İdari Yargılama Usulü Kanunu 20. Madde (İYUK)

İdari Yargılama Usulü Kanunu 20. Madde (İYUK)

idari yargilama usulu kanunu 20 madde

İdari Yargılama Usulü Kanunu 20. Madde

Dosyaların İncelenmesi

  1. Danıştay, bölge idare mahkemeleri ile idare ve vergi mahkemeleri, bakmakta oldukları davalara ait her türlü incelemeyi kendiliğinden yapar. Mahkemeler belirlenen süre içinde lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilirler. Bu husustaki kararların, ilgililerce, süresi içinde yerine getirilmesi mecburidir. Haklı sebeplerin bulunması halinde bu süre, bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir.
  2. Taraflardan biri ara kararının icaplarını yerine getirmediği takdirde, bu durumun verilecek karar üzerindeki etkisi mahkemece önceden takdir edilir ve ara kararında bu husus ayrıca belirtilir.
  3. Ancak, istenen bilgi ve belgeler Devletin güvenliğine veya yüksek menfaatlerine veya Devletin güvenliği ve yüksek menfaatleriyle birlikte yabancı devletlere de ilişkin ise, Cumhurbaşkanı ya da ilgili Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakan, gerekçesini bildirmek suretiyle, söz konusu bilgi ve belgeleri vermeyebilir. (Ek Cümle: 10/6/1994-4001/10 md.) Verilmeyen bilgi ve belgelere dayanılarak ileri sürülen savunmaya göre karar verilemez.
  4. (Mülga: 10/6/1994-4001/10 md.)
  5. Danıştay, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde dosyalar, bu Kanun ve diğer kanunlarda belirtilen öncelik veya ivedilik durumları ile Danıştay için Başkanlar Kurulunca; diğer mahkemeler için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca konu itibariyle tespit edilip Resmi Gazete’de ilan edilecek öncelikli işler göz önünde bulundurulmak suretiyle geliş tarihlerine göre incelenir ve tekemmül ettikleri sıra dahilinde bir karara bağlanır. Bunların dışında kalan dosyalar ise tekemmül ettikleri sıraya göre ve tekemmül tarihinden itibaren en geç altı ay içinde sonuçlandırılır.
  6. Bölge idare mahkemelerindeki istinaf kanun yolu incelemeleri ile idare ve vergi mahkemelerinde heyet halinde görülen davalarda, birinci fıkrada belirtilen bilgi ve belgelerin istenmesine ve ek süre verilmesine ilişkin ara kararları daire başkanı, mahkeme başkanı veya dosyanın havale edildiği üye tarafından da verilebilir.

İdari Yargılama Usulü Kanunu 20. Madde Açıklaması

İYUK’un 20. maddesi idari yargılama usulünün işleyişine ilişkin önemli kurallar içermektedir. Bu madde idari yargılamanın en önemli özelliklerinden olan idari yargı hâkiminin re’sen araştırma yetkisinin dayanağını oluşturmaktadır. Buna göre Danıştay, bölge idare mahkemeleri ile idare ve vergi mahkemeleri, bakmakta oldukları davalara ait gerekli gördükleri her türlü incelemeyi kendiliğinden yapar. Re’sen araştırma yetkisi, idari yargı hakimine tarafların dava ya ilişkin getirdikleri iddia ve savunmalarla bağlı kalmaksızın, uyuşmazlığı çözmeye yönelik her türlü inceleme yapma yetkisinin verilmesini içermektedir.

Danıştay Kanunu’nun 49. maddesinde de benzer bir yetkiye yer verilmiştir. “Evrak getirilmesi ve yetkililerin dinlenmesi” başlıklı maddeye göre, incelenmekte olan işler hakkında lüzum görülen her türlü evrak getirtilebileceği ve bilgi istenebileceği gibi, tamamlayıcı veya aydınlatıcı alınmak üzere ilgili dairelerden veya uygun görülecek diğer yerlerden yetkili memur ve uzmanlar da çağırılabilir. İstenen bilgi ve belgeler devletin güvenliğine ve yüksek menfaatlerine veya devletin güvenliği ve yüksek menfaatleriyle birlikte yabancı devletlere de ilişkin ise, ilgili makamın, gerekçesini bildirmek suretiyle söz konusu bilgi ve belgeleri vermeyebileceği de hükme bağlanmıştır.

