Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçu (TCK 216)

Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçu (TCK 216)

halki kin ve dusmanliga tahrik

Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu; insanların farklı ırk, cinsiyet, din, dil, inanç veya diğer farklılıklara dayalı ayrımcılığa uğramasına yol açan kamu barışına karşı suçlar içerisinde hakaret veya ayrımcı söylemlerdir. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu TCK 216. maddede düzenlenmiştir. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hali ise 218. maddede; “Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranına kadar artırılır. Ancak haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz” biçiminde ifade edilmiştir. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu TCK 216. Maddede 3 farklı fiile ile suç işlenebilir. Bunlar;

  • İlk fıkrada, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” şeklinde bir suç tipi tanımlanmışken,
  • İkinci fıkrada “halkın bir kesimini aşağılama”
  • Üçüncü fıkrada “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri aşağılama” şeklinde suç tiplerine yer verildiği görülmektedir.

Teknolojinin ilerlemesi ile haberleşme ve iletişim kolay ve hızlı şekilde yapılmaya başlanmıştır. Bilhassa sosyal medya ve internet kullanımının yaygınlaşmasıyla beraber, dünyanın bir ucunda paylaşılan bir haber, öbür ucuna adeta ışık hızıyla ulaşabilir durumdadır. Özellikle Facebook, Twitter, İnstagram ve WhatsApp gibi sosyal medya platformlarından yapılan kimi paylaşımlar, insanları fiilen sokağa dökecek güce ulaşabilmektedir. Bu nedenle bazı suç tipleri düzenlenmiştir. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu bunlardan biridir. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçunun oluşabilmesi için, suçu işleyen failin, tahrik amacı gütmesi ve bu tahrikin, kin ve düşmanlığa yönelik olması gerekir.

halki kin ve dusmanliga tahrik sucu tck 216
halki kin ve dusmanliga tahrik sucu tck 216

Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçu Nedir?

Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu; insanların farklı ırk, cinsiyet, din, dil, inanç veya diğer farklılıklara dayalı ayrımcılığa uğramasına yol açan kamu barışına karşı suçlar içerisinde hakaret veya ayrımcı söylemlerdir. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu TCK 216. maddede düzenlenmiştir. TCK’nın “Özel Hükümler” başlıklı ikinci kitabının “Topluma Karşı Suçlar”ı düzenleyen üçüncü kısmının beşinci bölümünü (213 ile 222. maddeleri) “Kamu Barışına Karşı Suçlar” oluşturmaktadır. “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” başlığı altında 216. Maddesinde yer almaktadır.

Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâli ise 218. maddede; “Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranına kadar artırılır. Ancak haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz” biçiminde ifade edilmiştir. “Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçu”, Türk Ceza Kanununun 216. Maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde şu şekildedir:

Madde 216

  1. Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
  2. Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
  3. Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Bu maddede birbirinden bağımsız üç ayrı suç düzenlenmiştir. Bunlar; halkı kin ve düşmanlığa tahrik (216/1), halkın bir kesimini aşağılama (216/2) ve dini değerleri aşağılama (216/3) suçlarıdır.

Maddenin 1. fıkrasındaki “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçunda “kamu güvenliği açısından açık ve yakın tehlike” kriteri getirilmiştir. Maddenin 2. fıkrasındaki “halkın bir kesimini aşağılama” suçunda ise, aşağılama fiilinin “alenen” işlenmesi aranmış, halkın alenen aşağılanmasının hangi hallerde cezalandırılacağı (sosyal sınıf, irk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığı) belirtilmiştir. Maddede tanımlanan suçlarla korunmak istenilen hukuksal yarar, kamu barışının korunmasıdır. Bu suretle, halkın çeşitli kesimleri arasında kin ve düşmanlık duygularının doğmasının önlenmesi amaçlanmıştır.

Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama – 109. Madde
Dayanak5237 sayılı TCK 216. madde
Şikayet TCK 216 takibi şikayete bağlı değildir.
Zamanaşımı8 yıllık zamanaşımı süresi vardır.
Tutuklama ve Adli KontrolTutuklama ve adli kontrol kararı verilebilir.
UzlaşmaTCK 216. maddede uzlaşma hükümleri uygulanmaz.
Etkin PişmanlıkEtkin pişmanlık söz konusu olabilir.
İyi Hal İndirimiŞartları oluşmuşsa cezada TCK 62’ye ⅙’ya kadar indirim yapılabilir.
Memurluğa EtkisiBu suç memuriyete engel değildir. Ceza 1 yıldan fazla olursa engel olabilir.
Görevli MahkemeTCK 216.mmadde asliye ceza mahkemesinde görülür.
Cezası

TCK 216 basit halinin cezası 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıdır.

Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçunun Şartları

Türk Ceza Kanununun 216. maddesinde geçen “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu” somut bir tehlike suçu olarak düzenlenmiştir. Bir düşüncenin söz veya herhangi bir surette ifadesi fiil niteliğini taşıdığından sözle yapılan bu telkinlerde fiildir. Tehlike suçlarında, fiilin yöneldiği konunun zarara uğramasına gerek yoktur. Sadece zarara uğrama tehlikesiyle karşılaşmış olması yeterlidir. Somut tehlike suçlarında hareketin suça konu olan olay üzerinde zarar doğurma tehlikesi somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından araştırılacaktır. Ayrıca somut tehlike suçlarında failin gerçekleştirdiği eylemi ile ortaya çıkan tehlike arasında nedensellik bağı da kurulmalıdır. Yani failin eylemleri ile ortaya çıkacak zarar tehlikesi birbirinin neden-sonucu şeklinde gerçekleşmelidir. Sonuç olarak failin eylemi kesinlikle bir tehlikeye sebep olmalı ama zarar doğurmasına gerek yoktur. Bu suç için görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir. Yargıtay’a göre suçun unsurlarının oluşması açısından önemli olan bazı kavramlar şöyle sıralanabilir:

