Aile Hukuku

Boşanmada Mal Paylaşımı Davası – Boşanma Avukatı

Boşanmada mal paylaşımı en çok merak edilen konulardan biridir. Çünkü eşler boşandıktan sonra en sıkıntılı süreç malların paylaşımı konusunda yaşamaktadır. Boşanma davası sürecinde mal paylaşımı, mahkemenin nihai boşanma kararını verdikten sonra kural olarak evlilik içinde edinilmiş malların eşit bir şekilde eşler arasında paylaştırılır. Fakat değer artış payı nedir, miras yoluyla elde edilen malvarlığı ‘edinilmiş mal’ kapsamında mıdır? Tüm bu soruların cevapları makalemizde ele alınacaktır.

Türk Medeni Kanunu (TMK)’nda dört çeşit mal rejimi öngörülmüş olup bunlardan mal ayrılığı, paylaşmalı mal ayrılığı ve mal ortaklığı seçimlik mal rejimleriyken edinilmiş mallara katılma rejimi, yasal mal rejimi olarak kabul edilmiştir. Bu mal rejiminde her eşin malvarlığı, kişisel ve edinilmiş mallar olmak üzere iki gruptan oluşur. Mal rejimi devam ettiği sürece bu ayrımın bir önemi bulunmamakla birlikte mal rejimi sona erdiğinde tasfiyenin gerçekleştirilebilmesi açısından eşlerin edinilmiş ve kişisel mallarının ayrılması gerekir. Bunun sebebi ise tasfiyenin yalnızca edinilmiş mallar hesaba katılarak yapılacak olması; kişisel malların ise tasfiye dışı tutulmasıdır.

Edinilmiş mallara katılma rejiminde yasal sınırlar içerisinde her eş kendi malını yönetir, ondan yararlanır ve tasarruf eder (TMK m. 223/I). Bu sebeple edinilmiş mallara katılma rejimi, mal rejimi devam ettiği sürece eşlerin malvarlığına etkisi açısından mal ayrılığına benzemekle birlikte Türk Medeni Kanunu’nun değer artış payını düzenleyen m. 227/II ve III; kişisel mallarla edinilmiş mallar arasındaki denkleştirmeyi düzenleyen m. 230; sözleşmeye göre kişisel malları düzenleyen m. 221; eklenecek değerlere ilişkin m. 229; edinilmiş malların yerine geçen değerleri düzenleyen m. 219/II b.5 ve kişisel mallara ilişkin m. 220/b.4 hükümleri ile mal ayrılığı rejiminden büyük ölçüde ayrılmaktadır.

Türk Medeni Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 10. maddesinde, 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı TMK yürürlüğe girmeden önce evli bulunan çiftler arasında uygulanacak mal rejimi ile ilgili düzenleme yapılmış olup 01.01.2002 tarihi ve sonrasında kurulan evliliklerde edinilmiş mallara katılma rejimi, mal rejimi sözleşmesiyle yasada düzenlenmiş bulunan seçimlik mal rejimlerinden birinin seçilmemesi durumunda evlenme; seçimlik mal rejimlerinden birini seçen eşlerin seçtikleri bu mal rejiminden vazgeçerek edinilmiş mallara katılma rejimini seçmeleri halinde ise konuyla ilgili sözleşme tarihinden itibaren başlayacaktır.

Edinilmiş mallara katılma rejiminin sona ermesi ise TMK m. 225 hükmünde düzenlenmiş olup yasal mal rejimi, eşlerden birinin ölümü, başka bir mal rejimine geçilmesi, evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona ermesi yahut hâkimin mal ayrılığına geçilmesine karar vermesiyle sona erecektir.

Mal rejiminin ölümle sona ermesi durumunda tasfiyenin talep edilmesi halinde, öncelikle mal rejiminin tasfiyesine gidilecek; daha sonra miras paylaşımı yapılacaktır. Böylece edinilmiş mallara katılma rejiminin ölümle sona ermesi halinde sağ kalan eşin miras hakkı da doğacağından ilk olarak “katılma alacağı” hesabı yapılacak; daha sonra “miras hakkı” tespit edilecektir. Bununla birlikte yasal mal rejimi ve diğer bütün seçimlik mal rejimleri ölüm ile sona ermişse TMK m. 652 hükmündeki koşulların gerçekleşmesi halinde aile konutu ve ev eşyasının sağ kalan eşe özgülenmesi mümkün olabilecekken TMK m. 240 hükmü, sadece edinilmiş mallara katılma rejiminin ölüm ile sona ermesinde aile konutu ve ev eşyasının sağ kalan eşe özgülenmesi imkânı tanımaktadır. TMK m. 240 hükmü, edinilmiş mallara katılma rejiminde hak sahibi olan eşin yalnızca alacak hakkına sahip olması kuralının istisnasını oluşturan yegâne hükümdür. İlgili hüküm edinilmiş mallara katılma rejiminin ancak ölümle sona ermesi halinde uygulanabilecek bir madde olup mal rejiminin başka bir sebeple sona erdiği hallerde uygulanması hiçbir şekilde mümkün değildir.

Edinilmiş mallara katılma rejiminin sona erme anının doğru tespiti oldukça önemlidir. Zira eşlerin sahip olduğu malvarlığı değerlerinin hangi mal grubuna dahil olacağının belirlenmesinde esas alınacak zaman, mal rejiminin sona erme anıdır. Mal rejiminin sona erme anı, eşlerden birinin ölümü halinde ölüm tarihi; başka bir mal rejiminin kabul edilmesi halinde başka bir mal rejimi ile ilgili sözleşme tarihi; evliliğin iptaline veya boşanmaya karar verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde evliliğin iptali veya boşanma dava tarihi; mahkeme kararıyla olağanüstü mal rejimi olan mal ayrılığına geçişte bu kararın kesinleşmesi halinde yine dava tarihidir.

Zina nedeniyle boşanma davası açmak isteyen bu makalemizden detaylı bilgi alabilir. https://kadimhukuk.com.tr/makale/zina-nedeniyle-bosanma-davasi/

Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminde Yer Alan Malvarlıkları

  • Edinilmiş Mallar

TMK m. 219 uyarınca, edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir.

Bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır:

  1. Çalışmasının karşılığı olan edinimler,
  2. Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler,
  3. Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar,
  4. Kişisel mallarının gelirleri,
  5. Edinilmiş malların yerine geçen değerler.

TMK m. 220 hükmünde kanun koyucu kişisel malların neler olacağını hükme bağlamış ve sınırlayıcı sayma yapmıştır. TMK m. 219/II hükmünde ise sınırlayıcı sayma yoluna gidilmeyip edinilmiş mallara örnekler verildiğinden sınırlayıcı sayma yoluyla belirtilen kişisel mal kesimine girmeyen her malın edinilmiş mal kesimine dâhil olacağı sonucu çıkarılabilir. Kanunda sayılmayan ancak edinilmiş mallara dâhil olan mallara, birliğin giderlerine katılma ile ilgili ödemeler (TMK m. 186, m. 196, m. 197), üçüncü şahısların bakımına ilişkin ödemeler (TMK m. 327/I, m. 328/I-II, m. 355/I, m. 359/II),  TBK m. 54/b.1,2 ve 4 hükmüne göre verilen tazminatlar,  adın gaspı ya da şeref ve haysiyetin ihlali veya ekonomik kişilik hakkının ihlali nedeniyle ödenen maddî tazminatlar,  edinilmiş malların gelirleri,  eşlerin birbirine ödedikleri nafakalardan tasarruf edilip mal rejimi sona erdiği tarihte kalan miktarları, eşlere üçüncü kişiler tarafından ödenen ve mal rejimi sona erdiği tarihte tasarruf edilmiş olan miktarları örnek olarak gösterilebilir.

Cinsel sorunlar nedeniyle boşanma davası açmak isteyenler bu makalemizi okuyabilir. https://kadimhukuk.com.tr/makale/cinsel-sorunlar-nedeniyle-bosanma-ispat-yargitay-karari/

  • Kişisel Mallar

TMK m. 220’ de Kanuna göre kişisel mallar; TMK m. 221’de ise Sözleşmeye göre kişisel mallar düzenlenmiştir.

Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır (Kanuna Göre Kişisel Mallar):

  1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,
  2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,
  3. Manevi tazminat alacakları,
  4. Kişisel mallar yerine geçen değerler.

Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle, bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan edinilmiş mallara dahil olması gereken malvarlığı değerlerinin kişisel mal sayılacağını yahut kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dahil olmayacağını kabul edebilirler. (Sözleşmeye Göre Kişisel Mallar)

TMK m. 228/II hükmüne göre, “Eşlerden birine sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumlarınca yapılmış olan toptan ödemeler veya iş gücünün kaybı dolayısıyla ödenmiş olan tazminat, toptan ödeme veya tazminat yerine ilgili sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumunca uygulanan usule göre ömür boyunca irat bağlanmış olsaydı, mal rejiminin sona erdiği tarihte bundan sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye çevrilmiş değeri ne olacak idiyse, tasfiyede o miktarda kişisel mal olarak hesaba katılır.” Kanun koyucu, bu düzenleme ile hak sahibine sosyal güvenlik ve sosyal yardım kurumlarının yaptığı ödemeleri, hak sahibinin kalan yaşam süresine paralel olarak güvence altına almak istemiştir.

Sosyal güvenlik ve sosyal yardım kurumları tarafından hak sahiplerine yapılan toptan ödemeler ile çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen toptan tazminatların amacı, bu kişilerin çalışamadıkları ya da çalışma güçlerini kaybettikleri oranda geçimlerini sağlamaktır.  Mal rejiminin sona erdiği tarihte, mal rejiminin geçerli olduğu süre içinde yapılan bu tür toptan ödemelerin tamamının hesaba katılması halinde, diğer eş kural olarak bu ödemenin yarısı üzerinde katılma alacağı hakkına sahip olup bunun ona ödenmesi gerekir; ancak bu halde hak sahibi eşin mal rejiminin sona ermesinden sonra kalan yaşam süresinde hayatını sürdürmesi, geçimini sağlaması için öngörülen ödemenin diğer eşle paylaşılması söz konusu olur ki böyle bir çözüm, bu ödemelerin yapılma amacına açıkça ters düşer.

Boşanmada Mal Paylaşımı Davasında Malın Eşlerden Hangisine Ait Olduğunun İddia ve İspatı Meselesi

Boşanmada mal paylaşımıiİspat meselesi, TMK m. 222 hükmünde ele alınmış olup maddenin uygulanabilmesi için mal rejiminin sona ermiş ve tasfiyenin başlamış olması şarttır; mal rejimi devam ettiği sürece TMK m. 222 hükmü uygulanamaz. Maddenin düzenlenme amacı ise, bir malın eşlerden hangisine ait olduğunun tartışmalı olması durumunda ispat yükünü ve ispat edilememenin sonuçlarını yasal temelde belirlemektir. İlgili madde, TMK m. 6 hükmünden ve Eşya Hukuku’ndaki zilyetliğe ilişkin hükümlerden (TMK m. 985 vd.) farklı bir husus içermemektedir. Kanun koyucu, aradan geçen uzun süreden sonra mevcut malların hangi eşe ait olduğunun ispat edilememesi durumunda, TMK m. 222 hükmünde ispat kolaylığı sağlamak için hak sahipliği karinesi, paylı mülkiyet karinesi ve edinilmiş mal karinesi şeklinde üç ayrı karine öngörmüştür.

TMK m. 222/I hükmü, ispat hukuku ile ilgili genel kuralın (TMK m. 6, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)  m. 190) tekrarı niteliğinde olup bu hükme göre, “Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.”(Hak Sahipliği Karinesi) Bu çerçevede eşlerden her birinin ispat aracı olarak yaptıkları envanteri (TMK m. 216) sunması mümkündür.  Eşlerden birinin tek başına zilyetliğinde bulunan taşınır mal üzerinde o eşin mülkiyete sahip olduğu karine olarak (TMK m. 985) kabul edilir.  Burada, TMK m. 985 hükmü ve devamında öngörülen mülkiyet ve sınırlı aynî hak karineleri ile diğer doğal karineler ispat kolaylığı sağlar.

TMK m. 222/II hükmü uyarınca “Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır.”(Paylı Mülkiyet Karinesi) Mesela, bankadaki paranın eşlerden hangisine ait olduğunun ispat edilememesi örnek olarak gösterilebilir. Paylı mülkiyet daha çok alacak haklarında ve taşınır eşyada, özellikle de ev eşyasında söz konusu olur.  Resmî kayıtlara tâbi olmayan taşınır malların kendisine ait olduğunu iddia eden eş maddenin TMK m. 222/I hükmü uyarınca bunu ispat etmekle yükümlüdür; aksi takdirde bu mal karine olarak eşlerin paylı mülkiyetinde sayılacaktır. Taşınmazlar, motorlu araçlar, şirket hisseleri gibi malvarlığı değerleri ise kayda tâbi mallar olduğundan, bunların kime ait olduğu hususunda ispat sorunu gündeme gelmez.

TMK m. 222/II hükmü, ispat açısından bazı kolaylıklar getiren TMK m. 216 hükmü ile tamamlanır. TMK m. 216 hükmü çerçevesinde tutulmuş bir envanter, hangi malların eşlerin paylı mülkiyetinde olduğu hangilerinin olmadığı hususunda yol gösterici niteliktedir ve TMK m. 216/II hükmü gereği, malların getirilmesinden başlayarak bir yıl içinde yapılan envanterin içeriği, aksi ispat edilmedikçe doğru kabul edilir.  TMK m. 222/II hükmünde yer alan paylı mülkiyet karinesi, ya eşlerden birinin o mal üzerinde hiç zilyet olmadığı ya da bir eşin tek başına zilyet olduğu ispat edilerek çürütülebilecektir.

Paylı mülkiyet karinesi sadece mülkiyete ilişkin olup borçları kapsamaz ve eşlerin paylı mülkiyetinde sayılan mallar edinilmiş mal olabileceği gibi kişisel mal da olabilir.  Mesela, eşlerin evlendikten sonra birlikte aldıkları ve tapuda ikisinin üzerinde görünen bir ev, “edinilmiş” ve “paylı mülkiyet” konusu bir maldır; ancak eşlerin evlenmeden önce birlikte aldıkları bir mal ise “kişisel” ve “paylı mülkiyet” konusu bir mal olur.

Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi sonucunda, eşler, varsa, edinilmiş malları ile paylı mallarını paylaşırlar ve bu paylaşım, edinilmiş mallarda kural olarak yarı yarıya bir alacak hakkı olarak karşımıza çıkarken paylı mallarda paylaşım, eşlerden birisinin daha üstün bir yararı olduğunu ispat etmek ve diğer eşin payını ödemek şartıyla aynî bir paylaşım şeklinde olabilecektir (TMK m. 226/II). Bu hak kanunî ön alım hakkından farklı olup bir mesleğin icrasına ya da bir işletmeye ayrılmış paylı mülkiyet konusu olan bir malı ekonomik bütünlüğünü koruyarak eşlerden üstün yararı olana bedelini ödemek şartıyla özgülemeyi amaçlamaktadır. Aynı zamanda eşlerden birisi Kanun’da öngörülen diğer olanaklardan da yararlanabilir. Eşya Hukuku’ndaki paylı mülkiyet ile ilgili hükümler TMK m. 688 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanun koyucunun tanıdığı bu hak, bir tür yasal alım hakkı olarak ifade edilebilir.

TMK m. 222/II hükmünde “onların paylı mülkiyetinde sayılır” demekle yetinilmiş; ancak her eşin bu maldaki pay oranının ne olduğu kanun hükmünde belirtilmemiştir. Bu sebeple, bu durumda TMK m. 688/II hükmü uygulanacak ve bu şekilde eşler tarafından başka türlü bir pay oranı kararlaştırılmış olmadıkça eşlerin eşit paylarla hak sahibi olduğu kabul edilecektir.  TMK m. 699/I hükmü uyarınca paylaşma, malın aynen bölüşülmesi veya pazarlık ya da açık artırmayla satılarak bedelinin bölüştürülmesi şeklinde olur.

Aile Hukuku ve özelinde mal rejimleri kapsamındaki paylı mülkiyetin Eşya Hukuku bağlamındaki paylı mülkiyetten farklı bir özellik taşıdığı görülmektedir. TMK m. 223/II hükmüne göre, “Aksine anlaşma olmadıkça, eşlerden biri diğerinin rızası olmadan paylı mülkiyet konusu maldaki payı üzerinde tasarrufta bulunamaz”. TMK m. 688/III hükmü uyarınca ise, “Paydaşlardan her biri kendi payı bakımından malik hak ve yükümlülüklerine sahip olur. Pay devredilebilir, rehnedilebilir ve alacaklılar tarafından haczettirilebilir.” Görüldüğü üzere, TMK m. 688/III hükmü uyarınca (Eşya Hukuku’ndaki) paylı mülkiyette, paydaşlar serbestçe payları üzerinde tasarrufta bulunabilirlerken TMK m. 223/II (Aile Hukuku’ndaki) anlamındaki paylı mülkiyette eşler diğer eşin rızasını almadan eşya üzerinde tasarrufta bulunamamaktadır. TMK m. 223/II hükmü kapsamında, eşlerin paylı mülkiyete tabi bir malı var ise tasarruf yetkileri kısıtlanmış olmaktadır.

TMK m. 222/III hükmü, “Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir.”(Edinilmiş Mal Karinesi) ifadesini taşımakta olup kanun koyucu burada edinilmiş mal karinesi kabul etmiş bulunmaktadır; ancak bu hükmün uygulanabilmesi için malların hangi eşe ait olduğunun belirlenmiş olması gerekir.

Edinilmiş mal karinesi adi bir karine olup bunun aksini iddia eden eş ispatla yükümlü tutulmuştur. Dolayısıyla karine gereği her bir eşin malı edinilmiş mal sayılacak; malın sahibi olan eş bunun kişisel mal olduğunu ispat edebilecektir.  Başka bir deyişle, bu karine çerçevesinde belli bir malvarlığı değerinin eşlerden birinin kişisel malı olduğu ispatlanamadığı takdirde, söz konusu malvarlığı değerinin ilgili eşin edinilmiş malları arasında yer aldığı kabul edilir.

Karinenin aksinin ispatı konusunda bir delil sınırlandırması bulunmayıp her türlü ispat aracına başvurulabilir. TMK m. 184 hükmünde yer alan “yargılama usulüne ilişkin sınırlandırmalar sadece “boşanma veya ayrılık davaları” için geçerlidir; mal rejimi ile ilgili davalar buraya girmezler. Bunun sonucu olarak bir malın edinilmiş mal değil kişisel mal olduğu konusunda ispatla yükümlü olan eş, yemin delilinden de yararlanarak malın edinilmiş mal olduğunu iddia eden eşe yemin teklif edebilir.

Eşlerin Malvarlıkları Üzerindeki Yönetim, Yararlanma ve Tasarruf Yetkileri İle Borçlardan Dolayı Sorumlulukları

Edinilmiş mallara katılma rejimi, mal rejimi devam ettiği sürece eşlerin malvarlığına etkisi açısından mal ayrılığına benzemekte; mal rejimi tasfiyesine kadar eşlerin mallarının yönetimi, mallardan yararlanılması ve mallar üzerinde tasarruf etme konularındaki durumları büyük ölçüde mal ayrılığında geçerli olan kurallara bağlanmış bulunmaktadır. TMK m. 223/I hükmü uyarınca “Her eş, yasal sınırlar içerisinde kişisel malları ile edinilmiş mallarını yönetme, bunlardan yararlanma ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir.” Bu düzenleme esas itibariyle mal ayrılığı rejimindeki düzenlemeye benzer. TMK m. 223/I hükmünden de anlaşılacağı üzere, her eş, kendi malvarlığını diğer eşin rızası olmadan yönetebilir, kullanabilir ve malvarlığı üzerinde tasarruf edebilir.

Eşler dilerlerse, hukuki bir işlemle mallarının yönetimini diğer eşe bırakabilirler ve TMK m. 215 hükmüne göre malların yönetimini diğer eşe bırakan eş, bundan her zaman vazgeçebilir; vermiş olduğu yetkiyi geri alabilir. Eşlerden birinin diğer eşin malvarlığına müdahalesi, evlilik birliğinin temsili nedeniyle dolaylı olarak söz konusu olmaktadır. Eşlerden birinin evlilik birliğini temsilen yaptığı işlemlerden doğan sorumluluk, TMK m.189 uyarınca müteselsil sorumluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.

TMK m. 223/I hükmünde öngörülen yetkiye aynı fıkrada “yasal sınırlar içerisinde” denilmek suretiyle sınırlama getirilmiştir. Bu çerçevede her eş, bu yetkilerini yasal sınırlar içerisinde kullanabilecektir.  Kanun koyucunun eşlerin malvarlıklarını serbestçe hukukî işlemlere konu edebilmelerine ilişkin getirdiği yasal sınırlamalar, ‘genel sınırlamalar’, ‘Aile Hukukunun genel hükümleri ile getirilen sınırlamalar’ ve ‘mal rejimi hükümleri ile getirilen sınırlamalar’ şeklinde üçe ayrılabilir.

Türk Borçlar Kanunu’nun madde 12 (şekil); 26-27 (hukuka, ahlaka, adaba, kamu düzenine aykırılık); 30-39 (irade sakatlığı halleri);  19 (muvazaa); 28 (aşırı yararlanma) hükümleri genel sınırlamalara örnek olarak gösterilebilir.

Aile Hukuku’nun genel hükümleri ile getirilen sınırlamalara ise TMK m. 194 (aile konutuna ilişkin işlemler) ve TMK m. 199 (eşin tasarruf yetkisinin sınırlanması) hükümleri örnek olarak gösterilebilir.  TMK m. 194 hükmü uyarınca, eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. TMK m. 199 hükmüne göre, ailenin ekonomik varlığının korunması veya evlilik birliğinden doğan malî bir yükümlülüğün yerine getirilmesi gerektirdiği ölçüde, eşlerden birinin istemi üzerine hâkim, belirleyeceği malvarlığı değerleriyle (bir taşınmaz veya motorlu araç gibi) ilgili tasarrufların ancak onun rızasıyla yapılabileceğine karar verebilir ve hâkim bu durumda, gerekli önlemleri alır. Mesela, hâkim eşlerden birinin taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisini kaldırırsa, re’sen durumun tapu kütüğüne şerh edilmesine karar verir. Buradaki şerh, TMK m. 194/III hükmündeki şerhten farklı olarak kurucu nitelik taşır.  Bu durumda, bir aile konutu söz konusu olup bu konut eşlerden birine ait ise aile konutu (TMK m. 194), kişisel mal olsa bile yine de eş aile konutu üzerinde serbestçe tasarrufta (devir, rehin, kira…) bulunamayacaktır. Benzer şekilde, hâkim talep üzerine eşlerden birinin bazı mallar üzerindeki tasarruf yetkisini sınırlarsa (TMK m. 199), tasarruf yetkisi kısıtlanan eş edinilmiş veya kişisel malı üzerinde serbestçe tasarrufta bulunamayacak; diğer eşin rızasını alması zaruri olacaktır.

Mal rejimi hükümleri ile getirilen sınırlamalarda ise TMK m. 223/II hükmü dikkate alınmalıdır. TMK m. 223/II hükmüne göre, “Aksine anlaşma olmadıkça, eşlerden biri diğerinin rızası olmadan paylı mülkiyet konusu maldaki payı üzerinde tasarrufta bulunamaz.” Dolayısıyla eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejimi geçerliyse eşlerin paylı mülkiyet payları üzerindeki tasarrufta bulunması yasaklanmamakta; sadece diğer eşin iznine tâbi tutularak sınırlandırılmaktadır. Bu bağlamda, tasarruf yetkisine ilişkin mevcut eksiklik, diğer eşin rızası ile doldurulmaktadır.

TMK m. 223/II hükmü uyarınca tarafların aralarında hâlihazırda mevcut paylı mülkiyet konusu mallara ilişkin yapacakları, hükmün uygulama imkânını kaldıran ya da sınırlayan aksi yöndeki anlaşmalar geçerli olup bu anlaşmanın mal rejimi sözleşmesi şeklinde yapılması gerekli değildir.  Kanunda anlaşmanın şekliyle ilgili bir sınırlama getirilmediğinden eşlerin bu anlaşması yazılı geçerlilik koşuluna da tâbi değildir. Eşlerin aksine yaptıkları anlaşmanın ispatında ise her türlü delil kullanılabilir. Zira eş olma durumu HMK’de öngörülen senetle ispat kuralının istisnalarından biridir.

Paylı mülkiyet payı üzerinde diğer eşin izni olmaksızın tasarrufta bulunan eş ile işlem yapan üçüncü kişinin iyiniyeti korunmaz; ancak taşınmaz payına ilişkin adına yolsuz tescil olan işlem tarafı üçüncü kişiden, tapu kütüğündeki söz konusu yolsuz kayda iyiniyetle güvenerek aynî hak kazanan üçüncü kişilerin kazanımları korunur (TMK m. 1023).  Yasal mal rejiminde eşler arasında paylı mülkiyet konusu bir malda diğer eşin rızası olmadan yapılan tasarruf işlemi hüküm ifade etmeyecektir; ancak kanunda diğer eşin rızasına bağlı işlemler tasarruf işlemleri ile sınırlı tutulduğundan eşlerden birinin payı ile ilgili taahhüt işlemlerinin (satış vaadi gibi) geçerliliğinin diğer eşin rızasına bağlı olmadığı kabul edilmektedir.

TMK m. 223/II hükmü her eşin paylı mülkiyetin kaldırılmasını her zaman isteyebileceğini düzenleyen TMK m. 698 hükmünün uygulanmasını engellemediği için TMK m. 223 hükmünün uygulama alanı dardır.  TMK m. 223/II hükmü ile Eşya Hukuku’nun paylı mülkiyet üzerindeki tasarruf ilkesine istisna getirilmiş olmakla birlikte pay sahibi eşin payı üzerinde yararlanma ve yönetim yetkisi paylı mülkiyetle ilgili genel hükümlere (TMK m. 688 vd.) tâbidir.

Eşlerin edinilmiş mallardaki tasarruf yetkileri hukuka uygun tasarruflar için söz konusu olup eşler edinilmiş mallarında diğerinin katılma alacağını azaltmak kastıyla tasarrufta bulunduklarında, TMK m. 229 hükmü gereği söz konusu tasarruf işlemleri sonucunda elden çıkan edinilmiş mallar, mal rejimi tasfiyesinde eklenecek değer olarak dikkate alınır. Dolayısıyla, burada yapılan tasarruf işlemi geçerli olacak; ancak diğer eş tasarruf edilen bu malda tasarrufa rağmen katılma alacağı talep edebilecektir. Yapılan işlemler geçerli olduğundan, esas itibariyle tasarruf yetkisinin sınırlanmasından da söz edilemez.

TMK m. 224 hükmüne göre, “Eşlerden her biri kendi borçlarından bütün malvarlığıyla sorumludur.” Görüldüğü üzere sorumluluk açısından edinilmiş mallara katılma rejiminde yine mal ayrılığı rejimine benzer bir hüküm öngörülerek eşlerden her birinin, kendi borçlarından bütün malvarlığıyla (kişisel ve edinilmiş malları), yani sınırsız olarak sorumlu olduğu ifade edilmiştir.  TMK m. 246 hükmünde paylaşmalı mal ayrılığı rejimi, TMK m. 268 hükmünde ise mal ortaklığı rejimi için benzer bir düzenleme öngörülmüştür.  Borcun hukuki işlemden, haksız fiilden, sebepsiz zenginleşmeden ya da doğrudan kanundan kaynaklanması arasında fark bulunmamaktadır.  Borcun evlenmeden önce ya da sonra doğması da önemli değildir.

Eşin üçüncü şahsa ya da diğer eşe borçlanması arasında bir fark bulunmayıp sadece eşin diğer eşe olan borcu evlilik birliği devam ederken zamanaşımına uğramaz. Bu durum TBK m. 153/I, b.3 hükmünde “evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için zamanaşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa durur.” şeklinde ifade edilmiştir.   Bununla birlikte edinilmiş mallara katılma rejimi eşler arasındaki borçların muacceliyetine engel olmaz.  TMK m. 224’ün sınırsız sorumluluk kuralı gereği, edinilmiş mallara katılma rejimi, eşlerin dava veya icra yolu ile takibi bakımından engel oluşturmayıp borçlu eşin borcunu ödememesi sebebiyle alacaklı eşin talebi üzerine cebri icraya maruz kalması mümkündür.

Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Tasfiyesi

  • Malların Geri Alınması

TMK m. 226/I hükmüne göre, yasal mal rejiminin tasfiyesinde her eş, diğer eşin zilyetliğinde bulunan mallarını geri alır. Eşlerin her ikisi de gerek kişisel gerek edinilmiş bütün malvarlığı üzerinde evlilik süresince mülkiyet hakkını korumakta olup evlilik birliğinin devamı süresince kişisel veya edinilmiş tüm malları üzerinde yasal sınırlar dâhilinde yönetim, yararlanma ve tasarrufta bulunma haklarına sahiptir. Ancak eşlerin kendi mallarından yararlanma veya yönetim amacıyla diğer eşe bıraktıkları malları mevcut ise TMK m. 226/I hükmü uyarınca bu mallarını geri alacaklardır.  Dolayısıyla bu rejimde her eş, edinilmiş malları ile kişisel malları üzerinde mülkiyet hakkına sahip bulunduğundan bunların diğer eşin zilyetliğinde bulunması halinde ondan bu malları kendisine geri vermesini isteyebilir ve diğer eş de kendi zilyetliğinde bulunan; fakat maliki olmadığı malları malik eşe geri vermekle yükümlüdür.  Kısacası geri verme kapsamında eşlerin mallarının hangi mal grubuna ait olduğu önemli olmadığı gibi diğer eşte bulunan malın taşınır ya da taşınmaz olması da fark yaratmaz.  Malların geri alınması hususunda söz konusu malın eşlerden birinin mülkiyetinde bulunması gerektiğinden hangi mala eşin tek başına sahip olduğu ise, her türlü delille kanıtlanabilir.

Mal rejiminin tasfiyesiyle birlikte zilyetliğin hukukî dayanağı ve iyiniyet ortadan kalkacağından zilyetliğin iadesi gerekecektir.  İade, zilyetliğin iadesine ilişkin hükümler çerçevesinde yani TMK m. 993 ve devamında öngörülen kurallara göre yapılacaktır. Eşin kendi rızası ile malların zilyetliğini mülkiyet hakkı sahibi eşe iade etmemesi halinde ise malik eş, diğer eşe karşı Aile Mahkemesinde zilyetliğin iadesi davası açabilecektir.  Kişisel malların iadesi davalarında mal rejiminin sona ermesi koşulu aranmadığından mal rejiminin devamı sırasında da bu dava açılabilecektir.  Edinilmiş mallara katılma rejiminin eşin diğer eşte bulunan veya diğer eşin kullandığı kişisel malını talep etmesini engellemeyeceğine ilişkin Yargıtay kararları da mevcuttur.

Eşler, malların iadesi kapsamında düğün ve balayı giderlerini birbirinden talep edemeyecektir. Zira Yargıtay, düğün ve balayı giderlerinin ahlaki bir görevin ifası kapsamında yapıldığını ve bu masrafları yapan eşin bu giderleri, diğer eşten talep edemeyeceği görüşündedir.  Yargıtay tarafından ayrıca, düğünde eşlere takılan altın gibi ziynet eşyalarının ülkemizdeki örf ve âdetler göz önüne alınarak kadın eşe ait olduğu kabul edilerek koca tarafından bunların iadesine ilişkin talepler reddedilmektedir.

  • Eşlerin Borçlarına İlişkin Düzenlemeleri

TMK m. 226/III hükmü ile eşlerin birbirlerine olan karşılıklı borçlarıyla ilgili düzenleme yapma hakkına sahip olduğu ifade edilmiştir.  Kanun koyucu maddedeki “borç” kavramı ile hem eşler arasındaki evlilik birliğinden doğan borçları hem de eşlerin birbirlerine olan diğer hukuki işlemlerden doğan borçlarını kastetmektedir. Eşlerin üçüncü kişilere olan borçlarını da aralarında düzenlemeleri mümkündür.  Ancak üçüncü kişilere olan borçlara ilişkin eşlerin kendi aralarında yaptıkları bu anlaşma, eşler arasındaki iç ilişkiye ilişkin bir anlaşma niteliğinde olacaktır. Eşler, borçlarını fiili ödeme yoluyla ya da tasfiyenin hesaplanması içinde alacaklardan düşmek suretiyle sonlandırabilirler.  Kural olarak borçlar, nominal değerleri ile dikkate alınır.  Eş faiz istemişse, bu meblağa faiz de dâhil edilir.

İlgili maddede öngörülen bu düzenleme eşler arasında yapılacağı için bunun bir anlaşma olarak algılanması gerekir ve eşler bununla, karşılıklı olarak birbirlerinden olan alacak ve borçlarının nasıl tasfiye edileceğini düzenlemiş olurlar. TMK m. 226/II hükmündeki düzenleme eşler arasındaki edinilmiş mallara katılma rejiminin sona ermesi hali için kabul edilmiş olmakla birlikte eşlerin bundan önceki bir aşamada özellikle mal rejimi sözleşmesi ile bu konuda bir anlaşma yapmış olması mümkündür. Düzenleme mal rejiminin sona ermesi ve tasfiyesi için öngörüldüğünden bu aşamada bir mal rejimi sözleşmesi söz konusu olmayacak; bu anlaşma herhangi bir geçerlilik şekline tâbi bulunmayacaktır. Böyle bir anlaşmanın varlığı, uyuşmazlık ortaya çıktığı takdirde her türlü delille kanıtlanabilir. Zira, eşler arasında senetle ispat kuralının istisnası mevcut olup HMK m. 200 anlamında senetle ispat kuralı geçerli değildir.

  • Kişisel ve Edinilmiş Malların Ayrılması

Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinde malların geri alınması ve borçlara ilişkin düzenlemelerden sonraki aşama kişisel ve edinilmiş malların birbirinden ayrılması olup TMK m. 228/I hükmüne göre, “Eşlerin kişisel malları ile edinilmiş malları, mal rejiminin sona ermesi anındaki durumlarına göre ayrılır.” O halde hükmün uygulanabilmesi için mal rejiminin sona ermesi gerekir ve sona erme anı, TMK m. 225 hükmünde düzenlenmiştir.  Bu çerçevede mal rejiminin tasfiyesinde dikkate alınacak olan edinilmiş mallar ve tasfiye dışı tutulan kişisel mallar, mal rejiminin sona ermesi anındaki durumlarına göre tespit edilecektir.  TMK m. 228/I hükmü, tasfiyeye hangi malların dâhil olacağını hükme bağladığına göre, mal rejiminin sona erdiği tarihten sonra edinilen mallar eşlerin kişisel malı olup tasfiyeye tâbi olmayacaktır.

Boşanmada Mal Paylaşımı Davasında Malların Değerinin Belirlenmesi

  • Sürüm Değeri

Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinde, TMK m. 232 hükmüne göre kural olarak malların sürüm değerleri esas alınır.  Sürüm değerinin göz önünde tutulacağı tarih ise, tasfiye tarihindeki sürüm değeridir.  Tasfiye sırasında tasfiyeye dâhil olan malvarlığı konularının rayiç (sürüm, aktüel) değeri hesaplamada dikkate alınacaktır. Sürüm değeri, “değerleme konusu eşyanın serbest piyasada normal ilişkiler çerçevesinde sahip olabileceği değerleme anındaki parayla ifade edilebilir olağan değişim değeri” olarak tanımlanabilir.  Sürüm değerinin hesaplanmasında piyasa değeri esas alınacağından malın hatır ilişkisinin bulunması gibi bir sebeple değerine nazaran daha aza ya da yükseğe satılması sürüm değerinin tespitinde göz önüne alınmaz.

  • Gelir Değeri

Gelir değeri, gelir getiren bir malvarlığının süreklilik gösteren net gelirleri üzerinden hesaplanan sermaye değeri olarak tanımlanabileceği gibi gelecekte elde edilecek net gelirlerin peşin değeri şeklinde de ifade edilebilir.

Malların değerinin belirlenmesinde esas kural sürüm değeri olmakla birlikte genel kuralın istisnası olarak TMK m. 233 hükmünde bütünlük arz eden tarımsal işletme açısından gelir değerinin esas alınacağı belirtilmektedir. Maddeye göre, “Bir eşin malik olarak bizzat işletmeye devam ettiği veya sağ kalan eş ya da altsoyundan birinin kendisine bir bütün olarak özgülenmesini istemeye haklı olduğu bir tarımsal işletme için değer artışından alacağı pay ve katılma alacağı, bunların gelir değeri göz önünde tutularak hesaplanır (f.1). Tarımsal işletmenin maliki veya mirasçıları, diğer eşe karşı ileri sürebilecekleri değer artışı payının veya katılma alacağının, işletmenin sadece sürüm değeri üzerinden hesaplanmasını isteyebilir (f.2). Değerlendirmeye ve işletmenin kazancından mirasçılara pay ödenmesine ilişkin miras hukuku hükümleri kıyas yoluyla uygulanır (f.3).”

  • Özel Haller

TMK m. 234 hükmü uyarınca “Özel haller gerektirdiği takdirde hesaplanan değer, uygun bir miktarda artırılabilir (f.1). Özellikle sağ kalan eşin geçim koşulları, tarımsal işletmenin alım değeri, ayrıca tarımsal işletme kendisine ait olan eşin yaptığı yatırımlar veya malî durumu özel hallerden sayılır (f.2).” Görüldüğü üzere kanun koyucu, özel haller gerektirdiği takdirde sürüm ve gelir değerlerinin hâkim tarafından uygun bir miktarda artırılabileceği esasını getirmiştir. Kanun koyucu maddenin ikinci fıkrasında özel hallere örnek niteliğinde olabilecek durumları hükme bağlamış; sınırlı sayıda bir sayma yapmamıştır. Sınırlı sayı ilkesine tâbi olmayan özel haller, tarımsal işletmenin maliki olan ya da talepte bulunan diğer eşle bağlantılı olabilir.

  • Malların Değerlendirme Anı

TMK m. 235/I hükmüne göre, “Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar, tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılırlar.” Kanun koyucu edinilmiş malların değerinin belirlenmesi anını “tasfiye anı” olarak öngörmüştür. Bu hükümle, kanun koyucu katılma rejimi sona ermesine rağmen tasfiyenin henüz yapılmamış olabileceğini dikkate alarak hak sahibi eşin bu arada malların değer kazanması nedeniyle zarara uğramasını önleme düşüncesinden hareket etmiştir. O halde mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar, tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılırlar.

Edinilmiş mallar, mal rejiminin sona erdiği tarihten sonraki tarihlerde elden çıkarılmış iseler, katılma alacağı hesabında bunların yine tasfiye anındaki değerleri hesaba katılacaktır.  Fakat mal, mal rejiminin sona ermesinden sonra ve tasfiye sona ermeden önce eşin iradesi dışında elden çıkmışsa (cebri icra, yangın, kaza vb.) bu takdirde bu değer malvarlığına (terekeye) değer olarak eklenmez.

Tasfiye anından ne anlaşılması gerektiği ise tasfiyenin yapılma şekline bağlıdır. Eşler aralarında tasfiye anlaşması yapmış iseler, tasfiye anlaşmasının yapıldığı tarih tasfiye anı olacaktır.  Tasfiye mahkeme aracılığıyla yapılıyorsa hâkimin tasfiye kararını verdiği an bu çerçevede karar tarihi, tasfiye anıdır.  Tasfiye anı, karar tarihi olduğundan malların değerlerinin tespiti de bu karara en yakın tarihte yapılmalıdır ve tasfiye tarihi ile değer tespit tarihi arasında uzunca bir sürenin olması bozma sebebi olarak değerlendirilebilmektedir.  Malların değerlerinin belirlenmesi için mahkemece bir bilirkişi incelemesine karar verilirse, bu aşamada bir tasfiye işlemi ve kararı söz konusu olmadığından mahkemenin kararı, bilirkişi raporundan uzun süre sonra verilirse hâkim yargılamanın aldığı süreyi göz önünde tutarak malların değerini hakkaniyete uygun olarak artırabilecektir.  Tasfiye Arabuluculuk Kanunu’na göre yapılıyorsa arabulucu görüşmeleri sonunda, arabuluculuk anlaşma metninin imzalandığı tarih tasfiye anı olarak değerlendirilecektir.

Boşanmada mal paylaşım, boşanma kararının verilmesi tasfiye için bir ön şart olduğundan süreç bakımından boşanma kararından sonra tasfiye kararı verilebilecektir ve tasfiye talebine bağlı olarak verilen mahkeme kararı tasfiye anı açısından dikkate alınacak en son tarih olacaktır.

TMK m. 235/II hükmüne göre, “Edinilmiş mallara hesapta eklenecek olanların değeri, malın devredildiği tarih esas alınarak hesaplanır.” TMK m. 229 hükmünde iki bent halinde sayılan ve edinilmiş mallara değer olarak eklenecek devre yönelik tasarruflar (eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar ile bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler) tasfiye tarihindeki değere göre değil; tasarrufun gerçekleştiği ve bu çerçevede malın devredildiği tarihteki değere göre hesaba katılır.

Artık Değer ve Katılma Alacağının Hesaplanması

Artık değer ve artık değere katılma alacağı, yasal mal rejiminde eşler arasında eşitlik kuralında dayanağını bulan bir kavram olup katılma alacağı kanundan doğan bir alacak hakkıdır. Artık değerin bulunması için TMK m. 236/I hükmü uyarınca öncelikle eşlerin malvarlıklarının tasfiyesi yapılır ve tasfiye sonunda eğer varsa her iki eşin malvarlığındaki artık değer bulunur. Kanun’a göre, her eşin diğer eşin artık değerinin yarısı üzerinde sahip olduğu alacak hakkına “katılma alacağı” denir.  Başka bir ifadeyle her bir eşin, diğer eşin artık değeri üzerinde kanun gereği yarı yarıya bir alacak hakkı bulunur ve bu alacak “katılma alacağı” olarak isimlendirilir.

Artık değer TMK m. 231 hükmüne göre, “eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dâhil olmak üzere her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktar” olarak tanımlanmıştır. Diğer bir deyişle, hesabın aktifinden pasiflerinin çıkartılması sonucunda ortaya çıkan değer artık değerdir.

O halde artık değerin hesaplanmasında formül, aktif değerlerden pasif değerlerin çıkarılması şeklinde olacaktır.  Daha açık bir şekilde formüle etmek gerekirse artık değerin değer artış payı alacağı, eklenecek değerler, kişisel mala giden edinilmiş malların karşılıkları ve mevcut edinilmiş malların toplamından edinilmiş malları yükleyen borçların, değer artış payı borcunun ve edinilmiş mala giden kişisel mal karşılıklarının çıkarılması sonucu ortaya çıkan olumlu bakiye olduğu söylenilebilir.

TMK m. 231/II hükmü uyarınca, “Değer eksilmesi göz önüne alınmaz.” Görüldüğü üzere artık değer hesaplanmasına ilişkin çıkarma işlemi neticesinde bir değer eksilmesi ortaya çıkarsa eksi değere eş kendisi katlanır; diğer eşin değer azalmasına katılması kabul edilmemiştir. Değer eksilmesi olduğu halde artık değer sıfır(0) olarak kabul edilecektir.

Artık Değer Hesabının Aktifleri

  • Mevcut Edinilmiş Mallar
  • Değer Artış Payı Alacağı

TMK m. 227 uyarınca, “(1) Eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur ve bu alacak o malın tasfiye sırasındaki değerine göre hesaplanır; bir değer kaybı söz konusu olduğunda katkının başlangıçtaki değeri esas alınır. (2)Böyle bir malın daha önce elden çıkarılmış olması hâlinde hâkim, diğer eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler. (3) Eşler, yazılı bir anlaşmayla değer artışından pay almaktan vazgeçebilecekleri gibi, pay oranını da değiştirebilirler.”

  • Eklenecek Değerler

TMK m. 229 uyarınca, “(1)Aşağıda sayılanlar, edinilmiş mallara değer olarak eklenir:

1. Eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar,

  1. Bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler.

Bu tür kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.”

  • Kişisel Mala Giden Edinilmiş Malların Karşılıkları

TMK m. 230 uyarınca, “(1) Bir eşin kişisel mallara ilişkin borçları edinilmiş mallardan veya edinilmiş mallara ilişkin borçları kişisel mallarından ödenmiş ise, tasfiye sırasında denkleştirme istenebilir. (2) Her borç, ilişkin bulunduğu mal kesimini yükümlülük altına sokar. Hangi kesime ait olduğu anlaşılamayan borç, edinilmiş mallara ilişkin sayılır. (3) Bir mal kesiminden diğer kesimdeki malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına katkıda bulunulmuşsa, değer artması veya azalması durumunda denkleştirme, katkı oranına ve malın tasfiye zamanındaki değerine veya mal daha önce elden çıkarılmışsa hakkaniyete göre yapılır.”

Artık Değer Hesabının Pasifleri

  • Değer Artış Payı Borcu
  • Edinilmiş Mala Giden Kişisel Malların Karşılıkları
  • Borçlar

Artık değere katılma, TMK m. 236 ve 237’ düzenlenmiştir. TMK m. 236 uyarınca kanuna göre, “(1) Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir. (2) Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.” TMK m. 237 uyarınca ise sözleşmeye göre, “Artık değere katılmada mal rejimi sözleşmesiyle başka bir esas kabul edilebilir. Bu tür anlaşmalar, eşlerin ortak olmayan çocuklarının ve onların altsoylarının saklı paylarını zedeleyemez.”

TMK m. 238’ de ise, “Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde, kanundaki artık değere katılmaya ilişkin düzenlemeden farklı anlaşmalar, ancak mal rejimi sözleşmesinde bunun açıkça öngörülmüş olması hâlinde geçerlidir.” şeklinde düzenleme öngörülmüştür.

Katılma alacağının ve değer artış payının ödenmesi TMK m. 239’ da düzenlenmiştir. Hükme göre, “(1) Katılma alacağı ve değer artış payı ayın veya para olarak ödenebilir. Aynî ödemede malların sürüm değeri esas alınır; bir mesleğin icrasına ayrılmış birimler ile işletmelerin ekonomik bütünlüğü gözetilir. (2) Katılma alacağının ve değer artış payının derhâl ödenmesi kendisi için ciddî güçlükler doğuracaksa, borçlu eş ödemelerinin uygun bir süre ertelenmesini isteyebilir. (3) Aksine anlaşma yoksa, tasfiyenin sona ermesinden başlayarak katılma alacağına ve değer artış payına faiz yürütülür; durum ve koşullar gerektiriyorsa ayrıca borçludan güvence istenebilir.”

Mal rejiminin ölümle sona ermesi halinde sağ kalan eşe TMK m. 240’ da aile konutu ve ev eşyasının kendisine özgülenebilmesi hakkı tanınmıştır. Hükme göre, “ (1) Sağ kalan eş, eski yaşantısını devam ettirebilmesi için, ölen eşine ait olup birlikte yaşadıkları konut üzerinde kendisine katılma alacağına mahsup edilmek, yetmez ise bedel eklenmek suretiyle intifa veya oturma hakkı tanınmasını isteyebilir; mal rejimi sözleşmesiyle kabul edilen başka düzenlemeler saklıdır. (2) