Askeri Tazminat Davaları

Askeri Tazminat Davaları

askeri tazminat davalari

Askeri tazminat davaları; askerlik hizmeti sırasında meydana gelen yaralanma ve ölüm olayları neticesinde idare mahkemesinde açılan tam yargı davasına denir. Anayasanın 125 maddesi çerçevesinde idarenin kendi işlem ve eylemlerinden doğan zararın tazmini için sorumluluklarının bulunduğu gerekçesiyle bu tazminat idare tarafından ödenir. İdare Mahkemelerinde görülen askeri tazminat davalarında idarenin kusuru sonucunda zarar gören askeri kişilerin, idarenin bu kusurları ile orantılı tazminat ödenir. Askeri tazminat davaları askerlik hizmetinin yerine getirilmesi sırasında meydana gelen ölüm ya da yaralanma olaylarına karşı açılan davalardandır. Askeri tazminat davaları devlete karşı açılan tazminat davası olup bu davalar idare mahkemesi görevlidir.

Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapan sözleşmeli ya da muvazzaf er, erbaş, astsubay ve subaylar ile diğer personel sözleşme bitimi öncesinde ya da mecburi hizmet yükümlülüklerini tamamlamadan ayrılmaları gibi kimi durumlarda tazminat borçlusu durumuna düşebilmekte, kendi kusurları olmaksızın sözleşmelerinin yenilenmemesi gibi durumlarda ise tazminata hak kazanabilmektedir. Bu durum personelin sözleşmeli ya da muvazzaf olup olmamasına ya da rütbe ve statüsüne göre farklılık gösterebilmektedir. Bunların yanında görev sırasında maruz kalınan kaza, hastalık, kayıp ve zararlar nedeniyle de tazminat hakkı doğabilmektedir. Bu makalemizde genel olarak Türk Silahlı Kuvvetleri personeline ödenecek ya da personel tarafından ödenmesi gereken tazminatlar ile görev sırasında yaşanan kaza, kayıp ve zararlardan kaynaklanan tazminat davaları hakkında bilgi verilecektir.

askeri tazminat davalari nedir
askeri tazminat davalari nedir

Askeri Tazminat Davaları Nedir?

Askeri tazminat davaları askerlik hizmetinin yerine getirilmesi sırasında meydana gelen ölüm ya da yaralanma olaylarına karşı açılan davalardandır. Askeri tazminat davaları devlete karşı açılan tazminat davası olup bu davalar idare mahkemesinde açılacak tazminat davaları içerisinde yer alıp idare hukukunda adı tam yargı davasıdır. Nitekim idarenin kusuru sebebiyle ortaya çıkan zararın bir şekilde tazmini şarttır. Hukuki güvenlik ve hak arama özgürlüğünün temeli olarak asker kişiler bu haklarını dava açarak arayabilirler. Bu haklar Anayasanın gereği olup dayanakları da Anayasanın kendisidir. Bu bakımdan askeri tazminat davaları hak arama özgürlüğünün bir sonucudur.

İdarenin kusuru sebebiyle zarar gören kişiler bu haklarını tam yargı davaları olarak idare mahkemelerinde açabilecek ve zararlarını karşılayabilecektir.  Tam yargı davası eylemden kaynaklı ise idareye başvurulması zorunludur. Bu başvuru yapılmadan dava açılması durumunda idari merci tecavüzü kararı verilerek dosya idareye gönderilir.

Askeri tazminat davaları kişinin kendisi tarafından açılabileceği gibi konunun uzmanı olan idare hukuku avukatı ve askeri dava avukatları vasıtasıyla da açılabilir. Bu gibi önemi haiz ve uzmanlık gerektiren konuların hak kaybının önlenebilmesi ya da hak kayıplarının yaşanmaması için asker kökenli avukatlar, askeri dava avukatları vasıtasıyla takibinin yapılmasını tavsiye ederiz.

Uzman Erbaş Tazminat Davaları

Uzman erbaş tazminat davaları askeri tazminat davalarından biridir. Uzman erbaşlara ödenecek tazminatlara ilişkin hususlar 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanununun 16. maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir:

