İdare Hukuku

Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezası

Bu başlık altında okuyucuların devlet memurluğundan çıkarma cezası hakkında bilgilendirilmesi amaçlanmaktadır. Devlet memurluğundan çıkarma cezası Devlet Memurları Kanunu’nda düzenlenen en ağır cezadır. Devlet memurluğundan çıkarma cezası alan kişilerin 60 gün içinde İdare Mahkemesine yürütme durdurma istemli iptal davası açması gereklidir. Bu süre hak düşürücü süredir.

İdare hukuku açısından ise disiplin, “kamu hizmetlerinin belli bir düzen içerisinde yürütülmesinin, verimli ve zamanında iş görülmesinin sağlanması için kamu görevlilerinin uymakla yükümlü oldukları anlayış ve davranış kalıpları” olarak tanımlanabilir.

Kişinin devlet memurluğundan çıkarılması için ağır suçlar işlemesi gerekmektedir. Mahiyeti itibariyle en ağır ceza olan devlet memurluğundan çıkarma cezası için; kişinin rüşvet alması, yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunması, devletin gizli bilgilerini açıklaması, Siyasi partiye üye olması veya Atatürk aleyhine suç işlemesi gerekmektedir. Bu suçlar  memuriyet onur ve şerefine  aykırılık oluşturduğu için cezası ağırdır. Topluk ve birey olarak hiçbir memurun rüşvet almasını veya yüz kızartıcı suç işlemesini istemeyiz. Bu durum idari soruşturma konusu edileceği gibi kişi hakkında aynı zamanda savcılık tarafından soruşturma açılacak ve adli süreçte başlatılacaktır.

Devlet Memurluğundan Çıkarma Kanuni Düzenleme

14.07.1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun disiplin suç ve cezaları ile usulüne ilişkin hükümleri; Kanunun “Hizmet Şartları ve Şekilleri” başlığını taşıyan 4. kısmının 7. bölümününde, “Disiplin” başlığı altında 124-135. maddelerinde düzenlenmiştir.

“Disiplin” başlığını taşıyan 7. bölümde sırasıyla:

Disiplin amiri ve disiplin cezaları (m.124)

Disiplin cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller (m.125)

Disiplin cezası vermeye yetkili amir ve kurullar (m.126)

Zamanaşımı (m.127)

Karar süresi (m.128)

Yüksek disiplin kurullarının karar usulü, memurun hakkı (m.129)

Savunma hakkı (m.130)

Cezai kovuşturma ile disiplin kovuşturmasının bir arada yürütülmesi (m.131)

Uygulama (m.132)

Disiplin cezalarının bir süre sonra özlük dosyasından silinmesi (m.133)

Disiplin kurulları ve disiplin amirleri (m.134)

İtiraz (m.135)

Konuları düzenlenmiştir.

Devlet Memurluğundan Çıkar Cezası Ne Demektir?

Devlet memurluğundan çıkarma, 125. maddenin ilk fıkrasının (E) bendinde “Devlet memurluğundan çıkarma: Bir daha Devlet memurluğuna atanmamak üzere memurluktan çıkarmaktır.” şeklinde tanımlanmıştır. Görüldüğü üzere memurluktan çıkarma cezası memurluk döneminin sonrasını da etkilemekte, kişinin bir daha devlet memuru olamaması sonucunu doğurmaktadır. Bu itibarla diğer disiplin cezalarından çok daha farklı ve ağır sonuçlara yol açmaktadır. Bu bakımdan Kanun devlet memurluğundan çıkarma cezasını diğer cezalara nazaran daha farklı bir usule tabi tutmuştur.

Devlet memurluğundan çıkarma cezasınınhiçbir telafi ve geri dönüş imkânı olmaksızın bir daha devlet memurluğuna atanmama sonucunu doğurmasını Anayasanın kamu hizmetlerine girme hakkını düzenleyen 70. maddesiyle bağdaştırmak mümkün görünmemektedir. Adli sicil kayıtlarının dahi belirli bir süre sonra silindiği, memnu hakların iadesinin mümkün olabildiği, hatta hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarında olduğu gibi ceza mahkumiyetinin sonuçlarının dahi doğmadığı durumların olduğu düşünüldüğünde, memurluktan çıkarma cezası için de benzer bir telafi imkânı sağlanması ve geri dönüş hakkı getirilmesi hakkaniyetin bir gereği olarak ortaya çıkmaktadır.

Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezasını Gerektiren Fiil ve Haller

Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller Kanunda iki şekilde düzenlenmiştir. Öncelikle bu fiil ve haller Kanunun 125. maddesinin ilk fıkrasının (E) bendinin (a)-(l) alt bentlerinde 12 alt bent halinde sayılmıştır. İlaveten Kanun maddede sayılan ve disiplin cezası verilmesini gerektiren fiil ve hallere nitelik ve ağırlıkları itibariyle benzer eylemlerde bulunanlara da aynı neviden disiplin cezaları verileceğini hükme bağlamıştır (m.125/IV). Bu bakımdan konu iki alt başlıkta ele alınacaktır.

Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezası Gerektiren Fiil ve Haller

Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır

(657 s. K.m.125/I/E/a-l):

a) İdeolojik veya siyasi amaçlarla kurumların huzur, sükün ve çalışma düzenini bozmak, boykot, işgal, kamu hizmetlerinin yürütülmesini engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek veya yardımda bulunmak,

b)Yasaklanmış her türlü yayını veya siyasi veya ideolojik amaçlı bildiri, afiş, pankart, bant ve benzerlerini basmak, çoğaltmak, dağıtmak veya bunları kurumların herhangi bir yerine asmak veya teşhir etmek,

c) Siyasi partiye girmek,

d) Özürsüz olarak bir yılda toplam 20 gün göreve gelmemek,

e) Savaş, olağanüstü hal veya genel afetlere ilişkin konularda amirlerin verdiği görev veya emirleri yapmamak,

f) Amirlerine, maiyetindekilere ve iş sahiplerine fiili tecavüzde bulunmak,

g) Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak,

h) Yetki almadan gizli bilgileri açıklamak,

ı) Siyasi ve ideolojik eylemlerden arananları görev mahallinde gizlemek,

j) Yurt dışında Devletin itibarını düşürecek veya görev haysiyetini zedeleyecek tutum ve davranışlarda bulunmak,

k) 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanuna aykırı fiilleri işlemek.

l)Terör örgütleriyle eylem birliği içerisinde olmak, bu örgütlere yardım etmek, kamu imkân ve kaynaklarını bu örgütleri desteklemeye yönelik kullanmak ya da kullandırmak, bu örgütlerin propagandasını yapmak.

Nitelik ve Ağırlıkları İtibariyle Benzer Eylemler

Yukarıda da belirtildiği gibi, devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller Kanunun 125. maddesinin ilk fıkrasının (E) bendinin (a)-(l) alt bentlerinde 12 alt bent halinde sayılmıştır. Ne var ki, memurluktan çıkarılma sonucunu doğuran durumlar sadece bu bentlerde sayılanlardan ibaret değildir. Kanun, maddede sayılan ve disiplin cezası verilmesini gerektiren fiil ve hallere nitelik ve ağırlıkları itibariyle benzer eylemlerde bulunanlara da aynı neviden disiplin cezaları verileceğini hükme bağlamıştır (m.125/IV). Bu bakımdan, maddede sayılanlara benzer eylemler sonucunda da memurluktan çıkarma cezası verilebilecektir.

Bununla birlikte, tüm disiplin suç ve cezaları için geçerli olan bu hükmün Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 38 ve Türk Ceza Kanununun 2. maddelerinde ifade edilen suç ve cezaların kanuniliği ya da daha bilinen şekliyle kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesiyle bağdaştırılması mümkün değildir. Özellikle memurluktan çıkarma gibi bir daha memuriyete alınmama sonucunu doğuran ve kişinin ve çevresinin hayatını derinden etkileyen bir disiplin cezasına yol açan durum ve fiillerin kanunda açık ve net bir şekilde belirtilmesi, bu konuda idareye takdir yetkisi tanınmaması, muğlak ve yoruma açık ifadelerden kaçınılması gerekmektedir. Nitekim, kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemeyeceği, suç ve ceza içeren hükümlerin kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamayacağı Türk Ceza Kanunun 2. maddesinde açıkça belirtilmiştir. Bu itibarla, öncelikle ve özellikle memurlukta çıkarma cezasında kanunda açıkça belirtilen durumların esas alınması işlemin hukuka uygun bir şekilde tesisi açısından büyük önem taşımaktadır.

Mamafih, kanunda açıkça belirtilmese dahi benzer eylemler için de disiplin cezası uygulanmasını öngören hüküm halen yürürlükte olup, idari makamların buna dayanarak işlem tesis etmeleri mümkündür. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, kanunun disiplin cezası verip vermeme konusunda değil, eylemin nitelik ve ağırlık itibariyle disiplin cezası verilmesini gerektiren fiil ve hallere benzeyip benzemediğinin belirlenmesi konusunda idareye takdir yetkisi verdiğidir. Kişisel hak ve menfaatlerin ihlal edilmemesi açısından bu konudaki takdir yetkisinin son derece hassas bir şekilde kullanılması gerektiği açıktır.

