Ceza Muhakemesi Kanunu 149. Madde (CMK)

Ceza Muhakemesi Kanunu 149. Madde (CMK)

ceza muhakemesi kanunu 149 madde

Ceza Muhakemesi Kanunu 149. Madde

Şüphelinin veya Sanığın Müdafi Seçimi

  1. Şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafiin yardımından yararlanabilir; kanunî temsilcisi varsa, o da şüpheliye veya sanığa müdafi seçebilir.
  2. Soruşturma evresinde, ifade almada en çok üç avukat hazır bulunabilir. (Ek cümle: 3/10/2016-KHK-676/1 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7070/1 md.) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından yürütülen kovuşturmalarda, duruşmada en çok üç avukat hazır bulunabilir.
  3. Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukukî yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz.

Ceza Muhakemesi Kanunu 149. Madde Gerekçesi

Çağdaş karşılaştırmalı ceza usul hukuku, suç nedeni ile takibatta bulunan ve takip edilen arasında çok daha büyük bir eşitlik tesis edecek surette şüpheli ve sanığın haklarını düzenlemiş bulunmaktadır. Bugün savcı, şüpheli ve sanık öğrenmek, katılmak ve eleştirmek haklarına sahiptirler. Ancak bu haklar ve özellikle öğrenmek hakkı, geçen yüzyılın sonunda elde edilmiştir ve bir zafer olarak nitelendirilmelidir. Avrupa hukukunda geçen yüzyılın sonunda kanun koyucular, ilgilinin bir avukatın yardımından yararlanabilmesini öngörmüşlerdir. Ancak avukatın dosyayı bilmek, ona ulaşmak hakkını, bazı kanunlar değişik tarzda düzenlemiş bulunuyorlar.

Bu madde, şüpheli veya sanığın soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında bir veya birden fazla avukatın yardımından yararlanabileceğini kabul ediyor ve avukat sayısı bakımından bazı Batı kanunlarından farklı olarak buna kovuşturma evresinde bir sınırlama da getirmiyor. Ancak soruşturma evresinde bu sayı üçü geçemeyecektir. Maddenin son fıkrası, avukatın şüpheli veya sanıkla olan ilişkisini ve haklarını belirtmektedir. Bu haklar:

  1. Soruşturma veya kovuşturmanın her aşamasında şüpheli veya sanıkla görüşebilmesi,
  2. İfade alma ve sorgu süresince adı geçenlerin yanında bulunabilmesi,
  3. İlgiliye hukukî yardımda bulunabilmesidir.

Bunlar elbette ki, şüpheli ve sanığın da haklarıdır. Bu hakları engelleyici veya kısıtlayıcı her eylem yasaktır ve savunma haklarının ihlâlini oluşturacaktır. Madde, bu hükümleri itibarıyla, Batı kanunlarının sağladıklarına göre avukata daha geniş haklar sağlamış bulunmaktadır.

  • İlgili Makale: 
  • 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) Tam Metin: 

ceza muhakemesi kanunu 149 madde cmk
ceza muhakemesi kanunu 149 madde cmk

Ceza Muhakemesi Kanunu 149. Madde Şüphelinin veya Sanığın Müdafi Seçimi Emsal Kararlar

Yargıtay 22. Ceza Dairesi E:2016/4155, K:2016/9930

  • Ceza Muhakemesi Kanunu 149. Madde
  • Şüphelinin veya Sanığın Müdafi Seçimi

1) Ceza yargılamasının temel ilkelerinden biri “doğrudan doğruyalık- vasıtasızlıktır.” Bu nedenle CMK 193/1. maddesinde “sanık olmaksızın yargılama olmaz” genel kuralına yer verildikten sonra istisnaları CMK 193/2, 194/2, 195, 196, 200/1 ve 204. maddelerinde gösterilmiştir. Sanığın kabulüne bağlı olarak, alt sınırı 5 yıl ve daha fazla hapis cezası gerektiren suçlar hariç olmak üzere istinabe yoluyla sorgu yapılabileceği, CMK 196/2. maddesinde düzenlenmiştir. Görüntülü ve sesli iletişim tekniği kullanılarak sorgu yapma imkanı ise CMK 196/4. madde hükmüne göre talimat yasağının olmadığı hallerde mümkün kılınmıştır.