  • Kendi kusurları olmaksızın hizmet sürelerinin uzatılmaması sebebiyle veya sözleşme süresini bitirip ayrılan uzman erbaşlardan; hizmet süresi beş yılı geçmeyenlere, ayrıldıkları tarihte almakta oldukları net maaşları tutarının iki katının toplam hizmet yılı ile çarpımından bulunacak miktarda ikramiye verilir.
  • Hizmet süresi beş yılı geçenlere ise beş yıllık hizmetleri için hesaplanacak tutara; ayrıldıkları tarihte almakta oldukları net maaşları tutarının beş yıldan fazla olan hizmet yılı toplamı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarın ayrıca ilâve edilmesi suretiyle tespit edilecek miktarda ikramiye verilir.
  • Uzman erbaşlara ödenecek ikramiye, hiçbir suretle ayrıldıkları tarihte almakta oldukları ikramiye ödenmesine esas net maaşlarının yirmi katını geçemez.
  • Emeklilik hakkı kazanan uzman erbaşlara ikramiye ödenmez.
  • Yabancı uyruklu kişilerle evlilikleri uygun görülmeyenlerin, çeşitli nedenlerle Türk vatandaşlığını kaybedenlerin veya Türk vatandaşlığından çıkartılanların veya disiplinsizlik ve ahlâkî nedenlerle sonradan Silahlı Kuvvetlerde kalması uygun görülmeyenlerin sözleşmeleri fesh edilir ve bunlara ikramiye ödenmez.
  • Astsubay naspedilenlere ikramiye verilmez.
  • Sağlık, vefat, istihdam edildiği kuvvet komutanlığı veya sınıfının değiştirilmesi yahut bulunduğu kadronun kaldırılması durumunda bir yılı tamamlamadan ayrılanlara, bir yıl içinde alması gereken ikramiye tutarı, oniki aya eşit olarak bölünmek suretiyle hizmet ettiği her aya isabet eden miktarda ödeme yapılır.
  • İstihdam edildiği kadro görev yerinin herhangi bir nedenle kaldırılması veya bu kadrolarda uzman erbaş istihdam edilmesine gerek kalmaması nedeniyle atanan, kuvvet veya sınıf değişikliği işlemine tabi tutulan uzman erbaşlar, sözleşmenin feshini isteyebilir. Bu şekilde sözleşmenin feshini isteyen uzman erbaşların istekleri kabul edilir ve bunlara ikramiye ödenir.
  • Uzman erbaşlıktan ayrılanlardan kamu kurum ve kuruluşlarına memur veya sözleşmeli personel olarak atananlar ile iş kanunlarına tâbi olarak çalışanların emekli olmaları durumunda; emekli ikramiyesi veya kıdem tazminatının hesabında, ödenen ikramiyede esas alınan hizmet süreleri dikkate alınmaz.
  • Görevde iken işledikleri hususlar nedeniyle haklarında dava açılan ancak, yargılama sırasında sözleşme süresinin bitmesi nedeniyle kendi istekleri ile ayrılan uzman erbaşlara, yargılama sonuçlanıp kesinlik kazanıncaya kadar ikramiye ödemesi yapılmaz. Yargılama sonucunda beraat edenlere hak ettikleri ikramiye ödenir. Yargılama sonucunda mahkûm olanlara ise ikramiye ödemesi yapılmaz.
  • Vefat eden uzman erbaşların dul ve yetimlerine Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı ta-rafından aylık bağlanamaması durumunda, bu Kanun esaslarına göre hesaplanacak ikramiye kanunî mirasçılara aynen ödenir.

Tazminata hak kazanma ve ödeme ile ilgili iş ve işlemlerde yanlış veya hatalı hesaplama, değerlendirme ya da takdir hatası gibi hukuka aykırılıklar yaşanabilmektedir. Sözgelimi tazminata hak kazanan personele ödeme yapılmaması, tazminatların eksik ya da fazla hesaplanması veya  ödenmesi gibi durumlar söz konusu olabilmektedir. Bu hallerde süresi içinde gereken hukuki yolların kullanılmaması hak kaybına ya da mağduriyetlere neden olabilmektedir.

askeri tazminat davalari tazminat
askeri tazminat davalari tazminat

Sözleşmeli Erbaş ve Er Tazminat Davaları

Sözleşmeli erbaş ve erler kimi durumlarda tazminata hak kazanmakta, kimi durumlarda ise tazminat borcu altına girmektedir. Sözleşmeli erbaş ve erlere ödenecek ya da onlardan talep edilecek tazminatlar 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanununun 6 ve 7. maddelerinde düzenlenmiştir.

  • Kendi kusurları olmaksızın veya ilk sözleşmesini yahut müteakip sözleşme süresini bitirmesinden dolayı Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrılan sözleşmeli erbaş ve erlere,  hizmet yıllarına göre belirlenen orana göre ödeme yapılır.
  • Sağlık yahut bulunduğu kadronun kaldırılması sebebiyle sözleşme yılını tamamlayamadan ayrılmak mecburiyetinde kalanlara, sözleşmeli olarak görev yaptığı yıllara ait ödeme tutarına, hizmet ettiği ve tamamlayamadığı sözleşme yılına ait ödeme tutarının oniki aya eşit olarak bölünmek suretiyle hizmet ettiği her aya isabet eden miktarda ilave edilerek ödeme yapılır.
  • Vefat eden sözleşmeli erbaş ve erlerin kanuni mirasçılarına, bu ödemeler aynen yapılır.
  • Çeşitli nedenlerle Türk vatandaşlığını kaybedenlerin yahut disiplinsizlik, ahlaki durum veya diğer nedenlerle Türk Silahlı Kuvvetlerinde kalması uygun görülmeyerek sözleşmeleri feshedilenlere ödeme yapılmaz.

Sözleşmeli Erbaş ve Erlerin Tazminat Ödemesi Gereken Durumlar

Ön sözleşme döneminde Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişikleri kesilen personelden, peşin olarak ödenen ücret ve ücretle birlikte ödenen diğer tüm özlük haklarının, çalışılmayan günlere ait kısmı geri alınır. İstifa edilmesi halinde peşin olarak ödenen aylık ve aylık ile birlikte ödenen diğer tüm özlük haklarının çalışılmayan günlere ait kısmı geri alınır. Yani istifa edilmesi halinde, istifadan sonraki dönem için yapılan ödemeler geri istenmektedir.

Hukuki Süreç

Yukarıdaki açıklamalarımızdan da görüleceği üzere genel olarak kendi kusurları olmadan sözleşmeleri feshedilen ya da uzatılmayan sözleşmeli erbaş ve erler tazminata hak kazanmakta, ön sözleşme süresinde ilişikleri kesilenlerin ise kalan süre için tazminat ödemeleri gerekmektedir.