  1. Halk: Halk veya toplum, bir milleti oluşturan çeşitli toplumsal kesimlerden veya meslek gruplarından oluşan insan topluluğuna denir. Halkı milletten ayıran en önemli özellik; halk, bir toplumda hâlen yaşamakta olan çeşitli toplum kesimlerini kapsamaktadır. Toplumun içinde sayısı çok olan önemli kısımları ifade eder.
  2. Sosyal Sınıf: Toplumun yapısındaki yeri ve özelliği ile varlık kazanmış; aynı toplumsal düzeydeki bireylerin toplamından oluşan çiftçi, esnaf, memur, işçi gibi grupları kapsamakta olduğu öğreti ve içtihatta kabul edilmektedir.
  3. Din: “Kutsal varlıklara bağlılık ve inanç dindir, her din bu dinden olanlar arasında manevi bir birlik meydana getirir.” (Önder, age, s. 416) Aynı din içinde, halkın bir kesiminin, varsayılan dini düşünce farklılığına dayalı olarak, dini amaçla hareket edilmesi suretiyle kin ve düşmanlık yaratacak ölçüde inanmayanlar biçiminde nitelenmesi bu suçun oluşması için yeterli sayılmaktadır.
  4. Irk: Toplum tarafından genellikle farklı görülen fiziksel ve sosyal niteliklere göre insanların gruplandırılmasıdır. Terim öncelikle ortak bir dil konuşanları ve sonrasında belirli milliyetten insanları anlatmak için kullanılmıştır.
  5. Kin ve Düşmanlık: kin : “Birine karşı duyulan öç alma isteği oluşturan gizli düşmanlık”, düşman ise : “birinin kötülüğünü isteyen, ondan nefret eden, ona zarar vermeye çalışan kimse” olarak tanımlanmaktadır.
  6. Tahrik: Tahrik ise; başkalarını yoldan çıkartma, baskı ile harekete geçirme, hareket ettirme, kımıldatma anlamına gelmektedir.
  7. Mezhep: Dinlerde esaslara uygun, ancak dinin içinde anlayış ayrılıkları mezhepleri oluşturur ve dinlere bağlı olarak ortaya çıkarlar.

Yukarıda da değindiğimiz üzere halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve dini değerleri aşağılama suçunun cezai sonuç doğurabilmesi için sadece halkın kin ve düşmanlığa tahrik edilmiş olması yeterli değildir. Ayrıca kamu güvenliği, toplum huzuru ve barışın korunmasının da açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması gerekir. Yargıtay’ a göre açık ve yakın tehlike kavramının tanımı şu şekildedir;

“Bu kavramdaki “açıklık” tehlikenin kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortada olmasını, “yakınlık” ise düşünce açıklamasında kullanılan kelimelerin somut tehlike yani zarar yaratma olasılığına yakın olmasını ifade eder. Tehlikenin açık ve yakın olup olmadığı mahkemeler tarafından saptanacaktır.”  (Yargıtay 8.Ceza Dairesi K.2020/10890)

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine göre de ifadenin içeriği, ifadenin açıklanmasındaki özen, yapıldığı bağlam, açıklamayı yapanın toplumdaki konumu ve amacı, açıklamanın konusu ya da hedef aldığı kişi veya gruba düşünce açıklamasının etkisine, ifadeyi açıklayanın düşüncesini başka kavramlarla dile getirebilmesinin mümkün olup olmadığına, uygulanan yaptırımın ölçülülüğü ile potansiyel caydırıcı etkisine, yargısal korumanın etkililiğine, kısıtlanan düşüncede mahkemelerin ortaya koyduğu gerekçelere göre değerlendirme yapmaktadır.

Bu suçun basın yayın yolu ile işlenmesi daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hal olarak kabul edilip başka bir madde olan TCK 218. Madde ile düzenlenmiştir. “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçunun basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranına kadar artırılır. Ancak, haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.”

Hal böyle olunca haber verme hakkının sınırlarının nasıl belirlendiği merak konusu olmaktadır. Yargıtay’a göre sınırlar şu başlıklar altında incelenebilir. Bunlar, haberin gerçek ve güncel olması, haberin kamuyu ilgilendirmesi ve ölçülülüktür. Aynı şekilde Yargıtay, eleştirme hakkının kabulü için şu şartları aramaktadır: Açıklama ve eleştiriye konu olan haber gerçek olmalı, Haber güncel olmalı, Haberin açıklanmasında kamu ilgi ve yararı bulunmalı, Haberin açıklama şekliyle konusu arasında düşünsel bir bağ bulunmalı, Açıklamada “küçültücü” ifadeler kullanılmamalı. Bu sınırlar içerisinde kalan ifadeler suç olarak kabul edilemeyecektir.

halki kin ve dusmanliga tahrik sucu
halki kin ve dusmanliga tahrik sucu

Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçunun Unsurları

  • Fail

Bu suçun faili herkes olabilir, suçun faili olabilmek için maddede herhangi bir özelliğe sahip olmak aranmamıştır. Madde metninde “kimse” ve “kişiden” söz edilmiş, ancak bu kişinin nasıl olması gerektiği konusuna değinilmiştir. Bu nedenle anılan suçun faili herhangi bir kimse olabilir, bu suç faili bakımından özgü suçlardan değildir. Halkın belli bir kesimini diğer kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden veya halkın bir kesimini alenen ağlayan kimse, bu suçun failidir.

  • Mağdur

Bu suçun mağduru ise, tüm toplumdur. YTCK’nın 216. maddede düzenlenen suçun mağduru, belirli kişi veya kişiler değil, gayrimuayyen, belirli olmayan kişilerden oluşan topluluk veya halktır. Halk belli bir anda, belirli bir yerde oturan, ortak menfaatleri bulunan büyük gurup olarak tarif edilebilir. Halk terimi sadece yönetilenleri içine alan gurubu anlatmaz, aynı zamanda yöneticilerin ve kamu görevlilerinin oluşturduğu insan topluluğunu anlatır.”

