Bir markaya ait olan alan adı (domain) kayıt edilebilir mi sorusu tarafımıza çok fazla sorulmuştur. Evet alınabilir ama bunun belli şartları vardır. İnternet teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte ticaret, iletişim ve bilgi paylaşımı yepyeni bir boyut kazanmıştır. Özellikle 2000’li yıllardan itibaren dijitalleşmenin hızlanması, ticari işletmelerin varlıklarını sanal dünyada da güçlü bir şekilde temsil etmelerini zorunlu hale getirmiştir. Bu süreçte alan adları (domain names), sadece teknik bir kimlik değil, aynı zamanda ticari itibarı, marka algısını ve tüketici güvenini temsil eden stratejik bir unsur olarak ön plana çıkmıştır.
Bu noktada kritik bir soru ortaya çıkmaktadır: Tescilli bir markaya ait isim, üçüncü kişiler tarafından alan adı olarak kayıt edilebilir mi? Bu sorunun yanıtı, yalnızca teknik olarak değil, hukuki ve etik açıdan da çok katmanlıdır. Zira alan adlarının tahsisi ile markaların korunması farklı kurumlar tarafından yürütülmekte, farklı hukuk dallarının kesişiminde yer almakta ve uluslararası boyutu itibariyle de çok sayıda düzenlemeye konu olmaktadır.
Marka hukuku ile alan adı hukuku arasındaki kesişim noktaları, çoğu zaman uyuşmazlıkların kaynağını oluşturmaktadır. Alan adlarının tahsisi, genellikle ilk gelen alır prensibine dayanırken; markaların korunması, farklı ülkelerin fikri mülkiyet mevzuatları ile de güvence altına alınmıştır. Bu iki alan arasındaki kopukluk, kötü niyetli tescillerin ve haksız rekabetin önünü açabilmektedir.
Uluslararası düzeyde ICANN, WIPO ve UDRP gibi kuruluşlar bu tip sorunları çözmeye yönelik mekanizmalar geliştirmiştir. Türk hukukunda ise bu hususlar çözüme kavuşturmak adına Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ve Türk Ticaret Kanunu (TTK), alan adlarının markalarla çakışması halinde uygulanabilecek hükümler getirmiştir. Bu makalede, markaların alan adı olarak kullanılması meselesi, Türk Hukuku, uluslararası düzenlemeler, haksız rekabet hükümleri, tahkim mekanizmaları ve emsal uyuşmazlık kararları ışığında detaylı olarak incelenecektir. Bu makalemizde “Bir markaya ait olan alan adı (domain) kayıt edilebilir mi” konusunda bilgi verilecektir.
Alan Adlarının Hukuki Niteliği
Alan adı, teknik açıdan IP numaralarının sözcük veya ibarelerle ifade edilmesinden ibaret gibi görünse de, hukuki niteliği bakımından çok daha karmaşık bir yapıya sahiptir. Günümüzde bir alan adı, yalnızca bir web sitesine erişim aracısı değil, aynı zamanda marka değerini, ticari itibarı ve güvenilirliği temsil eden kıt bir kaynak haline gelmiştir. Alan adlarının kıt kaynak olması, onları özellikle ticari açıdan değerli kılmaktadır. Çünkü her markanın veya işletmenin kendisini en iyi şekilde yansıtan alan adını yalnızca bir kişi veya kuruluş kullanabilir. Bu durum, alan adlarının markalarla doğrudan ilişkilendirilmesine yol açmaktadır.
Alan adlarını kategorilere ayırmak mümkündür. Genel kabul gören ayrım şu şekildedir:
- Uluslararası Alan Adları: (gTLD): .com, .net, .org, .info gibi jenerik uzantılar, genellikle herkesin erişimine açıktır ve “ilk gelen alır” prensibine göre tahsis edilir. Bu uzantılar için belge ibrazı şartı aranmaz.
- Ulusal Alan Adları (ccTLD): .tr, .uk, .de gibi ülke kodlarıyla kullanılan uzantılar, genellikle ilgili ülkenin yetkili kurumları tarafından dağıtılır ve çoğu zaman belge ibrazı gerektirir. Türkiye’de uzun süre bu görev ODTÜ tarafından yürütülmüş, daha sonra TRABİS devreye girmiştir.
