Ceza Muhakemesi Kanunu 2. Madde (CMK)

Ceza Muhakemesi Kanunu 2. Madde (CMK)

ceza muhakemesi kanunu 2 madde

Ceza Muhakemesi Kanunu 2. Madde

Tanımlar

1) Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Şüpheli: Soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişiyi,

b) Sanık: Kovuşturmanın başlamasından itibaren hükmün kesinleşmesine kadar, suç şüphesi altında bulunan kişiyi,

c) Müdafi: Şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı,

d) Vekil: Katılan, suçtan zarar gören veya malen sorumlu kişiyi ceza muhakemesinde temsil eden avukatı,

e) Soruşturma: Kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi,

f) Kovuşturma: İddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi,

g) İfade alma: Şüphelinin kolluk görevlileri veya Cumhuriyet savcısı tarafından soruşturma konusu suçla ilgili olarak dinlenmesini,

h) Sorgu: Şüpheli veya sanığın hakim veya mahkeme tarafından soruşturma veya kovuşturma konusu suçla ilgili olarak dinlenmesini,

i) Malen sorumlu: Yargılama konusu işin hükme bağlanması ve bunun kesinleşmesinden sonra, maddi ve mali sorumluluk taşıyarak hükmün sonuçlarından etkilenecek veya bunlara katlanacak kişiyi,

j) Suçüstü:

İşlenmekte olan suçu,

Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu,

Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu,

k) Toplu suç: Aralarında iştirak iradesi bulunmasa da üç veya daha fazla kişi tarafından işlenen suçu,

Disiplin hapsi: Kısmi bir düzeni korumak amacıyla yaptırım altına alınmış olan fiil dolayısıyla verilen, seçenek yaptırımlara çevrilemeyen, önödeme uygulanamayan, tekerrüre esas olmayan, şartla salıverilme hükümleri uygulanamayan, ertelenemeyen ve adlî sicil kayıtlarına geçirilmeyen hapsi, İfade eder.

Ceza Muhakemesi Kanunu 2. Madde Gerekçesi

Madde Kanunun değişik yerlerinde sürekli olarak kullanılan terimlerden ne anlaşılma si gerektiğini baştan belirlemek amacı ile kaleme alınmıştır. Aşağıda bu kavramlar gösterilmiş ve bir kısım açıklamalar yapılmıştır.

  • Şüpheli

Yürürlükteki Kanunun kaynağını oluşturan Alman Kanununda suç işlediği sanılan kişi üzerindeki şüphenin kuvvet derecesine göre, değişik terimler kullanılmaktadır. Sanı (zehap) derecesindeki basit şüphe, somut fiili olgularla desteklenirse, kişi “şüpheli” statüsüne sokulmaktadır. Tasarıda, basit şüphe-kuvvetli şüphe ayırımının, insan hakları açısından taşıdığı önem dikkate alınarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesine ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihadı da değerlendirilmek suretiyle, hakkında soruşturma yapılan kişi “şüpheli” olarak nitelendirilmiştir.

  • Sanık

Sanık, iddianamenin kabulüne karar verilmesinden sonra şüphelinin aldığı sıfattır. Kaynak Kamun da, bu ayırıma yer vermiş ve 157’nci maddesinde kamu davası açıldıktan sonra şüphelinin artık “suçlanan kişi” olduğunu belirtmiştir. Kamu davası açıldıktan sonra işin mahkeme önüne gitmesi için “son soruşturmanın açılması kararının verilmesi gerektiğinden, bundan sonra, failin “ceza davalısı” olacağını hükme bağlamıştır. Tasarıda ise,” iddianamenin reddi” kurumu kabul edilmiş olduğundan, iddianamenin kabulüne karar verilmesinden sonra, yeknesak bir terim olarak “sanık” terimi benimsenmiştir. Böylece, soruşturma evresinde hakkında suç şüphesi ile adli işlem yapılan kişilere “şüpheli”, kamu davasının açılmasından ve iddianamenin kabulüne karar verilmesinden sonra ise “sanık” denilmesi kabul edilmiştir.