Aksi durum uygulanan disiplin cezasının iptaline yol açacak olsa da özellikle memuriyetten çıkarma gibi ağır sonuçlar doğuran disiplin cezalarında iptal ve hatta yürütmeyi durdurma kararları maruz kalınan kayıp ve zararları telafi etmekte yetersiz kalabilmektedir. Bu itibarla idarelerin bu konuda göstereceği hassasiyetle birlikte, hukuki yolların gecikmeksizin kullanımı büyük önem taşımaktadır. İdarenin bu konudaki takdir yetkisi, özellikle de Kanunda açıkça belirtilmemekle birlikte disiplin cezasına gerekçe gösterdiği eylemin nitelik ve ağırlığı konusundaki tespit ve değerlendirmesi idari yargı denetimine tabi lup bu konudaki hukuka aykırılıklar iptal sebebidir.

Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezası Vermeye Yetkili Amir ve Kurullar

Devlet memurluğundan çıkarma cezası amirlerin bu yoldaki isteği üzerine, memurun bağlı bulunduğu kurumun yüksek disiplin kurulu kararı ile verilir(m.126/II).

Yüksek disiplin kurulunun ayrı bir ceza tayinine yetkisi yoktur, cezayı kabul veya reddeder. Ret halinde atamaya yetkili amirler 15 gün içinde başka bir disiplin cezası vermekte serbesttirler (m.126/III).

Yukarıda belirtilen Kanun hükümleri gereğince memurluktan çıkarma cezasının amirin talebi üzerine memurun bağlı olduğu kurumun yüksek disiplin kurulu tarafından verilmesi gerekmektedir. Yüksek disiplin kurulu, amirin teklifini kabul edebileceği gibi reddedebilir de, ancak talep edilenden farklı bir ceza veremez. Yüksek disiplin kurulunun amirin memurluktan çıkarma cezası istemini reddetmesi durumunda amir 15 günlük süre içinde farklı bir disiplin cezası verebilir.

Bu durumda, amirin doğrudan memurlukta çıkarma cezası vermesi, yüksek disiplin kurulunun amirin isteği olmaksızın memurluktan çıkama cezası vermesi, yüksek disiplin kurulunun amirin talebini reddetmesine rağmen memurluktan çıkama cezası verilmesi ya da yetkisiz amir veya yüksek disiplin kurulunun sürece dahil olması gibi durumlar memurluktan çıkarma cezasının kanuna ve dolayısıyla da hukuka aykırılığı sonucunu doğuracak, netice itibariyle de iptalini gerektirecektir.

Süreler

Memurluktan çıkarma cezası için 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda iki tür süre öngörülmüştür: Karar süresi ve zamanaşımı süreleri. Bu sürelere riayet edilip edilmediğinin idari yargı organlarınca resen dikkate alınması gerekmektedir. Ancak bu durum öncelikle ve özellikle dava dilekçesinde belirtilmelidir.

Karar Süresi

Memurluktan çıkarma cezası için disiplin amirleri tarafından yaptırılan soruşturmaya ait dosya, memurun bağlı bulunduğu kurumun yüksek disiplin kuruluna tevdinden itibaren azami altı ay içinde bu kurulca, karara bağlanmalıdır (m.128/III).Dolayısıyla, soruşturma dosyasının yüksek disiplin kuruluna sunulmasından sonra altı ay geçmişse memurluktan çıkarma cezası verilmesi mümkün değildir. Altı aylık karar süresi geçtikten sonra verilen memurluktan çıkarma kararları bu nedenle hukuka aykırı olacak ve iptalleri gerekecektir.

Zamanaşımı Süreleri

Kanun, memurluktan çıkarma cezası için altı ay içinde disiplin kovuşturmasına başlanmasını, iki yıl içinde de ceza verilmesini öngörmektedir. Aksi takdirde ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrayacaktır. Süreler, memurluktan çıkarma cezası gerektiren fiil ve hallerin öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. Yani idare memurun memurluktan çıkarma cezası gerektiren bir fiil işlediğini ya da halinin bulunduğunu öğrendiği tarihten itibaren en çok altı ay içinde disiplin kovuşturması başlatmalı, ve yine durumu öğrendiği tarihten itibaren en çok iki yıl içinde şartları oluşmuşsa memurluktan çıkarma cezası vermelidir. Bu süreler geçtikten sonra disiplin kovuşturmasına başlanamayacak ve memurluktan çıkarma cezası verilemeyecektir (m.127). Memurluktan çıkarma cezası gerektiren fiil ve hallerin öğrenildiği tarihten altı ay sonra başlatılan disiplin kovuşturması sonucunda, ya da iki yıl tamamlandıktan sonra verilen memurluktan çıkarma cezası hukuka aykırı bir nitelik taşıyacak ve iptali gerekecektir.