Gerek tazminata hak kazanma, gerekse de tazminat borcu ile ilgili iş ve işlemlerde yanlış veya hatalı hesaplama, değerlendirme ya da takdir hatası ve gereken şartların oluşmaması gibi hukuka aykırılıklar yaşanabilmektedir. Sözgelimi tazminata hak kazanan personele ödeme yapılmaması, ya da aslında ödememesi gerektiği halde personele tazminat borcu çıkarılması, tazminatların eksik ya da fazla hesaplanması, ödenmesi veya istenmesi gibi durumlar söz konusu olabilmektedir. Bu hallerde süresi içinde gereken hukuki yolların kullanılmaması hak kaybına ya da mağduriyetlere neden olabilmektedir.

Bu süreçlerde mağdur olmamak ve hak kaybına uğramamak için konunun uzmanı olan avukatlardan profesyonel hukuki destek alınmalıdır.

Sözleşmeli Subay ve Astsubay Tazminat Davaları

Sözleşmeli subay ve astsubaylar kimi durumlarda tazminata hak kazanmakta, kimi durumlarda ise tazminat borcu altına girmektedir. Sözleşmeli subay ve astsubaylara ödenecek ya da onlardan talep edilecek tazminatlar 4678 sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerinde İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar Hakkında Kanunun 18 maddesinde düzenlenmiştir.

926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun 112 maddesi subay ve astsubayların tazminat yükümlülüklerini belirlemektedir. Buna göre: “Muvazzaf subay ve astsubayların 15 yıl hizmet yükümlülüğü bulunmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görev yapamaz şeklinde sağlık raporu alanlar ile vazife malûlü olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ayrılanlar hariç Türk Silahlı Kuvvetlerinden her ne şekilde olursa olsun mecburî hizmet yükümlülüğünü tamamlamadan ayrılan veya ilişiği kesilen subay ve astsubaylar, her yıl kuvvet komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından belirlenen; askerî öğrenci, subay ve astsubay nasbedildikten sonra kendilerine yapılan öğrenim, eğitim ve yetiştirme masraflarını, yükümlülük sürelerinin eksik kalan kısmı ile orantılı olarak kanunî faizi ile birlikte tazminat olarak öderler.”

Sözleşmeli Subay ve Astsubaylara Tazminat Ödenmesi Gereken Durumlar

Sözleşmeli subay ve astsubaylara tazminat ödenebilmesi için;

  • Kendi kusurları olmaksızın hizmet sürelerinin uzatılmaması sebebiyle veya sözleşme süresini bitirip ayrılmaları
  • Ya da sözleşmelerinin kanunda belirtilen sağlık nedenlerinden dolayı idare tarafından feshedilmesi gerekmektedir.

Ödenecek tazminat tutarı son alınan net maaşın iki katının hizmet yılı ile çarpımı sonucunda belirlenir. Ancak hizmet yılı olarak en fazla dokuz yıl esas alınır. Sözleşmeli subay ve astsubaylardan emeklilik hakkını kazananlar ile muvazzaf subay veya astsubaylığa geçirilenlere tazminat ödenmez. Sözleşmeli subay ve astsubaylardan ilk sözleşme süresi içinde;

  • Yabancılarla evlilikleri uygun görülmeyenler
  • Türk vatandaşlığını kaybedenler veya Türk vatandaşlığından çıkarılanlar,
  • Türk Silahlı Kuvvetlerinden çıkarmayı gerektiren bir suçtan mahkum olanlar
  • disiplinsizlik ve ahlaki durumları sebebiyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilenler,

sözleşme sürelerinin eksik kısmı ile orantılı olarak kendilerine yapılmış olan öğrenim, eğitim ve yetiştirme masraflarını tazminat olarak öderler. Yabancı memleketlere öğrenim, staj, kurs, ihtisas veya görgü ve bilgilerini artırmak amacıyla gitmiş olanlardan orada bulundukları süre içerisinde aldıkları aylık ve Devletçe yapılan masrafların dört katı ayrıca tazminat olarak alınır.

Askeri eğitim esnasında sağlık sebebi veya sınıf ve ihtisaslarının gerektirdiği özel nitelikleri taşımama veya kaybetme halleri hariç olmak üzere, ilişikleri kesilenlere Devletçe yapılan masraf faizi ile birlikte ödettirilir.

Hukuki Süreç

Yukarıdaki açıklamalarımızdan da görüleceği üzere genel olarak kendi kusurları olmadan sözleşmeleri feshedilen ya da uzatılmayan sözleşmeli subay ve astsubaylar tazminata hak kazanmakta, ilk sözleşme süresinde disiplinsizlik nedeniyle sözleşmesi feshedilenler in ise kalan süre için tazminat ödemeleri gerekmektedir. Askeri tazminat davalarından biri olan bu dava türünde görevli mahkeme idare mahkemesidir.

Gerek tazminata hak kazanma, gerekse de tazminat borcu ile ilgili iş ve işlemlerde yanlış veya hatalı hesaplama, değerlendirme ya da takdir hatası ve gereken şartların oluşmaması gibi hukuka aykırılıklar yaşanabilmektedir. Sözgelimi tazminata hak kazanan personele ödeme yapılmaması, ya da aslında ödememesi gerektiği halde personele tazminat borcu çıkarılması, tazminatların eksik ya da fazla hesaplanması, ödenmesi veya istenmesi gibi durumlar söz konusu olabilmektedir. Bu hallerde süresi içinde gereken hukuki yolların kullanılmaması hak kaybına ya da mağduriyetlere neden olabilmektedir.

askeri tazminat davalari nereye acilir
askeri tazminat davalari nereye acilir

Görev Nedeniyle Maruz Kalınan Zararlarda Tazminat Davaları

TSK ve Emniyet mensupları başta olmak üzere kamu görevlileri görevlerini ifa ederken maruz kaldıkları risk ve tehlikeler sonucunda maddi ve manevi kayıp ve zararlara uğrayabilmektedir. Sözgelimi resmi araçların görevdeyken yaptıkları kazalar ya da kamu personelinin görevleri nedeniyle maruz kaldıkları saldırılar maddi kayıp ve zararların yanında yaralanmalara, hatta can kayıplarına neden olabilmektedir.