  • Avukat

Tasarı, değişik maddelerinde belirttiği şüpheli, sanık, katılan, suçtan zarar gören veya nalen sorumlu kişileri müdafi olarak veya vekil sıfatı ile temsil eden meslek mensuplarını, avukat olarak tanımlamış ve belirlemiştir. Herhangi bir tereddüde yer vermemek üzere avukatın, şüpheli ve sanık bakımından müdafii ve katılan, suçtan zarar gören veya malen sorumlu kişiler bakımından da vekili ifade ettiği (3) numaralı bentte ayrıca belirtilmiştir

  • Soruşturma

Tasarının l. maddesinde de açıklandığı üzere, kamu davasında iki temel evre kabul edilmiş bulunmaktadır. Davanın hazırlanmasına ilişkin olup, işlenen suça ilk müdahaleden başlayarak iddianamenin mahkemeye verilmesine kadar geçen bütün işlemleri kapsayan evre, soruşturma olarak isimlendirilmiştir. Elbette ki, bu evre içerisinde birtakım aşamalar da vardır.

  • Kovuşturma

Kovuşturma ise mahkemenin iddianamenin kabulü kararını verdikten sonra, sanığın beraatına veya hükümlü sıfatını almasına veya davayı sona erdiren diğer nedenlerin gerçekleşmesine kadar geçen evredir. Bu evre kamu davasının en karmaşık dönemini kapsamakta ve karşılaştırmalı hukuk yönünden de çok değişik işlemlerin yapıldığı ve çözümlere ulaşıldığı kısmını oluşturmaktadır.

  • Malen Sorumlu

Malen sorumlu, bentte açıklandığı gibi, işlenmiş olan suçun hükme bağlanması ve bunun kesinleşmesinden sonra, maddi ve mali sorumluluk taşıyarak hükmün sonuçlarından etkilenecek veya bunlara katlanacak kişidir. Tasarımın 249. maddesine göre de malen sorumlu kamu davasına katılabilecektir.

  • Gece Vakti

Mevzuat tarafından benimsenmiş olan bu tanımın güneşin batmasından bir saat sonra başlayan ve doğmasından bir saat öncesine kadar geçen süreyi belirttiği yönündeki uygulama aynen korunmuştur.

  • Gecikmesinde Sakınca Bulunan Hal

Tasarının değişik maddelerinde belirtildiği üzere, delil, iz, eser ve emarelerin saptanması bakımından adli mercilerce yetkilerin ne suretle kullanılacağı, insan haklarına saygı ve adil yargılama esasları çerçevesinde gösterilmiştir. Ancak, bir kısım Batı kanunlarında da gösterilmiş olduğu üzere “gecikmesinde sakınca bulunan hallerde” bu işlemlerin kolluk tarafından da yapılabilmesi öngörülmüştür. Fakat bu tür istisnai uygulama kural halini alabildiğinden “gecikmesinde sakınca bulunan hal”in bu maddede tanımlanması ve bu uygulamanın, gerektiği durumlarda, maddesinde açıkça gösterilmesi uygun görülmüştür. Maddeye göre temel koşul derhal işlem yapılmadığı takdirde suçun, delil, iz, eser ve emarelerinin ortadan kaybolması olasılığının ortaya çıkmasıdır. Bu halin ilgililerce bir takdiri gerektirdiği muhakkaktır. Bu takdirin ölçüsü maddede böylece gösterilmiştir. Gecikmesinde sakınca bulunan hâl kavramı ceza davasının makul süre içinde bitirilmesi hususunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinin bir tür teminatı olmaktadır.

  • Suçüstü

Suçüstü (meşhut suç) konusunda verilen tanımlarda 4.4.1929 tarihli ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 127. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “İşlenmekte olan suç, meşhut suçtur” ve dördüncü fıkrasında yer alan “Henüz işlenmiş olan suç ile suçun işlenmesinden hemen sonra zabıta veya suçtan zarar gören şahıs yahut başkaları tarafından takip edilerek veya suçun pek az evvel işlendiğini gösteren eşya veya izlerle yakalanan kimsenin işlediği suç da meşhut suç sayılır,” hükümleri benimsenmiş ve sistematik hâle getirilmiştir. Böylece uygulamada kolaylık sağlanması hedeflenmiştir.