  • İlgili Makale: 
  • 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) Tam Metin: 

idari yargilama usulu kanunu 20 madde iyuk
idari yargilama usulu kanunu 20 madde iyuk

İdari Yargılama Usulü Kanunu 20. Madde Dosyaların İncelenmesi Emsal Kararlar

Danıştay 12.Dairesi E: 2005/ 5195 K: 2006 / 1109

  • İdari Yargılama Usulü Kanunu 20. Madde
  • Dosyaların İncelenmesi

Dosyanın incelenmesinden; Adana Emniyet Müdürlüğü Eğitim Şube Müdürlüğüne öğretmen olarak atanan ve 16.12.1998 tarihinde göreve başlayan davacının, bu tarihten itibaren göreve gelmediğinin 30.6.1999 tarihli tutanakla tespiti üzerine hakkında başlatılan soruşturmada, dinlenen tanıkların, davacıyı 6 aylık süre içinde bir veya iki kez göreve gelirken gördüklerini, öğretmenin 08:00 – 17:00 saatleri arasında mesaiye gelmediğini, sürekli olarak hizmette bulunmadığını ve kendisini eşine ait beyaz eşya dükkanında gördüklerini ifade ettikleri, davacının ise ifadesinde, sabah 08:00 ile akşam 17:00 saatlerine riayet etmediğini, hizmet içi eğitim ile ilgili ders ve konferans gibi görevler verildiğinde bu görevi yapıp görevden ayrıldığını, Emniyet Genel Müdürlüğü Eğitim Daire Başkanlığının Genelgesine göre hareket ettiğini belirttiği, soruşturmacı tarafından, davacının sözünü ettiği Genelgenin Polis Okulunda kadrolu öğretmenler için geçerli olduğu, davacının 657 sayılı Yasanın 76.maddesi uyarınca ataması İl Emniyet Müdürlüğü kadrosuna yapıldığından diğer memurlar gibi mesai saatlerine riayet etmesi gerektiği, 30.6.1999 tarihinde tutulan tutanakla, davacının atamasının yapıldığı tarihten bugüne kadar görevine gelmediği hususunun tespit edildiğinden bahisle 657 sayılı Yasanın 125.maddesinin E-d fıkrası uyarınca Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılmasının teklif edilmesi üzerine dava konusu işlemin tesis edildiği anlaşılmıştır.

Davalı idarece, Adana Emniyet Müdürlüğü Eğitim Şube Müdürlüğüne öğretmen olarak atanan ve 16.12.1998 tarihinde göreve başlayan davacının, bu tarihten itibaren göreve gelmediğinin 30.6.1999 tarihli tutanakla tespiti üzerine hakkında başlatılan soruşturmada, dinlenen tanıkların, davacıyı 6 aylık süre içinde bir veya iki kez göreve gelirken gördüklerini, öğretmenin 08:00 – 17:00 saatleri arasında mesaiye gelmediğini, sürekli olarak hizmette bulunmadığını ve kendisini eşine ait beyaz eşya dükkanında gördüklerini ifade etmeleri üzerine davacının 657 sayılı Yasanın 125.maddesinin E-d fıkrası uyarınca Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırıldığı anlaşılmakta ise de; davacının göreve başladığı 16.12.1998 tarihinden 30.6.1999 tarihine kadar göreve gelmediğinin 30.6.1999 tarihinde düzenlenen tek bir tutanak ile belirlenmiş olması, bu tarihler arasında davacının göreve gelmediğine dair başka bir tutanak düzenlenmemesi nedeniyle, davacının Adana Emniyet Müdürlüğü Eğitim Şube Müdürlüğü’nde öğretmen kadrosunda görev yapması hususu dikkate alınarak dava konusu disiplin cezasının hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak diğer yasal belgelerle açık bir şekilde ortaya konulmasını zorunlu kılmaktadır.

Bu durumda, İdare Mahkemesince davacının öğretmen olarak görevli olması göz önünde bulundurularak, görev alanı ile ilgili tüm yasal mevzuat dikkate alınmak suretiyle göreve gelmediği iddia edilen 16.12.1998 – 30.6.1999 tarihleri arasında davacının devam durumunu gösteren görev defteri, bu tarihler arasında görevlendirildiği hizmet içi eğitim seminerleri, ders ve konferanslarda görevlendirilmesine ilişkin belgeler ve bu görevlendirmelere katılımını gösteren diğer belgelerin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun yukarıda yer verilen 20. maddesi hükmü uyarınca getirtilerek incelenip değerlendirildikten sonra karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.


Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu E:2010/595, K:2012 /194

  • İdari Yargılama Usulü Kanunu 20. Madde
  • Dosyaların İncelenmesi

İdari Yargılama Usulü Kanununun 20. maddesinde, idare ve vergi mahkemeleri ile Danıştay’ın bakmakta oldukları davalara ait her çeşit incelemeleri, tarafların herhangi bir isteminin varlığı aranmaksızın kendiliklerinden yapmaları, gerek gördükleri belgelerin gönderilmesini ve bilgilerin verilmesini sadece taraflardan değil, ilgili gördükleri diğer yerlerden isteyebilecekleri öngörülmek suretiyle idari yargı yerlerine, resen araştırma yetki ve görevi verilmiştir. Verilen bu yetki ve görev, hukuka uygunluk denetiminin gerektirdiği her çeşit incelemeyi kapsamaktadır. Esasen bu yetki ve görevin, davanın karara bağlanabilmesi için dava dosyasında bulunmayan ancak, tarafların iddia ve savunmalarının dayandığı durumların varlığı ve doğruluğunu saptamak amacıyla olanlar da dâhil olmak üzere gerekli görülen bilgi ve belgelerin edinilmesini sağlayan kanıt toplama yetki ve görevi olduğu da açıktır.

Gemicilik Tersanecilik Limited Şirketine ait Mersin Liman Başkanlığı gemi sicilinde kayıtlı … isimli kuru yük gemisinin davacı tarafından, 16.5.2005 tarihinde 400.000 YTL bedelle satın alındığı, satış işleminin aynı gün Liman Başkanlığına bildirildiği, Liman Başkanlığınca, Toros Vergi Dairesi Müdürlüğünden geminin satış harcına esas değerinin takdir edilmesinin istendiği, takdir komisyonunca yapılan inceleme sonucu geminin değerinin 700.000 YTL olarak takdir edildiği, takdir komisyonu kararının liman başkanlığına tebliğ edildiği tarihte satıcı … Gemicilik Tersanecilik Limited Şirketince, Mersin Asliye Ticaret Mahkemesinden geminin değer tespitinin yapılmasının istendiği, Mersin Limaniçi Atatürk Parkı açığında boş olarak demirli bulunan gemide 8.7.2005 tarihinde yapılan tespit sonrası düzenlenen 13.7.2005 günlü bilirkişi raporu ile geminin değerinin 290.000 Dolar olarak tespit edildiği, takdir komisyonu kararına göre doğan harç farkının ödenmesi gerektiğini bildirmesi üzerine, 21.7.2005 tarihinde ödenen tutarın iadesi istemiyle 22.7.2005 tarihinde görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Dosyaya gerek taraflarca sunulan, gerekse mahkeme tarafından istenerek sunulması sağlanan kanıtların hangi olay veya olgunun kabulünü gerektirdiğinin, kanıtlar arasında ilişki kurularak yargı yerince belirlenmesi gerekmektedir. Kanıtların değerlendirilmesi, yargılamanın en temel etkinliği olup, bu etkinliğin, 2577 sayılı Yasanın 31. maddesinin 1.fıkrasına dayanılarak bilirkişiye yaptırılması, yargılama hukukuna aykırı düşer. Belirtilen hukuksal durum karşısında adli yargıda yaptırılan tespit sonucu düzenlenen bilirkişi raporu, vergi mahkemesinde görülen davanın çözümü için yeterli görülmediğinden sadece sözü edilen rapora göre hüküm kurulması hukuka uygun düşmemiştir.

İncelenen bu davanın çözümü; satışa konu kuru yük gemisinin satış tarihi itibarıyla değerinin araştırılması ve sair delillerin toplanması suretiyle tespiti sonucu varılacak yargıya bağlıdır. Bu nedenle İdari Yargılama Usulü Kanununun 20. maddesinin gerekleri yerine getirilmeksizin verilen ısrar kararının bozulması gerekmiştir.