Her iki kategoride de ayırt edici unsur, alan adının uzantısı değil, asıl ibaresidir. Örneğin google.com adresinde google kısmı markayı çağrıştıran kısım olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, marka hukuku ile alan adı hukuku arasındaki en büyük çatışma noktası, alan adının asıl ibaresinde ortaya çıkmaktadır.

Marka Hukuku Çerçevesinde Alan Adı
Alan adları, günümüzde şirketlerin prestijini ve güvenilirliğini yansıtan varlıklar olarak görülmektedir. Tüketici, çoğu zaman markanın resmi internet adresine erişerek güvenilir bilgiye ulaşmayı hedefler. Bu nedenle, alan adlarının yalnızca teknik değil, aynı zamanda ticari ve hukuki nitelik taşıyan kıt kaynaklar olduğunu söylemek mümkündür. Markalar, mal ve hizmetlerin diğerlerinden ayırt edilmesini sağlayan işaretlerdir. Alan adlarının da aynı işlevi görebilmesi, marka hukuku ile alan adı hukuku arasında doğrudan bir bağlantı kurmaktadır. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 7. maddesi, markanın izinsiz şekilde alan adı olarak kullanılmasını marka hakkına tecavüz olarak düzenlemiştir. Bu hüküm, markaların internet ortamında korunmasına ilişkin en temel düzenlemelerden biridir.
Alan adının marka olarak tescil edilmesi söz konusu olduğunda hem mutlak hem de nispi ret sebepleri gündeme gelir. Mutlak ret sebeplerine göre, daha önce tescil edilmiş bir markayla aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzer ibareler reddedilecektir. Nispi ret sebeplerine göre ise, marka sahibinin itirazı üzerine, başvurunun reddine karar verilebilecektir. Yargıtay içtihatlarında da vurgulandığı üzere, alan adının farklı uzantılarla alınması (örneğin .com yerine .org) karıştırılma ihtimalini ortadan kaldırmaz. Çünkü tüketici, alan adının ayırt edici kısmını esas alarak hareket etmektedir.
Bir alan adının marka olarak tescil edilebilmesi için marka hukukunun temel şartlarından biri olan ayırt edicilik şartını taşıması gerekir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2015/2854 E., 2015/7855 K. sayılı kararında bu durum açıkça ortaya konmuştur. Bu karar, alan adının yalnızca teknik bir işaret olmasının ötesinde, marka olabilmesi için somut ayırt ediciliğe sahip olması gerektiğini göstermektedir. Ayrıca “.com, .net” gibi uzantılar veya “www, http” gibi teknik ifadeler yanına geldiği ibareye ayırt edici nitelik katmaz; değerlendirme esasen bu ifadeler dışındaki kısım üzerinden yapılır. ;
‘’Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davaya konu marka başvurusunda yer alan “O.” ibaresinin, internet alan adına ekli, o sitenin türünü gösteren tali nitelikli alan adı uzantısı olduğu, “İ. HUKUKU” ibaresinin ise, bir hukuk anabilim dalı türü olduğu, tüm sektörlerde iş hukukunu ilgilendiren konular olduğu, dolayısıyla, 41 ve 45. sınıf hizmetlerde başvuru markasını gören ortalama tüketici kitlesinde bu ibarenin “marka algısı” oluşturmayacağı, ibarenin somut ayırt edicilik gücünden yoksun olduğu, ayrıca tanımlayıcılığa yakın bir ibare olduğu, bu ibarenin kullanım tekelinin tek bir gerçek veya tüzel kişiye verilmesinin mümkün olmadığı, kullanım sonucu ayırt edici kılınmasının neredeyse imkansız olduğu, davacı tarafın da böyle bir delili ibraz edemediği, başvurunun reddine dair YİDK kararının yerinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.’’
Benzerlik değerlendirmesinde de aynı prensipler geçerlidir. Ayırt edicilik unsurunu taşıyan kısım genellikle ikinci jenerik kısım olduğundan, işaretlerin görsel, işitsel ve anlamsal açıdan karşılaştırılması bu kısım üzerinden yapılır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2015/6580 E., 2016/3961 K. sayılı kararında davacı “e-bebek” markası ile “e-bebek.com”, “ebebek.com” gibi alan adlarına karşılık, davalının “e-bebekanneleri.com” alan adı incelenmiştir. Mahkeme, bu ibarenin davacı markalarıyla çağrışım yaratacağına, ortalama tüketicinin bunu davacıya ait bir satış sitesi veya seri marka olarak değerlendirebileceğine hükmetmiştir. Böylelikle alan adı ile marka arasındaki benzerliğin, iltibas ihtimali ve ortalama tüketici algısı üzerinden belirleneceği ortaya konmuştur.
