takibi sikayete bagli suclar tck 73 m.

Şikayet; suç mağdurunun veya suçtan zarar görenin bizzat, temsilcisi veya vekili aracılığıyla failin cezalandırılmasını içeren beyanıdır. Takibi şikayete bağlı suçlar, bir suç hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılabilmesi için suçun mağdurunun ya da suçtan zarar gören kişinin bizzat veya temsilcisi veya vekili aracılığıyla şikayetçi olmasının gerektiği suçlardır. Takibi şikayete tabi suçlar, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda ve özel kanunlarda açıkça düzenlenmiştir.

Kural olarak ceza kanunlarında düzenlenen suçların soruşturması ve kovuşturulması şikayete bağlı değildir. İstisna durumlarda kanunlar açık şekilde soruşturmasının ve kovuşturmasının şikayete bağlı olduğunu belirtir.

TCK m.73 hükmüne göre,

(1) Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikayette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz.

(2) Zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla bu süre, şikayet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar.

(3) Şikayet hakkı olan birkaç kişiden birisi altı aylık süreyi geçirirse bundan dolayı diğerlerinin hakları düşmez.

(4) Kovuşturma yapılabilmesi şikayete bağlı suçlarda kanunda aksi yazılı olmadıkça suçtan zarar gören kişinin vazgeçmesi davayı düşürür ve hükmün kesinleşmesinden sonraki vazgeçme cezanın infazına engel olmaz.

(5) İştirak halinde suç işlemiş sanıklardan biri hakkındaki şikayetten vazgeçme, diğerlerini de kapsar.

(6) Kanunda aksi yazılı olmadıkça, vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez.

(7) Kamu davasının düşmesi, suçtan zarar gören kişinin şikayetten vazgeçmiş olmasından ileri gelmiş ve vazgeçtiği sırada şahsi haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklamış ise artık hukuk mahkemesinde de dava açamaz.

Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlar (takibi şikayete bağlı suçlar); bir suç hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılabilmesi için suçun mağdurunun veya suçtan zarar gören kişilerin şikayetçi olmasının arandığı suçlardır. Takibi şikayete bağlı suçlar, 5237 sayılı TCK’da ve özel kanunlarda açıkça gösterilmiştir.

Takibi şikayete bağlı olmayan suçlar, kanunlarda ayrıca belirtilmez. İlgili kanun maddesinde bir suçun takibinin şikayete bağlı olduğu açıkça yazılmamış ise, o suç savcılık ve mahkeme tarafından re’sen (kendiliğinden) soruşturma ve kovuşturma konusu yapılır. Zira bir suçun soruşturulması ve kovuşturulmasının şikayete bağlı olması istisna; re’sen takibi ise kuraldır.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB)- CMK 231 hakkında detaylı bilgiyi bu makalemizden okuyabilirsiniz. https://kadimhukuk.com.tr/makale/hukmun-aciklanmasinin-geri-birakilmasi-hagb-cmk-231/

Soruşturulması ve Kovuşturulması Şikayete Bağlı Suçların Listesi

Bir suçun takibinin şikayete bağlı olduğu açıkça kanunda yazılı olmadıkça, o suç savcılık tarafından resen soruşturulur. Takibi şikayete bağlı suçlar 5237 sayılı TCK’da ve özel kanunlarda sınırlı sayıda ve açıkça gösterilmiştir. Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı tüm suçlar aynı zamanda uzlaştırma kapsamındadır; ancak soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olsa bile, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, uzlaştırma yoluna gidilemez. İlaveten, uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz.

Takibi şikayete bağlı belli başlı suçlar şunlardır:

  • Yurt dışında vatandaş tarafından işlenen suç (m.11)
  • Yurt dışında yabancı tarafından işlenen suç (m.12)
  • Basit kasten adam yaralama (m. 86/2).
  • TCK md. 86/2 kapsamında kalan kasten yaralama suçunun ihmali davranışla işlenmesi (m. 88).
  • Taksirle yaralama suçu (m. 89/1-2-3-4). Bilinçli taksirle TCK m. 89/1 çerçevesinde işlenen yaralama suçu şikayete tabidir, ancak diğer fıkralar şikayete bağlı değildir.
  • Cinsel saldırı suçu eşe karşı(m. 102/1 ve 102/2-ikinci cümle).
  • Reşit olmayanla cinsel ilişki suçu (m.104/1).
  • Cinsel taciz suçu (m. 105/1).
  • Tehdit suçu (m. 106/1 ikinci cümle).
  • Konut dokunulmazlığını ihlal suçu (m. 116/1-2-4).
  • İş ve çalışma hürriyetini ihlal suçu (m.117/1).
  • Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu (m. 123/1).
  • Hakaret suçu (m. 125/1, 2, 3). Kamu görevlisine karşı görevinden İşlenen hakaret suçu veya cumhurbaşkanına hakaret suçu şikayete tabi değildir.
  • Kişinin hatırasına hakaret suçu (m. 130/1,2). Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hatırasına hakaret suçunun takibi şikayete bağlı değildir.
  • Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu (m. 132/1, 2, 3).
  • Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçu (m. 133/1, 2, 3).
  • Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu (m. 134/1, 2).
  • Hırsızlık suçu (m. 141) ve nitelikli hırsızlık suçu (m. 142/1, 2, 3) TCK md. 167/2’de belirtilen kişiler aleyhine işlenirse takibi şikayete bağlı suçlardandır. Diğer tüm hallerin takibi şikayete tabi değildir, resen kovuşturulur. Hırsızlık suçlarında daha az cezayı gerektiren haller de şikayete tabidir (m. 144/1).
  • Kullanma hırsızlığı suçu (m. 146/1).
  • Mala zarar verme suçu (m. 151/1, 2). Mala zarar verme suçunun nitelikli halleri de (m. 152/1,2) TCK md. 167/2’de belirtilen kişilerin zararına işlendiği takdirde de takibi şikayete tabi suçlardandır.
  • İbadethanelere ve mezarlıklara zarar verme suçu TCK m. 167/2’de belirtilen kişiler aleyhine işlenirse takibi şikayete bağlıdır (m. 153/1).
  • Hakkı olmayan yere tecavüz suçu (m.154/1,2,3) TCK m. 167/2’de belirtilen kişiler aleyhine işlenirse takibi şikayete bağlıdır.
  • Güveni kötüye kullanma suçu (m. 155/1).
  • Bedelsiz senedi kullana suçu (m.156/1).
  • Dolandırıcılık suçu (m. 157/1) ve Nitelikli dolandırıcılık suçunun (m. 158/1,2) TCK m. 167/2’de belirtilen kişiler aleyhine işlenmesi halinde takibi şikayete bağlıdır.
  • Dolandırıcılıkta daha az cezayı gerektiren hal (m. 159/1).
  • Kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçu (m.160/1).
  • Hileli iflas suçu (m. 161/1) TCK m. 167/2’de belirtilen kişiler aleyhine işlenirse takibi şikayete bağlı olan suçlardandır.
  • Taksirli iflas suçu (m. 162/1) TCK m. 167/2’de belirtilen kişiler aleyhine işlenirse, takibi şikayete tabi olan suçlardandır.
  • Karşılıksız yararlanma suçu (TCK m.163/1-2) TCK m. 167/2’de belirtilen kişiler aleyhine işlenirse takibi şikayete bağlıdır.
  • Şirket veya kooperatifler hakkında yanlış bilgi (m. 164/1) TCK m. 167/2’de belirtilen kişiler aleyhine işlenirse takibi şikayete bağlıdır.
  • Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçu (m.165/1) TCK m. 167/2’de belirtilen kişiler aleyhine işlenirse takibi şikayete bağlıdır.
  • Bilgi vermeme suçu (m. 166/1) TCK m. 167/2’de belirtilen kişiler aleyhine işlenirse takibi şikayete bağlıdır.
  • Açığa imzanın kötüye kullanılması suçu (m. 209/1).
  • Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali suçu (m. 233/1).
  • Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239/1-2-3).
  • Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu (madde 234/3).
  • Yabancı devlet başkanına karşı suç (m. 340/2).
  • Yabancı devlet bayrağına karşı hakaret (m. 341/2).
  • Yabancı devlet temsilcilerine karşı hakaret (m. 342/2) (Karşılıklılık koşulu aranır).
  • 1447 sayılı Ticari İşletme Rehni Kanunu, madde 12’de düzenlenen suç.
  • 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu, madde 80/2’deki suç.
  • 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun’un 16. maddesindeki suç.
  • 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 71 ve 72. maddelerindeki suçlar.
  • 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 64/2, 1469 ve 1470 maddeleri
  • 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında KHK m. 73/A
  • 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında KHK m. 48/A
  • 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında KHK’ m. 24/A
  • 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK m. 61/A