  • Toplu Suç

Tasarının bazı maddelerinde ve 1.3.1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu dâhil ceza hükümlerini kapsayan diğer mevzuatta yer alan “toplu suç” kavramı bazen iştirak hal ile karıştırılmakta olduğundan buna ait bir tanımın verilmesi uygun sayılmıştır: Aralarında Türk Ceza Kanunu’na göre iştirakin önemli koşulunu oluşturan iştirak iradesi bulunmasa da fillin üç veya daha fazla fail tarafından işlenmesi halinde toplu suçun varlığı kabul edilecek ve buna ilişkin hükümler uygulanabilecektir.

  • Disiplin Hapsi

Kısmi bir düzeni, örneğin mahkemenin, disiplin, düzen ve yüceliğini (mehabetini) veya yargılamanın esenlikle yürütülmesini sağlamak üzere mahkeme başkanı veya hâkime verilmiş olan hapis cezası yaptırımını uygulamak yetkisinin anlam ve sonuçlarını belirtmek üzere bu yaptırımın disiplin hapsi olduğunun her halde ayrıca belirlenmesi uygun görülmüş ve niteliği açıklanmıştır. Nitelikleri belirtmek üzere tanımda yer alan sözcük ve cümleler yeterli derecede açıktır.

  • Ağır Cezalı İşler

Ağır cezalı işler deyimi, ölüm, ağır hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarımı gerektiren cürümlere ilişkin davaları belirtmektedir.

  • İlgili Makale: 
  • 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) Tam Metin: 

ceza muhakemesi kanunu 2 madde cmk
ceza muhakemesi kanunu 2 madde cmk

Ceza Muhakemesi Kanunu 2. Madde Tanımlar Emsal Kararlar

Yargıtay 3. Ceza Dairesi E: 2021/3911 K: 2021/10748

  • Ceza Muhakemesi Kanunu 2. Madde
  • Tanımlar

Dosya incelendi gereği düşünüldü, temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi; Sanığın yargılama konusu eyleminin, 2911 sayılı Kanunun 28/3. maddesi kapsamında yer alan “yasalara gösterilen görevleri yerine getirmeme” suçuna ilişkin olduğu, bahse konu eylem yönünden öngörülen ceza miktarının “altı aydan iki yıla kadar hapis cezası” na ilişkin olduğu anlaşılmakla; hükümden sonra 19.08.2020 gün ve 31218 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 25.06.2020 gün ve 2020/16 Esas, 2020/33 Karar sayılı kararı ile 04.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununa 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanunun 31. maddesiyle eklenen geçici maddenin (d) bendinde yer alan “… Kovuşturma evresine geçilmiş …” ibaresinin aynı bentte yer alan “… basit yargılama usulü …” yönünden Anayasaya aykırı görülerek iptaline karar verilmiş olması ve CMK’nın “Tanımlar” kenar başlıklı 2. maddesinin (f) bendinde kovuşturmanın “İddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi” ifade eder şeklinde tanımlanması karşısında, 7188 sayılı Kanunun 24. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlemeye konu edilen CMK’nın 251. maddesi uyarınca, sanığın hukuki durumunun takdir ve tayininde zorunluluk bulunulması gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı bozulmasına, 16.12.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Yargıtay 3. Ceza Dairesi E: 2021/3729, K: 2021/10742

  • Ceza Muhakemesi Kanunu 2. Madde
  • Tanımlar

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; Sanık hakkında TCK 300/1 maddesi uyarınca Devletin egemenlik alametlerini aşağılama suçundan kurulan hükme yönelik yapılan temyiz taleplerinin incelenmesinde;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükümlerinde TCK’nın 53. maddesinin uygulanması yönünden Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E, 2015/85 K. sayılı iptal kararının gözetilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca bozulmasına, ancak yeniden yargılama yapılması gerektirmeyen bu hususların aynı Kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükmün 1. ve 2. fıkrasının 4. Bendinde yer alan paragrafların başına ‘‘Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E, 2015/85 K. sayılı iptal kararının gözetilmesi suretiyle’’ ibaresinin eklenmesi suretiyle diğer yönleri usul ve kanuna uygun olan hükmün düzeltilerek onanmasına,