Burada suçun mağduru olan halk, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep ve bölge bakımından farklı özelliklere sahip olan ve kendisi aleyhine bu özellikleri nedeniyle kin ve düşmanlık tahrik edilen topluluk anlamında kullanılmaktadır. Genel anlamda sınıf terimi, kategori terimiyle eşanlamlıdır. Sınıf kavramı kullanılmakla beraber giderek tabakalaşma terimiyle aynı anlamda kullanılma- ya başlanmıştır. Tabakalaşma anlamında, toplum içinde göreceli olarak aynı güce, gelire, refaha ya da prestije sahip olan bireyleri (ya da aileleri) veya bu unsurların bileşimini göstermek için kullanılmıştır. Daha önemlisi, sınıf, ekonominin belli bir sürecinde ortak bir yere sahip olanları göstermiştir. Bu bazen refah, ya da gelir süreci ve diğer zamanlarda meslek süreci anlamına gelmektedir. En genel anlamda sosyal sınıf, benzer ekonomik güçlere sahip, hayat biçimleri birbirine benzer, kültür ve eğilimleri aynı özellikler taşıyan, ekonomik menfaatleri müşterek olan ve bütün bu hususlarda aynı durumlarda olmanın şuuruna sahip bulunan kişilerin meydana getirdiği bir topluluktur.

  • Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik Suçunun Fiili

Bu suçun maddi unsuru; halkın sosyal sınıf, irk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmektir. Suçun oluşması bakımından bu tahrikin “kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlike ortaya çıkarması gerekmektedir.

“Halk” kavramı, aynı ülkede oturan, ortak menfaatleri bulunan büyük bir grup olarak tanımlanabilir. Kalabalıktan ayrı olarak asgari müşterekler dışında farklı düşünebilen ve farklı statüde olanlardan meydana gelmektedir. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunun muhatabı ve mağduru 216/1.fıkradaki özellikleri taşıyan halkın bir kesimidir. Suçun oluşması için halkın tamamının tahrik edilmesi aranmaz. Burada bir kişinin bir gruba karşı tahrik edilmesi değil, toplumda sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklılık arz eden halkın bir kesiminin (grubun) farklı bir halk kesimine (gruba) karşı kin ve düşmanlığa tahrik edilmesi söz konusudur. Tahrik fiilinden önce de esasen bu gruplar arasında kin ve düşmanlık duygularının mevcut olup olmaması suçun oluşmasını etkilemez. Fiil, somut tehlike suçu niteliğinde olduğundan, tahrik fiili suçunda bu farklı halk kesimlerinin birbirlerine karşı şiddet hareketlerine girişmeleri gerekmez.

“Sosyal sınıf” kavramı, ekonomik nedenler veya bunun dışında oluşan gruplaşma olgularını ifade eder. Çağdaş toplumlarda sosyal sınıflar; işçi sınıfı, idare edenler (sermaye) sınıfı, orta sınıf ve köylü sınıfıdır. Geniş anlamda sınıf ise; gelir kaynakları, seviyesi, gelirlerini sağlama tarzı aynı olan, aynı ekonomik şartlar altında bulunan bireyler topluluğudur.

“Irk” kavramı, insan türünün alt bölümü olarak “bir ailenin, bir halkın soyu, kökünü aldığı kendinden önceki nesillerle kendinden çıkan sonraki nesillerin tamamı zürriyet, sülale” anlamına gelmektedir. Irk; genetik bakımdan şartlandırılmış, nispeten sabit şartlar altında kuşaktan kuşağa geçen, belirli beden karakterlerinin birleşimine sahip olan fertler grubu olarak da tanımlanmaktadır. Bugün tek insan türü ve dört büyük ırk grubu (kara derili, sarı derili, beyaz derili ve ilkel) mevcuttur. Çevre ve hayat şartlarına göre oluşan ve soydan gelme kalıtım yoluyla nesillerden nesillere geçen ırk özellikleri ve insanların ırkça faklılaşması bir sosyal vakıa olup; ırk kavramının daha çok tarih, kültür ve toplum ile ilgili sosyal gerçekler olan millet, kavim, halk ve dil ailesi kavramları yerine kullanılması tehlikeli ve yanlıştır. Bu itibarla 216.maddede yer alan “ırk” kavramına bilimsel anlamının dışında başka bir anlam yüklenmesi doğru değildir.

“Din”, “bir cemaatin sahip olduğu kutsal kitap, peygamber veya kurucu, Tanrı kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yapılan ibadet, yerine getirilmeye çalışılan ahlaki kurallar bütünü” olarak tanımlanabilir. Yeryüzünde mevcut dinler, ilkel kabile dinleri, milli dinler ve evrensel dinler olarak üç başlık altında incelenmektedir.

“Mezhep”, sözlükte “gidilen yol” anlamına gelir. Terim olarak ise, bir dinin birbirinden farklı görüşlere sahip kollarına verilen addır.

“Bölge” kavramı ise, sınırları idari veya iktisadi birliğe, arazi, iklim ve bitki özelliklerinin benzerliğine veya üzerinde yaşayan insanların aynı soy-dan gelmiş olmalarına göre belirlenen toprak parçasına verilen addır.

Toplumu oluşturan bireylerin arasında, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep ve bölge bakımından farklılıklar bulunabilir. Ancak bu farklılıkların kin ve düşmanlığa neden olması, buna imkân sağlaması düşünülemez. Bu itibarla, Yargıtay kararlarında da vurgulandığı üzere, halkı, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep ve bölge farklılığına dayanarak birbirine karşı kamu güvenliği açısından açık ve yakın tehlikenin ortaya çıkmasına neden olabilecek şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik etme doğrultusunda açıklamalar düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez.

“Kin”; “öç almayı gerektirecek şiddetli düşmanlık hareketlerinin zeminini oluşturan psikolojik bir hal”, “düşmanlık” ise, “husumet beslenen konuya karşı düşünerek, tasarlayarak zarar vermeye, onu mağlup etmeye yönelmiş kin duygusu” olarak tanımlanabilir. Şu halde “kin ve düşmanlık”; “husumet beslenen konuya karşı tasarlayarak zarar vermeye, öç almayı gerektirecek şiddetle nefret duymaya yönelik hareketlerin zeminini oluşturan psikolojik bir hal” olarak açıklanabilir. Maddenin 1. fıkrasında tanımlanan “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçu, hukuk devleti olma standardı yüksek olan birçok ülkenin Ceza Kanunlarında yer almaktadır. Hiçbir devlet, vatandaşları arasında, belli özelliklere sahip bir kesiminin diğer kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa, öç almayı gerektirecek şiddetli nefrete yönlendirilmesine seyirci kalamaz. Öte yandan çağdaş dünyada, gelişmenin temel dinamiği olarak düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti kabul edilmektedir. Bu bağlamda; kişilerin düşündüklerini hür bir ortamda söyleyebilmeleri, demokratik toplumun varlığı için zaruri sayılan unsurlardandır.