Müşteki ve Katılan Kavramları

Müşteki, diğer deyişle şikayetçi; bir suçtan zarar gören veya suçun mağduru olup da aleyhine işlenen suçu adli makamlara şikayet eden kişidir. Müşteki, yargılama aşamasında davaya katılmak istediğini beyan ederse müdahil (katılan) sıfatını alır.

Savcılığın yürüttüğü soruşturma aşamasında hem suç isnadı altında olup hem de suçun mağduru sıfatıyla şikayetçi olan kişi “müşteki şüpheli” olarak dinlenir. Aynı kişi, yargılama aşamasında mahkemede davaya müdahil olmazsa “müşteki sanık”, davaya müdahil olursa “müdahil (katılan) sanık” sıfatıyla anılır.

Aynı olayda suçun hem mağduru hem de şüphelisi veya sanığı olan kişi, şikayetçi olmazsa soruşturmada “mağdur şüpheli”, duruşmada “mağdur sanık” sıfatıyla dinlenir.

Ceza Muhakemesi Kanunu m. 234’e göre, mağdur ile müştekinin hakları şu şekildedir:

1. Soruşturma evresinde,

  • Delillerin toplanmasını isteme,
  • Soruşturmanın gizlilik ve amacını bozmamak koşuluyla Cumhuriyet savcısından belge örneği isteme,
  • Avukatı bulunmaması halinde, cinsel saldırı suçu ile alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, baro tarafından kendisine avukat görevlendirilmesini isteme,
  • Avukatı aracılığı ile soruşturma belgelerini ve elkonulan ve muhafazaya alınan eşyayı inceletme,
  • Cumhuriyet savcısının, kovuşturmaya yer olmadığı yönündeki kararına kanunda yazılı usule göre itiraz hakkını kullanma.

2. Kovuşturma evresinde,

  • Duruşmadan haberdar edilme,
  • Kamu davasına katılma,
  • Tutanak ve belgelerden örnek isteme,
  • Tanıkların davetini isteme,
  • Vekili bulunmaması halinde, cinsel saldırı suçu ile alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, baro tarafından kendisine avukat görevlendirilmesini isteme,
  • Davaya katılmış olma koşuluyla davayı sonuçlandıran kararlara karşı kanun yollarına başvurma.

Mağdur, onsekiz yaşını doldurmamış, sağır veya dilsiz ya da meramını ifade edemeyecek derecede malûl olur ve bir vekili de bulunmazsa, istemi aranmaksızın bir vekil görevlendirilir.

Bu haklar, suçun mağdurları ile şikayetçiye anlatılıp açıklanır ve bu husus tutanağa yazılır.

Soruşturma veya kovuşturma evresinde, dava nakli veya adli tıp işlemleri nedeniyle yerleşim yeri dışında bir yere gitme zorunluluğu doğması halinde mağdurun yapmış olduğu konaklama, iaşe ve ulaşım giderleri, 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümlerine göre Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır.

Kamu davasına katılma başlıklı CMK m. 237 uyarınca,

(1) Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler.

(2) Kanun yolu muhakemesinde davaya katılma isteğinde bulunulamaz. Ancak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır.”

Katılma usulü ise CMK m. 238’de

(1) Katılma, kamu davasının açılmasından sonra mahkemeye dilekçe verilmesi veya katılma istemini içeren sözlü başvurunun duruşma tutanağına geçirilmesi suretiyle olur.

(2) Duruşma sırasında şikâyeti belirten ifade üzerine, suçtan zarar görenden davaya katılmak isteyip istemediği sorulur.

(3) Cumhuriyet savcısının, sanık ve varsa müdafiinin dinlenmesinden sonra davaya katılma isteminin uygun olup olmadığına karar verilir. şeklinde düzenlenmiştir.

Mağdur veya suçtan zarar gören davaya katıldığında, cinsel saldırı suçu ile alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, baro tarafından kendisine avukat görevlendirilmesini isteyebilir. Mağdur veya suçtan zarar görenin çocuk, sağır ve dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede akıl hastası olması halinde avukat görevlendirilmesi için istem aranmaz. (CMK m. 239)

Katılma davayı durdurmaz. Tarihi belirlenmiş olan duruşma ve yargılama usulüne ilişkin diğer işlemler vaktin darlığından dolayı katılan kimse çağrılamayacak veya kendisine haber verilemeyecek olsa bile belirli gününde yapılır. (CMK m. 240)

Katılan, vazgeçerse veya ölürse katılma hükümsüz kalır; ancak mirasçılar, katılanın haklarını takip etmek üzere davaya katılabilirler. (CMK m. 243)

Askeri ceza davaları hakkında detaylı bilgiyi bu makalemizden okuyabilirsiniz. https://kadimhukuk.com.tr/makale/askeri-ceza-avukati-ankara-disiplin-davalari/

Takibi Şikayete Bağlı Suçlarda Şikayet Süresi

Takibi şikayete bağlı suçlarda şikayet süresi, mağdurun ‘fiil’ ve ‘faili’ öğrenmesinden itibaren 6 aydır. Suçtan zarar gören veya mağdur, suç teşkil eden fiil veya failden hangisini daha geç öğrenmişse, 6 aylık şikayet süresi de o tarihten itibaren başlayacaktır. Ancak her ne kadar şikayet süresi kanun maddesinin birinci fıkrasında 6 ay olarak belirtilmişse de aynı maddenin ikinci fıkrasında ”zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla” ibaresi göz önünde bulundurulduğunda, bu hakkın kullanılabileceği altı aylık sürenin de dava zamanaşımı içerisinde bulunması gerekmektedir. Bu süre kesin olup, sürenin geçmesinden sonra şikayet hakkı kullanılamaz.

Şikayet süresi, hukuki niteliği itibariyle hak düşürücü süre olarak kabul edilir. Hak düşürücü süre, bir hakkın kullanılması için yapılması gereken işlemin süresi içinde yapılmaması sonucunda hakkın düşmesine neden olan süredir. Zamanaşımını düzenleyen TCK’nın 66. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendine göre; beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda zamanaşımı sekiz yıl olarak öngörülmüştür. Şikayete tabi suçların cezasının üst sınırı genellikle iki yılın altında olduğundan bu suçların büyük bir çoğunluğunda da zamanaşımı sekiz yıldır. Ancak bazı haller de farklı zamanaşımına tabi suçlarda vardır.

İnternet üzerinden yayın yoluyla işlenen hakaret, tehdit, suç işlemeye tahrik gibi suçlar, içeriği suç teşkil eden yayının yayımlanmasıyla birlikte tamamlanır. Başka bir anlatımla, yayımla birlikte suç gerçekleşmiş olur. Ancak, içeriği suç teşkil eden yayının devamı süresince suç işlenmeye devam ettiğinden, suçun bitme anı, temadinin bittiği andır. Temadinin sona erme anı, zamanaşımının hesaplanması yönünden önem arz eder. Zira, dava zamanaşımı kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği günden itibaren işlemeye başlar (TCK m. 66/6). Zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla 6 aylık şikayet süresi, şikayet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar (TCK m.73). Bu sebeple, internet yoluyla işlenen suçlarda, zamanaşımının işlemeye başladığı tarih olarak, suç teşkil eden yayının en son yayınlandığı, temadinin sona erdiği tarih esas alınır.