2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun kolluk mensuplarının görevleri nedeniyle uğradıkları zararların tazminine yönelik düzenlemeler içermektedir. Ancak bu Kanunun kapsamı dışındaki kamu personelinin de görevleri nedeniyle maruz kaldıkları kayıp ve zararların idarenin sorumluluğu çerçevesinde idarece karşılanması gerekmektedir. Kaldı ki, 2330 sayılı Kanun kapsamındaki ödemelerin maruz kalınan zararların telafisinde yetersiz kalması durumunda kolluk mensuplarının da idarenin sorumluluğuna ilişkin genel hükümler çerçevesinde talep ve dava hakları bulunmaktadır.

İdarenin mali sorumluluğunun pozitif hukukumuzdaki temeli Anayasamızın 125. maddesinin son fıkrasındaki “idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür” hükmüdür. Kamu görevlilerinin görevleri nedeniyle maruz kaldıkları zararlar idarenin kusurundan kaynaklanabileceği gibi, özellikle mesleki risklerin ve görev riskinin söz konusu olduğu durumlarda idareye izafe edilebilecek hiçbir kusur olmasa dahi kamu görevlilerinin maddi ve manevi kayıp ve zararları söz konusu olabilmektedir. Her iki durumda da kamu görevlilerinin görevleri nedeniyle maruz kaldıkları zararların idarenin mali sorumluluğu ilkesi çerçevesinde idarece karşılanması gerekmektedir.

Yukarıda da belirtildiği gibi idarenin kendi eylem ve işlemlerinden kaynaklanan zararlardan sorumluluğu Anayasa hükmüne dayanmaktadır. 2330 sayılı Kanun başta olmak üzere bu konuda kimi yasal düzenlemeler de bulunmaktadır. Bununla birlikte idarenin mali sorumluluğunun niteliği ve genel çerçevesi daha çok yargı içtihatlarıyla belirlenmiştir. Konumuz olan görevden kaynaklanan zararlarda idarenin sorumluluğu genellikle tehlike ya da risk ilkesine dayandırılmaktadır.

Tehlike ya da risk ilkesi gereğince, niteliği icabı tehlikeli ve riskli kamu hizmetlerinde görev alan, ya da görevi nedeniyle tehlikeye ve riske maruz kalan kamu görevlilerinin, bu görevleri nedeniyle uğradıkları zararın idarenin kusursuz sorumluluğu çerçevesinde idarece tazmin edilmesi gerekmektedir. Örnek vermek gerekirse askeri aracın devrilmesi sonucunda hayatını kaybeden erin yakınlarının ya da toplumsal olaya müdahale esnasında yaralanan polis memurunun maddi ve manevi zararları kusuru olmasa dahi idare tarafından tazmin edilmelidir.

İdare tehlike veya risk ilkesinin uygulanabileceği durumlarda kusuru olmasa dahi meydana gelen zarardan sorumlu olmakla birlikle, idarenin sorumluluğunun asgari şartı idari eylem ya da konumuz açısından görev ile meydana gelen zarar arasında illiyet bağının varlığıdır. Zararın kamu görevlisinin ya da üçüncü bir kişinin davranışından kaynaklanması illiyet bağının kesilmesine, sonuç olarak idarenin sorumluluğunun kısmen ya da tamamen ortadan kalkmasına neden olabilir.

Uçak ve Helikopter Kazalarından Doğan Zararlar

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM), komuyla ilgili kararlarında idarenin sorumluluğu ile tehlike ya da risk ilkelerine atıfta bulunmuştur. Mahkemeye göre: “İdare Hukuku ilkelerine ve T.C. Anayasasının 125 inci maddesine göre idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. Bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak idarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği Anayasada belirtilmemiş olup bu meselenin halli doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bugün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru ister kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın, idarenin hukuki sorumluluğu için bir zararın mevcudiyeti, zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte olması, zararla eylem arasında illiyet bağının bulunması yeterlidir. İlliyet bağının kesilmiş sayılması için zararın tümüyle hizmete ve idare tüzel kişiliğine yabancı unsurlardan doğması gerekmektedir.”

…..

Gerek öğretide gerekse yargı kararlarında kabul edildiği üzere, özellikle Silahlı Kuvvetler tarafından yerine getirilen bazı hizmetlerle, hizmetin ifasında kullanılan uçak, helikopter, silah, top, mayın gibi araç ve gereçler yapıları gereği hem ilgililer hem de üçüncü kişiler için tehlike arz ederler. Bunların taşıdığı tehlikelerin ne zaman ortaya çıkacağını tahmin edip önceden tedbir alarak önlemek mümkün olamaz. İşte bu gibi tehlike taşıyan hizmetlerle araç ve gereçlerden sağlanan yararlar nasıl ki bunların sahibine ait oluyor ise doğan zararlarda onların sahibine ait olmalıdır, şeklinde ifade edilebilecek olan risk ilkesinin bir gereği olarak davacıların uğradığı zararların, hizmetin sahibi olan idare tarafından kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca karşılanmasının gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.” (AYİM 2.D. 14.1.2003 E.2002/667 K.2003/39)