Sanık hakkında TCK 301/1 maddesi uyarınca Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama suçundan kurulan hükme yönelik yapılan temyiz taleplerinin incelenmesinde; Sanığın yargılama konusu eyleminin, “altı aydan iki yıla kadar hapis cezası”nı öngördüğü anlaşılmakla; hükümden sonra 19.08.2020 gün ve 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 25.06.2020 gün ve 2020/16 Esas, 2020/33 Karar sayılı kararı ile, 04.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununa 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanunun 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan “… kovuşturma evresine geçilmiş …” ibaresinin aynı bentte yer alan “… basit yargılama usulü …” yönünden Anayasaya aykırı görülerek iptaline karar verilmiş olması ve CMK’nın “Tanımlar” kenar başlıklı 2. maddesinin (f) bendinde kovuşturmanın “İddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi” ifade eder şeklinde tanımlanması karşısında, 7188 sayılı Kanunun 24. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlemeye konu edilen CMK’nın 251. maddesi uyarınca, sanığın hukuki durumunun takdir ve tayininde zorunluluk bulunması, bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı bozulmasına, 16.12.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Yargıtay 5.Ceza Dairesi E: 2008/62, K: 2008/667

  • Ceza Muhakemesi Kanunu 2. Madde
  • Tanımlar

Tekirdağ 1. Ağır Ceza Mahkemesinin hükümlüler hakkında verilip kesinleşen önceki hükümde değişiklik yapan 10.10.2005 günlü ek kararı duruşma dışında dosya üzerinden verilmiş olsa bile temyiz edilebileceğinden hükümlünün ek karara karşı verdiği 14.10.2005 günlü dilekçesinin temyiz niteliğinde olduğu, bu itibarla Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinin 30.11.2005 günlü 2005/727 D.İş sayılı kararının hukuken geçersiz bulunduğu ve CMK’nın 264. maddesi uyarınca hükümlünün mercide yanılmasının başvuranın hakkını ortadan kaldırmayacağı kabul edilerek yapılan incelemede;

5252 Sayılı yasanın 9/1. maddesi 1 Haziran 2005 tarihinden önce kesinleşmiş hükümlerle ilgili olarak TCK’nın lehe olan hükümlerinin derhal uygulanabileceği hallerde duruşma yapılmaksızın da karar verilebileceğini öngörmüşse de; sonradan yürürlüğe giren Kanunla suçun unsurlarında, sair cezalandırılabilme şartlarında, suçun karşılığında öngörülen ceza yaptırımlarında ve bir cezaya mahkûm olmaya bağlı kanuni neticelerindeki değişikliklerin ve bunların uygulama olanaklarının değerlendirilebilmesi, olaya tatbik imkânı bulunan yasanın belirlenebilmesi, değişen temel ceza ve artırım indirim oranları belirlenirken takdir hakkının isabetli kullanılabilmesi, her iki yasayla ilgili değerlendirme sonuçlarının denetime olanak verecek şekilde kararda gösterilmesi ve gerektiğinde kesinleşen önceki hükümde değişiklik yapılabilmesi için duruşma açılıp tüm bunların neden ve gerekçeleri de gösterilerek hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden dosya üzerinden yazılı şekilde karar verilmesi,

Kabule göre de, 5271 sayılı CMK’nın 2/e, 158/1 ve 160. maddelerine ve Ceza Genel Kurulu’nun Dairemizce de benimsenen 17.06.2006 gün 2006/5-165-213 sayılı kararına göre; soruşturmanın, kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi ifade ettiği ve soruşturmanın Cumhuriyet Başsavcılığı veya kolluk makamlarınca suçun işlendiğinin öğrenilmesiyle başladığı dikkate alınarak, sanığın idari tahkikat başlamadan ve soruşturmadan önce zimmetine geçirdiği parayı tamamen maliye veznesine yatırdığından cezasından 5237 sayılı TCK’nın 248/1. maddesi uyarınca 2/3 yerine 1/2 oranında indirim yapılması sonucu fazla ceza tayini,