İnternet yoluyla işlenen hakaret, tehdit gibi suçlarda, içeriği suç teşkil eden yayın yayımlanmaya devam ettiği sürece, suç kesintisiz suç özelliği gösterdiğinden, şikayet süresinin başlangıcı yönünden de esasen fiilin öğrenildiği tarihin bir önemi bulunmamaktadır. Bu gibi hallerde, kesintisiz olarak işlenen suçtan ilk haberdar olunan tarihin esas alınmaması gerekir. Kişi, internet ortamında yapılan yayından, yayının henüz mevcut olduğu sırada haberdar olmuşsa, kesinti meydana gelmediği için 6 aylık hak düşürücü sürenin başlamadığı kabul edilmelidir. Bununla birlikte kişi, ilgili yayından, kesintinin meydana tarihte ya da daha sonraki bir tarihte haberdar olmuş ise, bu gibi hallerde, yayımın öğrenildiği tarihi, 6 aylık hak düşürücü sürenin başlangıcı olarak kabul etmek gerekir.

Müşteki birden fazla ise müştekilerden biri şikayet süresini kaçırsa bile, şikayet süresini kaçırmayan diğer müştekilerin şikayet hakkı düşmeyecektir (TCK m. 73/3)

Şikayet Hakkının Kullanılması

Şikayet hakkı, bir suçun savcılık tarafından soruşturulması veya mahkeme tarafından kovuşturulması için zarar gören veya mağdura tanınan kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Şikayetçi, gerçek kişi olabileceği gibi şirket, vakıf, dernek vb. gibi bir tüzel kişi de olabilir. Tüzel kişiler şikayet hakkını yetkili organları vasıtasıyla kullanır. Şikayet hakkını bizzat hak sahibi kullanmalıdır; bu hak mirasçılara geçmez. Bu durumun istisnası ise TCK  m.131/2’de yer alan hakaret ve sövme suçlarına ilişkin düzenlemedir. Bununla birlikte, müşteki şikayet hakkını bizzat kullandıktan sonra vefat ederse, mirasçıları açılan ceza davasına müdahil (katılan) sıfatıyla katılabilirler.

Vekil ile vekalet veren arasındaki vekalet ilişkisi kapsamında da, cezai bir uyuşmazlıkta şikayet hakkının, “vekil” aracılığıyla da kullanılması mümkündür.

Şikayet hakkının kullanılması “İhbar ve Şikayet” başlıklı CMK m. 158’ de,

(1) Suça ilişkin ihbar veya şikâyet, Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluk makamlarına yapılabilir.

(2) Valilik veya kaymakamlığa ya da mahkemeye yapılan ihbar veya şikâyet, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.

(3) Yurt dışında işlenip ülkede takibi gereken suçlar hakkında Türkiye’nin elçilik ve konsolosluklarına da ihbar veya şikâyette bulunulabilir.

(4) Bir kamu görevinin yürütülmesiyle bağlantılı olarak işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle, ilgili kurum ve kuruluş idaresine yapılan ihbar veya şikâyet, gecikmeksizin ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.

(5) İhbar veya şikâyet yazılı veya tutanağa geçirilmek üzere sözlü olarak yapılabilir.

(6) İhbar ve şikâyet konusu fiilin suç oluşturmadığının herhangi bir araştırma yapılmasını gerektirmeksizin açıkça anlaşılması veya ihbar ve şikâyetin soyut ve genel nitelikte olması durumunda soruşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilir. Bu durumda şikâyet edilen kişiye şüpheli sıfatı verilemez. Soruşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar, varsa ihbarda bulunana veya şikâyetçiye bildirilir ve bu karara karşı 173 üncü maddedeki usule göre itiraz edilebilir. İtirazın kabulü hâlinde Cumhuriyet başsavcılığı soruşturma işlemlerini başlatır. Bu fıkra uyarınca yapılan işlemler ve verilen kararlar, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından görülebilir.

(7) Yürütülen soruşturma sonucunda kovuşturma evresine geçildikten sonra suçun şikâyete bağlı olduğunun anlaşılması halinde; mağdur açıkça şikayetten vazgeçmediği takdirde, yargılamaya devam olunur.” şeklinde düzenlenmiştir.

Görüldüğü üzere şikayet hakkı, polis, jandarma veya savcılığa beyanda bulunup müşteki ifade tutanağı düzenlenmesiyle kullanılabileceği gibi, savcılığa veya mahkemeye yazılı bir şikayet dilekçesi verilerek de kullanılabilir. Mahkemeye verilen şikayet dilekçesi savcılığa gönderilir. Kural olarak şikayet hakkı adli makamlara başvurularak kullanılmalıdır; ancak, adli makamlar dışında aşağıdaki idari makamlara da şikayet başvurusu yapılabilir (CMK m.158):

  • Valilik veya kaymakamlığa yapılan ihbar veya şikayet, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.
  • Yurt dışında işlenip ülkede takibi gereken suçlar hakkında Türkiye’nin elçilik ve konsolosluklarına da ihbar veya şikayette bulunulabilir.
  • Bir kamu görevinin yürütülmesiyle bağlantılı olarak işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle, ilgili kurum ve kuruluş idaresine yapılan ihbar veya şikayet, gecikmeksizin ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.

Şikayet dilekçesi, şikayet edenin kimliğini, adresini, iletişim bilgilerini ve olayın açık anlatımını içermelidir. İhbar veya şikayet yazılı veya tutanağa geçirilmek üzere sözlü olarak da yapılabilir.

Müştekinin şikayet dilekçesi veya beyanı üzerine savcılık iddianın suç teşkil ettiği kanaatine varırsa derhal soruşturma başlatır. Soruşturma aşamasında deliller toplanır; tanık dinlenir, keşif veya bilirkişi incelemesi yapılır, ilgili yerlere müzekkereler yazılarak iddianın doğruluğu araştırılır. Savcı, suç işlendiği hususunda yeterli şüphe olduğunu görürse, iddianame düzenlemek suretiyle suçun faili hakkında ceza davası açar.

Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlarda, şikayet şartı gerçekleşmemişse kamu davası açılamaz. Savcı şikayeti gerektirmediği kanaatiyle iddianame düzenlemiş, iddianamenin kabulünden sonra mahkeme, şikayetin gerektiğine karar vermişse, muhakeme faaliyetinin devamı için şikayet şartının gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılır. Şartın gerçekleşmesinin beklenmesi durumu ortaya çıkarsa, durma kararı verilebilir; şart gerçekleşirse davaya devam olunur, aksi halde dava şartı yokluğundan düşme kararı verilir (CMK m. 223/8).

Suçtan zarar gören veya mağdur şikayet hakkını kullanırken asıl olarak mağduru olduğu ‘fiili’ şikayet eder. Mağduru olduğu fiili şikayet eden müşteki, o fiile katılan tüm şüpheli veya sanıkları şikayet etmiş olur. Başka bir ifadeyle, müşteki, aynı fiili işleyen faillerden sadece birini seçip şikayetçi olamaz; aynı fiilden dolayı şikayet hakkı, ancak tüm failler aleyhine ortak bir biçimde kullanılabilir.

Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlar iştirak halinde işlenmişlerse, faillerden biri hakkında yapılan şikayet diğerlerine de etkili olur ve soruşturma tüm failler hakkında yürütülür. Suç ortaklarından biri şikayet edilmiş olmasına rağmen, diğer ortaklar hakkında da sanki şikayet varmış gibi soruşturma ve kovuşturma yapılmasına, “şikayetin bölünmezliği” adı verilir.

Türk Ceza Kanununda, şikayetin sirayeti hakkında bir hüküm bulunmamakla birlikte TCK m. 73/5’e göre, iştirak halinde işlenen suçlarda, sanıklardan biri hakkında şikayetten vazgeçildiğinde, bu vazgeçmenin diğer sanıkları da kapsadığı düzenlenmiştir. Bu düzenlemenin niteliği gereği “vazgeçmenin” sirayetine imkan tanındığına göre, yasanın şikayetin sirayetini de kabul ettiği sonucu benimsenmelidir.

Şikayetin bölünmezliği prensibinden çıkan diğer bir sonuca göre de, suçtan zarar görenler birden fazla ise, bunların birbirlerinden ayrı olarak şikayet etmeye hakları vardır. Böylece, şikayet hakkı sahiplerinden birinin bu haktan vazgeçmesi, diğerlerinin hakkına herhangi bir zarar vermez. Bu bakımdan, şikayet hakkı sahiplerinden herhangi birinin şikayeti suç faili veya failleri hakkında soruşturma ve kovuşturmaya geçilmesine sebep olur. Bir fiil birden fazla neticenin meydana gelmesine sebep olmuş, mesela taksirle yaralamadan dolayı birden fazla kişi yaralanmış veya birden fazla kişiye karşı hakaret edilmişse, şikayet hakkı sahiplerinden sadece birinin şikayeti, soruşturmanın başlanmasına neden olursa da fiilden dolayı verilecek hüküm yalnızca şikayet eden göz önüne alınarak verilmelidir. Başka bir ifadeyle, mahkumiyet kararı zarar gören şikayet etmeyenlere de genişletilmemelidir.

Şikayetten Vazgeçme

Şikayete tabi suçlarda, ancak mağdur tarafından şikayet hakkı kullanıldığı takdirde soruşturma başlatılabilir. Aksi takdirde savcılık veya polisin şikayete tabi suçlarda kendiliğinden soruşturma başlatma yetkisi yoktur. Ancak, soruşturması şikayete bağlı ve şikayet hakkı kullanılmamış olsa bile şu hallerde kendiliğinden soruşturma başlatılır:

  • Çocuklara karşı işlenen suçlarda suçüstü halinde,
  • Beden veya akıl hastalığı, malullük veya güçsüzlükleri nedeniyle kendilerini idareden aciz bulunanlara karşı işlenen suçlarda suçüstü halinde.

Şikayetten vazgeçme ise şikayete tabi suçlarda, soruşturmayı sona erdiren, kovuşturma aşamasına geçilip ceza davası açılmışsa davanın düşmesine yol açan bir işlemdir (TCK md. 73/4).

Takibi şikayete bağlı suçlarda şikayetten vazgeçme, aynı fiili işleyen tek bir fail hakkında yapılsa dahi, mahkemeye açılan ceza davasının düşmesi kararından tüm failler yararlanır. Ancak borcun kaynağı aynı olsa bile, taahhüdü ihlal suçu nedeniyle açılan icra ceza davasında bir sanık hakkındaki şikayetten vazgeçme diğer sanığı etkilemez. Başka bir deyişle, bu durumda “şikayetten vazgeçmenin sirayeti” kurumu geçerli değildir.

Takibi şikayete bağlı suçlarda şikayetten vazgeçme beyanı veya dilekçesi verildikten sonra, aynı fiil ile ilgili bir daha şikayetçi olma veya kamu davasına müdahil olma (katılma) mümkün değildir. Diğer bir deyişle, şikayetten vazgeçme beyanının geri alınması veya diğer bir deyişle şikayetten vazgeçmeden vazgeçme mümkün değildir.

Takibi şikayete bağlı olmayan, yani savcılıkça resen takip edilen suçlarda daha önce şikayetten vazgeçilmiş olsa bile, tekrar şikayetçi olarak kamu davasına katılmak mümkündür.

Şikayetten vazgeçme, ceza davası neticesinde verilen hüküm kesinleşinceye kadar mümkündür. Müşteki, şikayetten vazgeçme hakkını dilerse istinaf mahkemesi veya Yargıtay temyiz incelemesi aşamalarında da kullanabilir. Ancak, ceza davasında verilen hüküm kesinleştikten sonra şikayetten vazgeçme başvurusu hiçbir hukuki sonuç doğurmaz. Kesinleşen hüküm infaz edilir (TCK m. 73/4).

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda şikayetten vazgeçmenin ne şekilde yapılacağı ile ilgili herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Şikayetten açıkça vazgeçme Cumhuriyet savcılığı ve mahkeme veya hakim gibi yargı organları huzurunda olabileceği gibi, zabıta makamları veya noter gibi makamlar huzurunda da olabilir. Burada önemli olan, şikayetten vazgeçme hakkını kullanan müşteki beyanının ispatlanmasıdır. Kanunun aradığı husus, şikayetten vazgeçme iradesinin şüpheye yer vermeyecek bir şekilde ispatlanmasıdır. Örneğin, yaralamalı ve ölümlü trafik kazalarında noterde düzenlenen ibranamelerde müştekinin “… TL maddi ve manevi tazminat aldım, şikayetten vazgeçiyorum.” şeklinde yer alan vazgeçme beyanı geçerlidir.

Küçük olan mağdurun yargılama sırasında reşit olması halinde, velinin bu aşamadan sonra vazgeçmesi sonuca etkili olmayacaktır. Zira reşit olan mağdur şikayet hakkına sahip olup, şikayetçi olup olmadığı sorularak sonucuna göre karar verilmelidir.

Şikayetten vazgeçme, sanık tarafından kabul edilirse ceza davası hakkında ‘düşme kararı’ verilir. Ancak, sanık şikayetten vazgeçme beyanını kabul etmek zorunda değildir. Sanık ceza davasının düşmesi yerine, yargılamaya devam edilerek dava sonunda kendisi hakkında ‘beraat kararı’ verilmesini talep edebilir. Bu durumda, müşteki şikayetten vazgeçse bile, dava hakkında düşme kararı verilemez. Yargılamaya devam edilir ve dava sonunda sanık hakkında şartları oluşmuşsa beraat kararı verilir. Yargılama neticesinde beraat kararı değil de mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği anlaşılırsa, sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmez; mahkumiyet kararı yerine şikayetten vazgezme nedeniyle düşme kararı verilir.

Takibi Şikayete Bağlı Suçlar Yargıtay Kararları

Yargıtay 14. Ceza Dairesi Esas : 2018/4767 Karar : 2018/5328 Tarih : 20.09.2018

  • Takibi Şikayete Bağlı Suçlar
  • TCK 73. Madde

İlk derece mahkemesince verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Katılanın kovuşturma evresinde beyanı alındıktan sonra dosyaya sunduğu 19.06.2014 havale tarihli dilekçe ile sanıklar hakkındaki şikayetinden vazgeçtiği anlaşılmakla, takibi şikayete bağlı olan reşit olmayanla cinsel ilişki suçu yönünden 5237 sayılı TCK’nın 73/6. maddesi gereğince sanıklardan vazgeçmeyi kabul edip etmedikleri sorularak sonucuna göre hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekirken, yargılamaya devamla yazılı şekilde mahkumiyet hükümleri kurulması,

Kanuna aykırı, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 20.09.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Yargıtay 19. Ceza Dairesi Esas: 2015/22199 Karar: 2017/6734 Tarih: 13.09.2017

  • Takibi Şikayete Bağlı Suçlar
  • TCK 73. Madde

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede,

1)Şikayetçi vekili 08.04.2013 tarihli dilekçesi ile sanıklardan … hakkındaki şikayetlerinden vazgeçtiklerini bildirmiş , mahkemece sanık hakkındaki davanın düşürülmesine karar verilmiştir. Şikayetçinin suçu iştirak halinde işleyen sanıklardan biri hakkında İİK’nın 354.maddesi kapsamındaki vazgeçmesi, diğer sanığa da 5237 sayılı TCK`nın 73/5 maddesi gereğince sirayet edeceğinden diğer sanık hakkında da cezanın düşürülmesine karar verilmesi gerektiği halde yazılı şekilde karar verilmesi,