AYİM, uçak ve helikopter kazalarından kaynaklanan tazminat taleplerini karara bağlarken mağdurlara ya da yakınlarına idarece herhangi bir ödemede bulunup bulunulmadığını araştırmıştır. Mahkeme, bilirkişi raporlarını da dikkate alarak yapılan ödemelerin maddi ve manevi zararları karşılayıp karşılamadığını değerlendirmiştir. Mahkeme yapılan ödemeler ya da sağlanan yararların maddi ve manevi zararları karşıladığı kanaatine vardığında tazminat taleplerini reddetmiştir. Mağdur ve yakınlarına sağlanan yararların ve yapılan ödemelerin maddi ya da manevi zararları karşılamadığı kanaatine varması ya da idarenin hiçbir ödeme yapmamış olması durumlarında ise olayın özelliğine göre tazminata hükmetmiştir.

AYİM’in konuyla ilgili kararlarına aşağıda yer verilmiştir Özet olarak sunulan kararların detaylarına Milli Savunma Bakanlığı web sayfası üzerinden ulaşılabilmektedir.

  • Komando tatbikatı için havalanan askeri helikopterin düşmesi sonucu şehit olan teknisyen astsubayın yakınlarının uğradığı zararın, davalı idarece kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca karşılanması gerekir. (AYİM 2.D. 02.11.2004, E.2003/1005, K.2004/822)
  • Görev uçuşu sırasında içinde bulunduğu F-4 savaş uçağının düşmesi sonucu şehit olan subayın yakınlarının uğradığı zararın, kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca davalı idarece karşılanması gerekir. (AYİM 2.D. 12.10.2004 E.2004/117 K.2004/746)
  • Görev uçuşu sırasında düşen askeri uçakta şehit olan pilot subayın yakınlarının uğradığı zararın, risk ilkesinin gereği olarak davalı idarece karşılanması gerekir. (AYİM 2.D. 23.3.2004 E.2003/867 K.2004/270)
  • Görev uçuşu sırasında düşen askeri uçakta şehit olan pilot subayın yakınlarının uğradığı zararın davalı idarece kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca karşılanması gerekir. (AYİM. 2.D. 23.9.2003 E. 2002/736 K.2003/669)
  • İkili anlaşmalar uyarınca görevli olduğu Ürdün’de kullandığı helikopterin düşmesi sonucu vefat eden müteveffa Subayın yakınlarının uğradığı zararın risk ilkesinin bir gereği olarak davalı idarece üstlenilmesi lazımdır. (AYİM 2.D. 26.11.2002 E.2002/565 K.2002/911)
  • İçinde bulunduğu CASA tipi askeri nakliye uçağının düşmesi sonucu vefat eden Subayın yakınlarının uğradığı zararın davalı idarece kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince karşılanması zaruri ise de; davacılara 2629 sayılı Kanun gereğince ödenen tazminat mevcut zararlarını karşıladığından, maddi ve manevi tazminat isteminin reddi gerekir. (AYİM 2.D. 1.2003 E.2002/667 K.2003/39)
  • Görev uçuşu sırasında düşen uçakta vefat eden pilot subayın yakınlarının uğradığı zararın, lider brifingine yeterince zaman ayrılmaması ve yoğun uçuş programı uygulanması karşısında hizmet kusuru ilkesi uyarınca davalı idarece karşılanması gerekir. (AYİM. 2.D. 17.12.2002 E.2002/582 K.2002/963)
  • Kara Harp Akademisi öğrencisi iken iç güvenlik harekatı ile ilgili fiili bir çalışmaya katılmak üzere görevli olarak giderken, içinde bulunduğu helikopterin düşmesi sonucu şehit düşen subayın eşi ve çocuğu olan davacıların bu nedenle uğradıkları zararın kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca idarece tazmini zorunludur. (AYİM.2.D. 15.5.2001 E.2000/271 K.2001/412)
  • Görev uçuşu sırasında meydana gelen arıza nedeniyle düşen uçağın pilotu olan subayın vefatı nedeniyle yakınlarının uğradığı zararın, kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca idarece tazmini gerekli bulunmaktadır. (AYİM.2.D. 25.4.2000 E.1999/656 K.2000/399)
  • Davacıların desteği olan erin içinde bulunduğu helikopterin bir operasyon sırasında düşmesi nedeniyle uğradıkları zararın kusursuz sorumluluk kuramı uyarınca idarece tazmini gerekir. (AYİM.2.D. 22.2.2000 E.1999/763 K.2000/102)
  • Kuzey Irak operasyonu sırasında hava desteği sağlamaktayken teröristler tarafından açılan füze atışı nedeniyle kullandığı helikopterin düşmesi sonucu şehit düşen pilotun yakınlarının uğradığı zararın, kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca idarece tazmini gerekir. (AYİM. 2.D. 9.2.1999 E. 1998/393 K. 1999/150)
  • Eğitim uçuşu esnasında teknik nedenlere dayalı olarak uçağın düşmesi sonucu şehit düşen öğretmen pilot subayın yakınlarının bu nedenle uğradıkları zararın, kusursuz sorumluluk esasına göre idarece tazmini gerekir. (AYİM. 2.D. 16.3.1999 E. 1997/930 1999/191)
  • Davacı eşi olan pilot subayın, bölücü örgüt mensuplarınca yerden atılan roketle kullandığı helikopterin düşmesi sonucu ölümü nedeniyle uğradığı zararın, kusursuz sorumluluk kuramına göre giderilmesi gerekli bulunmaktadır. (AYİM. 2.D. 3.11.1998 E.1998/72 K. 1998/647)
  • Davacıların desteği pilot subayın Ege denizi üzerinde görev uçuşu yaparken, bir komşu ülke savaş uçağı ile girdiği hava muharebesinde uçağının aniden yanmaya başlayıp denize düşmesi sonucu gaip düşmesinde (vefat etmesinde) bir tehlike sorumluluğu hali mevcuttur. (AYİM. 2.D. 8.12.1998 E.1998/140 K. 1998/948)
  • Arızalanan ve düşmekte olan uçaktan atlayan, ancak paraşütünün açılmaması sonucu yere çarparak ölen pilot subayın yakınlarının uğradığı zararın kusursuz sorumluluk esasına göre davalı idarece tazmini, idare hukukunun tabii bir gereğidir. (AYİM.2.D. 22.10.1996 E.1996/658 K.1996/881)
  • Üzerine çığ düşen güvenlik timini kurtarma operasyonu esnasında kalkış sırasında motorda meydana gelen güç kaybı nedeniyle düşen helikopterde şehit olan davacıların desteği subayın yakınlarının uğradığı zararın kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince karşılanması gerekir. (AYİM.2.D. 12.11.1996 E.1995/62 K.1996/1027)
  • Savaş uçağı gibi bizatihi kendisi ve ifa ettiği görevde “tehlikelilik” unsuru mevcut olan askeri aracın düşmesinde, pilotun ihmal ya da yanlışlık olarak nitelendirilen hareketleri, idarenin kusursuz sorumluluğunu ortadan kaldıracak mahiyette bulunmadığından, müteveffa pilotun yakınlarının uğradığı zararın herhalükarda karşılanması zorunludur. (AYİM.2.D. 9.1.1996 E. 1995/532 K. 1996/9)
  • Bölücü örgüt mensubu teröristlerin açtığı ateş sonucu düşen helikopterde şehit düşen astsubayın yakınlarının kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince tazminata müstehak olduğunda kuşku bulunmamaktadır. (AYİM.2.D. 9.7.1996 E. 1996/35 K. 1996/642)
  • Uçağın motorunda meydana gelen arıza sonrasında yapılması gereken işlemlerin gereğince yerine getirilmemesi, pilotaj hatasına dolayısıyla da hizmet kusuruna yol açtığından davalı idarenin doğan zararı karşılaması tabidir. (AYIM.2.D. 18.10.1994 E.1994/160 K.1994/1648)
  • Helikopter teknisyeni olan davacı astsubayın, zaman içerisinde uçuştan kaynaklanan işitme kaybı nedeniyle vazife malûlü olarak ’emekliye sevk edilmesinden doğan zararının, kusursuz sorumluluk esasına göre idarece tazmini gereklidir. (AYIM.2.D. 12.4.1994 E.1992/867 K.1994/1111)

Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için somut olaylara ilişkin yargı kararlarına aşağıda yer verilmektedir.

Askeri Tazminat Davaları Yargı Kararları

AYİM 2. Dairesi, 26.02.1997 tarihli ve 1995/385 E, 1997/198 K sayılı Kararında

  • Askeri Tazminat Davaları
  • Mesai Sonrası Servis Aracı ile Evine Dönerken Teröristlerce Açılan Ateş Sonucunda Yaralanan Astsubay

Mesai sonrası servis aracı ile evine dönmekte iken teröristlerce açılan ateş sonucunda yaralanan astsubayın maruz kaldığı maddi ve manevi zararların kusursuz sorumluluk ilkesine göre idarece karşılanması gerektiği sonucuna varmıştır. Davacının bir kamu hizmetini yerine getirdiği sırada yaralandığı noktasından hareket eden mahkeme, olayın üçüncü kişi durumundaki teröristlerin eylemlerinden meydana gelmiş olması nedeniyle idarenin bu eylemden sorumlu tutulup tutulmayacağı, tutulacaksa ne tür bir sorumluluğunun söz konusu olacağı konuları üzerinde durmuştur. Mahkemeye göre: “Anayasanın 125 nci maddesinde “İdare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür” şeklindeki hüküm, son yıllarda gerek Mahkememizin gerekse diğer yargı organları tarafından geniş yorumlanmakta, idarenin Anayasa ve yasalardan aldığı yetkilerle ve kamusal yöntemlerle yaptığı hizmetlerden, bu hizmetlerin kurulması ve işletilmesinden doğan bireysel nitelikli zararlarla idare ajanlarının verdiği zararlar, hatta üçüncü kişilerin bu hizmetle ilgili eylemlerinin doğurduğu zararların idarece giderilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Bu suretle idarenin sorumluluğu kusurlu davranış nedenini aşarak kusursuz sorumluluk hallerini de kapsayan bir genişlik kazanırken diğer yandan zarar verici eylemi yapanla idare arasında bir ilişkinin bulunmadığı bazı hallerde dahi idarenin sorumlu tutulması kabul edilmektedir. Böylece öğretide ve yargı kararlarında idarenin eylemlerinden dolayı sorumluluğu, mücbir sebep ve idarece alınacak tedbirlerle giderilmesi mümkün olmayan umulmadık haller dışında kabul edilmektedir.” Bu durumda, yine Mahkemeye göre: “Devletin terör hareketlerine karşı giriştiği faaliyet savaş hali sayılmadığı ve dolasıyla mücbir sebep olarak nitelendirilmediğinden, bu faaliyetler sırasında teröristlerin eylemlerinden zarara uğrayanların bu zararı, tüm ülkede değil ülkenin bir kısmında terör örgütleri tarafından yaratılan bir zarar olduğundan, savaş halinde olduğu gibi tüm toplumun katlanmak durumunda olduğu bir kamu külfeti olarak değerlendirilmemiş, özel ve olağan dışı nitelik taşıyan kamu külfetleri karşısında eşitlik gereğince idarece tazmini gereken bir zarar olarak kabul edilmiştir.” Sonuç olarak Mahkeme somut olaya ilişkin değerlendirmesinde davacının kamu hizmetini yerine getirirken yaralandığı kanaatine varmış ve terör eylemi sonucunda gerçekleşen olayda kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi gereği davacının maruz kaldığı zararların idarece karşılanması gerektiğine hükmetmiştir.