anıklara uygulanması istenen 5237 sayılı TCK’nin 142/2-h maddesinin gerektirdiği cezanın alt sınırının beş yıl olduğu anlaşılan olayda hukuki sorun, alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçtan dolayı, sanık …’ın sesli ve görüntülü iletişim tekniği kullanılarak (SEGBİS) savunma alınması durumunda, savunma hakkının kısıtlanarak adil yargılama ilkesinin ihlal edilip edilmediği noktasında toplanmaktadır.

CMK’nın genel ilkeleri ve CMK 196. maddesindeki düzenleme, Dairemizce benimsenen YCGK    ‘nın 10.06.2008 tarih ve 9-148-169 sayılı kararı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin İçtihatları göz önünde bulundurulduğunda; duruşmada hazır bulunma hakkı adil yargılama kapsamında değerlendirilmekte olup, bu hakkın sınırlanması ancak ciddi şekilde gerekli olması halinde istisna olarak uygulanmalıdır. Bu nedenlerle kovuşturma aşamasında;

1- Genel kural sanığın duruşmada hazır bulundurulmasıdır. Bu hak ciddi nedenlere dayalı olarak mahkeme kararı ile sınırlandırılabilir.

2- CMK 196/2-4. maddeleri gereğince alt sınırı 5 yıl ve daha fazla hapis cezası gerektiren suçlarda sanığın savunması talimatla alınamayacağı gibi sesli ve görüntülü yöntemle de savunma alınamayacaktır.

Tüm bu açıklamalar karşısında; 5237 sayılı TCK’nin 142/2-h maddesinde düzenlenen suçun gerektirdiği cezanın alt sınırının beş yıl olduğu anlaşılan olayda; sanık …’ın duruşmada hazır bulundurulmayıp, bulunduğu Balıkesir L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan sesli ve görüntülü bilişim sistemi vasıtası ile, kendisine CMK 150/3. maddesi gereğince atanan müdafii ile CMK 149/3. maddesi gereğince bir araya gelip görüşme imkanı sağlanmaksızın CMK 196/4. maddesine aykırı olarak savunmasının alınıp, yargılaması yapılarak mahkumiyetine karar verilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

2) Sanık … ‘ın yazılı dilekçelerinde psikolojik olarak hasta olduğunu beyan etmesi karşısında; aynı gece başka müştekiye ait işyerinden yapılan ve sanıkların işledikleri iddia edilen hırsızlık eylemi ile ilgili Konya 17. Asliye Ceza Mahkemesi 2015/187 E. sayı ile görülmekte olan dava dosyasında sanık … ile ilgili 5237 sayılı TCK’nin 32. maddesi kapsamında rapor alınıp alınmadığı, alındıysa dosyaya getirtilmesi ve anılan dosyanın tamamının veya bu dosya ile ilgili evraklardan onaylı örneklerin dosya arasına alınarak ve gerektiğinde dosyalar birleştirilerek delillerin birlikte değerlendirilip sanıkların hukuki durumlarının tespit ve tayini gerektiğinin gözetilmemesi, bozmayı gerektirmiş, sanık … ve müdafii ile sanık … ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, sair yönleri incelenmeyen hükümlerin açıklanan nedenlerle bozulmasına, 08/06/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.