Özetle, alan adlarının hukuki niteliği, onların yalnızca teknik bir adres olmanın ötesine geçtiğini ve markalarla doğrudan çatışma potansiyeli taşıdığını göstermektedir. Ayırt edicilik şartı, marka başvurularında olduğu kadar alan adlarının marka gibi kullanılmasında da temel kriterdir. Benzerlik değerlendirmesi ise görsel, işitsel ve anlamsal ölçütler üzerinden, ortalama tüketicinin algısı dikkate alınarak yapılır. Yargıtay kararları ve TÜRKPATENT uygulamaları, alan adı ile marka arasındaki hukuki sınırların her olayın özelliklerine göre somutlaştırıldığını ortaya koymaktadır. Bu nedenle, markaların alan adı olarak korunması hususu hem ulusal hukukta hem de uluslararası düzeyde özel koruma mekanizmaları gerektiren hassas bir alan olmaya devam etmektedir.
Markaya Ait Olan Alan Adının Alınmasının Haksız Rekabet Boyutu
Alan adları, yalnızca marka hukukuyla sınırlı bir mesele değildir; haksız rekabet hükümleri de devreye girmektedir. Türk Ticaret Kanunu m. 54 vd. hükümleri, dürüstlük kurallarına aykırı tüm ticari uygulamaları haksız rekabet kapsamında değerlendirmektedir. Bu bağlamda, alan adlarının kötüye kullanımı da haksız rekabet sayılabilir. Haksız rekabetin tipik halleri şu şekilde özetlenebilir:
- Tüketicinin yanıltılması,
- Rakibin markasının itibarsızlaştırılması,
- Pazar payı elde etmek için haksız avantaj sağlanması,
- Rakibin web trafiğinin yönlendirilmesi.
- Örneğin, lüks bir markanın alan adının pornografik içerikle ilişkilendirilmesi, markanın itibarını doğrudan zedelemekte ve tüketici nezdinde güven kaybına yol açmaktadır. Yargı kararlarında da, tüketicinin yanlış yönlendirilmesi ve karıştırılma ihtimalinin doğması halinde haksız rekabetin varlığı kabul edilmektedir.
Haksız rekabete ilişkin olarak Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 18.12.2019 Tarih, 2019/1752 E., 2019/8281 K. sayılı ilamında ;
‘’İlk derece mahkemesince tüm dosya kapsamına göre; “www.garantikolay.com.tr” alan adının 17/03/2016 tarihinde davalı … adına yaratıldığı, söz konusu internet sitesinin “Hakkımızda” ve “Firma Bilgileri” kısmı incelendiğinde şirket unvanı olarak “GK ÖDEME HİZMETLERİ ANONİM ŞİRKETİ” olarak belirtildiği, “GARANTİ” markalarının kapsamında bankacılık hizmetleri ve finansal hizmetlerin yer aldığı, davaya konu kullanımın gerçekleştiği “www.garantikolay.com.tr” internet sitesinde ve “www.bayiliklistesi.com” sitesinde yer verilen tanıtım yazısında davalının “Garanti Kolay” işaretini “finansal hizmetler ve bankacılık hizmetleri” için kullandığı, davacı markasının kapsamı ile davalı kullanımının kapsamının aynı hizmetlere ilişkin olduğu, davacının “GARANTİ” markaları ile “Garanti Kolay” ibareli davalı kullanımı arasında görsel, işitsel ve bütün olarak ortaya çıkan izlenim bakımından benzerlik bulunduğu, markaların benzerliği ve hizmetlerin aynılığı şartlarının aynı anda gerçekleşmiş olması nedeniyle davacının “GARANTİ” markalarıyla, davalının “Garanti Kolay” işareti arasında karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkabileceği, www.garantikolay.com.tr internet sitesinde “Garanti Kolay” tescilsiz işaretinin kullanım biçiminin davacının “GARANTİ” markalarından kaynaklanan tescilli marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet niteliğinde bir fiil olduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, davalıların alan adında ve site içerisinde tanıtım vasıtası olarak ticari amaçla kullandığı tanıtım işaretinin davacının tescilli marka hakkından doğan haklarına tecavüz teşkil ettiği ve haksız rekabet yarattığınnı tespiti ile markaya tecavüzün ve haksız rekabetin men ve refine, tecavüzün maddi sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, alan adında garanti ibaresinin kullanımının ve site içeriğinde ticari amaçla her türlü reklamlarda kullanımının önlenmesine, www.garantikolay.com.tr alan adına erişimin engellenmesine, Google ve benzeri arama motorlarında garantikolay anahtar kelime olarak kullanımını önlenmesine, Garanti ibaresini taşıyan her türlü tabela broşür katolog vb. tanıtım vasıtalarında kullanımın engellenmesine, silinmesi mümkün olanların silinmesine, silinmesi mümkün olmayanların imhasına, 10.000.- TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren değişir oranlarda reeskont faizi ile birlikte davalılardan tahsiline, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin reddine ve hükmün ilanına karar verilmiştir.’’ şeklinde karar verip haksız rekabetin olası sonuçlarına da dikkat çekmişlerdir.
