tam yargi davasi nedir

İdari yargı sisteminde, iptal davası, tam yargı davası ve idari sözleşmeden kaynaklı uyuşmazlık adı verilen üç idari dava türü vardır. İdari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tam yargı davası yoluna başvurarak uğramış oldukları zararların giderilmesini talep ederler.

İdari dava türlerinden biri de tam yargı davasıdır. Tam yargı davası tazminat niteliğinde olan bir davadır. Bu dava türü ile idare hukuku alanında ihlal edilmiş hakkın yerine getirilmesi veya uğranılan zararın giderilmesi sağlanır.

İdari Yargıda Olağanüstü Kanun Yolları | İYUK 51-53. Madde hakkında detaylı bilgiyi bu makalemizden okuyabilirsiniz. https://kadimhukuk.com.tr/makale/idari-yargida-olaganustu-kanun-yollari-iyuk-51-53/

İdarenin eylem ve işlemlerinden zarar gören kişilerin, uğradıkları zararların tazmini için idari yargı yoluna başvurması Anayasa ile güvence altına alınmıştır. Bu nedenle idari yargı yoluna başvurulması da Anayasa gereği ancak kanunlarla sınırlandırılabilir. Bu dava hakkının kanunlarda belirtilen sürelerde kullanılması gerekmektedir. Aksi durumda idari yargı yerince süre aşımı nedeniyle davanın reddine karar verilir. Bu nedenle idare hukuku avukatı ile süreci yürütmeniz menfaatinize olacaktır.

İdari yargıda tazminat davalarının kaynağı, Anayasamızın 40, 125 ve 129. maddeleridir.

Anayasamızın 125. maddesine göre “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür”.

Anayasanın 129. maddesinde “Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.”

Anayasanın 40. maddesine göre “Kişinin, resmî görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”

Söz konusu Anayasa hükümleri çerçevesinde, idarenin iş ve eylemlerinden doğan zararlar da tazminat davasına konu edilebilecektir.

Tam Yargı Davası Ne Demektir?

Tam yargı davası, kamu hizmetlerinin yürütülmesi sırasında alınan kararlardan, eylemlerden ve işlemlerden dolayı hak kaybına uğrayan, maddi ve manevi zarara uğrayan kişilerin idareye karşı açtıkları davaya denir.

Tam yargı davasının kazanılması için, idare mahkemesinin, idareyi kusurlu veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereğince sorumlu tutması ve ortaya çıkan zararın idare tarafından tazmin edilmesine karar vermesi gerekmektedir. Yani, idarenin kusurlu veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereğince sorumlu tutulması, tam yargı davasının esasına ilişkin koşullarını oluşturmaktadır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı:” başlıklı 2. maddesinin b fıkrasında “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları” diyerek tam yargı davasını idari dava türü arasında saymakta ve tanımlamaktadır.

Yürütme durdurma hakkında bilgi almak için bu makalemizi okuyabilirsiniz. https://kadimhukuk.com.tr/makale/yurutmenin-durdurulmasi-sartlari-itiraz-iyuk-27-madde/

Kaynağını Anayasamızdan ve İdari Yargılama Usulü Kanunu’ndan alan ve idarenin kendi işlem ve eylemlerin doğan zararlara karşı idare aleyhine açılacak tazminat davalarına tam yargı davası denilmektedir. Tam yargı davası tazminat niteliğinde olan bir davadır.

Günümüzde idarenin faaliyet alanının ve yaptığı hizmetlerin gerek nitelik, gerekse sayıca çoğalması ile birlikte, kişilerin bu faaliyetlerden zarar görme ihtimali de artmıştır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki tazminat davası olarak nitelendirilen davanın idare yargıda nitelendirilmesi de tam yargı davasıdır.

Tam yargı davasından bahsedebilmek için ya bir hakkı etkileyici nitelikte idari işlem ya da idari eylemin söz konusu olması gerekmektedir. İdari işlemin tam yargı davasına konu olması için idari bir kararın alınmış olması her zaman yeterli değildir. Kararın, kişinin hakkını etkiler nitelikte olması, bu karar neticesinde bir zarar doğması gerekir. İdari eylem nedeniyle hakkı etkilenen kişiler de tam yargı davası açabilirler, uğradıkları zararların giderilmesini isteyebilirler. İdari eylem deyimi geniş olarak yorumlamak gerekir. Bir idari işleme veya idari sözleşmeye dayanmayan ya da bunların uygulanması durumunda olmayan, yönetimin her türlü etkilerinden ya da hareketsiz kalmalarından, hayvanlardan ya da taşınır – taşınmaz mallardan doğan zararları da idari eylemden doğan zararlar olarak kabul etmek gerekir.

Zarar kavramı sadece maddi zarar kavramı ile sınırlandırılamaz. İdarenin işlem ve eylemleri; kimi zaman kişilerin üzüntü, elem, keder duymasına sosyal statülerinin olumsuz etkilenmesi gibi sebeplerle iç dünyalarında menfi tesirler uyandırabilir. Bu durumlarda şartları oluşmuşsa manevi tazminat talebi gündeme gelebilecektir.