Yüksek Disiplin Kurulunun Yetkisi

Memurluktan çıkarma cezasının amiri teklifi üzerine yüksek disiplin kurulunca verileceği yukarıda belirtilmişti. Kanun, hukuka uygun ve yerinde karar verebilmeleri için yüksek disiplin kurullarına birtakım yetkiler vermiştir: “Yüksek disiplin kurulları kendilerine intikal eden dosyaların incelenmesinde, gerekli gördükleri takdirde, ilgilinin özlük dosyasını ve her nevi evrakı incelemeye, ilgili kurumlardan bilgi almaya, yeminli tanık ve bilirkişi dinlemeye veya niyabeten dinletmeye, mahallen keşif yapmaya veya yaptırmaya yetkilidirler” (m.129/I).

Az önce de belirtildiği gibi bu yetkilerin amacı; gereken tüm bilgi ve belgelerin değerlendirilerek olabildiğince sağlam ve doğru bir kanaate ulaşılması, yerinde ve hukuka uygun kararlar verilmesinin sağlanmasıdır. Kendisine tanınan bu geniş yetkilere rağmen yüksek disiplin kurulunun gereken inceleme ve araştırmayı yapmaması, hatalı ve hukuka aykırı kararlar almasına yol açabilecektir. Bu bakımdan, memurlukta çıkarma cezasına ilişkin iptal davalarında yüksek denetleme kurulu kararları ve dayanaklarının özellikle yeterli inceleme ve araştırmanın yapılıp yapılmadığının tespiti açısından titizlikle incelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezasında Savunma Hakkı

Savunma hakkı tanınmadan memurlara disiplin cezası verilemeyeceği Anayasal bir ilkedir (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m.129/II). Kanun da devlet memuru hakkında savunması alınmadan disiplin cezası verilemeyeceğini hükme bağlamıştır (m.130/I). Bu bakımdan, savunma alınmadan verilen memurluktan çıkarma cezası öncelikle söz konusu Anayasa ve Kanun hükümlerinin doğrudan ihlali anlamına gelecektir.

Savunma için memura asgari 7 günlük bir süre tanınmıştır (m.130/II). Dolayısıyla memura savunması için 7 günden daha az bir süre verilmesi mümkün değildir. Diğer taraftan, memura tanınacak olan savunma süresinin, hakkındaki dosyanın kapsamına ve hacmine, kendisine yöneltilen suçlamanın niteliğine ve istenen cezanın ağırlığına göre belirlenmesi gerektiği açıktır. Özellikle memurluktan çıkarma gibi ağır sonuçlar doğuran cezalar söz konusu olduğunda memura savunması için makul, uygun ve yeterli bir süre tanınmalıdır. 7 günden az olmasa dahi hakkında kapsamlı ve hacimli bir dosya bulunan veya memurluktan çıkarma cezası istenen memura yeterli bir savunma süresinin verilmemesi, savunma hakkının ihlali, dolayısıyla da verilen cezanın hukuka aykırılığı ve iptali sonucunu doğuracaktır.

Kanun, hakkında memurluktan çıkarma cezası istenen memurun soruşturma evrakını incelemeye, tanık dinletmeye, disiplin kurulunda sözlü veya yazılı olarak kendisi veya vekili vasıtasıyla savunma yapma hakkına sahip olduğunu belirtmiştir (m.129/II). Diğer disiplin cezaları için söz konusu olmayan, sadece memurluktan çıkarma cezası için söz konusu olan bu hüküm, kanun koyucunun konuya verdiği önemi göstermektedir. Diğer disiplin cezalarından daha farklı ve ağır sonuçlar doğuran memurluktan çıkarma cezasındaki hukuka aykırılıkların tespiti ve cezanın iptali için Kanunun tanıdığı bu hakkın usulüne uygun olarak doğru bir şekilde kullanılması gerekmektedir. Bu nedenle bu konuda profesyonel hukuki yardım alınması son derece önemlidir.

Kanun, süresi içinde veya belirtilen bir tarihte savunmasını yapmayan memurun savunma hakkından vazgeçmiş sayılacağını hükme bağlamıştır (m.130/II) Bu bakımdan, özellikle memurluktan çıkarma cezasında süresi içinde veya belirtilen tarihte savunmanın yapılması gerekmektedir. Bununla birlikte, süre veya tarihin usulüne uygun bir şekilde memura tebliğ edilmemesi ya da memurun haklı ve meşru mazeretlerinin dikkate alınmaması neticesinde savunma hakkının kullanılamaması savunma hakkından vazgeçme olarak değerlendirilemez.

