düzenlenmiş olan tutuklama kararı ve buna ilişkin hususlar dayanağını Anayasa’nın 19. maddesinden almaktadır. “Kişi hürriyeti ve güvenliği” başlıklı ilgili anayasa hükmüne göre; “…Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir. Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir. Yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama veya tutuklama sebepleri ve haklarındaki iddialar herhalde yazılı ve bunun hemen mümkün olmaması halinde sözlü olarak derhal, toplu suçlarda en geç hakim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir.”

Tutuklama kararının doğuracağı sonuçların önemi nedeniyle Anayasa ile tutuklamaya ilişkin ayrıntılı olarak düzenleme yapılmıştır. Buna göre tutuklama kararı verilebilmesi öncelikle kuvvetli belirtilerin bulunmasına, kişinin kaçması, delil yok etmesi ve değiştirmesi şüphesinin bulunmasına ve bu gibi sebeplere bağlı olmak zorundadır. Anayasa’da da belirtildiği üzere tutuklama kararı katiyen bir cezalandırma yöntemi olmayıp yalnızca bir önleme aracıdır. Bu nedenle önleme amacını aşarak cezalandırma amacına yönelen tutuklama kararları açıkça Anayasa’ya aykırılık teşkil edecektir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

Ayrıca tutuklamaya ilişkin hususlar Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde de düzenlenmiştir. Bu anlamda tutuklamanın amacını ve Sözleşme’de belirtilen sınırlarını aşması halinde kişinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne ülkesi aleyhine bireysel başvuru yoluna gitmesi söz konusu olabilecektir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde de Anayasamız ile paralel bir hüküm yer almaktadır. Buna göre; “…Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;…” özgürlük ve güvenlik hakkına karşı bir istisna olarak getirilmiştir. Ancak bu istisnaya dahi önemli sınırlar getirilerek kişinin tutuklanmasının ciddi bir tedbir olarak görülmesi sağlanmıştır.

Masumiyet karinesinin de tutuklama kararı ile yakından ilişkisi bulunmaktadır. Masumiyet karinesi Anayasa ve başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere birçok uluslararası sözleşme ile kabul edilmiş temel bir hukuk ilkesidir. Masumiyet karinesi, suçlu olduğu ispat edilinceye kadar kimsenin suçlu sayılamamasıdır. Bu anlamda hakkında tutuklama kararı verilmiş olan kişi de hiç kimse ve hiçbir merci tarafından suçlu kabul edilemez. Tutuklama kararı yalnızca ceza yargılamasının daha sağlıklı yürütülmesini sağlamak amacını taşıyan bir tedbirden ibarettir.

Tutuklama Kararı Verilmesi

Bir ceza yargılamasının soruşturma veya kovuşturma aşamasında tutuklama kararı verilebilmesi için belli şartların ve sebeplerin varlığı gerekmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. Maddesinin 1. fıkrasında; “Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.” hükmü yer almaktadır. Bu madde hükmünün açık lafzına göre tutuklama kararı verilebilmesinin öncelikle bazı koşulları bulunmaktadır. Her şeyden önce tutuklama kararı verilebilmesi için kuvvetli suç şüphesi bulunmalıdır. Bunun yanında suç nedeniyle verilecek ceza ile tutuklama kararı arasında ölçülülük olmalıdır. Ayrıca Kanun’da yazılı tutuklama sebeplerinin de varlığı tutuklama kararı verilebilmesi için gereklidir.

Tutuklama kararı soruşturma veya kovuşturma evresinde verilebilir. Bu durumda gözaltına alınıp cezaevine gönderileceğiniz için ceza avukatı hukuki yardım almanız özgürlüğünüz için önemlidir. Zira artık yargılama süreci tutuklu devam edecek ve şüpheli/sanığın dosyaya erişimi özgür bir birey gibi olmayacaktır.

  • Kuvvetli suç şüphesi

Her şeyden önce tutuklama kararı verilebilmesi için ceza yargılamasına konu olan olaya ilişkin olarak kuvvetli suç şüphesinin bulunması gerekmektedir. Ceza hukukunda dereceli olarak şüphe türleri vardır. Bunlar ceza yargılamasının seyrine yön verir. Örneğin; bir dosyaya ilişkin delillerin yeterli şüphe oluşturması halinde ceza davası açılır. Ancak tutuklama kararı verilebilmesi için yeterli şüpheyi aşan güçlü ve somut delillere ihtiyaç vardır. Ancak bu tür bir şüphenin varlığı halinde tutuklama kararı verilebilir.

  • Verilecek ceza ile tutuklama kararı arasında ölçülülük

Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasını düzenleyen maddesinde temel hak ve özgürlüklerin ölçülülük ilkesine aykırı olarak sınırlanamayacağı ifade edilmiştir. Buna uygun olarak Ceza Muhakemesi Kanunu’nda da tutuklama kararı verilebilmesi için; “verilmesi beklenen ceza ile güvenlik tedbiri arasında ölçülülük” aranmıştır. Bu bağlamda tutuklama yerine başka bir koruma tedbiri ile ceza yargılamasının sağlıklı yürütülebilmesi sağlanabiliyorsa tutuklama kararı verilmesi ölçülü olmayacaktır.