Tam Yargı Çeşitleri

  • Tazminat davaları
  • Memurun göreve iade edilmesi sonrası tam yargı davası.
  • Sözleşme feshi
  • Eski halin iadesi
  • Tecavüzün durdurulması
  • İdarenin belli bir edimde bulunmaya mahkum edilmesi
  • Terörden kaynaklı tam yargı davaları
  • Doktor hatasından kaynaklı tam yargı davaları
  • Hava araçlarının düşmesi nedeniyle tam yargı davaları

Tam Yargı Dava Şartları

Tam yargı davası açılabilmesi için öncelikle ya bir hakkı etkileyici nitelikte idari işlem ya da idari eylemin söz konusu olması gerekmektedir. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/b maddesi, tam yargı davasını tanımlarken idari işlem ve eylemden dolayı, kişisel hakları doğrudan muhtel (zarara uğramış) olanlar tabirini kullanmaktadır. Bu kavramlardan anlaşılacağı üzere; tam yargı davası için öncelikle

  1. İdari işlem ve eylem olacak,
  2. Söz konusu işlem ve eylem nedeniyle kişiler zarara uğramış olacak,
  3. İdari işlem ve eylem arasında illiyet bağının bulunması gerekecektir.

İdari İşlem veya Eylemin Varlığı: Kamu gücünü kullanan idarenin tesis etmiş oldukları idare hukuku bağlamında sonuç doğrudan hukuki işlemlerine idari işlem; idarenin yapmış olduğu davranışa da idari eylem denmektedir.  İdari işlem, kısaca idarenin bir irade açıklaması, idari eylem ise bir hareket yapmasıdır.

Kişisel Hakların Muhtel Olması: İdarenin işlem ve eylemi ile kişilerin haklarının zarara uğraması gerekmektedir. Buradaki haklar, malvarlığına yönelik maddi nitelikte haklar olduğu gibi manevi nitelikte haklar da olabilir. Önemli olan söz konusu idari işlem ve eylem nedeniyle kişinin maddi veya manevi haklarının zarar görmüş olmasıdır.

İlliyet Bağı: Madde metninde “dolayı” dendiği için kişisel haklarının zarara uğraması, idari işlem ve eylem nedeniyle söz konusu olacaktır. Yani söz konusu idari işlem ve eylem ile kişisel hakların zarar görmesi arasında bir bağ söz konusu olacaktır.

Bütün bu hallerle birlikte idarenin işlem ve eylemleriyle ilgili sorumluluğu da söz konusu olacaktır.

Tam Yargı Davası Nasıl Açılır?

Tam yargı davaları idari işlem ve eylemlerden kaynaklı zararların giderilmesi amacıyla açıldığı için dava açmadan önce idarenin durumunun saptanması, idare ile uyuşmazlığın belirlenmesi gerekir. İdari eylemden kaynaklı tam yargı davası açmak için idareye başvuru şarttır. Zarar görenin başvurusu üzerine idare bir ön karar alır. İptal işlemlerinde gerek duyulmayan ön karar yani bu amaçla idareye başvurma şartı, eylemden tam yargı davalarında gerek görülmektedir.

  1. İdari Yargılama Usulü Kanunu’na göre idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir. Ancak, görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, idareye başvurma şartı aranmaz.
  2. Tam yargı davalarında davada taraf olma ve dava açabilme yeteneği yönünden genel kurallar uygulanır. Davacı, idari işlem ve eylem nedeniyle hakkı muhtel olan kişidir. Davalı ise söz konusu zarara sebebiyet veren idaredir.
  3. Tam yargı davaları genel olarak idari yargıda açılır. Bu konuda genel görevli mahkeme (şayet kanunlarda aksine bir hüküm yoksa) idari mahkemeleridir. Ancak, bazı özel kanunlarda belirtilen hususlarda tam yargı davaları doğrudan Danıştay’da ya da adli yargıda da açılabilir. Örneğin 4271 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Tapu idarelerinin sorumluluğunu” düzenleyen 1007. maddesinde; “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder. Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür.” denilmektedir. Kanun maddesinden anlaşılacağı üzere tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlara karşı tapu sicilinin bulunduğu yerdeki adli yargıya başvurmak gereklidir. Bu uyuşmazlık ise idare hukuku ilkeleri çerçevesinde değil medeni hukuk ilkeleri çerçevesinde çözümlenecektir.
  4. Tam yargı davası bir dilekçeyle açılır. Dilekçeler ve savunmalar ile davalara ilişkin her türlü evrak, Danıştay veya ait olduğu mahkeme başkanlıklarına veya bunlara gönderilmek üzere idare veya vergi mahkemesi başkanlıklarına, idare veya vergi mahkemesi bulunmayan yerlerde büyükşehir belediyesi sınırları içerisinde kalıp kalmadığına bakılmaksızın asliye hukuk hakimliklerine veya yabancı memleketlerde Türk konsolosluklarına verilebilir.