Ceza Kovuşturması ile Disiplin Kovuşturmasının Bir Arada Yürütülmesi

Memurluktan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller aynı zamanda Türk Ceza Kanununda ya da diğer kanunlarda suç olarak öngörülmüş olup cezai müeyyideye tabi tutulmuş olabilirler. Bu durumda, aynı fiilden dolayı memur hakkında hem disiplin soruşturması hem de ceza soruşturması ve sonrasında ceza kovuşturması başlatılabilir. Sonuç olarak memurluktan çıkarılan kişi, aynı zamanda ve ayrıca ceza yaptırımıyla da karşı karşıya kalabilir ve hüküm giyebilir. Bu durum, Kanunda “Yukarıda yazılı disiplin kovuşturmasının yapılmış olması, fiilin genel hükümler kapsamına girmesi halinde, sanık hakkında ayrıca ceza kovuşturması açılmasına engel teşkil etmez.” denilmek suretiyle ifade edilmiştir (m.125/VII).

Konu Kanunun 131. maddesinde ayrıca ve müstakil olarak düzenlenmiştir. Maddeye göre: “Aynı olaydan dolayı memur hakkında ceza mahkemesinde kovuşturmaya başlanmış olması, disiplin kovuşturmasını geciktiremez.” “Memurun ceza kanununa göre mahkûm olması veya olmaması halleri, ayrıca disiplin cezasının uygulanmasına engel olamaz.” Kanun ayrıca memurlar hakkında suçları nedeniyle yapılan soruşturma sonuçlarının memurun bağlı olduğu bakanlık, kurum ya da kuruluşlara gönderilmesin hükme bağlamıştır.

Görüldüğü üzere Kanun ceza ve disiplin kovuşturmalarının birbirinden ayrı ve bağımsız olarak ele almaktadır. Yukarıda da belirtildiği gibi memurluktan çıkarma cezası gerektiren bir eylemin aynı zamanda ceza hukuku kapsamında suç sayılması ve dolayısıyla ceza soruşturmasına konu olması mümkündür. Bu durumda memur hakkında hem disiplin hem de ceza soruşturması başlatılacaktır. İdarenin, disiplin soruşturması başlatmak veya sonuçlandırmak için ceza soruşturmasının sonuçlanmasını beklemesi gerektiği gibi bir durum söz konusu değildir. Ceza soruşturması sonucunda memur hakkında kovuşturmaya yer olmadığı, yani takipsizlik kararı verilse ya da memur yargılanıp beraat etse dahi şartları varsa hakkında memurluktan çıkarma cezası uygulanabilecektir. Kısacası ceza hukuku kapsamında suç oluşturmayan bir eylem, memur ve disiplin hukuku kapsamında disiplin suçu sayılabilir ve disiplin cezasına konu olabilir.

Her ne kadar Kanunda birbirinden ayrı ve bağımsız süreçler olarak düzenlenmişler ise de disiplin ve ceza soruşturmalarının birbirlerini etkilememeleri düşünülemez. Söz gelimi kendisine isnat edilen fiili işlemediği yargı kararıyla sabit olan bir memur hakkında bu fiilinden dolayı memurluktan çıkarma cezası verilemez. Bu bakımdan, bu soruşturmaların doğru bir şekilde analiz edilip değerlendirilmeleri ve başvuru yollarında uygun bir şekilde kullanılmaları son derece önemlidir.

Bir Derece Hafif Cezanın Uygulanması

Kanun; geçmiş hizmetleri sırasındaki çalışmaları olumlu olan ve ödül veya başarı belgesi alan memurlar için verilecek cezalarda bir derece hafif olanın uygulanabileceğini hükme bağlamıştır (m.125/III). Bu durumda, devlet memurluğundan çıkarma cezası gerektiren fiil ve halleri işleyen ancak geçmiş hizmetleri sırasındaki çalışmaları olumlu olan ve ödül veya başarı belgesi alan memur hakkında bir derece hafif olan kademe ilerlemesinin durdurulması cezası uygulanabilecektir.

Bu bakımdan devlet memurlarının ve kamu personelinin özenli bir şekilde çalışmaları gelecekte karşılaşmaları muhtemel memurluktan çıkarma cezasına muhatap olmamaları açısından son derece önemlidir. Kanun bu konuyu idarenin takdirine bırakmış olmakla birlikte, idareye tanınan bu takdir yetkisinin mutlak olmadığı, hukuka ve hakkaniyete uygun bir şekilde kullanılması gerektiği ve yargı denetimine tabi olduğu unutulmamalıdır. Özellikle memurluktan çıkarma gibi maddi ve manevi sonuçları çok ağır olan idari işlemlerde idarenin takdir yetkisini objektif ve hukuka uygun olarak kullanması ve gerekçelendirmesi büyük önem taşımaktadır.