Bu suçun tamamlayıcı unsurunu oluşturan “aleniyet” için aranan temel ölçüt, fiilin gerçekleştiği koşullar itibarıyla belirli olmayan ve birden fazla kişiler tarafından algılanabilir olmasıdır. Hareketin yapıldığı yerin aleniyetin belirlenmesinde önemi bulunmamaktadır. Aleniyetin varlığı için, fiilin umumi yerde işlenmesi şart değildir; umumi olmayan yerde işlenmesine karşın bir veya birden fazla kimsenin bu fiili görme ve işitebilme ihtimalinin bulunması yeterli sayılır.

“Tahrik” sözlükte, “kişileri sert harekete, isyana, misillemeye veya intikam almaya sürükleme, kışkırtma” anlamına gelmektedir. Hukuk terminolojisinde ise tahrik genel anlamıyla; “bir hususun gerçekleştirilmesi ya da gerçekleştirilmemesi ya da var olan bir durumun kişi veya kişilerin iradesi üzerinde etki yapması, iradenin harekete geçirilmesi, belirli bir yöne itilmesi”ni ifade eder. Suçu oluşturan “tahrik”, bir halk kesimine karşı düşmanca tavırlar gösterilmesini sağlamaya veya bu tür tavırları pekiştirmeye objektif olarak elverişli olmalıdır. Fail sübjektif olarak da bu amacı gütmeli, halk kesimini kin ve nefrete tahrik etmelidir. Bu kapsamda salt yüz çevirme, soyut bir red veya saygısızlık ifade eden davranışta bulunma veya bu yönde sözler sarf etme, fıkrada belirtilen farklı özellikteki gruplardan birinin kötülenmesi, ağır biçimde eleştirilmesi suçun gerçekleşmesi bakımından yeterli değildir. Fiilin suç teşkil etmesi için bunların ötesinde farklı özellikleri olan iki grubun mukayesesi, aradaki zıtlığın ve menfaat çelişkilerinin ortaya konulması, ağır ve yoğun bir tarzda kin ve düşmanlığa tahrikin var olması gerekir. Diğer bir anlatımla suçun oluşması için, grupların, gruplara karşı kin ve düşmanlığa bilfiil tahrik edilmiş olmaları gerekir. Bu itibarla, failin fiili, sayı ve kişi olarak belli olmayan toplum (halk) kesimi üzerinde kin ve nefret duygularının oluşumuna veya mevcut duyguların pekişmesine etkide bulunmalıdır”. Suçun oluşması için tahrikin belirtilen halk kesimlerini karşı karşıya getirmiş olması aranmaz. Diğer yandan, fıkrada sayılan farklı özelliklerin (sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge), ceza hukukundaki kıyas yasağı (TCK 2/3. md.) nedeniyle genişletilmesi mümkün değildir. Bu bağlamda örneğin, aynı dine mensup halk kitlelerinden çok dindar olanı az dindar olana karşı, farklı düşüncelere veya ideolojilere mensup belirli kimselerin birbirine karşı tahrik eylemleri, TCK md. 216/1’deki suçu oluşturmaz.

Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu aslında bir “tehlike suçu”dur. Tehlike suçları, ifade özgürlüğünün kullanılması bakımından etrafında duraksamalara, yanlış anlaşılmalara elverişli bir alan oluştururlar. Bu bakımdan demokratik hukuk düzenlerinde, yasa koyucular tehlike suçu koymaktan olabildiğince sakınır. Ancak, teknolojinin insan yaşamına bu derece egemen olduğu bir dönemde bireyler, tehlikelerle çevrilmiş olarak yaşadıkları için tehlike suçlarına yer vermek zorunlu olmaktadır.

Maddeyle düzenlenen suç yönünden ise durum şöyledir. Çağdaş uygar toplum çoğulcudur. Bunun anlamı, toplumun, değişik din, mezhep, ırk, sosyal sınıf, bölge farklılığı, siyasal görüşler, idealler, toplum insanlarına hizmet bakımından farklı yollar, metotlar, değişik zihniyetler taşıyan insanlardan oluştuğudur. Böyle bir toplumun yapısında demokrasi, farklılıklar içerisinde bütünleşmeyi sürdürerek birlikte, barış içerisinde yaşamayı zorunlu kılar. Sosyal yapıyı oluşturan yapısal unsurlar birbirleriyle ahenkli bir bütün oluşturmalıdır. Bütünleşme derecesi ne derecede yüksek olursa, demokratik özgürlükler de toplumda aynı oranda geniş olarak kullanılabilir. Bütünleşmenin temel koşullarının başında, değişik yapıdaki insanların, değişik fikir, kanaat ve inançları tam bir hoşgörü ile karşılamayı benimsemeleri, bu tutumu kabullenmiş olmaları gelmektedir. O halde kişilerin, maddenin saydığı farklılıkları esas alarak düşmanlığa, kin beslemeye alenen tahrik edilmelerinin ortaya çıkaracağı tehlikeye karşı hukuk sisteminin savunma araçları getirmesi zorunludur. Ancak temel sorun, bu zorunluluğu, eleştiri olanağını, ifade özgürlüğünü, siyasal propaganda yapmak hakkını zedelemeden karşılayabilmektedir.

Yasa koyucu, toplumsal korunma ve özgürlükleri aynı zamanda sağlayıp korumak amacıyla, 216/1. fıkra metninde, söz konusu suçun oluşması için işlenen fiil nedeniyle kamu güvenliği açısından “açık ve yakın tehlike”nin ortaya çıkması gerektiğini açık şekilde belirterek bu suçu, soyut tehlike suçu olmaktan çıkarmış, “somut tehlike suçu” haline getirmiştir. Böylece, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarının bağlayıcılığı da gözetilerek temel hak ve hürriyetlerin ve özellikle ifade özgürlüğünün kullanım alanı genişletilmiştir. Bu düzenlemeye göre, “kin ve düşmanlık” ibaresinin anlamı da dikkate alındığında, sadece “şiddet içeren ya da şiddeti tavsiye edilen tahrikler” madde kapsamında değerlendirilebilecektir. Açık ve yakın tehlikenin belirlenmesinde hâkimin böyle bir durumun ortaya çıktığına dair somut olguların varlığına ilişkin dayanak noktalarını tespit etmesi ve kararında göstermesi zorunludur.

AİHS’nin 10.maddesinde yer alan ifade özgürlüğü bakımından AİHM’nin yerleşmiş içtihatlarına göre, bir beyanın 10. madde çerçevesinde cezalandırılabilmesi için, sürekli olarak aranan ve tekrarlanan ölçütler şunlardır:

  • İfade hürriyeti demokratik bir toplumun asıl temel unsurlarından birisidir ve kişileri sarsan, rahatsız eden fikir ve düşüncelerin ifade edilebilmesi de 10.maddenin güvencesi altındadır.
  • Her özgürlük için olduğu gibi, ifade hürriyetinin kullanımı da 10. maddenin 2 fıkrasında belirtilen istisnalara girdiğinde kısıtlanabilir ve ihlaller cezalandırılabilir.
  • maddenin 2.fıkrasındaki kısıtlamanın meşru sayılabilmesi için demokratik bir toplumda kabul edilebilecek zorunlu, hemen tatmini gereken bir sosyal ihtiyacı karşılar nitelikte olması lazımdır.
  • Düşünceyi ifade eden konuşma veya yazı bütünüyle ele alınmalı, yazı veya sözlerin olaylarla doğrudan doğruya ilgili ve yaptırım uygulamak bakımından yeterli bulunup bulunmadığı tespit edilmelidir.

Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunun oluşması için, kamu güvenliğinin bozulması tehlikesinin somut olgulara dayalı olarak varlığı gereklidir. Bu hususta önemli olan, tahrikin kamu güvenliği açısından “açık ve yakın tehlike”yi ortaya çıkarmış olmasıdır. Tahrikin kamu güvenliği için açık ve yakın tehlike ortaya çıkarması, işlenen tahrik fiil ve hareketlerinin ülkenin kamu düzenini ve kamu güvenliğini bozabilecek nitelikte bulunması anlamına gelmektedir. Tahrik neticesinde, kamunun güvenliğinin tehlikeye düşmüş veya bozulmuş olması gerekmez. Bu tehlikenin meydana gelebilmesi ihtimalinin bulunması yeterlidir. Failin kin ve düşmanlığa tahrik ettiği toplum kesimi, tahrike maruz kalan halk kesimi üzerinde fiili hareketlere geçeceği konusunda korku ve endişe meydana getirmiş ise, diğer bir ifade ile tahrikin mağduru olan bu kitlede hukuka olan güven sarsılmışsa suç gerçekleşir. Suçun gerçekleşebilmesi için, hareketin, halkı birbirine karşı düşmanlığa veya kin beslemeye itici, etkili ve inandırıcı bir çağrıyı kapsaması, yöneldiği kişilerin suç işlemelerini isteyici, sağlayıcı bir özelliği ve kapsamının bulunması, bunun için tahriki ortaya çıkaran sözlerde, yayın araçlarında, tahriklere ulaşılmak istenen amacın açıklıkla belirtilmesi, güdülen amaç ile tahrik hareketi arasında yakın bağların var olması gerekir.

Konuşma metninin tamamı ele alınarak, şu soruların cevabı aranmalıdır: Bu sözü kim söylemiş?, kime söylemiş?, hangi koşullarda söylemiş?, ne anlamda söylemiş? Ancak bu soruların cevabı alındıktan sonra eylemin Anayasa’nın 25. maddesinde yer alan düşünce ve kanaat hürriyetini ve 26. maddesinde yer alan düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetini aşıp aşmadığı takdir edilerek sonuca varılmalıdır.

  • Halkın Bir Kesimini Aşağılama Suçunun Fiili

Maddenin ikinci fıkrasında tanımlanan bu suçun maddi unsuru; halkın bir kesimini sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılıklarına dayanarak alenen aşağılamaktır. Kendisine özgü özellik taşıyan bir “hareket” suçu olan, bu suçun oluşması için fıkrada belirtilen özelliklere sahip ve halkın bir kesimini oluşturan belirsiz sayıdaki kişilerin aşağılanması, tahkir edilmesi gerekir. Belirli bir kişi veya kişileri aşağılamak bu suçu oluşturmaz.

Bilindiği üzere, genel olarak hakaret suçunun oluşması için, mağdurun belli ve belirlenmesi olanaklı bulunması gerekir. Ancak bu fıkrada, kamu barışını korumak amacıyla bir tür grup tahkiri suçu düzenlenmiş, halk kesimlerinin alenen aşağılanması, suç olarak tanımlanmıştır. Burada da somut tehlikeye işaret etmek amacıyla hakaretin halkın bir kesimini “aşağılayıcı” biçimde olması gerektiği vurgulanmıştır. Suçun oluşması için aşağılama fiilinin “alenen” işlenmesi gerekir. Bu suç, sözle, yazıyla, basın yoluyla veya diğer herhangi bir araçla işlenebilir.

  • Dini Değerleri Aşağılama Suçunun Fiili

Maddenin üçüncü fıkrasında tanımlanan bu suçun maddi unsuru, halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılamaktır. Bir kesimin benimsediği dini değerlerden maksat; inanç sistemi, dini büyükler, ibadet ve yer şekilleri gibi o inanışı temsil eden ve inananlarca dinî kıymet atfedilen her türlü şeydir. Örneğin, Müslümanlar için oruç tutma, hac farizası, kurban bayramında kurban kesme dince kutsal sayılan değerlerdir. Aynı şekilde bir Katolik Hıristiyan veya Musevi için neler dince değerli sayılıyorsa, bunların tahkiri de suç oluşturacaktır. Suçun oluşması için bir halk kesiminin benimsediği dini değerlerin alenen aşağılanması ve fiilin cezalandırılabilmesi için “kamu barışını bozmaya elverişli olması gerekir.

Dini değerler olarak, inanışlarla birlikte o dine ait yapılar, ibadethaneler de bu suçun konusunu oluşturabilir. “Kamu barışını bozmaya elverişli” olmaktan maksat, aşağılama fiilinin, bireylerin taşıdıkları, barış esasına dayalı bir hukuk toplumunda yaşadıklarına dair duyguyu zedelemesi veya zedeleme ihtimalini somut bir biçimde ortaya koymasıdır. Tahkir fiili halkın bir kesimini oluşturan belli olmayan kişiler hedef alınarak değil de, belirli kişi veya kişilerin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmesi durumunda bu suç değil, TCK’nun 125/2-c bendinde tanımlanan hakaret suçu oluşur. “Aşağılamak”, değer vermemek, önemsiz, anlamsız, gereksiz ve yararsızlığını belirterek kişilerdeki saygı ve güven duygularını sarsmaktır.

  • Suçun Manevi Unsuru

Manevi unsur, işlenen fiil ile kişi arasındaki manevi bağı ifade eder. Suçun oluşabilmesi için bu bağın kurulması gerekir. Suçun manevi unsuru denildiği zaman, fiilin kasten veya taksirle işlenmiş olması durumuna bakılması gerekir. Bu suçun manevi unsuru kast olup, taksirle işlenmeleri mümkün değildir. Failde bu suçları gerçekleştirirken herhangi bir saikin bulunması aranmadığı için, bu suçlarda özel kastın bulunmasına gerek yoktur, genel kastın bulunması bu suçların oluşması için yeterlidir.

Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçunun Cezası

TCK md. 216/1 uyarınca, halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunun cezası bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıdır. Aynı maddenin 2. ve 3. fıkralarda düzenlenen halkın bir kesimini aşağılama ve dini değerleri aşağılama suçlarının cezaları ise, altı aydan bir yıla kadar hapis cezasıdır.

  • YTCK’nın 216. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunu işleyen kimse 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.
  • Aynı maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında düzenlenen suçu işleyen kimse ise, 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.

Faile, 2 yıldan az hapis cezası verilir ise, CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu tartışılmalıdır. Bu kurum uygulanmaz ise, 1 yıldan az hapis cezası verilir ise, YTCK’nin 50. maddesine göre seçenek yaptırıma çevrilebilecek, şayet çevrilmez ise veya faile 2 yıldan az hapis cezası verilir ise, YTCK’nın 51. maddesi uyarınca verilen hapis cezasının ertelemesi yoluna gidilebilecektir.

Suçun Özel Görünüşleri

  • Teşebbüs

TCK m.35 teşebbüsü kişinin işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaması hali olarak düzenlenmiştir. Suça teşebbüste fail suçu tamamlamak amacıyla hareket etmesine rağmen, elinde olmayan nedenlerden dolayı bunu gerçekleştirememektedir. Bu durumda ise kişiye tamamlanmış suça oranla daha az bir ceza verilmektedir.

Maddenin birinci fıkrasında düzenlenen halkı kin ve düşmanlığa tahrik sunun cezalandırılabilmesi için, tahrik sonrası kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması gerekir, burada açık ve yakın tehlikenin ortaya çıkması, suçun objektif cezalandırılma şartıdır, bu nedenle bu tehlike ortaya çıkmış ise suç cezalandırılabilir iken, bu durum gerçekleşmediği taktirde fail cezalandırılamaz. Bu sebeple, maddenin birinci fıkrasında düzenlenen suça teşebbüs mümkün değildir.

Maddenin ikinci ve üçüncü fıkrasında düzenlenen, halkın bir kesimini aşağılama ve dini değerlerin aşağılanması suçları, sırf hareket suçudur, bu nedenle kural olarak teşebbüse elverişli değildir, ancak tüm sırf hareket suçlarında olduğu gibi hareketlerin kısımlara bölünebildiği oranda bu suçlara da teşebbüs olanaklı olmaktadır. Örneğin ikinci ve üçüncü fıkradaki suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesi durumunda, yazının basılmasına karşın henüz dağıtılmadan yakalanması durumunda, eylem teşebbüs aşamasında kalmış sayılacaktır.

  • İştirak

TCK m.37 gereği iştirak, bir suç işleme kararının icrası kapsamında birden fazla kişi tarafından fikir ve eylem birliği içinde birlikte suç işlenmesidir. Bu suçlar iştirak bakımından farklı bir özellik göstermediğinden, bu suçlara iştirakin her hali (TCK md. 37-39) olanaklıdır. Bu suça her türlü iştirak mümkündür, bu suç bir kişi tarafından işlenebileceği gibi, birden fazla kimse tarafından da işlenebilir. Bu suça iştirakla ilgili genel hükümler uygulanır, iştirak konusunda YTCK’nın 216. maddesinde düzenlenen suçlar herhangi bir özellik arzetmez.

  • İçtima

Suçların içtimai, bir kişinin birden fazla ceza kanunu hükmünü ihlal etmesi ve bu sebepten de birden fazla suçtan sorumluluk doğması halinde oluşmaktadır. Suçların içtimai kurumu ceza sorumluluğunun sınırlarını daraltıcı niteliktedir. İçtimai hükümlerine göre kişinin bir veya birden çok fiille, ceza kanununun aynı hükmünü veya farklı hükümlerini bir veya birden çok kez ihlal etmesi, dolayısı ile failin birden çok suçtan değil yalnızca tek bir suça göre cezalandırılmasıdır. TCK m.44 fikri içtimai şöyle tanımlamaktadır: “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşumuna sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.”

Özel bir içtima kuralı getirilmediğinden, suçların içtimaına ilişkin sorunların genel hükümler (42-44.md.) çerçevesinde çözümlenmesi gerekir. Fail, bu suçlarla birlikte ayrıca başka bir suç işlerse, bu durumda gerçek içtima kuralları uygulanır. Bu suçların, şartları mevcut olmak kaydıyla zincirleme suç (43.md.) biçiminde işlenmesi mümkündür. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik içeren sözlerin, suç işlemeye doğrudan tahrik (TCK 214. md.) oluşturacak ifadeler sarf etmek suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda failin fikri içtima (44.md.) kurallarına göre en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılması gerekir.