Tam yargı davası, Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılır. Dilekçelerde;

a) Tarafların ve varsa vekillerinin veya temsilcilerinin ad ve soyadları veya unvanları ve adresleri ile gerçek kişilere ait Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası,

b) Davanın konu ve sebepleri ile dayandığı deliller,

c) Davaya konu olan idari işlemin yazılı bildirim tarihi,

d) Tam yargı davalarında uyuşmazlık konusu miktar,

gösterilir.

Dava konusu kararın ve belgelerin asılları veya örnekleri dava dilekçesine eklenir. Dilekçeler ile bunlara ekli evrakın örnekleri karşı taraf sayısından bir fazla olur.

Tam Yargı Davası Açma Süresi Nedir?

İdari yargıya başvurma belli bir süreye bağlanmıştır. Bu süre geçirildikten sonra, idari işleme veya eyleme karşı dava açma olanağı ortadan kalkar. Bu nedenle idari davalarda sürelere riayet edilmesi son derece önemlidir.

Öncelikle İdari Yargılama Usulü Kanunu’na göre idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.

İdare tarafından 60 gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştay’a, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Altmış günlük süre içinde idarece bir cevap verilir ancak verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, şayet altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açılabilir.

Altmış günlük ret süresi dolduğunun davacı tarafından kanıtlanması gerekir. Bu konuda çeşitli kanıtlar kullanılabilir. Dilekçe idareye elden verilirse dilekçenin bir örneği üzerine idareden dilekçenin teslim aldığı tarihi ve sayı gibi hususları doldurması istenmelidir. Ya da bu konuda idareden dilekçenin kendisine verildiğine dair üzerinde dilekçenin alındığı tarih de bulunan bir yazı istenebilir. Posta yoluyla dilekçenin gönderilmesi üzerine de idarenin dilekçeyi tebellüğ ettiğini gösteren posta kayıtları ile bu husus kanıtlanabilir. Posta veya kargo yolu ile dilekçe gönderimi yapılacaksa PTT’den veya ilgili kargo şirketinden bu hususun sorulması ve buna ilişkin gerekli evrakların alınması lazım gelmektedir.

İdareye yapılan başvurunun kesin olarak reddedildiğini ilgiliye bildirilmesinden veya idarenin altmış günlük süre içinde cevap vermemesinden (zımmi ret) ya da dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse bu cevap tarihinden itibaren özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay’da ve idare mahkemelerinde altmış gün içinde ilgilinin dava açması gerekir.

İdari işlemden kaynaklı tam yargı davalarından da idari işlemin tebliğinden itibaren özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay’da ve idare mahkemelerinde altmış gün içinde davanın açılması gerekir. Ancak ilgili, tam yargı davası açmadan önce söz konusu idari işlemin kaldırılmasını, değiştirilmesini veya yeni bir işlem tesis edilmesi işlemi yapanın üst makamına ya da üst makam yoksa söz konusu idari işlemi gerçekleştiren idareye başvurmak isteyebilir. Bu halde idareye altmış gün içerisinde başvurmak gerekir. İdareye başvuru halinde başlamış olan dava açma süresi durmuş olur. Altmış günlük süre dolmadan idare başvurunun reddine karar verebilir. Bu halde söz konusu kararın ilgiliye tebliğinden itibaren duran dava açma süresi yeniden işlemeye başlar. Ayrıca, altmış gün süre içerisinde idare bir cevap vermezse istek reddedilmiş sayılır. Bu durumda da altmış günlük sürenin sonundan (yani zımni ret tarihinden itibaren) duran altmış günlük dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye başlar.

Bazı hallerde de tam yargı davasına konu olabilecek bir idari işlem veya eylem olmayabilir ve idari makamlara bir işlem veya eylem yapılması için başvurmak zorunluluğu doğabilir. İdarenin söz konusu işlemi veya yapmaması dolayısıyla ilgilinin hakları muhtel olmuş olabilir. Ayrıca bir idari işlem olmasına rağmen henüz ilgili söz konusu işlemi bilmiyor olabilir. İlgili kişi idareye herhangi bir başvurusu sebebiyle söz konusu idari işlemin varlığını öğrenebilir. Tam yargı davasına konu olabilecek bir idari işlemin varlığını öğrendiği tarihten itibaren veya idari bir işlem veya eylemin yapılması konusunda idareye başvurusu üzerinden başvurusunun idarece reddedilmesinden veya 60 gün içinde idarenin cevap vermemesi halinde 60 günlük sürenin bitiminden itibaren ilgili yine 60 gün içinde konusuna göre Danıştay’a veya idare mahkemesine tam yargı davası açabilirler.

İdari davalarda süreler; idari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı, vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda: tahakkuku tahsile bağlı olan vergilerde tahsilatın; tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin; tescile bağlı vergilerde tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının idareye geldiği tarihi izleyen günden başlar. Adresleri belli olmayanlara özel kanunlarındaki hükümlere göre ilan yoluyla bildirim yapılan hallerde, özel kanununda aksine bir hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihini izleyen günden itibaren on beş gün sonra işlemeye başlar. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz.

İptal Davası ile Birlikte Tam Yargı Davası Açma Süresi

İptal ve tam yargı davası birlikte de açılabilir. Bu halde süre iptal davasında olduğu gibi idarenin işlemini bildirimini izleyen günden itibaren altmış gündür. Ancak, iptali istenen işlemin konusu vergi hukuka ilişkinse ve tam yargı davasına konu zarar bu işlemden kaynaklanıyorsa bu halde süre, vergi mahkemelerinde açılacak iptal davalarında olduğu gibi 30 gündür.

İptal Davasından Sonra Tam Yargı Davası Açma Süresi

İlgililer; haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştay’a ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler.

Bu halde dava açma süresi iptal davasının sonuçlandığın bildiriminden itibaren altmış gün olup bu süre içerisinde ilgililer konusuna göre Danıştay’da veya idare mahkemesinde tam yargı davası açabilirler.

İdari Sözleşmelerden Kaynaklanan Tam Yargı Davası Açma Süresi

İdari sözleşmelerden kaynaklanan tam yargı davalarında da dava açma süresi, idari işlemlere karşı açılan tam yargı davalarında olduğu gibi altmış gündür. İdari sözleşmenin uygulanması ile ilgili uyuşmazlıklarda yani tarafların birbirinden olan istemlerinden doğan uyuşmazlıklarda dava açma süresi, isteme verilen cevabın yazılı olarak bildiriminden itibaren altmış gündür. Ancak, taraflar, bu istemlerini zaman aşımı süresi içerisinde yapmış olmaları gerekmektedir.

Tam Yargı Davasında Yetkili Mahkeme

İdari sözleşmelerden doğanlar dışında kalan tam yargı davalarında yetkili mahkeme, sırasıyla:

a) Zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili,

b) Zarar, bayındırlık ve ulaştırma gibi bir hizmetten veya idarenin herhangi bir eyleminden doğmuş ise, hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer,

c) Diğer hallerde davacının ikametgahının bulunduğu yer

idari mahkemesidir.

İdari sözleşmelerden kaynaklı tam yargı davalarında da idari sözleşmeyi yapan idarenin bulunduğu yerdeki idare mahkemesi davaya görmede yetkilidir.

Tam Yargı Davalarında İdarenin Hukuki Sorumluluk Nedenleri

Tam yargı davasının konusu oluşturan sorumluluklar iki ana kümede toplanır. Bunlardan ilki sözleşmeden kaynaklı sorumluluk diğeri de sözleşme dışında oluşan sorumluluktur.

İdari sözleşmeden kaynaklı idarenin sorumluluğu, idarenin sözleşme hükümlerine aykırı davranması, sözleşmede belirtilen yükümlülüğünü yerine getirmemesi gibi sebeplerle ortaya çıkabilir. Son zamanlarda birçok yasada yapılan değişiklikle idari sözleşmelerden kaynaklı tam yargı davalarının alanı büyük ölçüde daraltılmıştır. Örneğin milli ve milletlerarası tahkim yolu öngörülen idari sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar ile yap-işlet-devret modeliyle yaptırılacak hizmetlerin kapsamı genişletilerek idari yargının görev alanından çıkarılmıştır. Yine Yüksek Planlama Kurulu’nca belirlenen idarelerce yapılan bu tip sözleşmelerin özel hukuk hükümlerine tabi olduğu belirtilmiştir. Bu sebeple idari sözleşmelerden kaynaklı olarak dava açılması gerektiğinde özel kanunlara veya son dönemki yasal değişiklikleri göz önüne bulundurmak icap etmektedir.

İdarenin sorumluluğunun nedeni

  • Kusurlu sorumluluk
  • Kusursuz sorumluluk

İdarenin Kusur Sorumluluğu

İdarenin sorumluluğu genel olarak kusur koşulunun gerçekleşmesine bağlıdır. Tüzel kişiliği olan idari kuruluşlar adına işler, kamu görevlileri tarafından yerine getirilir. Kamu görevlileri tarafından yapılan idareye ve yürüttüğü hizmetlere ilişkin davranışlar idarenin sorumluluğunu gerektirir. Buna da “hizmet kusuru” adı verilir. Hizmet kusuru, hizmeti sunmakla görevli idarenin söz konusu hizmeti gereği gibi sunmaması veya hiç sunmamasıdır. İdari yargıya göre hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesidir (Danıştay İDDK 2007/2113 E 2011/1468 K.). Görüldüğü gibi Danıştay’a göre hizmet kusurunun üç hali söz konusudur:

  • Hizmetin kötü işlemesi: Bir hizmetin gereği gibi işlememesi sonucunu doğuran husus, idari işlemle ya da bir idari eylemle ortaya çıkabilir.
  • Hizmetin geç işlemesi: Bu kapsamda genel bir kural koyma olanağı yoksa da olayın niteliği ve özellikleri bakılarak hizmetin geç ya da yavaş işleyip işlemediği değerlendirilmektedir.
  • Hizmetin hiç işlememesi: Özellikle trafik, bayındırlık çalışmaları ile ilgili işaretlerin konmamasına yahut kolluk kuvvetlerinin işe karışmaması biçiminde idarenin vermesi gereken hizmeti sunmaması halidir.

Bu gibi haller idarenin hizmet kusuru sayılmaktadır. Ancak hemen belirtmek gerekir ki hukuka aykırılıktan doğan kusur, her zaman idarenin sorumluluğunu da doğurmamaktadır. Danıştay, bazen hukuki aykırılığı “içtihat hatası” veya “takdirde hata” gibi belirsiz kavramlarla idarenin sorumsuzluğuna gidebilmektedir. İdarenin tazmin yükümlülüğünü sınırlamak için de ağır kusur kavramına zaman zaman başvurabilmektedir. Ağır kusur; idarenin kusurluğuna gidilebilmek için bu kusurun yoğun olmasının aranmasıdır. Örneğin Danıştay, idarenin yargı kararlarını yerine getirmemesi ağır hizmet kusuru olarak değerlendirmektedir. Ancak, günümüzde genel olarak idarenin sorumluluğu için kusurunun yoğunluğunun bir önemi söz konusu değildir. İdare, ağır kusurlu olmasa dahi hizmet kusuru nedeniyle eyleminden sorumlu tutulacaktır. Ancak idarenin kusur oranının yoğunluğu (ağır hizmet kusurunun var olup olmadığı), tazminat miktarının belirlenmesi açısından önem arz etmektedir.

İdarenin kusurlu olduğunu kanıtlanması, idarenin tutum ve davranışlarından zarar gören kişiye düşer. Davacı, idarenin kusurunu kanıtlayamazsa idari yargı davayı reddeder. Ancak bazı ayrık durumlarda idari yargı, idarenin kusursuz olduğunu ortaya koymasını isteyebilmektedir.

İdarenin Kusursuz Sorumluluğu

Tam yargı davalarında idarenin bir diğer hukuki sorumluluğu “kusursuz sorumluk” ilkesinin bir sonucudur. İdarenin bazı davranışlarından kaynaklanan zararların, idarenin kusurlu olup olmadığına bakılmaksızın karşılanması yoluna gidilebilmektedir. İdari hukuk anlamında kusursuz sorumluluk, özel hukuktaki kusursuz sorumluluktan geniş bir uygulama alanı bulmakta ve çeşitli konularda kusursuz sorumluluğa gidilebilmektedir.

Kusursuz sorumluluğunun kaynağı ise idare hukukunda adalet, hakkaniyet, nasafet / hakkaniyet, kamu yükümlülükleri karşısında eşitlik gibi kavramlardan doğmaktadır. Kusursuz sorumluluk daha çok idarenin tehlike taşıyan etkinlikleri dolayısıyla ortaya çıkmaktadır. Örneğin her türlü güvenlik önleminin alınmasına rağmen yol yapım çalışmaları sırasında dinamitin patlaması sonucu bir kişinin zarar görmesi veya bir kişiye ait aracın hasar görmesi gibi. Ya da ülkede yaşanan terör olayı neticesinde bir kişini vücut bütünlüğünün veya mal varlığının zarar görmesi gibi.

Kusursuz sorumlulukta idarenin davranışı ile uğranılan zarar arasında nedensellik bağının kanıtlanması yeterlidir. İdarenin davranışının kusurlu olduğunun kanıtlanmasına gerek yoktur. İdarenin sorumluluğa gidilebilmesi için idarenin tutum ve davranışının hukuka aykırı olması da gerekli değildir.

Tam Yargı Davası ile İptal Davası Arasındaki Farklar

İYUK’un “İdari Dava Türleri” başlıklı 2. maddesine göre iptal davaları; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan davalardır. İptal davasının konusu, kanun metninden de görüldüğü gibi sadece idari işlemin kendisi olup bu işlemin ortadan kaldırılması istenmektedir.

  • İptal davalarına yalnız idari işlemeler konu olurken tam yargı davalarında idari işlemler, idari eylemler ve idari sözleşmeler konu olabilmektedir.
  • İptal davasında sadece idari işlemin iptali istenebilirken tam yargı davasında bir hakkın yerine getirilmesi, bir hakka yapılan saldırının durdurulması ya da uğranılan zararın giderilmesi istenebilmektedir.
  • İptal davası açabilmek için iptali istenen işlem ile davacı arasında bir ilişkinin bulunması genel olarak yeterliyken son yapılan değişikliklikle bu davalarda da tam yargı davalarında olduğu gibi “menfaat ihlali” getirilmiştir. Buna karşılık tam yargı davalarında dava açabilmek için hakkın “ihlal” edilmiş yani çiğnenmiş olması gereklidir.
  • İptal davası nesnel bir dava türü olup burada idari işlemin hukuka aykırı olup olmadığı mahkemece kararlaştırılır. Tam yargı davasında bir hak ihlalinden dolayı idarenin bir edimde bulunması gerekip gerekmediğine yargı mercilerince karar verilir.
  • İptal davasının bulunduğu sonuçtan iptal edilen kararla ilgili olan ve kişisel hakkı ihlal dilmiş herkes yararlanabilirken tam yargı davasında sadece davanın tarafları yargı davasının doğrurduğu sonuçtan yararlanır.

Tam Yargı Davası Dilekçe Örneği

X

(…) İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA

DAVACI                    : … Şirketi – Adresi:

DAVALI                    :  Ticaret Bakanlığı – Adresi:

KONU                      : … Şirketine ait … plakalı nakliye aracının … sınır kapısında gümrük idaresince gümrük mevzuatına aykırı şekilde 5 gün boyunca bekletilmesi sonucunda araç içerisinde bulunan mamullerin  kullanılamaz hale gelmesi nedeniyle meydana gelen … TL’lik maddi zararın ve yine nakliye aracının şoförüne fazladan 5 gün boyunca kalacak yer, iaşe, gündelik vb masraflara katlanılması nedeniyle uğranılan … TL’lik maddi zararın idareye başvuru tarihi itibarıyla yasal faiziyle birlikte tarafımıza ödenmesine karar verilmesi talebimizdir.

TEBLİĞ TARİHİ                : … (İdari Başvuru Ret Kararı)

AÇIKLAMALAR

(…) tarihinde … adlı Müvekkil şirkete ait …. plakalı araç .. ülkesinden Türkiye’ye giriş yapmak üzere … sınır kapısına ulaşmıştır. Rutin olarak gerçekleştirilen gümrük kontrol işlemleri tamamlanmasına ve bu konuda gerekli her türlü belgelerin tam ve eksiksiz olmasına rağmen nedenini anlamadığımız ve gümrük mevzuatına aykırı bir şekilde Müvekkil Şirkete ait … plakalı nakliye aracı … gümrük sahasında gümrük görevlilerince bekletilmeye alınmıştır. Söz konusu bekletme Müvekkil Şirketin tüm müracaatlarına rağmen 5 gün boyunca devam etmiştir.

Bu bekletme işleminin uzun sürmesi sonucu araç içinde bulunan mamuller kullanılamaz hale gelmiştir. Bu nedenle söz konusu durum nedeniyle Müvekkil Şirketin … TL’lik maddi zararı oluşmuştur. Yine davaya konu bekletme işlemi nedeniyle Müvekkil şirkete ait nakliye aracının şoförüne bu 5 günlük süre boyunca fazladan gündelik, konaklama ve iaşe masrafları için Müvekkil Şirket … TL ödemek zorunda kalmıştır. Bu husustan kaynaklı Müvekkil Şirketin zararı da … TL’dir.

Söz konusu zararların karşılanması için … gümrük idaresine yapmış olduğumuz .. tarihli başvuru … tarihinde reddedilmiş olup iş bu davanın açılması zorunluluğu doğmuştur.

Anayasamızın “Yargı Yolu” başlıklı 125. maddesinin 7. fıkrasında “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” ifadesi yer almaktadır. Bu maddeden anlaşılacağı üzere; idare kendisinden kaynaklı herhangi bir eylem veya işlemi ile bir zarara neden olmuş ise kusurlu olduğundan dolayı bu zararı gidermekle yükümlüdür. Nitekim Danıştay 10. Dairesi’nin 14.3.1984 tarihli, 1982/2652 E. ve 1984/561 K. sayılı Kararı da bu hususa ilişkindir.

Gümrük idaresinin mevzuata aykırı bir şekilde Müvekkil şirkete ait … plakalı aracın 5 gün boyunca bekletilmesi nedeniyle araç içerisindeki mamullerin kullanılamaz hale gelmesinden uğranılan ötürü Müvekkil şirketin maruz kalmış olduğu … TL’lik, ayrıca bu şirkete ait … plakalı araç sürücüsüne bu sebeple masrafları ve gündelikleri için Müvekkil şirketin ödemek ödenmek zorunda kaldığı (gündelik, konaklama, iaşe vb) masrafları için  … TL’lik maddi zararının İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. ve 12. maddeleri gereği idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tarafımıza ödenmesini saygılarımla arz ederim.

HUKUKİ NEDENLER: Anayasamızın 40, 125 ve 129. maddeleri, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. ve 12. maddeleri

SONUÇ ve İSTEM: Yukarıda ayrıntılı bir biçimde açıklanan ve Sayın Mahkemenizce de resen dikkate alınacak nedenlerle

  • Davamızın kabulüne,
  • Davalı idarenin, hizmet kusuru nedeniyle Müvekkil Şirketin toplamda şimdilik… TL’nin (… Türk Lirası) maruz kaldığı maddi zararın tazmini amacıyla idareye başvuru tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tarafımıza ödenmesine

karar verilmesini saygılarımızla arz ederim. Tarih:…

                                                           Davacı Şirket Vekili

                                                      Av. Umur YILDIRIM

Tam Yargı Davası Öncesinde İdareye Yazılacak Dilekçe Örneği

Ticaret Bakanlığına

(…) tarihinde … adlı Müvekkil şirkete ait …. plakalı araç .. ülkesinden Türkiye’ye giriş yapmak üzere … sınır kapısına ulaşmıştır. Gümrük idaresince rutin olarak gerçekleştirilen gümrük kontrol işlemleri tamamlanmasına ve bu konuda gerekli her türlü belgelerin tam ve eksiksiz olmasına rağmen nedenini anlamadığımız ve gümrük mevzuatına aykırı bir şekilde Müvekkil şirkete ait … plakalı nakliye aracı … gümrük sahasında gümrük görevlilerince bekletilmeye alınmıştır. Söz konusu bekletme Müvekkil şirketin tüm müracaatlarına rağmen 5 gün boyunca devam etmiştir.

Bu bekletme işleminin uzun sürmesi nedeniyle araç içinde bulunan mamuller kullanılamaz hale gelmiştir. Bu nedenle söz konusu durum nedeniyle Müvekkil şirketin … TL’lik maddi zararı oluşmuştur. Yine gümrük idaresinin mevzuata aykırı olarak söz konusu aracı bekletmesi nedeniyle bu aracın şoförüne bu 5 günlük süre boyunca fazladan gündelik, konaklama ve iaşe masrafları için Müvekkil Şirket … TL ödemek zorunda kalmıştır. Bu husustan kaynaklı Müvekkil şirketin zararı da … TL’dir.

Gümrük idaresinin mevzuata aykırı bir şekilde Müvekkil şirkete ait … plakalı aracı bekletmesi nedeniyle Müvekkil şirketin uğramış olduğu toplam … TL’lik maddi zararının idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tarafımıza ödenmesini saygılarımla arz ederim.

                                        …. Şirketi Vekili

                                     Av. Umur YILDIRIM

Tam Yargı Davası Emsal Kararlar

Danıştay İDDGK, E. 2012/1657, K. 2014/3421, T. 3.11.2014

  • Tam Yargı Davası
  • İdarenin Kusurluluğu (Hizmet Kusuru)

İdare, yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetlerini yerine getirirken, gerekli teşkilatı kurmak, bu teşkilatın ayni, şahsi ve mali imkan ve araçlarını hizmete hazır tutmak, hizmetin ifası sırasında hizmetin zamanında ve gereği gibi işlemesine devamlı olarak nezaret etmek ve hizmetin işleyişini kontrol etmekle sorumludur. Gerek hizmetin ayni, şahsi ve mali imkan ve araçlarının temin ve ifasındaki kusur, gerekse temin edilen bu araçlarla ifa olunan hizmetin geç işlemesi, gereği gibi veya hiç işlememesi; idareye, zarar gören kimselerin bu sebeplerle doğan zararlarını tazmin sorumluluğunu yükler.


Danıştay 10.Dairesi, E. 2007/6322, K. 2010/5981, T. 13.7.2010

  • Tam Yargı Davası
  • İdarenin Kusurluluğu (Hizmet Kusuru)

Hastanın ikazına rağmen, yeni bir muayene yapılmadan, film çekilerek dişlerin çekilip çekilmeyeceğine karar verilmesi gerekirken, önceki barkot üzerine, diş hekimince başkaca bir muayene yapılmadan ve hastanın itirazına rağmen diş çekimi yapması hasta haklarına aykırı olup aynı zamanda hizmet kusuru oluşturmaktadır.


Danıştay 10.Dairesi, E. 2013/3926, K. 2016/2818, T. 23.5.2016

  • Tam Yargı Davası
  • İdarenin Kusurluluğu (Hizmet Kusuru)

Evlerinin hemen alt kısmındaki arazide hayvan otlattığı esnada bulduğu havan mühimmatını, evlerine 80-100 metre mesafedeki kullanılmayan harabe eve götürmesi ve anılan yerde oynarken patlaması neticesinde ölmesi olayında, mühimmatın bulunduğu ve patladığı yerin meskûn mahal içerisinde kalması ve vefat edenin yaşı göz önünde bulundurulduğunda, söz konusu alanın kişilerin yaşam hakkını temin edecek şekilde var olan mühimmatın temizlenmesi ya da alana sivillerin girmesini önlemek amacıyla gerekli bütün tedbirleri almak suretiyle güvenliğin sağlanması gerekirken, söz konusu önlemlerin alınmaması sebebiyle idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, mühimmatın bölücü terör örgütü mensuplarına ait olmasının da idarenin anılan hizmeti yerine getirme sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağının kabulü gerekir.


Danıştay 15 Dairesi., E. 2013/4226, K. 2016/2798,T. 22.4.2016

  • Tam Yargı Davası
  • İdarenin Kusursuz Sorumluluğu

Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas olduğundan, olayın oluşumu ve zararın niteliğinin irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin ya da daha ayrı bir anlayış ve amaçtan kaynaklanan sosyal risk ilkesinin uygulanıp, uygulanmayacağının belirlenmesi, tazminata hükmedilirken de herhalde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.


Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, 2. Dairesi, E. 1996/399, K. 1996/499, T. 22.5.1996

  • Tam Yargı Davası
  • İdarenin Kusursuz Sorumluluğu

OHAL Bölgesinde güvenlik operasyonunda görevli birliğin karargah hizmetlerinde tost ocağında görevlendirilen erin, odanın darlığı ve tost makinasının uzun süre çalıştırılmasına bağlı olarak oksijensizlikten ve yanan gazların toksik etkilerinden karbon monoksit zehirlenmesi sonucu ölümünde, yakınlarının uğradığı zararın kusursuz sorumluluk esasına göre tazmini gerekli bulunmaktadır. …Olayımızda idareye atfı kabil bir hizmet kusurundan söz edilemez ise de; bir kamu görevinin ifası sırasında meydana gelen zarar ile görevden neşet eden eylem arasında sıkı bir illiyet bağı bulunduğundan kusursuz sorumluluk kuram ve ilkesi gereğince davacının uğradığı kararın davalı idarece karşılanmasının gerekeceği sonucuna varılmıştır. Esasen bu durum Anayasanın 125/son maddesinin gereğidir.


Danıştay,10. Dairesi, E. 1995/566, K. 1995/5746, T. 16.11.1995

  • Tam Yargı Davası
  • İdarenin Kusursuz Sorumluluğu

Sözü edilen olaylar nedeniyle zarara uğrayan; terör eylemlerine herhangi bir biçimde katılmamış olan kişiler, kendi kusur ve eylemleri sonucu değil, toplum içinde ortaya çıkan olaylardan zarar görmektedirler. Başka bir deyişle, zararın nedeni toplumun direği olmaktır. Belirtilen şekilde ortaya çıkan zararların özel ve olağandışı nitelikleri dikkate alınıp, nedensellik bağı aranmadan, terör olaylarını önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemeyen davalı idarece, yukarıda açıklanan sosyal risk ilkesine göre tazmini gerekir. Esasen terör olayları sonucu ortaya çıkan zararların idare tarafından tazmini suretiyle topluma pay edilmesi hakkaniyet gereği olup, sosyal devlet ilkesine de uygun düşecektir….Dava konusu olayda da idareye yönelik bir kusur olmasa, zarar ile idarenin davranışı arasında illiyet bağı bulunmasa dahi oluşan zararın, olağanüstü hal koşullarının uygulandığı bir zaman ve yerde ortaya çıkıp çıkmadığı da aranmadan yukarıdaki hususlar göz önüne alınarak tazmini gerekirken davanın reddinde hukuki isabet görülmemiştir.

Danıştay’ın resmi sitesinden daha fazla emsal karara ulaşabilirsiniz. https://www.danistay.gov.tr/


Tam Yargı Davası Hakkında Sık Sorulan Sorular

Tam yargı davası nerede açılır?

Tam yargı davası idare mahkemesinde açılır.

İdareye başvurmadan tam yargı davası açılması durumunda ne kadar verir?

İdareye başvurmadan tam yargı davası açılırsa idare mahkemesi idari mercii tecavüzü kararı vererek dosyayı ilgili idareye gönderir.

Tam yargı davalarında avukat tutmak zorunda mıyım?

Böyle bir zorunluluğunuz elbette yoktur. Söz konusu davayı kendiniz de açabilirsiniz. Ancak idari başvuru ve dava prosedürleri ile bu davalarda hukuki tecrübe önem arzettiği için alanında uzman bir avukata başvurmanız hak kaybı yaşamamak için daha uygun olacaktır.

Bölücü terör örgütü mensubunun intihar saldırısı sonrasında yaralanarak ameliyat olmak zorunda kaldım. Hastane masrafları ve iş gücü ile gelir kaybı için tazminat davası açabilir miyim?

Elbette açabilirsiniz. İdarenin her ne kadar da bu olayda kusuru olmasa da sosyal risk ilkesi gereği bu olay neticesinde maruz kaldığınız zararların tazminini idarenin kusursuz sorumluluğu çerçevesinde tam yargı davası ile talep edebilirsiniz. Ancak bundan önce idareye başvurmanız gerekmektedir.

X Üniversitesi Hastanesi’nde safra kesesi ameliyatım esnasında unutulan gazlı bez sonrası oluşan komplikasyon sonucu acilen kaldırıldığım özel bir hastanede ameliyat olmak zorunda kaldım. Hastane masrafları ile bu süre zarfında elde edemediğim gelirlerin tazminini kimden nasıl isteyebilirim?

X Üniversitesi’ne karşı hizmet kusurundan kaynaklı maruz kaldığınız zararlarının tazminini talep edebilirsiniz. Ancak idare mahkemesinde tam yargı davası açmadan önce, X Üniversitesi Hastanesi’ne hizmet kusuruna ilişkin bu eylemini öğrendiğiniz tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde bu üniversiteye başvurarak zararlarınızın tazmin edilmesini istemeniz gerekmektedir. X Hastanesi bu zararınızı başvurunuz üzerine tazmin ederse idari dava açmanıza gerek kalmayacaktır. Eksik tazmin eder ya da hiç tazmin etmezse bu halde tam yargı davası açabilirsiniz.