Özlük Dosyasından Silinme

Kanunun 133. maddesi, disiplin cezalarının bir süre sonra özlük dosyalarından silinmesini öngörmektedir. Ancak memurluktan çıkarma cezası maddenin kapsamı dışında bırakılmıştır. Memurluktan çıkarma cezası memurluk statüsünü sona erdirdiğinden özlük dosyasından silinmesi gibi bir durumun olmaması doğal karşılanabilir. Ancak adli sicil kayıtlarının dahi belirli bir süre sonra silindiği, memnu hakların iadesinin söz konusu olabildiği, hatta hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarında olduğu gibi ceza mahkumiyetinin sonuçlarının dahi doğmadığı durumların olduğu düşünüldüğünde, memurluktan çıkarma cezası için de benzer bir telafi imkanı sağlanması ve geri dönüş hakkı getirilmesi hakkaniyetin bir gereği olarak ortaya çıkmaktadır.

İtiraz

Kanunun 135. maddesi disiplin cezalarına itiraz konusunu düzenlemektedir. Ne var ki memurluktan çıkarma cezası maddenin kapsamında değildir. Yani memurluktan çıkarma cezasına itiraz imkanı bulunmamaktadır. Daha hafif disiplin cezaları için söz konusu olabilirken memurluktan çıkarma gibi çok ağır sonuçlar doğuran bir disiplin cezasına itiraz hakkı tanınmaması hukuken izah edilebilir bir durum değildir.

Hukuka Aykırılıklar

Kanunda belirtilen fiil ve haller haricindeki durumlar için memurluktan çıkarma cezası uygulanması, isnat edilen fiil ve hallerin gerçek olmaması ya da memurluktan çıkarma cezasını gerektirmemesi, benzer ağırlık ve nitelikteki fiil ve hallerin değerlendirilmesinde yanlışlık ya da hata yapılması, karar ve zamanaşımı sürelerine riayet edilmemesi, yüksek disiplin kurulunun eksik veya yetersiz inceleme yapması, savunma hakkının usulüne uygun olarak kullandırılmaması, eylem ve yaptırım arasında olması gereken adil dengeyi ifade eden ölçülülük ilkesinin ve alt ilkeleri olan elverişlilik, zorunluluk ve orantılılık ilkelerinin gözetilmemesi, haklı bir neden olmaksızın bir derece hafif cezanın uygulanmaması gibi durumlar hukuka aykırılık sebeplerine örnek gösterilebilir.

Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezasını Alan Ne Yapmalı ?

1982 Anayasası’nın m. 125/1 hükmündeki, “idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” düzenlemesi karşımıza çıkmaktadır. Diğer yandan 657 sayılı Kanun’un 135/5 maddesinde “disiplin cezalarına karşı idari yargı yoluna başvurulabilir.” Bu kapsamda devlet memurluğundan çıkarma cezası alan kişilerin idari yargı kolunda dava açması gereklidir.

Kanun, hakkında memurluktan çıkarma cezası istenen memurun soruşturma evrakını incelemeye, tanık dinletmeye, disiplin kurulunda sözlü veya yazılı olarak kendisi veya vekili vasıtasıyla savunma yapma hakkına sahip olduğunu belirtmiştir (m.129/II). Diğer disiplin cezaları için söz konusu olmayan, sadece memurluktan çıkarma cezası için söz konusu olan bu hüküm, kanun koyucunun konuya verdiği önemi göstermektedir. Diğer disiplin cezalarından daha farklı ve ağır sonuçlar doğuran memurluktan çıkarma cezasındaki hukuka aykırılıkların tespiti ve cezanın iptali için Kanunun tanıdığı bu hakkın usulüne uygun olarak doğru bir şekilde kullanılması gerekmektedir. Bu nedenle bu konuda profesyonel hukuki yardım alınması son derece önemlidir.

Memurluktan çıkarma cezasına muhatap olunması durumunda tebliğ tarihinden itibaren dava açma süresi olan 60 gün içinde Kamu Denetçiliği Kurumuna başvurulmalı ya da iptal davası açılmalıdır. Kamu Denetçiliği Kurumu kararları bağlayıcı olmadığından karara uyulmadığı takdirde tekrar iptal davası açılması gerekecektir. Bu bakımdan zaman kaybetmemek adına doğrudan iptal davası açılması düşünülebilir. Disiplin ve memur hukuku konuları kural olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamına girmemekte, dolayısıyla da Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin görev alanında bulunmamaktadır. Ancak dosyanın nitelik ve içeriğine göre gerekli hukuki yollar kullanıldıktan sonra Anayasa Mahkemesine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru değerlendirilebilir.