  • İçtima

YTCK’nın 216. maddesinde düzenlenen suçlar, değişik zamanlarda birden fazla defa işlenir ise, zincirleme suç hükümleri uygulanabilir. Örneğin halkı kin ve düşmanlığa tahrik eder veya halkın dini değerlerini aşağılar nitelikteki yazı, bölümler halinde yayınlanır ve her bir bölümü suç oluşturmaya elverişli olur ise, fail anılan suçu zincirleme şekilde işlemiş sayılır.

Failin, kin ve düşmanlık içeren eylemi ile, aynı zamanda suç işlemeye tahrikte de bulunmuş ise, bu durumda YTCK’nın 216. maddesi ile aynı Yasanın 214. maddesi arasında fikri içtima hükümleri uygulanır. Fail, belli bir kimseye mensup bulunduğu dince kutsal sayılan değerlerden söz ederek hakaret ederse, YTCK’nın 125/2c. maddesinde düzenlenen suç oluşur iken, belli olmayan sayıdaki kimselerin benimsediği dini değerleri alenen aşağılar ise, aynı Yasanın 216/3. maddesinde düzenlenen suç oluşur.

kadim hukuk danismanlik
kadim hukuk danismanlik

Adli Para Cezasına Çevirme, Erteleme, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı

  • Adli Para Cezasına Çevirme

Adli para cezası, yargılamayı gerçekleştiren mahkemece, suçu işleyen ve hükümlü kişinin bir miktar parayı devlet hazinesine ödemesine karar verilmesi halidir. İşlenmiş olan bir suç sonucunda hapis cezasıyla birlikte veya tek başına adli para cezası uygulanabilir.  Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu nedeniyle hükmedilen hapis cezası 1 yıl veya altında olduğunda adli para cezasına çevrilebilir.

  • Erteleme

Erteleme, şartların gerçekleşmesi durumunda hükümlünün cezaevinde geçireceği sürenin mahkeme tarafından bu şartlar sağlandığı sürece ertelenmesidir. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu nedeniyle hükmedilen hapis cezası 2 yıl veya altında olduğunda hakkında cezanın ertelenmesi kararı verilmesi mümkündür.

  • Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

Erteleme kararında olduğu gibi hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının da kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda cezanın 2 yıl ve altında olduğu durumlarda uygulanabilmesi mümkündür. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmeden önce sanıktan veya müdafiinden bununla ilgili olur alınması gerekmektedir. HAGB kararı verildiğinde denetim süresi içerisinde kasten bir suça karışmayan sanık hakkında hiç ceza almamış gibi sonuç doğmaktadır. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu nedeniyle ceza 2 yıldan azsa HAGB kararı verilebilir.

Soruşturma ve Kovuşturma Aşaması

  • Soruşturma Aşaması

Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçunda soruşturma aşaması ihbar veya resen başlatılır. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu, şikayete tabi suçlar arasında yer almadığından savcılık tarafından resen soruşturulur, bu suçlara dair herhangi bir şikayet süresi yoktur. Şikayetten vazgeçme ceza davasının düşmesi sonucunu doğurmaz. Suç, dava zamanaşımı süresine riayet edilmek kaydıyla her zaman soruşturulabilir. Bu suçun soruşturması re’sen yapılır; yani şikayet gerekmez. Soruşturma aşamasında savcı, yeterli delilin var olduğuna kanaat getirirse iddianame düzenleyecektir. Aksi halde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verecektir. Halk arasında bu karara takipsizlik kararı da denmektedir. Savcının iddianame düzenleyebilmesi için, suçun işlendiği yönünde yeterli şüphe söz konusu olmalıdır. Böyle bir şüphe şartının şart koşulmasının nedeni, yargının iş yükünün gereksiz davalarla artırılmaması ve insanların gereksiz yere yargılanmamasıdır.

  • Kovuşturma Aşaması

Kovuşturma aşamasında; suç üzerine soruşturma aşaması tamamlanmıştır. Artık bir ceza mahkemesinde dava açılmış demektir. Kovuşturma aşamasında; yargılama makamı, savcılık makamı ve savunma makamının işbirliği söz konusudur. Savcının düzenlediği iddianamenin Mahkeme tarafından kabul edilmesi ile kovuşturma aşamasına geçilmiştir. Kovuşturma aşamasında ceza mahkemeleri görevli olacaktır. Kovuşturma evresi son evredir. Kovuşturma aşamasının sonunda faile verilecek cezaya hükmolunur. Eğer sanık suçsuz bulunursa beraatına hükmedilecektir.

Gözaltı ve Tutukluluk Hali

  • Gözaltı

Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçunda gözaltı kararı verilebilir. Gözaltı hali, CMK’nın 91.maddesinde düzenlenmiştir. Usule uygun olarak (CMK m.90) yakalanan kişi, Cumhuriyet Savcılığınca bırakılmazsa, soruşturmanın tamamlanması için gözaltına alınmasına karar verilebilir. Gözaltı süresi, yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren 24 saati geçemez. Yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilme için zorunlu süre 12 saatten fazla olamaz. O halde gözaltı süresi toplam 36 saati geçemez. Gözaltına alma, bu tedbirin soruşturma yönünden zorunlu olmasına ve kişinin bir suçu işlediği şüphesini gösteren somut delillerin varlığına bağlıdır.

  • Tutukluluk

Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçunda tutuklama kararı verilebilir. Bu suçların işlendiği hususunda kuvvetli suç şüphe sebeplerinin varlığı halinde CMK 100. Maddesi uyarınca tutuklama nedeni var sayılabilir. Bu suça ilişkin tutukluluk süresi en fazla 1 yıldır. Zorunlu hallerde 6 ay daha uzatılabilir. Tutuklama, koruma tedbirlerinin en ağırıdır; zira kişi, kısıtlı bir süreyle de olsa hakkında bir kesin hüküm bulunmadan özgürlüğünden mahrum bırakılmaktadır. Tutuklama, CMK m. 100 ve devamında yer alan hükümlerde düzenlenmiştir.