Yargıtay 22. Ceza Dairesi E:2015/5042, K:2015/3424

  • Ceza Muhakemesi Kanunu 149. Madde
  • Şüphelinin veya Sanığın Müdafi Seçimi

4.05.2010 tarihli duruşmaya sanığın, sanık müdafi olduğunu beyan eden Av. … ile birlikte katıldığı, sanık müdafiinin vekaletnamesini daha sonra ibraz edeceğinden bahisle savunma yapıp tahliye talebinde bulunduğu ve savunma ile tahliye talebini içeren 2 sayfadan ibaret dilekçe verdiği, karar duruşmasına sanık ve müdafinin katılmaması nedeni ile kararın sanık müdafiine Tebligat Kanununun 21. maddesine göre usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği, CMUK’un 310/1-2. maddesi gereğince süresinde bir temyiz söz konusu olmadığı, CMK 149-154. maddeleri dikkate alındığında, müdafiinin yasal haklarını kullanması için vekaletname şartı bulunmadığının anlaşılması karşısında, işyeri dokunulmazlığını bozma suçu yönünden kurulan hükmün miktar itibariyle CMUK’un 305/1. maddesi gereğince kesin nitelikte olması; Hırsızlık suçu yönünden bir haftalık temyiz süresinin geçmiş olması nedeniyle, sanık … müdafiinin temyiz isteminin CMUK 317. maddesi gereğince reddine, 08.07.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Yargıtay Ceza Genel Kurulu E:2016/142, K:2020/420

  • Ceza Muhakemesi Kanunu 149. Madde
  • Şüphelinin veya Sanığın Müdafi Seçimi

CMK’nın “Şüphelinin veya sanığın müdafi seçimi” başlıklı 149. maddesi; “Şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafiin yardımından yararlanabilir; kanunî temsilcisi varsa, o da şüpheliye veya sanığa müdafi seçebilir. Soruşturma evresinde, ifade almada en çok üç avukat hazır bulunabilir. Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukukî yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz.” şeklinde düzenlenmiş olup şüpheli veya sanığa hukuki yardımda bulunan avukatın mahkemeye vekâletname ibraz etmesi gibi bir zorunluluk getirilmediği açıktır.

CMK’nın “Avukatın başvurma hakkı” başlıklı 261. maddesinde de; “Avukat, müdafiliğini veya vekilliğini üstlendiği kişilerin açık arzusuna aykırı olmamak koşuluyla kanun yollarına başvurabilir.” hükmüyle dosyada sanığın açık bir muhalefeti olmaması hâlinde avukata temyiz hakkı verilmiş ve yine CMK’nın 149. maddesiyle benzer şekilde avukatın vekâletnamesinin bulunması gerektiği gibi bir zorunluluk öngörülmemiştir.

Müdafilik sıfatının kazanılması ve bu görevin tanıdığı yetkilerin icra edilmesi için taraflar arasında bir vekâlet sözleşmesi gereklidir. Bu sözleşmenin mutlaka noter tarafından düzenlenmiş hatta yazılı bir vekâletname şeklinde olması gerekmemekte ve ceza yargılaması hukukunda avukatın vekil tayin edildiğinin mahkemeye usulüne göre bildirilmesi yeterlidir. Ancak uygulamada genellikle noterde düzenlenmiş vekâletname ile müdafi yetkilendirilmesinin yaygın olduğu bilinmektedir.

Bu bağlamda, sanığın birlikte duruşmaya gelerek hâkim huzurunda müdafisi olarak kabul ettiğini bildirdiği avukatın müdafilik sıfatını kazanacağı, yardımcısı olduğu sanığın açık arzusuna muhalif olmamak şartıyla kanun yollarına da müracaat edebileceği hususunda tereddüt bulunmamaktadır.