AYİM 2. Dairesi, 30.06.1993 tarihli ve 1992/719 E, 1993/323 K sayılı Kararında

  • Askeri Tazminat Davaları
  • Havan Mermisi İnfilaki Sonucu Şehit Olan Er

Havan mermisi infilâki sonucu şehit olan erin yakınlarının uğradıkları zararın kusursuz sorumluluk esasına göre tazmini gerektiği sonucuna varmıştır. Mahkemeye göre: “Silahlı Kuvvetler tarafından yerine getirilen bazı hizmetlerde, hizmetin ifasında kullanılan silah, top, bomba gibi araç ve gereçler yapıları gereği hem ilgililer hem de üçüncü kişiler için tehlike arz edeceğinden; havan atışı sırasında namlu içinde havan mermisinin infilâki sonucu şehit olan erin yakınlarının uğradıkları zararın kusursuz sorumluluk esasına göre tazmini gerekir.” Mahkeme somut olaya ilişkin incelemesinde olayın bir kamu hizmetinin ifası sırasında meydana geldiğini, tarafların, yani müteveffanın ve idarenin olayda bir kusurunun olmadığı değerlendirmesinde bulunmuştur: “İdarenin, eylemlerinden dolayı tazminle sorumlu tutulabilmesi için; bir zararın bulunması zararı doğuran eylemin idareye yüklenebilir nitelikte olması, zararla eylem arasında nedensellik bağının bulunması gerekir. Nedensellik bağının kesilmiş sayılması için de, zararın tümüyle idare tüzel kişiliğine ve hizmete yabancı unsurlardan doğması gerekmektedir. Teröristlerle çıkan çatışmada Havan atışları yapıldığı sırada hizmetin en iyi şekilde ifası için tüm önlemler alınarak atış yapılmış kimsenin hiçbir kusuru olmamasına rağmen olay meydana gelmiştir. Olayın meydana gelmesinde idareye yüklenebilecek bir hizmet kusurunun mevcudiyetinden söz edilemez. Ayrıca müteveffanın da olayda hiçbir kusuru olmadığı yukarıda izah edilerek Kovuşturmaya Yer Olmadığı kararı ve bu kararın dayandığı bilirkişi raporundan anlaşılmıştır. Ancak, olayın bir kamu hizmeti sırasında meydana geldiği göz önüne alındığında hizmetle doğrudan doğruya ilgili olduğu, hizmetle zararlı sonuç arasında uygun illiyet bağının bulunduğu anlaşılmaktadır. Gerek öğretide gerekse yargı kararlarında kabul edildiği üzere, özellikle Silahlı Kuvvetler tarafından yerine getirilen bazı hizmetlerle, hizmetin ifasında kullanılan silah, top, bomba gibi araç ve gereçler yapıları gereği hem ilgililer hem de üçüncü kişiler için tehlike arz ederler. Bunların taşıdığı tehlikelerin ne zaman ortaya çıkacağım tahmin edip önceden tedbir alarak önlemek mümkün olamaz, işte bu gibi tehlike taşıyan hizmetlerle amaç ve gereçlerden sağlanan yararlar nasıl ki bunların sahibine ait oluyor ise, doğan zararlar da onların sahibine ait olmalıdır şeklinde de ifade edilebilecek olan risk ilkesinin bir gereği olarak davacının uğradığı zararın hizmetin sahibi idare tarafından karşılanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.” Sonuç olarak Mahkeme olayın kamu hizmetinin ifası sırasında meydana geldiğine, müteveffaya ve idareye yüklenebilecek bir kusurun olmadığına dikkat çekerek şehit olan erin yakınlarının uğradıkları zararın risk ilkesi gereği kusursuz sorumluluk esasına göre tazmini gerektiği sonucuna varmıştır.

Danıştay İDDGK, 15.03.2012 tarihli ve 2010/2740 E, 2012/194 K sayılı Kararında

  • Askeri Tazminat Davaları
  • Görev Sırasında Ekip Arkadaşı Tarafından Kazayla Öldürülen Polis Memuru

Polis memurunun görev sırasında ekip arkadaşı tarafından kazayla öldürülmesi sonucu meydana gelen maddi ve manevi zararların görev kusuru nedeniyle tazmin edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.

Mahkemeye göre:

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 125. maddesinin son fıkrasında; idarenin, eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmıştır.

İdare kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkesi gereği tazmin edilmektedir.

İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru, hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.

Kusursuz sorumlulukta ise, bir olayda idarenin veya ajanının kusuru bulunmasa bile, bazı kayıt ve şartlar altında, idare verdiği zarardan sorumlu tutulmaktadır.