Memurluktan çıkarma cezası kişinin işini kaybetmesine ve bir daha memur olamamasına sebep olmaktadır. Bu bakımdan kişi ve çevresi üzerinde son derece ağır ve olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Memurluktan çıkarma cezası gerektiren fiil ve haller aynı zamanda ceza hukuku anlamında suç sayılabileceğinden kişinin ceza mahkemelerinde yargılanması ve ceza alması da ihtimal dahilinde bulunmaktadır. Bu tür olumsuz durumlara karşı disiplin soruşturmasından itibaren profesyonel hukuki yardım alınması büyük önem taşımaktadır.

Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezası Danıştay Kararları

Aşağıda alıntılanan kararların incelenmesinden de görüleceği üzere, Danıştay memurluktan çıkarma cezasında savunma hakkının usulüne uygun bir şekilde tanınmasına ve yerine getirilmesinin sağlanmasına ve ayrıca eylemle yaptırım arasında bulunması gereken adil dengeyi tanımlayan ölçülülük ilkesine ve ölçülülük ilkesinin alt ilkeleri olan elverişlilik, zorunluluk ve orantılılık ilkelerinin gözetilmesine önem vermektedir.

HAKKINDA DEVLET MEMURLUĞUNDAN ÇIKARMA CEZASI TEKLİF EDİLEN DAVACI HAKKINDA SON SAVUNMASI ALINMADAN TESİS EDİLEN DAVA KONUSU İŞLEMDE HUKUKA UYARLIK BULUNMAMAKTADIR.

130.maddede diğer cezalar bakımından memura sadece 7 günden az olmamak üzere savunma hakkı tanınmışken 129. maddeyle memuriyetten çıkarma cezası açısından, soruşturma ile ilgili evrakın incelenmesinden veya vekili vasıtasıyla sözlü savunma yapılmasına kadar, 130. maddeden farklı olarak geniş bir savunma hakkı tanınmış bulunmaktadır. Yasa koyucu disiplin cezası bakımından ilgili açısından en ağır sonuçları doğuran Devlet memurluğundan çıkarma cezasının verilmesinde, bu şekilde bir savunma hakkının tanınmasını memur statüsü açısından önemli bir güvence olarak öngörmüştür.

Anayasa ve 657 sayılı Kanun’un yukarıda alıntısı yapılan maddelerinin birlikte değerlendirilmesinden; Devlet memurunun veya diğer kamu görevlilerinin görevine son verilmesi sonucunu doğuran disiplin cezalarının verilebilmesi için, söz konusu disiplin cezalarını vermeye yetkili merciiler tarafından, ilgili kamu görevlisinin hakkındaki iddiaları, bu iddiaların dayandığı delilleri, üzerine atılı fillerin hukuki nitelendirmesini ve önerilen disiplin cezasını öğrenmesi sağlanarak, savunma yapmasına imkan tanınmasının hukuken zorunlu olduğu anlaşılmaktadır.

Bu durumda, Yüksek Disiplin Kurulunca hakkında Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılması teklif edilen ilgiliye son savunma hakkı tanınması gereklidir.

Olayda; davacıdan 22.01.2015 tarihinde 657 sayılı Kanun’un 130. maddesi uyarınca savunmasının istenildiği davacının da 13.02.2015 tarihinde bu isteme yanıt olarak savunmasını verdiği, ancak davacıdan anılan Kanun’un 129. maddesi kapsamında hakları hatırlatılarak son savunması alınmadan Yüksek Disiplin Kurulunca Devlet memurluğundan çıkarma cezası verildiği anlaşılmıştır.

Bu durumda, yukarıda sözü edilen mevzuat hükümleri uyarınca hakkında Devlet memurluğundan çıkarma cezası teklif edilen davacı hakkında son savunması alınmadan tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık, bu husus göz ardı edilip işin esasına girilerek verilen Mahkeme kararında hukuki isabet bulunmamaktadır(Danıştay Onikinci Daire; 21/06/2017, Esas No : 2016/9237 Karar No : 2017/3386).

AYNI DOĞRULTUDA: Danıştay On ikinci Daire; 02/02/2017,Esas No : 2016/8889 Karar No : 2017/127

DİSİPLİNE KONU EYLEMLER İLE YAPTIRIMLAR ARASINDA BULUNMASI GEREKEN ADİL DENGE “ÖLÇÜLÜLÜK İLKESİ” OLARAK ADLANDIRILMAKTA VE BU İLKENİN ALT İLKELERİNİ DE ELVERİŞLİLİK, ZORUNLULUK VE ORANTILILIK İLKELERİ OLUŞTURMAKTADIR.