  • Tutuklama sebebinin varlığı

Ceza Muhakemesi Kanunu 100. maddesinin 2. fıkrasında tutuklama sebeplerinin neler olabileceği düzenlenmiştir. Buna göre;

“Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

  1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
  2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.”

Kişinin kaçma şüphesinin olması kasten adli makamlar önüne çıkmaktan imtina etmesini ifade eder. Adli makamlar nezdinde böyle bir şüphenin olması tutuklama kararını haklı kılacaktır. Ancak kaçma şüphesinin varlığını azaltacak bazı hususlar vardır. Buna göre kişinin aile bağlarının kuvvetli olması, güvenli iş ve ikametgah adreslerine sahip olması, hali hazırda bir işte çalışıyor olması, hasta olması gibi hususlar kaçma şüphesini hâkimin nazarında azaltabilecek durumlardır.

Delillerin karartılması veya sahte delil oluşturma şüphesi bulunan şüpheli veya sanık hakkında tutuklanma kararı verilmesi de haklı bir sebep oluşturabilir. Ancak deliller savcılık veya mahkeme tarafından toplanmışsa ya da deliller tutuklama kararından önce karartılmış durumdaysa tutuklama kararı verilmesi için haklı bir sebep yoktur. Tutuklama kararı belirtilen şartların varlığı halinde verilir. Keyfi uygulanamaz.

  • Tutuklama nedeni oluşturabilecek katalog suçlar

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. Maddesinin 3. Fıkrasında belirlenen suçların söz konusu olduğu hallerde bu suçların işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesinin de bulunması durumunda şüpheli veya sanığın tutuklanması için gerekli sebebin varlığı kabul edilebilir. Ancak Kanun’un açık lafzı nedeniyle bu suçların varlığı halinde hâkimin takdir yetkisi söz konusudur. Hâkim tutuklama kararı vermek zorunda değildir. Bu maddede sayılan katalog suçlar şunlardır:

  • Soykırım ve insanlığa karşı suçlar
  • Kasten öldürme
  • Silahla işlenmiş kasten yaralama ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama
  • İşkence
  • Cinsel saldırı
  • Çocukların cinsel istismarı
  • Hırsızlık ve yağma
  • Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti
  • Suç işlemek amacıyla örgüt kurma
  • Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar
  • Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar
  • 7.1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları
  • 6.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu
  • 7.2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar
  • 7.1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar
  • 8.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dört ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları
  • 10.1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 33 üncü maddesinde sayılan suçlar
  • 4.1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7 nci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen suçlar

Tutuklama Kararı Verilemeyecek Haller

Yukarıda sayılan şartların var olmadığı durumlarda tutuklama kararı verilmesi hukuka aykırıdır. Bunun yanında koşulları olsa dahi tutuklama kararının verilemeyeceği bazı haller kanunda düzenlenmiştir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesinin 4. Fıkrasında düzenlenen bu suçlar şunlardır:

  • Sadece adli para cezasını gerektiren suçlar
  • Vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler hariç olmak üzere hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlar

Ayrıca Çocuk Koruma Kanunu’nun 21. Maddesine göre “On beş yaşını doldurmamış çocuklar hakkında üst sınırı beş yılı aşmayan hapis cezasını gerektiren fiillerinden dolayı tutuklama kararı verilemez.”

Tutuklama Kararı Verebilecek Olan Merci

Anayasa ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlendiği üzere tutuklama kararı yalnızca hakim tarafından verilebilir. Bu bağlamda soruşturma aşamasındaki bir ceza yargılamasında dahi Cumhuriyet savcısının tutuklama kararı vermesi mümkün değildir. Tutuklama savcı tarafından verilemez fakat resen kaldırabilir. Bu nokta önemlidir.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 101. Maddesine göre; soruşturma aşamasında şüphelinin tutuklanmasına dair karar Sulh Ceza Hakimliği tarafından ve kovuşturma aşamasında sanığın tutuklanmasına dair karar ceza davasının görüldüğü mahkeme tarafından verilir. Soruşturma aşamasında Sulh Ceza Hakimi resen tutuklama kararı veremez. Soruşturma aşamasında tutuklama kararı verilmesi sadece Cumhuriyet savcısının istemine bağlıdır. Ancak kovuşturma aşamasında mahkeme resen tutuklamaya karar verebileceği gibi Cumhuriyet savcısının istemi üzerine de karar verilmesi mümkündür.

Tutukluluk Süresi

Yukarıda açıklandığı üzere tutuklama kararının temel hak ve özgürlüklere ciddi şekilde dokunan bir karar olması sebebiyle şüpheli veya sanığın tutukluluk süresine kanun koyucu tarafından sınır getirilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. Maddesinde de tutukluluk süresinin makul olması gerektiği öngörülmüştür. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesinde tutukluluk süresine ilişkin düzenleme yapılmıştır. Buna göre;

  • Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en fazla 1 yıldır ve bu süre zorunlu hallerde gerekçe göstermek suretiyle 6 ay daha uzatılabilir.
  • Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde ise tutukluluk süresi en çok 2 yıldır. Bu süre de zorunlu hallerde gerekçe gösterilerek uzatılabilir ancak toplam tutukluluk süresi 3 ayı geçemez.

Tutukluluk süresinin uzatılmasına dair verilecek karar için Cumhuriyet savcısının, şüpheli veya sanığın ve müdafiinin görüşü alınmak zorundadır.

Başa dön tuşu