Bu iki sorumluluk türünün yanısıra, geniş anlamda kişisel kusur olmakla birlikte, aslında hizmet kusuru niteliği taşıyan, ancak hizmet kusurunun anonimliğinden çıkarak, idare ajanının hizmet içinde veya hizmet dolayısıyla, kendisine verilen ödev, yetki ve araçlardan yararlanarak işlediği, kendisine atıf ve izafe edilebilecek nitelikteki hukuka aykırı davranışları olarak tanımlanabilecek görev kusurunun mevcudiyeti halinde de, idarenin sorumluluğu söz konusu olacaktır. Bu anlamda görev kusuru, idarenin ajanının hizmet ve görevden ayrılamayan kişisel kusurudur.

Nitekim, Anayasanın 129.maddesinin beşinci fıkrasında; memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabileceği kurala bağlanmıştır.

Anayasanın bu hükmü ile, memurlar ve diğer kamu görevlerinin yetkilerini kullanırken işledikleri ve görev kusuru olarak adlandırılan eylemlerinden doğan tam yargı davalarının kurum aleyhine açılabileceği kabul edilmiştir.”

Mahkeme, polis memurunun görev esnasında ekip arkadaşı tarafından kazara öldürülmesi olayında kişisel kusurun bulunduğunu ancak resmi görev, yetki ve imkanlardan kaynaklanan kişisel kusurun hizmetten ve idareden ayrılamayacak nitelikte olup görev kusuru teşkil ettiğini, bu bakımdan görev nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararların tazmini gerektiği sonucuna varmıştır.

Danıştay 10. Dairesi, 04.10.2001 tarihli ve 2001/40 E, 2001/3396 K sayılı Kararında

  • Askeri Tazminat Davaları
  • Karakolda Meslektaşı Tarafından Yaralanan Polis Memuru

Karakolda meslektaşı tarafından yaralanan polis memurunun maruz kaldığı zararlardan idarenin hizmet kusuru nedeniyle sorumlu olduğuna hükmetmiştir.  Mahkemeye göre: “Yasalarla kendilerine verilen kamu hizmetinin işlemesini sağlayacak örgütü kurmak, personel ve araç gereci hizmet gereklerine uygun şekilde hazırlamakla yükümlü olan idarenin, hizmeti yürüten personelinin görevi sırasında yaptığı eylem ve işlemlere ilişkin kişisel kusurunun hizmet kusurunu oluşturacağı ve zararın tazminiyle sorumlu tutulacağı, idare hukukunun bilinen ilkelerindendir. Polis memuru olan davacının karakolda bir başka polis memurunun tabancayla ateş etmesi sonucu yaralandığı, bu halde, genel güvenliğin sağlanmasına ilişkin kamu hizmetini yürüten davalı idarenin, bu hizmetin gereği gibi yürütülmesini sağlayacak personelinin kişisel kusuru sonucu uğranılan maddi ve manevi zararı tazmin sorumluluğu bulunduğu açıktır. Bu durumda, davacı polisin yaralanması nedeniyle kendisi ve diğer davacılar eşi ve çocuklarının duyduğu elem ve üzüntü değerlendirilerek bir tatmin aracı olarak manevi tazminat verilmesi gerekmektedir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 19.12.2016 tarihli ve 2016/13068 E, 2016/12322 K. sayılı Kararında

  • Askeri Tazminat Davaları
  • Askeri Aracın Devrilmesi Sonucu Meydana Gelen Kaza

Askeri aracın devrilmesi sonucu meydana gelen kaza nedeniyle idare tarafından ödenen tazminatın kusurlu olan araç komutanına rücu edilebileceğine karar vermiştir.

Askeri Tazminat Davası Açmak İçin Neler Yapılmalı?

Yargı kararlarında da belirtildiği üzere kamu personelinin görevlerinden kaynaklanan kayıp ve zararlarının kusursuz sorumluluk ilkeleri, özellikle de tehlike ya da risk ilkesi çerçevesinde idare tarafından karşılanması gerekmektedir. Herhangi bir kamu görevlisinin görevinden dolayı kayıp veya zarara uğraması halinde öncelikle meydana gelen zarar mümkünse resmi olarak tespit ettirilmelidir. Tespitin hemen mümkün olmaması durumunda yargı sürecinde mahkeme kararı ile de zarar tespiti yaptırılabilir.

Zarara sebep olan olayın öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her halde olay tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurularak zararın tazmini istenmelidir. Tazmin talebinin kısmen ya da tamamen reddedilmesi ya da cevap verilmemek suretiyle zımnen reddi halinde dava açma süresi içinde görevli ve yetkili idare mahkemesinde tam yargı davası açılmalıdır.

İdarenin talep üzerine ya da 2330 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat çerçevesinde yaptığı ödemelerin yetersiz görülmesi durumunda da tam yargı davası açılabilir Ancak bu durumda idare tarafından yapılan ödemeler ile sağlanan mali ve sosyal haklar tazminat talebi karara bağlanırken mahkemelerce dikkate alınmaktadır.

Görev nedeniyle maruz kalınan zararlardan kaynaklanan tazminat talepleri teknik ve hukuki açılardan önem ve özellik arz etmekte ve tam yargı davalarına konu olmaktadırlar. Herhangi bir hak kaybı ya da mağduriyet yaşanmaması için dava, hatta dava öncesi başvuru ve talep süreçlerinde profesyonel hukuki destek alınması büyük önem taşımaktadır.

Yorum Gönderin

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

X
kadim hukuk ve danışmanlık