Dosyayı inceleyen Özel Dairece; sanığa 08.07.2011 tarihinde yapılan tebligatın usulüne uygun olmadığı, ancak 01.11.2012 tarihinde cezaevine alındığında hükümden haberdar olan sanığın temyiz isteminin yasal süresinden sonra olduğu, sanığın yakalanması üzerine talimatla yapılan sorgusuna iştirak eden ve daha sonra vekâletname ibraz etmediği gibi hiçbir yargılama işlemine de katılmayan Av. …’ın ise sanığın müdafisi sıfatını haiz olmadığı gerekçeleriyle sanık ve müdafisinin temyiz istemlerinin reddine karar verilmiş ise de; Kovuşturma evresinde yakalama üzerine Edremit 3. Asliye Ceza Mahkemesinde “Haklarımı anladım. Açıklamada bulunacağım. Ancak vekilim Av. … ile birlikte yapacağım.” dedikten sonra savunmasını adı geçen Avukat ile birlikte yapan sanığın, avukatıyla arasında yazılı bir vekâletname bulunmasına veya taraflarca aralarındaki vekâlet sözleşmesini ispat niteliği taşıyan bir vekâletnamenin mahkemeye sunulmasına gerek olmadığı, ceza yargılaması hukukunda avukatın vekil tayin edildiğinin mahkemeye usulüne uygun şekilde bildirilmesinin yeterli olduğu hususları göz önünde bulundurulduğunda, sanığın, yakalama üzerine alınan ifadesine başlamadan önce Avukat …’ın vekili olduğunu ve savunmasını birlikte yapacağını belirtmek suretiyle usulüne uygun şekilde vekilini Mahkemeye bildirdiği, Mahkemece de bildirilen müdafi huzurunda sanığın savunmasının alındığı, böylece dosya içerisinde vekâletnamesi bulunmasa da Avukat …’ın müdafilik sıfatını kazandığı kabul edilmelidir. Bu durumda 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 11. maddesi uyarınca vekille takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılmasının zorunlu olması karşısında, dosya kapsamında gerekçeli kararın tebliğine ilişkin geçerli olan tebligatın Yargıtay 11. Ceza Dairesinin tevdi kararı sonrasında Yerel Mahkemece sanık müdafisine yapılan 19.08.2014 tarihli tebligat olduğu, daha önce yapılan tebligatların usulüne uygun kabul edilemeyeceği, sanık müdafisinin de kendisine yapılan tebligat sonucunda 26.08.2014 tarihinde verdiği temyiz dilekçesinin süresinde olduğu, öte yandan dosya kapsamında, dava konusu hükümlerin infazı için 01.11.2012 tarihinde cezaevine alınan sanığa cezaevinde gerekçeli kararın tebliğ edildiğine dair bir belgenin bulunmadığı, sadece davaya konu suçlardan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin içtimalı cezası olan 5 yıl 14 ay hapis cezasını ihtiva eden 08.11.2012 tarihli müddetnamenin sanığa imzalatıldığı ve belirtilen tarihte bir nüshasının verildiği, sanığın, hakkında kurulan mahkûmiyet hükümlerine karşı başvuracağı kanun yolunu, mercisini ve süresini göstermeyen müddetname içeriğinden de, verilen cezanın hangi mahkemece, hangi suçlardan verildiğini ve ceza miktarlarını anlamasının mümkün olmadığı, anlaşılsa dahi bu şekilde kesinleşmiş hâlde yapılan bildirimin sanığı yanıltıcı nitelikte olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın 15.02.2013 tarihli temyizinin, dilekçeyi verdiği tarihte öğrenme üzerine süresinde yaptığı temyiz başvurusu olarak kabul edilmesi gerektiği, Sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle; Yargıtay (Kapatılan) 21. Ceza Dairesinin 02.12.2015 tarihli ve 9300-5769 sayılı sanık hakkında resmî belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişen temyiz istemlerinin reddine ilişkin kararının kaldırılmasına, 17.11.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.


Yargıtay Ceza Genele Kurulu E:2011/10-5, K:2011/25

  • Ceza Muhakemesi Kanunu 149. Madde
  • Şüphelinin veya Sanığın Müdafi Seçimi

Şüphelinin veya Sanığın Müdafi Seçimi başlıklı 149. maddesinde;

1) Şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafiin yardımından yararlanabilir; kanunî temsilcisi varsa, o da şüpheliye veya sanığa müdafi seçebilir.

2) Soruşturma evresinde, ifade almada en çok üç avukat hazır bulunabilir.

3) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukukî yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz

Müdafiin Görevlendirilmesi başlıklı 150. maddesinde;

1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.

2) Müdafi bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.

3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır.

4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir,

Müdafiin Görevlendirilmesinde Usul başlıklı 156. maddesinin 3. fıkrasında ise;

3) Şüpheli veya sanığın kendisinin sonradan müdafi seçmesi halinde, baro tarafından görevlendirilen avukatın görevi sona erer şeklinde hükümler bulunmaktadır.

Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde; şüpheli veya sanığın müdafi seçme hakkı bulunduğu, müdafi bulunmayan şüpheli veya sanığa istemi halinde veya bazı koşullarda istemi aranmaksızın müdafi görevlendirileceği, kendisine zorunlu müdafi görevlendirilen şüpheli veya sanığın sonradan bir müdafi seçmesi halinde, baro tarafından görevlendirilen avukatın görevinin sona ereceği görülmektedir. Şüpheli veya sanıkların savunmaları için seçtikleri müdafilerinin bulunması durumunda kendilerine baro tarafından zorunlu müdafi görevlendirilemeyeceği, başka bir anlatımla şüpheliye veya sanığa baro tarafından zorunlu müdafi görevlendirilebilmesi için şüpheli veya sanığın kendi seçtiği müdafiinin bulunmaması gerekmektedir. Bunun sonucu olarak da, kendilerinin seçtiği müdafileri bulunan şüpheli veya sanıklara, bu müdafiin görevinin devam ettiği ve savunma görevlerini yerine getirdiği sürece zorunlu müdafi görevlendirilmesinin yasal bir dayanağı bulunmamaktadır.

Mevzuatımızda zorunlu müdafiilik sistemini öngören düzenlemenin amacı, kendisini savunmak için yeterli maddi olanağı bulunmayanların, bu hakkı kullanamamalarından kaynaklanabilecek olası hak kayıplarının önlenmesi, dolayısıyla da savunma hakkının etkin kullanılabilmesinin sağlanması suretiyle adil yargılamanın gerçekleştirilmesidir.

Diğer taraftan, sanıkların kendilerinin vekaletname vermek suretiyle seçtikleri müdafileri bulunmadığı durumlarda, sanıklara müdafi olarak baro tarafından bir avukat atanacağının bildirilmesi gereklidir. Kendisine müdafi atandığını bilmeyen ya da kendisine müdafi atanmakla birlikte, bu avukatın değiştirilmesini isteme hakkına sahip bulunmayan bir sanığın, atandığını dahi bilmediği müdafiin tüm tasarruflarından sorumlu tutulması gerektiğini veya bu müdafiin yaptığı tüm işlemleri peşinen kabul etmiş sayılacağını söylemek nasıl olanaklı değilse, böyle bir durumda savunma hakkının tam anlamıyla kullanılabileceğini düşünmek de olası değildir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanığın vekaletname ile görevlendirdiği ve azledildiklerine veya müdafilikten istifa ettiklerine ilişkin dosyada bir bilgi ve belge bulunmayan müdafiileri bulunmakta iken, yerel mahkemenin istemi üzerine sanığa baro tarafından müdafi görevlendirilmesinin yasal dayanağı bulunmamaktadır. Bunun sonucu olarak, 7201 sayılı Tebligat Yasası’nın 11. maddesindeki; vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır, vekil birden çok ise bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir hükmü uyarınca sanığın yokluğunda verilen hükmün, sanığın vekaletname vermek suretiyle seçtiği müdafiine yapılması gerekmektedir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire düzelterek onama kararının, sanık G. A.’ya ilişkin olarak kaldırılmasına, yerel mahkemenin gerekçeli kararının sanığın vekaletname ile görevlendirdiği müdafiine tebliğ edilmesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.


Ceza Muhakemesi Kanunu 149. Madde Hakkında Emsal Karar Aramak İçin: https://karararama.yargitay.gov.tr/ 

Yorum Gönderin

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

X
kadim hukuk ve danışmanlık