Suçun 5237 sayılı Yasanın 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesine rağmen hakkında 53/5. maddenin tatbik edilmemesi, Kanuna aykırı ve hükümlüler müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’un 321. maddesi uyarınca bozulmasına, 05.02.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


Yargıtay 5.Ceza Dairesi E: 2006/10626, K: 2006/8691

  • Ceza Muhakemesi Kanunu 2. Madde
  • Tanımlar

Ceza Genel Kurulunun dairemizce de benimsenen 08.05.2005 gün ve 2005/146-7 sayılı kararında belirtildiği üzere, suç tarihinde kamu bankası aleyhine suç işleyen T.C. Halk Bankası Batman Şubesi şef ve veznedarı olan ve kesinleşen karardaki eylemlerine uyan, 4389 Sayılı Bankalar Yasasının 22/son maddesi hükmü göz önüne alınarak en ağır yaptırımı içermesi sebebiyle TCK’nın 202 ve müteakip maddeleri uyarınca cezalandırılan hükümlülerin, 765 sayılı TCK’nın 2/2 ve 5237 sayılı TCK’nın 7/2. maddeleri gereğince suç tarihinden sonra 25.11.2000 tarihinde yürürlüğe giren 4603 sayılı kanunla Halk Bankası personelinin memur gibi cezalandırması olanağının bulunmaması nedeniyle, artık TCK hükümlerinde yer alan zimmet suçunun faili olamayacaklarından, eylemlerinin 4389 ve daha sonra yürürlüğe giren 5411 sayılı Bankalar Yasasında düzenlenen zimmet suçuna uyacağı dikkate alınıp, 5252 sayılı Yasanın 9/1. maddesi, 1 Haziran 2005 tarihinden önce kesinleşmiş hükümlerle ilgili olarak TCK’nın lehe olan hükümlerinin derhal uygulanabileceği hallerde duruşma yapılmaksızın da karar verilebileceğini öngörmüşse de; sonradan yürürlüğe giren kanunla suçun unsurlarında, sair cezalandırılabilme şartlarında, suçun karşılığında öngörülen ceza yaptırımlarında ve bir cezaya mahkûm olmaya bağlı kanuni neticelerindeki değişikliklerin ve bunların uygulama olanaklarının değerlendirilebilmesi, olaya tatbik imkânı bulunan yasaların leh ve aleyhteki bütün hükümleri ayrı ayrı ele alınarak sonuçlar karşılaştırılıp, lehe olan yasanın belirlenebilmesi ve gerektiğinde kesinleşen önceki hükümde değişiklik yapılabilmesi bakımından duruşma açılıp 5252 sayılı Kanunun 9/3 maddesi uyarınca lehe olan hükmün; önceki ve sonraki kanunların bütün hükümlerinin olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle saptanması ve her iki kanunla ilgili uygulamanın denetime imkan verecek şekilde kararda gösterilmesi gerektiği gözetilmeden dosya üzerinden yazılı şekilde karar verilmesi,

Kabule göre de; CMK’nın 2/e, 158/1 ve 160. maddelerine ve Ceza Genel Kurulunun dairemizce de benimsenen 17.06.2006 gün 2006/5-165-213 sayılı kararına göre soruşturmanın, kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi ifade ettiği ve soruşturmanın Cumhuriyet Başsavcılığı veya kolluk makamlarınca suçun işlendiğinin öğrenilmesiyle başladığı dikkate alınarak, sanıkların, idari tahkikat sırasında, soruşturma başlamasından önce zimmetine geçirdikleri parayı tamamen iade ettiklerinden cezalarından 5237 sayılı TCK’nın 248/1. maddesi uyarınca 2/3 yerine ½ oranında indirim yapılması sonucu fazla ceza tayini, Suçun 5237 Sayılı Yasanın 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesine rağmen hakkında 53/5. maddenin uygulanmaması,
Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, hükümlü müdafii ve müdahil vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan kararın belirtilen nedenle 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince CMUK’un 321. maddesi uyarınca bozulmasına, 07.11.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


Ceza Muhakemesi Kanunu 2. Madde Hakkında Emsal Karar Aramak İçin: https://karararama.yargitay.gov.tr/ 

Yorum Gönderin

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

X
kadim hukuk ve danışmanlık