mesru savunma zorunluluk hali

Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) “Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler”  başlıklı 2. Bölümü’nde yer alan meşru savunma (eski tabirle meşru müdafaa) ve zorunluluk hali Tck’nın 25. maddesinde düzenlenmiştir. Meşru müdafaa bir cezasızlık nedenidir. Yani kişiye ceza verilmez.

Maddenin ilk fıkrasında meşru savunma, ikinci fıkrasında da zorunluluk hali düzenlenmektedir. Bu makalede önce meşru savunmayı daha sonra da zorunluluk halini değerlendireceğiz.

Doktor hatası nedeniyle tazminat davası hakkında bilgi almak için bu makalemizi okuyabilirsiniz. https://kadimhukuk.com.tr/makale/doktor-hatasi-tazminat-davasi-malpraktis-tam-yargi/

Meşru Müdafaa Nedir?

TCK’nın 25. maddesinin ilk fıkrası bir hukuka uygun nedeni olan meşru savunma düzenlenmektedir.

Meşru müdafaa; kişilerin saldırıya karşı verdikleri kendini veya diğer bir insanı koruma içgüdüsünden kaynaklanan doğal tepkinin hukuken meşru görülmesidir.

Hukuk hiçbir zaman hakkın saldırıya uğramasına izin vermez. Hukukun amacı haksızlığı önlemek, vuku bulduğunda da gidermek ve neticede adaleti sağlamaktır. Meşru savunma da haksızlığı önlemenin meşru ve hukuki yollarından da biridir. Savunma ve koruma güdüsü doğal yani insan olmaktan kaynaklı bir güdüdür. Ahlaki yönden ayıplamak mümkün olmadığı gibi aynı zamanda hukukun tesisi için de bir mücadeledir.

Meşru müdafaa ile haksız tahrik genel olarak karıştırılmaktadır. Haksız tahrik savunmayı gerekli kılmayan ancak duyulan elem ve üzüntünün sonucu olarak yapılan bir davranışın nedeni olarak ortaya çıkmaktadır ve fiilin hukuka aykırılığını ortadan kaldırmamaktadır. Örneğin, B’nin kendisini küfrettiği gerekçesiyle A’nın B’yi bıçakla kasten yaralama hadisesinde B’nin A’ya karşı küfür etmesi haksız tahrik olarak nitelendirilebilecek ancak B’nin A’nın vücut bütünlüğüne yönelik bir saldırısı olmaması nedeniyle A’nın B’yi bıçakla yaralaması fiilinde söz konusu küfür hukuka aykırılığı ortadan kaldırmayacaktır. Oysa B, A’nın vücut bütünlüğüne karşı silahla vb. şeylerle saldırsaydı ve A, kendi hayatını korumak amacıyla B’yi bıçakla yaralasaydı veya öldürmek zorunda kalsaydı o halde meşru savunmadan bahsedilebilecektir.

Türk Ceza Kanununun tamamına buradan ulaşabilirsiniz. https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5237&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5

TCK madde: 25/1)

Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

Madde Gerekçesi

“Maddenin birinci fıkrasında bir hukuka uygunluk ne­deni olarak meşru savunma düzenlenmiştir.

Meşru savunma bakımından Tasarı şu koşulları saptamıştır:

Bir kere her türlü hakka yönelik haksız bir saldırıya karşı meşru sa­vunmanın söz konusu olduğu belirtilmiş ve böylece kurumun, bazen anlam­sız ve sosyal gereklere aykırı düşecek derecede dar tutulmasının önüne ge­çilmesi istenilmiştir.

Ayrıca, şu husus da belirtilmelidir ki, kişileri suç işlemekten caydıra­cak en etkin araçlardan birisi, suç işlediklerinde karşılık görebilecekleri en­dişesi olduğundan, meşru savunma hakkının böylece genişletilmesi, krimi­nolojik yönden caydırıcı etki de yapabilecektir.

İkinci olarak meşru savunmanın “haksız saldırı” koşulu bakımından, “gerçekleşen haksız saldırı” ile “gerçekleşmesi muhakkak haksız saldırı” veya “tekrarı muhakkak haksız saldırı” aynı sayılmıştır. Böylece kişilerin haksız saldırılara karşı kendilerini korumaları olanağı daha da genişletilmiş olmaktadır.

Savunmanın “saldırı ile orantılı biçimde” olması, yani saldırıyı defe­decek ölçüde olması, meşru savunmanın temel koşullarından birisi olarak kabul edilmiştir. Saldırıya uğrayan kişi, ancak bu saldırıyı etkisiz kılacak ölçüde bir davranış gerçekleştirdiği takdirde, meşru savunma hukuka uy­gunluk nedeninden yararlanacaktır.”