2)Borçlu şirketin kayıtlı bulunduğu vergi dairesine şikayet tarihi itibariyle en son vermiş olduğu beyanname örnekleri getirtilip, sonucuna göre hukuki durumunun takdir edilmesi gerekirken, eksik kovuşturma ile yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,

Kabule göre de;

02.12.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesinde değişiklik yapılarak madde içeriğinden “etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile” ibaresinin çıkarılması nedeniyle; özel bir etkin pişmanlık hükmü olan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 354. maddesinin aynı Kanun’un 337/a maddesinde düzenlenen suç yönünden uzlaşma kurumunun uygulanmasına engel teşkil etmemesi, suçun işlenmesinden sonra fail ile mağdur arasındaki çekişmeyi bir uzlaştırmacının girişimiyle kısa zamanda tarafların özgür iradeleriyle ve adli merciler daha fazla meşgul edilmeden sonuçlandırmayı amaçlayan uzlaşmanın soruşturma ve kovuşturmalarda mutlaka öncelikle uygulanması zorunlu bir maddi ceza ve ceza muhakemesi hukuku kurumu olması ve İcra ve İflas Kanunu’nun 354. maddesinin yerine geçip anılan maddenin uygulanmasını ortadan kaldırmaması karşısında, sanık hakkında 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle değişik CMK`nun 253, 254. maddelerinin uygulanması zorunluluğu,

Bozmayı gerektirmiş ve şikayetçi vekilinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden HÜKMÜN 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK`nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 13.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Yargıtay 12. Ceza Dairesi Esas: 2016/1511 Karar: 2017/5123 Tarih: 14.06.2017

  • Takibi Şikayete Bağlı Suçlar
  • TCK 73. Madde

Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan sanıklar hakkındaki davaların şikayet yokluğu nedeniyle düşmesine ilişkin hükümler, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Resmi nikahlı eşi olan mağdur …‘ın sadakatinden kuşkulanan ve aldatıldığını düşünen sanık … tarafından, mağdur … ile katılan …‘in MSN üzerinden yaptıkları sesli ve görüntülü görüşmenin, diğer sanık …‘ın yardımı ve sanık …‘a ait kamera ile gizlice kaydedilip, kaydı içeren CD’nin, mağdur … ile katılan … aleyine açılan boşanma, nafaka ve tazminat istemli davaya delil olarak sunulmak suretiyle fikir ve eylem birliği içerisinde hareket eden sanıkların özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda;

İncelenen dosya kapsamına göre; sanık …‘nun davacı, mağdur … ile katılan …‘in davalı sıfatını taşıdıkları ve “…Davalının bu bayan ile ilişkisini artık uluorta yaşamaya başlaması ve müvekkilimin davalı …‘ı diğer davalı … ile görüntülü olarak bilgisayar/internet ortamında çıplak olarak görüştüğünü tespit etmesi sonucu kadınlık ve insanlık gururu kırılan müvekkilim fiilen biten bu evliliği hukuken de bitirmeye karar vermiştir. Davalıların birlikte alkol alırken çekilen fotoğrafları ile çıplak olarak görüntülü yaptıkları internet görüşmesinin cd kaydı dilekçe ekinde sunulmuştur…” ibarelerini içeren 07.09.2010 tarihli dava dilekçesinin 13.01.2011 tarihinde katılan …‘e usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, anılan davanın yapılan yargılaması sonunda Sakarya 2. Aile Mahkemesince verilen 16.06.2011 tarihli kararın da 15.08.2011 tarihinde bizzat katılan …‘e tebliğ edildiği, katılan …‘in ise kaydı içeren CD’den dolayı 31.08.2012 havale tarihli dilekçe ile şikayetçi olduğu nazara alındığında,

Şikayet konusu fiil ve faillerini en geç 13.01.2011 tarihinde öğrenen katılan …‘in, TCK’nın 73/1. maddesinde öngörülen 6 aylık süre geçtikten sonra 31.08.2012 tarihinde sanıklardan şikayetçi olduğu, dosya içeriği itibariyle CMK’nın 223/9. maddesi kapsamında derhal beraat kararı verilmesini gerektiren haller de bulunmadığı anlaşılmakla, kovuşturmada şikayet koşulunun gerçekleşmemesinden dolayı şikayet yokluğu nedeniyle TCK’nın 73/1 ve CMK’nın 223/8. maddeleri gereğince verilen düşme kararında bir isabetsizlik görülmediğinden, katılan vekilinin şikayetin süresinde olduğuna ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin isteme uygun olarak ONANMASINA, 14.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Yargıtay 1. Ceza Dairesi Esas : 2016/5919 Karar : 2017/2144 Tarih : 6.06.2017

  • Takibi Şikayete Bağlı Suçlar
  • TCK 73. Madde

Sanık … müdafiinin 1 haftalık yasal süre içindeki temyiz isteminden sonra, sanık …‘in cezaevinden gönderdiği 10/10/2016 tarihli dilekçesi ile dosyanın onanmasını istedikleri anlaşılmakla, Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 05.02.2008 gün ve 2008/1-9-15 sayılı kararı uyarınca, cezanın onanması isteği, temyiz isteminden vazgeçme niteliği taşıdığından, sanık … müdafiinin temyiz isteminin;

Sanık … hakkında; mağdur …‘e yönelik kasten yaralama suçundan açılan kamu davası olmadığı gibi temyiz edilebilir bir hüküm de bulunmadığından temyiz isteminin;

CMUK.nun 317. maddesi gereğince ayrı ayrı REDDİNE karar verilmiştir.

Temyizin kapsamına göre; sanık … hakkında; mağdur …‘a yönelik kasten öldürmeye yardım suçundan kurulan hüküm ile sanık … hakkında; mağdur …‘e yönelik kasten yaralama suçundan kamu davasının düşürülmesine dair verilen hükme hasren yapılan incelemede,

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık …‘in, mağdur …‘a yönelik eyleminin sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç niteliği tayin, takdire ve tahrike ilişkin cezayı azaltıcı sebeplerin niteliği ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, sanık …‘ın, mağdur …‘e yönelik kasten yaralama suçunun şikayete tabi olması gerekçe gösterilerek 5237 sayılı TCK.nun 73/4. maddesi uyarınca açılan kamu davasının düşürülmesine karar verilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bozma ve eleştiri nedenleri dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık … müdafiinin sebebe dayanmayan,

Oluşa ve dosya kapsamına göre, sanık …‘in, mağdur …‘ın yanında bulunan tanık …‘yi aradığı telefona mağdur …‘ın çıktığı, tartıştıkları ve … parkında buluşmak üzere sözleştikleri, mağdur … parka gittiğinde, sanık …‘in beklemekte olduğu, aralarında tartıştıkları, sanık …‘in olay yerine geldiği ve mağdur …‘ın kafasına sopa vurmak suretiyle olaya dahil olduğu, yaşanan arbede de her iki sanığın bıçakla ve sopayı el değiştirerek mağduru yaraladıkları ve arbedede sanıklar … ve…‘in de basit tibbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandıkları, mağdur …‘ın savcılık ve yargılama aşamasındaki beyanlarında bıçağını sanıklara salladığını, kimin neresine geldiğini bilmediğini beyan ettiği anlaşılan olayda,

a- Sanık …‘in, mağdur …‘ı kasten öldürmeye teşebbüs eylemini sanık … ile birlikte eylem üzerinde tam bir fiili hakimiyet kurarak, birlikte işlediği anlaşıldığı halde, sanığın “fail” sıfatıyla tahrik altında “kasten öldürmeye teşebbüs” suçundan TCK.nun 37, 81, 35, 29, 62. maddeleri uyarınca cezalandırılması yerine, iştirakin derecesinde yanılgıya düşülerek, yazılı biçimde “yardım eden” sıfatıyla tahrik altında “kasten öldürmeye teşebbüs” suçundan TCK.nun 81, 35, 39, 29. ve 62. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmek suretiyle eksik ceza tayini,

b- Sanık …‘in, mağdur …‘a yönelik kasten öldürmeye teşebbüse yardım suçundan kurulan hükmün uygulaması sırasında TCK’nun 29. maddesi gereğince 1/4 indirim yapılırken cezanın 4 yıl 22 gün olarak hesaplanması gerekirken 3 yıl 12 ay 22 gün olarak hesaplanarak sanığa eksik ceza tayini,

c- 24.11.2015 günlü Resmi Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih, 2014/140 esas ve 2015/85 sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin iptal edilen bölümleri doğrultusunda sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

d- Sanık …‘ın, mağdur …‘e yönelik kasten yaralama eyleminin, 5237 sayılı TCK’nun 6. maddesi kapsamında silahtan sayılan bıçak ile gerçekleştirdiğinin anlaşılması karşısında; TCK.nun 73/4 ve CMK.nun 223/8. maddeleri uyarınca açılan kamu davasının düşürülmesine karar verilemeyeceğinin gözetilmemesi,