İçtihata konu benzer uyuşmazlıklarda marka sahibinin başvurabileceği yollar çeşitli olup bunlar arasında;
- TÜRKPATENT nezdinde itiraz,
- Alan adının hükümsüzlüğü için dava açılması,
- Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde haksız rekabet davası,
- Uluslararası düzeyde WIPO tahkim mekanizmasına başvuru, gibi imkanlar bulunmaktadır. Bu yolların varlığı, marka sahibine geniş bir koruma ağı sağlamaktadır.
Alan Adı Hukuku ve İlk Gelen Alır Kuralı
Alan adlarının tahsisinde uygulanan en temel prensip ilk gelen alır ilkesidir. Bu ilkeye göre, boşta olan bir alan adını ilk başvuran kişi, marka sahibi olup olmadığına bakılmaksızın bu hakkı elde eder. Bu kural, internetin yaygınlaştığı 1990’lı yıllarda, bürokratik işlemleri azaltmak ve erişimi hızlandırmak için getirilmiştir. Ancak günümüzde bu ilkenin markaların korunmasıyla çeliştiğini pek çok örnek ortaya çıkmıştır. İlk gelen alır kuralı, kötüye kullanıma da açık bir zemindir. Özellikle siber korsanlık (cybersquatting) yoluyla, marka değerinden haksız kazanç elde edilmeye çalışılmaktadır. Kötüye kullanım senaryoları şunlardır:
- Alan adının gerçek marka sahibine yüksek fiyatla satılması,
- Rakip markaların itibarı üzerinden haksız avantaj sağlanması,
- Pornografik veya yasa dışı içeriklerle markanın itibarsızlaştırılması,
- Yazım hatalarıyla benzer alan adlarının alınması (typosquatting).
Türk hukukunda da bu kural sınırsız değildir. SMK m. 7/3-d, alan adının marka hakkına tecavüz oluşturabileceğini açıkça düzenler. TTK m. 54 vd. hükümleri ise, dürüstlük kuralına aykırı kullanımları haksız rekabet saymaktadır.
Uluslararası Düzenlemeler
Alan adı uyuşmazlıklarının büyük bir kısmı sınır ötesi nitelik taşımaktadır. Bu nedenle uluslararası kuruluşların geliştirdiği mekanizmalar önemlidir. ICANN, alan adlarının küresel düzeyde tahsisini ve uyuşmazlık çözüm mekanizmalarını düzenleyen en yetkili organdır. 1999 yılında yürürlüğe giren UDRP (Uniform Domain Name Dispute Resolution Policy), kötü niyetli alan adı tescillerine karşı standart bir çözüm yolu sunmuştur. UDRP’ye göre şikayetçi, üç unsuru ispat etmelidir:
- Alan adının markayla aynı veya karıştırılacak kadar benzer olması,
- Alan adı sahibinin bu isim üzerinde meşru bir hakkının bulunmaması,
- Alan adının kötü niyetle tescil edilip kullanılması.
WIPO, ICANN’ın yetkilendirdiği en önemli tahkim merkezlerinden biridir. WIPO kararları genellikle alan adının marka sahibine devrine yöneliktir. Ancak tazminat talepleri için ulusal mahkemelere başvurulması gerekmektedir. Bu durum, uluslararası boyutta çözümün tam anlamıyla yeknesak olmadığını göstermektedir.