Meşru Müdafaa Şartları

Meşru savunmada önce bir saldırı ve sonra o saldırıya karşı bir savunma olduğu için hem saldırının şartlarını hem de savunmanın şartlarını ayrı ayrı değerlendirmek gerekmektedir.

Saldırının Şartları

  • Haksız bir saldırı olmalıdır

Meşru savunmanın ilk koşulu, ortada bir saldırının olmasıdır. Maddenin gerekçesinde belirtildiği gibi saldırı her türlü hakka karşı yapılmış olabilir ancak yeter ki saldırı haksız olsun. Haksız olmasından kasıt, saldırının illa suç olması değil hukuka aykırı olmasıdır. Hakkın kötüye kullanılması da bu kapsamda düşünülebilir. Zira hukuk hakkın kötüye kullanılmasını korumaz. Görünüşte hukuka aykırı bir işlem, başka bir hukuk kuralı tarafından uygun görülmekteyse (ki bu halde hukuka aykırı olmayacaktır) haksız olduğu söylenemez.

Haksız saldırının kusur yeteneği olmayan (örneğin akıl sağlığı yerinde olmayan) bir kişi tarafından yapılmış olması da bu durumu değiştirmez. Ancak, haksız saldırının bir insan tarafından gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Hayvanlar tarafından gerçekleştirilen saldırıya karşı yapılan savunma ise zorunluluk hali kapsamında bu maddenin ikinci fıkrası kapsamında değerlendirilebilir.

Meşru müdafaa karşı meşru savunmadan faydalanılamayacağı gibi haksız saldırıya kendi haksız hareketi ile sebep olmuşsa yine meşru savunmadan faydalanılamayacaktır. Ancak, haksız hareketi nedeniyle sebep olduğu durum karşısında meşru savunma sınırlarını aşan bir saldırıyla karşılaşmışsa o sınırı aşan saldırıya karşı yine meşru savunma hakkı kullanılabilecektir.

Kavga gibi karşılıklı saldırı halinde saldırıların aynı zamanda başlamış olması ve kimin tarafından başlatılmış olduğunun bilinmemesi halinde meşru savunmadan söz edilemez, şartları varsa ancak haksız tahrikten bahsedilebilir.

  • Saldırının bir hakka yönelik olması

5237 sayılı TCK’nın 25. maddesi, önceki 765 sayılı TCK’nın 49. maddesinde yer verilen “saldırının kişiliğe yönelik bir hakka ilişkin olması” koşulundan daha geniş bir biçimde hak kavramını genişletmiş ve sadece kişiliğe karşı değil her türlü hakka karşı yapılan haksız saldırıyı meşru savunma kapsamında değerlendirmiştir. Saldırı Örneğin, mülkiyet hakkı da bu kapsamdadır. Ancak burada dikkat edilecek husus, saldırı ve savunmanın orantılı olmasıdır ki bu hususa, makalenin aşağı kısmında detaylıca değinilmektedir.

Saldırı savunma yapan kişiye karşı olabileceği gibi üçüncü bir kişiye de yönelik olabilir.

  • Saldırının savunma anında olması (saldırı devam ederken olması)

Madde metninde “gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırı” dan bahsedilmektedir. Saldırı ya fiilen devam ediyor olmalı ya da gerçekleşmesi ve tekrarı muhakkak olmalıdır. Ancak saldırının gerçekleşmesi kesin haldeyse (o kadar kuvveti bir ihtimaldeyse) meşru savunmadan bahsedilebilir. Saldırı sona ermiş ise veya saldırının gerçekleşmesi ihtimal dahilindeyse meşru savunmadan bahsedilemez. Saldırıyı sona erdirmiş olan kişiye karşı yapılmış eylem suç teşkil ediyorsa bu halde şartları söz konusuysa haksız tahrikten söz edilebilecektir.

Savunmanın Şartları

  • Savunmanın zorunlu olması

Kanun maddesinde saldırıyı “defetmek zorunluluğu”ndan bahsettiği için meşru savunmanın kabul edilebilmesi için saldırın derhal ortadan kaldırılması gerekmektedir. Şayet böyle bir zaruret yoksa, yani başka bir zamanda veya yolla saldırının ortadan kaldırılma imkanı varsa meşru savunmadan bahsedilemez.

Eğer saldırı veya tehlike derhal ortadan kaldırılmazsa korunan hukuki yarar mutlaka zarar görecek durumda olmalıdır.

Şayet saldırı bulunduğu konusunda yanılma söz konusu olursa hukuka uygunluk nedenleri arasında olan yanılma gündeme gelebilecek ve yanılma konusunda failinin bir kusuru yoksa fail bu yanılgıdan faydalanabilecektir.