Açıklanan nedenlerle, Mersin 1. Vergi Mahkemesinin, 2.6.2010 günlü ve E:2010/1651, K:2010/1068 sayılı ısrar kararının, dava hakkında yargılama usulünün gerektirdiği saptama, değerlendirme ve incelemeler yapıldıktan sonra karar verilmek üzere bozulmasına, yeniden verilecek kararda karşılanacağından, yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına, 16.05.2012 gününde esasta ve gerekçede oyçokluğu ile karar verildi.


Danıştay 16.Daire E: 2015/ 10952, K:2015 / 1795

  • İdari Yargılama Usulü Kanunu 20. Madde
  • Dosyaların İncelenmesi

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 20. maddesinin 1. fıkrasında, Danıştay ile idare ve vergi mahkemelerinin bakmakta oldukları davalara ait her çeşit incelemeleri kendiliklerinden yapacakları, mahkemelerin belirlenen süre içinde lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü belgenin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilecekleri; 2. fıkrasında, taraflardan biri ara kararın icaplarını yerine getirmediği takdirde, bu durumun verilecek karar üzerindeki etkisinin mahkemece önceden takdir edileceği ve ara kararda bu hususun ayrıca belirtileceği; 3. fıkrasında, ancak, istenen bilgi ve belgeler Devletin güvenliğine veya yüksek menfaatlerine veya Devletin güvenliği ve yüksek menfaatleriyle birlikte yabancı devletlere de ilişkin ise, Başbakan veya ilgili bakanın, gerekçesini bildirmek suretiyle, söz konusu bilgi ve belgeleri vermeyebileceği hükme bağlanmıştır. 10.06.1994 günlü, 4001 sayılı Kanunun 10. maddesiyle, 2577 sayılı Kanunun 20. maddesinin 3. fıkrasına “Verilmeyen bilgi ve belgelere dayanılarak ileri sürülen savunmaya göre karar verilemez” hükmü eklenirken, 4. fıkrasında yer alan “Getirtilen veya idarece gönderilen gizli belge ve dosyalar taraf ve vekillerine incelettirilemez” tümcesi ise yürürlükten kaldırılmıştır.

Dosyanın incelenmesinden, davacının görevine son verilmesine ilişkin işlemin dayanağı soruşturma raporunun, davacı vekilinin 29.8.2013 tarihinde verdiği dilekçe ile Sandıklı Kaymakamlığı İlçe Müftülüğü’nden, 14.11.2013 tarihinde mahkeme kaydına giren dilekçe ile de Afyonkarahisar İdare Mahkemesi’nden incelemek üzere talep etmesine rağmen, gerek işlemin tesisi aşamasında, gerekse yargılama aşamasında incelettirilmediği, dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun denetiminde ise soruşturma raporunda yer verilen hususlara değinildiği anlaşıldığından, mahkeme kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Bu durumda, makul bir süre verilmek suretiyle, davacıya hakkında düzenlenen soruşturma raporu ile eklerini incelemesi ve istemi halinde raporla ilgili görüşlerini dosyaya sunması olanağı sağlandıktan sonra işin esası hakkında yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulüyle Afyonkarahisar İdare Mahkemesinin 18.03.2014 tarih ve E:2013/562, K:2014/184 sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) fıkrası uyarınca bozulmasına, aynı maddenin 3622 sayılı Kanunla değişik 3. fıkrası gereğince ve yukarıda belirtilen hususlar da gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 16.04.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.


Danıştay 3.Daire E: 2013/ 2909, K: 2017 / 404

  • İdari Yargılama Usulü Kanunu 20. Madde
  • Dosyaların İncelenmesi 

Yasada öngörülen zorunluluğa karşın, usulüne uygun olarak verilen süre içerisinde, haklı mazeret olmaksızın, belge ve defterlerin ibrazından kaçınılması, vergi idaresinin denetiminden saklanılmak istenilen kimi durumların olduğu ve bunların karşıt inceleme yoluyla ortaya çıkarılmasının engellenmesinin amaçlandığı anlamına gelir. Salt bu nedenle, haklı mazeret olmaksızın, yetkililere ibraz edilmeyen belge ve defterler, ilgilisi lehine kanıt olma değerini yitirirler.