Yasaya aykırı olup, sanık … müdafiinin, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi BOZULMASINA, 06/06/2017 gününde oybirliği ile karar verildi.


Yargıtay 4. Ceza Dairesi Esas: 2014/32568 Karar: 2017/14899 Tarih: 17.05.2017

  • Takibi Şikayete Bağlı Suçlar
  • TCK 73. Madde

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

1-Mağdur …’ın, temyiz aşamasında 13/08/2014 tarihli dilekçe ile şikayetinden vazgeçmesi ve hakaret suçunun takibinin şikayete bağlı bulunması karşısında, TCK’nın 73/4. maddesi uyarınca söz konusu dilekçede kimlik tespiti yapılmaması nedeniyle mağdurun da duruşmaya çağrılarak dilekçe altındaki imzanın kendisine ait olup olmadığı, şikayetten vazgeçme iradesinin bulunup bulunmadığı sorularak, şikayetten vazgeçme iradesinin tespiti halinde TCK’nın 73/4. maddesi uyarınca sanığın sanığın şikayetten vazgeçmeyi kabul edip etmediği saptanarak sonucuna göre hukuki durumunun değerlendirilmesi zorunluluğu,

2-Kabule göre de;

02/12/2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaştırma hükümlerinin yeniden düzenlenmesi, sanığa isnat edilen TCK’nın 106/1. maddesi kapsamındaki tehdit suçunun uzlaştırma kapsamında bulunması, hakaret suçunun ise, suç tarihi itibariyle 5271 sayılı CMK’nın 253/3-son cümlesi uyarınca tehditle birlikte işlenmesi nedeniyle uzlaşma kapsamında bulunmadığının anlaşılması ve yeni düzenleme karşısında, hakaret suçu yönünden de uzlaştırma önerisinde bulunulmasının gerektiği anlaşılmış olmakla, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,Bozmayı gerektirmiş, sanık …’ın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin HÜKÜMLERİN 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 17/05/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Yargıtay 15. Ceza Dairesi Esas: 2014/18907 Karar: 2017/7827 Tarih: 20.03.2017

  • Takibi Şikayete Bağlı Suçlar
  • TCK 73. Madde

“Sanığın, katılanın şirketine ortak olduğu, şirket adına tahsil ettiği bir kısım ödemeleri hesaba yaptırmayarak zimmetine geçirdiği, şirketin müşteri portföyünü ve bilgilerini alarak kurduğu şirkette kendi yararına kullandığı,” gerekirse ölürüm öldürürüm azdan az gider çoktan çok gider, o…. çocukları şeklinde” sözler söylediği, sanığın böylece hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, hakaret ve tehdit suçlarını işlediği iddia edilen olayda

1-Sanık hakkında güveni kötüye kullanmak suçundan kurulan hükmün temyiz incelenmesinde:

Sanık ile katılanın aynı konutta beraber yaşamayan kardeş olmaları sebebiyle, TCK. 167/2 maddesi gereğince atılı suçun şikayete tabi olduğu, katılanın da şikayetini TCK’nun 73/1 maddesinde belirtilen 6 aylık şikayet süresinde gerçekleştirmediği anlaşılmakla; mahkemenin TCK’nun 73/1 ve CMK’nun 223/8. maddeleri uyarınca davanın düşmesine karar vermesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; katılan vekilinin atılı suçun şikayete tabi olmadığı nedenine dayanan temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA,

2-Sanık hakkında hakaret ve tehdit suçlarından kurulan hükümlerin temyiz incelenmesinde:

Sanığın “gerekirse ölürüm öldürürüm, azdan az gider çoktan çok gider, o…. çocukları” şeklindeki yazıları msn profilinde yazdığı, katılanı hedef aldığına dair delil elde edilmediği anlaşılmakla, sanığın atılı hakaret ve tehdit suçlarını işlediği sabit olmadığı gerekçesine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; katılan vekilinin atılı suçların işlendiğinin sabit olduğu nedenine dayanan temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 20/03/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Yargıtay 15. Ceza Dairesi Esas: 2014/17799 Karar: 2017/7156 Tarih: 07.03.2017

  • Takibi Şikayete Bağlı Suçlar
  • TCK 73. Madde

Katılanın, galericilik yapan sanıktan satın aldığı araç karşılığında suça konu 4.500 TL bedelli senedi verdiği, bir süre sonra katılanın aracı sanığa geri iade etmesine rağmen sanığın suça konu senedi katılana geri vermeyerek oyaladığı ve bir süre sonra da, suça konu senedin ödenmediği gerekçesi ile katılan aleyhine icra takibine başlayarak, bedelsiz kalan suça konu senedi tahsil etmeye çalıştığı, sanığın bu surette bedelsiz senedi kullanma suçunu işlediği iddia olunan somut olayda,

Sanığa yüklenen ve TCK 156. madde de düzenlenen “bedelsiz senedi kullanma” suçunun takibinin şikayete bağlı bulunduğu, TCK 73. maddesinde de şikayet süresinin “fiil ve failin öğrenildiği günden itibaren 6 ay” olduğu ve şikayetin süresi içerisinde yapılıp yapılmadığının yargılama şartı olarak kabul edildiği, bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, suça konu senet ilgili olarak sanık tarafından icra takibi başlatıldığı ve ödeme emrinin de katılana 28/09/2011 tarihinde usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği, dolayısıyla katılanın en geç bu tarihte bedelsiz kalan senedin aleyhine olarak icra takibine konulduğunu öğrenmiş sayılacağı, bu şekilde yapılan icra takibinden haberdar olan katılanın, altı aylık şikayet süresi geçtikten sonra 22/11/2012 tarihinde sanık hakkında şikayetçi olduğu anlaşıldığından, süresinde yapılmış bir şikâyetin bulunmaması nedeniyle verilen düşme hükmünde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; katılanın suçun sübut bulduğuna ilişkin sair temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 07/03/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.


Yargıtay 21. Ceza Dairesi Esas: 2016/6312 Karar: 2017/147 Tarih: 16.01.2017

  • Takibi Şikayete Bağlı Suçlar
  • TCK 73. Madde

25.11.2009 tarihli “ödeme taahhütnamesi” ile “teminat iadesi ve kira sözleşmesi” başlıklı belgelerin altındaki imzaların katılana ait olmasına rağmen, içeriğinin sanık tarafından katılanın rızası hilafına doldurulduğu iddiasıyla her iki belgeye yönelik olarak “açığa atılan imzanın kötüye kullanılması” suçundan kamu davası açılması karşısında, 5237 Sayılı TCK.nun 73. maddesinde, “soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikayette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamayacağı, bu sürenin, zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla şikayet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden itibaren başlayacağı” hükmüne yer verildiği göz önünde bulundurularak, 25.11.2009 tarihli “ödeme taahhütnamesi” adlı belgenin 2. İcra Dairesinin 2009/8568 Esas sayılı dosyasında ilamsız takibe konu edildiği, buna dair ödeme emrinin katılana 24.02.2010 tarihinde tebliği ile katılan tarafından öğrenildiği ve şikayetin 22.06.2010 tarihinde yapıldığı, 25.11.2009 tarihli “teminat iadesi ve kira sözleşmesi” adlı belgenin ise ilamsız takipte kullanılmayıp, böyle bir belgenin varlığından ilk olarak sanık tarafından Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2010/119 Esas sayılı dava dosyasına sunulan 27.05.2010 tarihli “cevaba cevap” dilekçesinde bahsedildiği, bu dilekçenin de aynı tarihli duruşmada katılan vekiline tebliğ edildiği, en aleyhe kabulle öğrenme tarihinin 27.05.2010 tarihi olduğu ve bu belgeye dair şikayetin de 15.09.2010 tarihinde gerçekleştirildiği göz önüne alınmaksızın şikayet süresinin dolduğundan bahisle düşme kararı verilmesi,

SONUÇ : Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 09.01.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.06.06.2012 tarihli iddianame ile sanığın, kardeşi …‘e ait … Kırtasiye Büro Malzemeleri Sanayi ve Ticaret isimli firmanın, müşteki firmadan satın aldığı ürünlerden kaynaklanan borcuna karşılık olarak, borçlusu … Kırtasiye Büro Malzemeleri Sanayi ve Ticaret … olacak şekilde düzenlediği ve vekil olarak imzaladığına dair herhangi bir kayıt koymadan borçlu … adına imzaladığı beş adet sahte senedi müşteki firmaya teslim ettiği iddiasıyla açılan kamu davasında, yargılama sırasında sanığın, …‘e ait kırtasiyeyi temsilen “emre muharrer senetler düzenlemeye” yetkili olduğunu gösterir … tarafından 3. Noterlikde verilmiş 15.02.2008 tarih ve … yevmiye numaralı vekâletname sunması ve katılanın da alınan savcılık beyanında “senetlerin gözünün önünde sanık tarafından tanzim edilerek imzalandığını ve ayrıca sanığın kırtasiye adına işlem yapma konusunda vekâletname veya buna benzer belge ile yetki sahibi olduğunu haricen bildiği” ni beyan etmesi karşısında, sanık tarafından mahkemeye sunulan 3. Noterlikce verilmiş 15.02.2008 tarih ve … yevmiye numaralı vekâletnamenin asıl veya onaylı bir örneğinin 3. Noterlikden celbiyle dosya arasına alınması, gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek biçimde belirlenmesi bakımından, şirket temsilcisi …‘in tanık olarak beyanı alınarak, sanığın şirket adına çek keşide etme yetkisinin bulunup bulunmadığı, bu konuda kendisi tarafından verilmiş bir vekaletname ya da rızasının olup olmadığı ve sanığın suça konu çek dışında şirket adına daha önce benzer şekilde çek keşide edip etmediğinin sorulması ayrıca sahtecilik suçlarında aldatıcılık özelliğinin tespitinin hakime ait olduğu cihetle, suça konu senetlerin getirtilerek duruşmada incelenip özellikleri duruşma tutanağına yazıldıktan ve denetime olanak verecek şekilde dosyada bulundurulduktan sonra iğfal kabiliyeti bulunup bulunmadığı tespit edilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesinden sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,

Kabul ve uygulamaya göre de;

a- ) 43. maddesinin uygulanabilmesi için “bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi” gerektiği cihetle; sanığın tek bir borç ilişkisine yönelik olarak beş adet senedi aynı anda vermiş olması ve bu senetlerin farklı zamanda düzenlendiğine dair bir tespitin bulunmaması karşısında, yüklenen suçlar için zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağının gözetilmemesi, yasaya aykırı,

b- ) Suça konu senetlerin akıbeti konusunda bir karar verilmemesi,

c- ) T.C. Anayasa Mahkemesi’nin, 53. maddesine dair olan, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının 24.11.2015 gün ve 29542 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış olmasından kaynaklanan zorunluluk,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 11.01.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.1- ) 206. maddesindeki “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçunun oluşabilmesi için, sanığın açıklamaları üzerine oluşturulan resmi belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispat edici bir güce sahip olması gereklidir. Beyanı alan memur bu beyanın doğruluğunu araştırıp tahkik etmek ve daha sonra edindiği kanaate göre resmi belgeyi düzenlemek durumunda ise, bir başka ifade ile resmi belge sadece sanığın beyanına göre değil de memur tarafından yapılacak inceleme sonucuna göre meydana getirilmekte ise maddede tanımlanan suç oluşmayacaktır.

Somut olayda; sanığın yakalanması üzerine ismini kendi beyanına göre başkası olarak bildirdiği, daha sonra gerçek kimlik bilgilerinin öğrenildiği olayda; gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespiti açısından, diğer şahıs adına herhangi bir tutanak düzenlenip düzenlenmediği, gerçek isminin hangi aşamada anlaşıldığı araştırılıp tespit edildikten sonra sonucuna göre eyleminin 206/1. maddesinde tanımlanan’’ resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan’’ suçunu veya 5326 Sayılı Kabahatler Kanununun 40/1. madde ve fıkrasında düzenlenen “kimliğini gizleme” kabahatini oluşturup oluşturmadığı karar yerinde tartışılıp sonucuna göre hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,

2- ) Kabule göre de;

a- )Sanığın adli sicil kaydında yer alan ve hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına neden olan ilam ile hükmolunan 1.200 TL adli para cezalasının kesin nitelikte olduğu ve tekerrüre esas alınamayacağı gözetilmeden, 5237 Sayılı TCK’nun 58. maddesi uyarınca tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmesi,

b- ) 5237 Sayılı TCK.nun 206/1 maddesinde düzenlenen “Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçunun yaptırımlarından hapis cezasının alt sınırı “ 3 ay hapis cezası “ olduğu halde ve hüküm fıkrasında “ … seçimlik cezalardan hapis cezası seçilerek ve alt sınırdan ceza tayini suretiyle …” denildiği halde; mahkemece temel hapis cezası olarak 6 ay hapis cezası belirlenmek suretiyle cezanın belirlenmesi konusunda hüküm fıkrasında çelişki oluşturulması,

c- )T.C. Anayasa Mahkemesi’nin TCK’nın 53. maddesine dair olan 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının 24.11.2015 gün ve 29542 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olmasından kaynaklanan zorunluluk,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden 5320 Sayılı Kanun’un 8 /1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 16.01.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.Gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nun 311. maddesi hükmüne göre, eski hale getirme istemiyle birlikte temyiz talebinde de bulunulması halinde inceleme mercii Yargıtay’ın ilgili dairesi olduğundan, hukuki dayanaktan yoksun olan Mahkemenin 11.03.2014 tarihli sanığın temyiz talebinin reddine dair ek karar kaldırılarak yapılan incelemede;

Sanığın yokluğunda verilen 25.03.2009 tarihli kararın, 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi uyarınca tebliği işleminin daha önce adli mercilerce bu adrese yapılmış geçerli bir tebligatın bulunmaması sebebiyle usulsüz olduğu gözetilerek eski hale getirme talebinin kabulüyle sanığın öğrenme üzerine verdiği temyiz dilekçesinin süresinde olduğu değerlendirilerek yapılan incelemede;

5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 7 ve5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 7 ve 5252 Sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddeleri hükmü karşısında; sanığa yüklenen “2002 takvim yılında sahte fatura kullanmak” suçunun yasada gerektirdiği cezasının türü ve üst sınırı itibariyle tabi olduğu, suç tarihlerinde yürürlükte bulunan ve sanık lehine olan 765 Sayılı TCK’nun 102/4,, 104/2. maddelerinde öngörülen dava zamanaşımının, suç tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği anlaşılmış,

SONUÇ : Sanığın temyiz itirazları bu sebeple yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, aynı Kanun’un 322. maddesindeki yetkiye dayanılarak sanık hakkındaki kamu davasının gerçekleşen zamanaşımı sebebiyle 765 Sayılı TCK’nun 102/4,, 104/2 ve 5271 Sayılı CMK’nun 223/8. maddeleri gereğince DÜŞÜRÜLMESİNE, 16.01.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


Yargıtay 14. Ceza Dairesi Esas: 2016/3510 Karar: 2016/8162 Tarih: 30.11.2016

  • Takibi Şikayete Bağlı Suçlar
  • TCK 73. Madde

Olayın meydana çıkış biçimi, müracaatın yapılış zamanı, savunmalar ile tüm dosya kapsamına göre, sanıklar ile suça sürüklenen çocuğun, mağdureye yönelik eylemlerini zora dayalı gerçekleştirdiklerine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, mağdure hakkında Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunca düzenlenen 30.05.2012 tarihli raporda “mağduru bulunduğu olayın hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabileceği ve olaya ruhsal yönden muktedir bulunduğunun” belirtilmesi de nazara alındığında, suça sürüklenen çocuğun, mağdurenin onbeş yaşından küçük olduğu 2008 yılı Aralık ayının ilk haftasındaki eylemine dair olarak TCK’nın 103/2,, 31/3, 109/1-3-f-5,, 31/3. maddeleri uyarınca mahkumiyetine karar verilmesi, suça sürüklenen çocuk ile sanık haklarında mağdurenin onbeş-onsekiz yaş grubunda bulunduğu 2009 yılı Şubat ayındaki çocuğun cinsel istismarı suçundan açılan kamu davalarına konu eylemlerin ise TCK’nın 104. maddesinde düzenlenen reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturup aynı Kanunun 73/1. maddesinde öngörülen 6 aylık şikâyet süresinin geçtiğinin anlaşılması karşısında, bu suçlara dair kamu davalarının şikâyet yokluğu sebebiyle düşmesine ve aynı Kanunun 26/2. maddesi kapsamında mağdurenin hukuken geçerli rızasına istinaden sanık ile suça sürüklenen çocukla birlikte kalması halinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturmayacağı gözetilerek bu suçtan beraatlerine karar verilmesi yerine yazılı şekilde hükümler kurulması,

Kabul ve uygulamaya göre de;

Sanık hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan hüküm kurulurken, mağdurenin suç tarihi itibariyle onbeş yaşından büyük olması ve fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin gelişmiş bulunması sebebiyle verilen cezada TCK’nın 103/4. maddesinin uygulanmasının mümkün bulunmadığı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık ve suça sürüklenen çocuk müdafileri, O Yer Cumhuriyet Savcısı ile katılan bakanlık vekilinin temyiz itirazları ile sanık müdafiin duruşmalı inceleme sırasındaki sözlü savunması bu itibarla yerinde görüldüğünden, kısmen re’sen de temyize tabi hükümlerin 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 Sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 30.11.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Yargıtay 12. Ceza Dairesi Esas: 2015/11120 Karar: 2016/7869 Tarih: 04.05.2016

  • Takibi Şikayete Bağlı Suçlar
  • TCK 73. Madde

Katılanların, sanıklardan …‘nin sahibi olduğu … firmasında işçi ( borucu ) olarak çalıştıkları, sanık …‘nin, bu firmada ustabaşı olarak, mühendis olan diğer sanık …‘ın ise şantiye şefi olarak görev yaptığı, olay günü, katılanların, 1 numaralı çimento silosuna malzeme transferi yaptıkları sırada, iskele borusunun kopması neticesinde üzerinde bulundukları platformdan dengelerini kaybederek yaklaşık 10 metre yüksekten düşerek, katılan …‘ın ağır derecede kemik kırığı, katılan …‘nın ise vücudunda %76 oranında fonksiyon kaybı olacak şekilde yaralandıkları olayda,

07.11.2009 tarihinde meydana gelen olayla ilgili olarak dosyada yapılan inceleme neticesinde, ilk olarak katılanların isim, soyisim ve imzalarının bulunduğu 14.07.2010 tarihli, bahse konu olaya dair kimseden şikayetçi olmadıklarına dair iki farklı dilekçenin Derik Cumhuriyet Başsavcılığına faksla gönderildiği, bu belgelerin katılanlar tarafından gönderilip gönderilmediği araştırılmadığı gibi belge asıllarına da dosya içinde rastlanmadığı, daha sonra mağdurların 09.07.2010 tarihine kadar ifade vermek için dönüş yapmadıkları tutanak altına alınarak, Derik Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2010/720 soruşturma ve 2010/397 karar numarası ile, mağdurların şikayetçi olmadıklarından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, kararın mağdurlara tebliğ edilmesi üzerine, mağdur … tarafından süresinde 28.07.2010 tarihli dilekçeyle itiraz edildiği, itiraz üzerine, Midyat Ağır Ceza Mahkemesi’nin 27.08.2010 tarihli kararıyla bahse konu faks olarak gönderilen dilekçelerin mağdurlara ait olup olmadığının belirlenmesi ve eksik soruşturma sebebiyle mağdur …‘ın itirazının kabul edilerek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırıldığı, yapılan soruşturma sonucunda her iki mağdurun yaralanması sebebiyle sanıklar hakkında kamu davasının açıldığı anlaşılmakla,

1- ) Sanıklar hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararına dayanak teşkil eden ve katılanlar tarafından gönderildiği bildirilen faksların altındaki imzaların katılanlara ait olup olmadığının dosya kapsamından anlaşılamaması ve asıllarının dosyada bulunmaması nedeniyle, söz konusu faks belgelerinin altında bulunan imzaların katılanlara ait olup olmadığı hususlarının araştırılması ve katılanlardan faks altındaki imzaların kendilerine ait olup olmadığının sorulması,

2- ) Sanıkların üzerine atılı taksirle yaralama suçunun takibinin şikayete bağlı olduğu ve TCK’nın 73/1. maddesi uyarınca şikayet süresinin 6 ay olduğu dikkate alındığında, bahse konu kazanın iş kazası olduğu da gözetilerek, taraflar arasında iş mahkemesinde görülen dava dosyasının getirtilerek, iş müfettişleri tarafından düzenlenen rapor ile iş mahkemesindeki dava dosyasında, katılanların, sanıklardan şikayetçi olup olmadıkları, şikayetçi olmuş iseler, hangi tarihte şikayetçi oldukları hususu araştırıldıktan sonra, süresinde şikayette bulunup bulunmadığının tespit edilmesi,

3- ) Katılan …‘nün, kaza sonrası %76 oranında fonksiyon kaybı meydana geldiği tespit edilmesine rağmen, katılana vasi atanıp atanmadığı hususları ile katılanın bizzat şikayet hakkını kullanıp kullanamayacağı araştırıldıktan sonra sanıkların hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

SONUÇ : İsabetsiz olup, katılan vekili ve sanığın temyiz itirazları bu sebeple yerinde görüldüğünden, 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı 321. maddesi uyarınca, hükmün isteme uygun olarak BOZULMASINA, 04.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Takibi Şikayete Bağlı Suçlar Hakkında Sık Sorulan Sorular

Şikayete tabi olmayan suçlarda şikayetten vazgeçme nasıl olur?

Şikayete bağlı olmayan suçlarda şikayetten vazgeçme yoktur. Çünkü bu suçlar resen araştırılır. Şikayetten vazgeçilse dahi soruşturma devam eder.

Takibi şikayete bağlı suçlar şikayet süresi ne kadardır?

Takibi şikayete bağlı suçlar için şikayet süresi 6 aydır.

Takibi şikayete bağlı suçlarda şikâyetten vazgeçme nasıl yapılır?

Soruşturma aşamasında savcılığa, kovuşturma aşamasında ise mahkemeye bizzat veya dilekçe ile başvurularak şikayetten vazgeçilebilir.