Kanun koyucu hukuk devletinde kamu hizmetlerinin uyum ve düzen içinde yürütülmesini sağlamak amacıyla hizmeti sunan kamu görevlileri için disiplin düzenlemeleri içeren kurallar öngörebilir ve bu kurallara uyulmasını temin etmek amacıyla çeşitli disiplin yaptırımları benimseyebilir. Ancak disipline konu eylemler ile yaptırımlar arasında adil bir dengenin gözetilmesi de hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. Eylem ile yaptırım arasında bulunması gereken adil denge, “ölçülülük ilkesi” olarak da adlandırılmakta ve bu ilkenin alt ilkelerini de elverişlilik, zorunluluk ve orantılılık ilkeleri oluşturmaktadır.

“Elverişlilik ilkesi”, öngörülen yaptırımın ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, “zorunluluk ilkesi” öngörülen yaptırımın ulaşılmak istenen amaç bakımından zorunlu olmasını ve “orantılılık ilkesi” ise öngörülen yaptırım ile ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken orantıyı ifade etmektedir.

Soruşturma kapsamında yer alan tüm bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davacının”…” şeklinde bağırdığı hususunun sübuta erdiği anlaşılmakla birlikte, davacının eyleminin memurluk sıfatıyla bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareket olarak nitelendirilmesi suretiyle 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin (E) bendinin (g) alt bendinde yer alan fiil kapsamında görülerek meslekten çıkarılmasının ölçülülük ilkesine aykırılık oluşturacağı sonuç ve kanaatine varılmıştır.

Bu duruma göre, davacının meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık, davanın reddi yolundaki idare mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir(Danıştay Onikinci Daire; 15/02/2017, Esas No : 2016/8859 Karar No : 2017/321).

AYNI DOĞRULTUDA:

Bu durumda; davacının eyleminin disiplin cezası verilmesini gerektirdiği tartışmasız olmakla birlikte, 657 sayılı Kanun’un 125/E-(f) maddesinde yer alan Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile bu bağlamda “fiili tecavüz” olarak nitelendirilen itme eylemi arasında adil bir dengenin bulunmadığı açık olduğundan, davacının Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemde hukuka uyarlık, davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır(Danıştay Onikinci Daire; 23/02/2017, Esas No : 2016/8855 Karar No : 2017/461)

KAMU GÖREVLİLERİNİN GÖREVİNE SON VERİLMESİ SONUCUNU DOĞURAN DİSİPLİN CEZALARININ VERİLEBİLMESİ İÇİN, KAMU GÖREVLİSİNİN HAKKINDAKİ İDDİALARI, DAYANDIĞI DELİLLERİ, ÜZERİNE ATILI FİLLERİN HUKUKİ NİTELENDİRMESİNİ VE ÖNERİLEN DİSİPLİN CEZASINI ÖĞRENMESİ SAĞLANARAK, SAVUNMA YAPMASINA İMKAN TANINMASI HUKUKEN ZORUNLUDUR.

Değinilen kurallar ile, savunma alınmadan disiplin cezası verilemeyeceği temel ilke olarak belirlenmiştir. Bu temel ilkenin uygulanması ile ilgili olarak, devlet memuriyetinden çıkarma cezaları için, öngörülen yaptırımın ağırlığı nedeniyle devlet memurları için güvence oluşturacak özel bazı kurallar belirlenerek disiplin cezası vermeye yetkili olan merciin savunma alması zorunlu kılınmıştır. Bu çerçevede, 657 sayılı Yasanın 130. maddesinde yer alan ve ilgili memurun savunma hakkından vazgeçmiş sayılacağı durumları düzenleyen kuralın, devlet memuriyetinden çıkarma cezaları için özel olarak öngörülen savunma alma zorunluluğunu ortadan kaldıracak şekilde yorumlanması hukuken olanaklı olmayıp soruşturma aşamasında soruşturmacı tarafından savunma alınmasının da anılan zorunluluğu ortadan kaldırmayacağı sonucuna varılmıştır.

Anayasa ve 657 sayılı Yasa hükümleri ile ilgili olarak buraya kadar yapılmış olan değerlendirmeler bir arada dikkate alındığında; devlet memurunun veya diğer kamu görevlilerinin görevine son verilmesi sonucunu doğuran disiplin cezalarının verilebilmesi için, söz konusu disiplin cezalarını vermeye yetkili merciiler tarafından, ilgili kamu görevlisinin hakkındaki iddiaları, bu iddiaların dayandığı delilleri, üzerine atılı fillerin hukuki nitelendirmesini ve önerilen disiplin cezasını öğrenmesi sağlanarak, savunma yapmasına imkan tanınmasının hukuken zorunlu olduğu anlaşılmaktadır (İdari Dava D. Kur. 17.2.2011, 2007/1846 E., 2011/6 K.)

kadim-law-consultancy-office-09-04-2018-656

Başa dön tuşu