Görevli Mahkeme, Zamanaşımı, Uzlaşma, Etkin Pişmanlık

  • Görevli Mahkeme

5235 sayılı Kanunun 10. ve 11.maddeleri gereğince halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu dolayısıyla açılan davalarda görevli mahkemeler, asliye ceza mahkemesidir. Halkın bir kesimini aşağılama ve dini değerleri aşağılama suçları dolayısıyla açılan davalarda görevli mahkemeler ise sulh ceza mahkemesidir. Ancak, suçun basilmiş eserler yoluyla işlenmesi durumunda, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 27 maddesi uyarınca 2. ve 3. fıkralardaki suçlara da asliye ceza mahkemesinde bakılır. Bu durumda, aynı yerde asliye ceza mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması halinde bu davalar iki numaralı mahkemede görülür ve bu davalar acele işlerden sayılır.

  • Dava Zamanaşımı

Dava zamanaşımı, suçun işlendiği tarihten itibaren üzerinden belli bir süre geçtiği halde dava açılmamış ya da dava açılmış, fakat kanuni süre içinde sonuçlandırılmamışsa; devletin cezalandırma hakkından vazgeçmesi ve ceza davasının düşmesi sonucunu doğuran bir hukukî müessesidir. TCK 66/1-e bendi uyarınca, bu suçların dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır.

  • Uzlaşma

Uzlaşma, suç isnadı altındaki şahıs ile suçun mağduru olan şahsın bir uzlaştırmacı aracılığıyla iletişim kurarak anlaşmasıdır. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu, uzlaşma kapsamında olan suçlardan değildir.

Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçu Yargıtay Kararları

Yargıtay 8. Ceza Dairesi 14/02/2019 tarih, 2017/872 Esas, 2019/2085 Karar

  • Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçu
  • TCK 216. Madde
  1. Sanığın sorumlu müdür olarak görev yaptığı gazetede kaleme alınan yazıların hükümet uygulamalarına yönelik eleştiri mahiyetinde olup kamu güvenliği yönünden açık ve yakın tehlike doğurmaya elverişli olmadığı ve basın özgürlüğü çerçevesinde, haber verme sınırları içerisinde kaldığı anlaşılmakla; atılı suçun unsurlarının oluşma- dığı gözetilmeden beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
  2. Kabul ve uygulamaya göre de;

Sanık hakkında TCK’nın 218. maddesinin uygulanması sırasında yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden 1/2 oranında en üst hadden arttırım yapılması…


Yargıtay 18. Ceza Dairesi 26/11/2018 tarih, 2016/18641 Esas, 2018/15828 Karar

  • Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçu
  • TCK 216. Madde

TCK’nın “Kamu Barışına Karşı Suçlar bölümünde düzenlenen sanığa yüklenen saçtan, suçun niteliği itibariyle doğrudan doğruya zarar görmeyen şikayetçinin bu davaya katılmasına yasal olarak imkan bulunmadığı gibi mahkemece katılma kararı verilmiş olması da hükmü temyize hak vermeyeceğinden Milli Eğitim Bakanlığı vekilinin, anılan suçtan kurulan hükme ilişkin temyiz isteminin CMUK’nin 317. maddesi uyarınca REDDİNE,


Yargıtay 16. Ceza Dairesi 02/03/2018 tarih, 2017/2825 Esas, 2018/639 Karar

  • Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçu
  • TCK 216. Madde

Sanık tarafından “10 Kürt çocuğunun polis tarafından katledildiği…. Bu tehdit kürtlere karşı savaş ilanıdır….” şeklindeki paylaşımın Türkiye Cumhuriyeti Devleti emniyet teşkilatını Kürtlere karşı katliam yapan kurum olarak göstermek suretiyle, TCK’nın 301/2 maddesindeki suçun unsurlarının oluştuğunun kabulü yerine suç vasfında yanılgıya düşülerek halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçundan hüküm kurulması…


Yargıtay 16. Ceza Dairesi 14/06/2016, tarih, , 2016/1776 Esas, 2016/3983Karar

  • Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçu
  • TCK 216. Madde

Sanıklar hakkında halkı kin ve düşmanlığa tahrik, mala zarar verme ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarından kurulan beraat hükümlerinin yapılan temyiz incelemesinde;

TCK’nın 216. maddesinde tanımlanan halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme suçu- nun oluşabilmesi için failin fiili, adet ve şahıs olarak muayyen olmayan toplum kesimi üzerinde kin ve nefret duygularının oluşumuna veya mevcut duyguların pekişmesine etkide bulunmalıdır.

Somut olayda, arkadaşının darp edilmesi üzerine karşı grupla aralarında başlayan kavga esnasında beraberindekilere, “öldürün bu Kürtleri” diyen sanık O… B..’in kastının ülkede yaşayan bir toplum kesimi olmayıp kavga halinde oldukları olay yerinde bulunan alet ve şahıs olarak muayyen bir gruba yönelik olduğu, böylelikle atılı suçu oluşturmayacağı anlaşılmakla, o yer Cumhuriyet savcısının temyizindeki görüşüne iştirak edilmemiştir.


Yargıtay 16. Ceza Dairesi 01/06/2016, tarih, 2016/1077 Esas, 2016/3583 Karar

  • Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçu
  • TCK 216. Madde

TCK’nın 216. maddesinde tanımlanan suçun oluşabilmesi için halkın, sosyal sınıf, irk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesiminin diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa tahrik edilmesi gerekmekte olup; siyasi görüş ya da belli bir olay karşısındaki düşünce farklılıklarının sayılan özellikler arasında bulun- maması karşısında, sanığın aleni sayılabilecek twitter hesabı üzerinden gezi eylemleri- ne katılanlara karşı yaralama ve benzer suçların işlenmesini kıştırtan ve teşvik eden nitelikte paylaşımlarda bulunmaktan ibaret eyleminin TCK’nın 214. maddesinde düzenlenen “suç işlemeye tahrik suçunu” oluşturduğu gözetilmeden suç vasfının belirlenmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması…


Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçuna İlişkin Emsal Kararlara Yargıtay’ın Sitesinden Ulaşabilirsiniz. https://www.yargitay.gov.tr/

Yorum Gönderin

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

X
kadim hukuk ve danışmanlık