Katma Değer Vergisi Kanununun 34.maddesinin 1 numaralı fıkrasında, yurt içinden sağlanan veya ithal olunan mal ve hizmetlere ait katma değer vergisinin, alış faturası veya benzeri vesikalar ve gümrük makbuzu üzerinde ayrıca gösterilmek ve bu vesikalar kanuni defterlere kaydedilmek şartıyla indirilebileceği öngörülmüş; aynı Kanunun 29’uncu maddesinin 3’üncü fıkrasında da, indirim hakkının, vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılı aşılmamak şartıyla, ilgili vesikaların kanuni defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde kullanılabileceği hükmü yer almış olup; buna göre, indirim hakkının, ilgili vesikaların anılan süre içerisinde yasal defterlere kaydedilmesi koşuluyla kullanılması olanaklı bulunmaktadır. Oysa; inceleme elemanına ibraz edilmeyen defterlerdeki kayıtların yasada öngörülen süre içerisinde yapıldığının, bu sürenin sona ermesinden sonra, mahkemece tespiti de olanaksızdır.

Olayda; davacıdan defter ve belgelerinin istenmesine karşın inceleme elemanına herhangi bir defter ve belge ibraz edilmediği sabittir. Davacı, ibraz etmeme keyfiyetine herhangi bir mücbir neden göstermemiştir.

Dolayısıyla, hiçbir mücbir sebep bulunmaksızın defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmeyen yükümlünün daha sonra dava aşamasında mahkemeye ibraz etmesinin vergi incelemesinden amaçlanan sonuçların ortadan kalkmasına sebebiyet vereceği açık olduğundan ve Katma Değer Vergisi Kanunu ile getirilen esaslara uygun bulunmadığından indirimlerin reddi suretiyle yapılan dava konusu tarhiyatta hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Bu nedenle davayı yazılı gerekçeyle sonuçlandıran vergi mahkemesi kararının yeniden bir karar verilmek üzere bozulması; davacı temyiz isteminin de bu nedenle reddi gerekmiştir.

Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile Diyarbakır Vergi Mahkemesinin 26.12.2011 gün ve E:2009/683, K:2011/1451 sayılı kararının bozulmasına, davacı temyiz isteminin bu nedenle reddine, davacıdan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı (3) sayılı Tarife uyarınca nispi harç alınmasına, aynı Kanunun 13. maddesinin (j) bendi parantez içi hükmü uyarınca alınması gereken harç dahil olmak üzere yargılama giderlerinin yeniden verilecek kararda karşılanması gerektiğine, kararın tebliğ tarihini izleyen on beş gün içinde Danıştay nezdinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 30.01.2017 gününde oyçokluğuyla karar verildi.


Danıştay 14.Daire E: 2016/ 10400 K: 2016 / 5993

  • İdari Yargılama Usulü Kanunu 20. Madde
  • Dosyaların İncelenmesi

Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından ÇED Yönetmeliği gereğince Nevşehir Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne yapılan başvurunun değerlendirilmesi aşamasında, Kültür ve Turizm Bakanlığınca “bölgede yürütülen turizm amaçlı faaliyet ve çalışmalar ile yakın mesafedeki yerleşim alanlarının olumsuz yönde etkileyeceği” gerekçesiyle verilen 30.06.2016 günlü, 124074 sayılı olumsuz görüşün iptali istemiyle açılan davanın incelenmeksizin reddi yolunda verilen idare Mahkemesi kararının bozulması için ivedi yargılamaya tabi olduğundan bahisle temyiz yoluna başvurulduğu anlaşılmaktadır.

Bu durumda, her ne kadar Mahkemece işlemin ivedi yargılama usulüne tabi olduğu gerekçesiyle Danıştay’a temyiz incelemesi için başvurulabileceği belirtilmişse de, dava konusu görüşün, ÇED Olumlu/Olumsuz, ÇED Gerekli Değildir/Gereklidir nihai kararının hazırlayıcısı niteliğinde olduğu, dolayısıyla ilgili Kanunda tahdidi şekilde sayılan ivedi yargılama usulüne tabi konulardan olmadığı anlaşıldığından, Kayseri 2. İdare Mahkemesince verilen karara karşı Danıştay’a temyiz yoluna başvurulması mümkün değildir.

Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 18/06/2014 günlü, 6545 sayılı Kanunun 27. maddesiyle eklenen geçici 8. maddesinde belirtilen bölge idare mahkemeleri İstanbul, Bursa, İzmir, Ankara, Konya, Samsun, Erzurum ve Gaziantep illerinde kurulmuş olup, 07/11/2015 günlü, 29525 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Bölge Adliye Mahkemeleri ve Bölge İdare Mahkemelerinin Tüm Yurtta Göreve Başlayacakları Tarihe İlişkin Karar uyarınca 20/07/2016 tarihinde göreve başlamışlardır.

Bu durumda, yukarıda değinilen 2577 sayılı Kanunun geçici 8. ve 45. maddelerindeki hükümler uyarınca, 20/07/2016 tarihinden sonra verilen ve Ankara Bölge İdare Mahkemesinin yargı çevresinde bulunan Kayseri 2. İdare Mahkemesinin 18/08/2016 günlü, E:2016/796, K:2016/735 sayılı kararının istinaf yoluyla incelenmesi görevi, Ankara Bölge idare Mahkemesine ait bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, uyuşmazlığın istinaf yoluyla incelenmesi görevi Ankara Bölge İdare Mahkemesine ait bulunduğundan, dosyanın Ankara Bölge İdare Mahkemesince incelenmek üzere, kararı veren Kayseri 2. İdare Mahkemesine gönderilmesine, 24.10.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


Danıştay 13.Daire E: 2016/4974, K: 2017 / 280

  • İdari Yargılama Usulü Kanunu 20. Madde
  • Dosyaların İncelenmesi 

2577 sayılı Kanun’a 6545 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen “İvedi yargılama usulü” başlıklı 20/A maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde; ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerinden doğan uyuşmazlıklarda söz konusu yargılama usulünün uygulanacağı, (g) bendinde ise; verilen nihai kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde temyiz yoluna başvurulabileceği kurala bağlanmıştır.

Dava dosyasının incelenmesinden; davacının mülkiyeti davalı idareye ait olan A…………. bulunan lojmanın 2886 sayılı Kanun uyarınca ihale yolu ile yapılan satışına katıldığı, ihalenin davacı üzerinde kaldığı, ancak davacı tarafından kredi çekmek için bankaya gidildiğinde taşınmaz üzerinde haciz bulunduğunun öğrenildiği, bu durumun davalı idareye bildirilmesi üzerine davalı idarece ihaleye ilişkin şartname hükümleri gereğince ihale bedelinin 23.10.2014 tarihine kadar yatırılması, aksi takdirde geçici teminatın irat kaydedileceğinin belirtildiği, davacı tarafından ihale bedelinin süresi içerisinde yatırılmaması üzerine geçici teminatın irat kaydedildiği, bunun üzerine de hem geçici teminatın, hem de şartname bedeli ile noter masraflarının tazmini istemiyle dava açıldığı, Ankara 18. İdare Mahkemesi Hakimliği’nce 25.02.2016 tarih ve E:2014/1886, K:2016/410 sayılı kararla dava konusu işlemin iptali ile geçici teminat için davalı idareye başvuru tarihi olan 23.10.2014 tarihinden, şartname bedeli ve noter masrafı için dava tarihi olan 14.11.2014’ten itibaren yasal faiz işletilmesine karar verildiği, anılan kararın incelenerek bozulmasının istenilmesi üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi 8. İdari Dava Dairesi’nin 02.11.2016 tarih ve E:2016/348, K:2016/254 sayılı kararı ile davanın görev yönünden reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Danıştay ve Uyuşmazlık Mahkemesi kararları ile ihale sürecinde sözleşme öncesi işlemlerin ihale işlemi, dolayısıyla idari işlem olmaları nedeniyle idari yargının görev alanına girdiği kabul edilmiş ve bu yöndeki kararlar istikrar kazanmış bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle; başvurunun görev yönünden reddine; dosyanın 2577 sayılı Kanun’un 15. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca, görevli ve yetkili olan Ankara Bölge İdare Mahkemesi’ne gönderilmesine, 20.01.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


İdari Yargılama Usulü Kanunu 20. Madde Hakkında Emsal Karar Aramak İçin: https://karararama.danistay.gov.tr/

Yorum Gönderin

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

X
kadim hukuk ve danışmanlık