Tahkim Mekanizmalarının Rolü
Geçmişte marka ve alan adı uyuşmazlıklarının yalnızca mahkemeler aracılığıyla çözümlenebileceği kabul edilmekteydi. Ancak küresel ticaretin hızlanması ve sınır ötesi ihtilafların artmasıyla, tahkim mekanizmaları öne çıkmıştır. Tahkim, uzman hakemler aracılığıyla teknik bilgiye dayalı çözüm imkânı sunmaktadır. Tahkimin avantajları şu şekilde sıralanabilir:
- Hakemlerin teknik uzmanlığı sayesinde adil çözüm sağlanması,
- Gizlilik ilkesiyle ticari sırların korunması,
- New York Konvansiyonu sayesinde kararların 168 ülkede tanınması,
- Taraflara daha hızlı ve maliyet açısından daha avantajlı süreç sunması.
WIPO tahkim merkezleri, alan adı uyuşmazlıklarının çözümünde en etkin yollardan biridir. Ancak tahkim kararları genellikle inter partes (yalnızca taraflar arasında) hüküm doğurmaktadır. Bu da, üçüncü kişiler bakımından koruma eksikliği yaratabilmektedir.

Bir Markaya Ait Olan Alan Adı (Domain) Kayıt Edilebilir Mi Hakkında Emsal Uyuşmazlıklar
Alan adı uyuşmazlıklarına ilişkin çok sayıda emsal karar bulunmaktadır. Bu kararlar, ilk gelen alır prensibinin sınırsız olmadığını ve kötü niyetli tescillerin hukuk düzenince korunmadığını göstermektedir. Örneğin, Migrosjet.net uyuşmazlığında, Migros markasının uzun yıllardır tescilli olmasına rağmen, üçüncü kişiler tarafından migrosjet.net alan adı alınmıştır. WIPO, bu alan adının karıştırılma ihtimali yarattığına ve kötü niyetle tescil edildiğine hükmetmiş ve alan adının Migros’a devrine karar vermiştir.
Bir diğer örnek, Candyland davasıdır. ABD’de çocuklara yönelik bir oyuncak markasının adı, üçüncü kişiler tarafından pornografik içerikli bir site için alan adı olarak kullanılmıştır. Bu durum markanın itibarını zedelemiş ve mahkeme haksız rekabet gerekçesiyle alan adının iptaline karar vermiştir. Bu örnekler, markaların dijital ortamda ne kadar kırılgan olduğunu ve proaktif koruma stratejilerinin önemini göstermektedir.
Türkiye’de ünlü kişilerin isimleri üzerinden yapılan alan adı tescilleri uzun yıllardır mahkemelere ve tahkim mercilerine taşınan uyuşmazlıklara yol açıyor. Cem Yılmaz örneğinde de, ünlü komedyenin adını taşıyan alan adı, Cem Yılmaz veya temsilcileri tarafından değil, üçüncü kişilerce tescil edilmiştir. Bu kişiler, alan adını kullanmak yerine, yüksek meblağlar karşılığında ünlüye satmayı hedeflemişlerdir. Bu durum, siber korsanlık (cybersquatting) olarak nitelendirilmektedir.
Sonuç Olarak Bir Markaya Ait Olan Alan Adı (Domain) Kayıt Edilebilir Mi?
Bir markaya ait alan adının üçüncü kişiler tarafından kayıt edilmesi teknik olarak mümkündür. Ancak hukuken ciddi sınırlamalara tabidir. Alan adlarının tahsisinde ilk gelen alır kuralı geçerli olsa da, bu kural mutlak değildir. SMK, TTK ve uluslararası düzenlemeler, kötü niyetli tescillerin korunmasına izin vermemektedir. Markaların korunması için özellikle şu hususlar önemlidir:
- Marka sahipleri, markalarıyla ilişkili tüm alan adlarını önceden tescil ettirmelidir.
- Tescil edilmemiş alan adlarının kötü niyetli kullanımına karşı hızlı müdahale yolları kullanılmalıdır.
- Uluslararası mekanizmalardan (WIPO, UDRP) etkin şekilde yararlanılmalıdır.
- Türk hukukunda alan adı uyuşmazlıklarının daha etkin çözümü için yerel tahkim merkezlerinin güçlendirilmesi gerekmektedir.
Bir markaya ait alan adının üçüncü kişilerce kaydedilmesi, çoğu zaman hukuki sorunlar doğurmakta ve haksız rekabet yaratmaktadır. Bu nedenle, markaların dijital dünyada korunması için hem ulusal hem de uluslararası düzeyde daha güçlü yasal ve idari düzenlemelere ihtiyaç vardır.