  • Savunma saldırana karşı yapılmalı

Savunmanın saldırıya yönelmesi ve saldırıda bulunan kişiye karşı yapılması gerekmektedir. Saldırıda bulunmayan bir kişiye karşı savunmada bulunulamaz.

Şayet saldırı bulunan kişi konusunda yanılma söz konusu olursa hukuka uygunluk nedenleri arasında olan yanılma gündeme gelebilecek ve yanılma konusunda failinin bir kusuru yoksa fail bu yanılgıdan faydalanabilecektir.

  • Savunma saldırı ile orantılı olmalı

Madde metninde meşru müdafaa “saldırı ile orantılı biçimde olmalıdır” denilmektedir. Savunma saldırıyı ortadan kaldırmaya yeterli düzeyde olmalı, bunun için gerekli olan her şeyi içermeli ancak saldırıyı defetmek düzeyinden daha fazla bir güç kullanımında bulunulmamalıdır.

Saldırıda kullanılan araç ile savunmada kullanılan araç arasında makul bir denge olmalıdır. Saldırıya uğrayan kişinin savunma nedeniyle korunacak yarar ile savunma sonuca saldırana verilecek zarar arasında da bir dengenin bulunması gerekir.

Yargılamalarda, savunmadaki oranı değerlendirirken olaya ilişkin tüm özellikler, tarafların fiziki durumları, kullandıkları araçlar, saldırının gerçekleşme biçimi vb. tüm hususlar geniş olarak değerlendirilmektedir.

Zorunluluk Hali Nedir?

Zorunluluk hali kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep olarak kanun metninde düzenlenmiştir.

Meşru savunmadaki gibi haksız bir saldırıdan değil, haklı veya haksız olsun herhangi bir nedenle meydana gelen tehlikeden korunmak söz konusudur. Bu tehlikenin kaynağı insan olabileceği gibi, hayvan da olabilir veya bir doğa olayı da… Önemli olan bu tehlikeden korunmak için zorunlu eylemi gerçekleştirmiş olmasıdır. Örneğin, kendisine saldırıdan bir köpekten korunmak maksadıyla bir kişinin başkasına ait bir eve girmek zorunda kalması halinde fail hakkında konut dokunulmazlığını ihlal suçundan ceza verilmez.

Tehlikeyi uzaklaştıracak davranışın, tehlikeyi meydana getirene karşı yapılması da gerekmez. Üçüncü bir kişiye veya nesneye karşı da tehlikeden kurtulmak amacıyla o davranışın gerçekleştirilmesi mümkündür.

Cebir, şiddet, tehdit ve mücbir sebep ile zorunluluk hali birbirinden farklıdır. Cebir, şiddet, ve tehditte failin iradesi başka birisi tarafından zorlanmaktadır. Mücbir sebepte de bir dış etken karşısında failin iradesini kullanma olanağını bulamaması ve buna bağlı olarak iradesi dışında davranışta bulunmasıdır. Halbuki zorunluluk halinde tehlikeye karşı korunmak maksadıyla iradi bir davranış gerçekleştirilmektedir. Cebir, şiddet ve tehditte fail o davranışı istemeden iradesi dışında gerçekleştirmekte, zaruret halinde ise istemediği tehlikeli bir durumdan kurtulmak maksadıyla isteği ve iradesiyle bir davranışta bulunmaktadır.

TCK madde: 25/2

Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

Madde Gerekçesi

Maddenin ikinci fıkrasında, kusurluluğu ortadan kaldıran bir neden olarak zorunluluk (zaruret, ıztırar) hâli düzenlenmiştir. Zorunluluk hâlinde, kişinin, kendisinin veya başkasının sahip bulunduğu bir hakka yönelik bir tehlikeyi gidermek amacıyla gerçekleştirdiği davranış dolayısıyla, ceza so­rumluluğu yoktur. Meşru savunmadan farklı olarak, zorunluluk hâlinde bir saldırı değil tehlike söz konusudur. Zorunluluk hâlinin kabulü için, kişinin tehlikeye bilerek neden olmaması, tehlikeden suç olan bir harekete başvur­madan kurtulmanın olanaklı bulunmaması ve tehlikenin ağır ve muhakkak olması da araştırılacaktır.

Ayrıca, tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan araç arasında “oran­tılılık ilkesi” kabul edilmiştir.”

Zorunluluk Halinin Şartları

  • Tehlikeye ilişkin şartlar

Ağır bir tehlikenin varlığı, tehlikenin bir hakka yönelik olması, tehlikeye bilerek neden olunmaması.

  • Korunmaya ilişkin şartlar

Başka bir şekilde korunma olanağının bulunmaması, tehlikenin ağırlığı ile işlenen fiil arasında orantı bulunması, tehlikeyi kabul etme yükümlülüğünün bulunmaması.

Zorunluluk halinde üçüncü kişi lehine yapılan davranışı da kanun koyucu kabul etmektedir. Örneğin araba çarpmak üzere olan A’yı B’nin itmesi ve B’nin bu itme sonucu başka bir kişinin aracını çarparak o kişinin aracına zarar vermesi halinde A’nın bu davranışı zorunluluk hali kapsamında değerlendirilecektir.

Meşru Müdafaa Yargıtay Kararları

(Yargıtay 2. CD,  K.T.:16/11/2005, 2004/6067 E, 2005/25165 K.)

Henüz kendisine saldırı gerçekleşmemiş olan sanığın, elinde bıçak olan mağduru eline geçirdiği nacak ile yaralaması sureti ile meydana gelen olayda meşru savunma şartlarının gerçekleşmediği gözetilerek tahrik hükümlerinin uygulanması sureti ile mahkûmiyet hükmü tesisi gerekir.


(Yargıtay 1. C.D., K.T.: 1/3/2004, 2004/565 K.)

Şehirden 2,5 km uzaklıkta meşru olmayan bir yerde, yaşlı annesi ve küçük çocuğu ile oturmakta bulunan bir kadının kapısına gündüz mektup bırakan ve gece 24 sularında evin önüne gelerek kapı ve penceresine taş atmak suretiyle, kadının kapıya çıkmasını sağlayarak onunla sevişmek istediğini belirten ve bu hususta ısrarlı olduğunu vurgulayan kişiyi, av tüfeği ile evin dışına çıkarak ateş edip öldüren kadının meşru savunma içinde olmadığı…


(Yargıtay 1. CD, K.T.: 08/12/2005, 2005/1971 E., 2005/4132 K.)

…Oluşa ve delillere göre kendisinden para isteyen maktule olumsuz yanıt vermesi üzerine onun yumrukla darbına maruz kalan sanığın silahını çekerek maktule ateş etmeye başladığının olayın başlangıcını gören yegane kamu tanığın olan Ümit’in aşamalarda esaslı çelişkiler göstermeyen oluşa uygun beyanının ve bu beyanı doğrulayan ve olayın başlangıcını görmeyip maktulün mukabil ateşini gördüğü anlaşılan kısmi görgü tanığı Yusuf Rahmi’nin beyanının birlikte tetkikinden anlaşılmasına göre önce silahla ateş edenin sanık olduğu maktulün bilahare ateş etmeye başladığının kabulü ile, sanığın tahrik altında adam öldürmek suçundan cezalandırılması gerekirken yazılı şekilde yasal savunma şartları altında suçu işlediğinden bahisle hakkında ceza tertibine yer olmadığına ve beraatına karar verilmesi,… hükmün…. Bozulmasına..


(Yargıtay Ceza Genel Kurulu, K.T.: 26/2/2008, 2007/1-281 E. 2008/37 K.)

Yeni sistemde, başlıca dört hukuka uygunluk nedeninden bahsedilmektedir. Bunlar; meşru savunma, hakkın kullanılması, kanunun emrini ifa ve ilgilinin rızasıdır. Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, bu durumda fail hakkında beraat kararı verilmesi gerekecektir. Buna karşılık, sınırın aşılması bir hukuka uygunluk nedeni değil, 27. maddenin 1. fıkrasındaki durum itibarıyla kusurluluğu azaltan, 27. maddenin 2. fıkrasındaki durum itibarıyla da kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden bir tanesidir. Başka bir deyişle, hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde beraat hükmü değil, Yasanın 27/1. maddesine göre indirimli ceza veya Yasanın 27/2. maddesine göre ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmelidir. Bu husus, 5271 sayılı Yasanın 223. maddesinden de açıkça anlaşılmaktadır. Şu halde, 27. maddenin 1. fıkrasının uygulanabilmesi için; öncelikle bir hukuka uygunluk nedeni söz konusu olmalıdır. Failin, hukuka uygunluk nedenine ilişkin koşulların sınırlarını kast olmaksızın aşması da ikinci koşuldur. Dolayısıyla, 765 sayılı Yasanın 50. maddesinden farklı olarak sınırın kasten aşılması halinde bu madde uygulanamayacaktır. Yine, 765 sayılı Yasadaki durumdan farklı olarak, 5237 sayılı Yasada hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmemiş olan zorunluluk hali için de bu maddenin uygulanma şansı bulunmamaktadır.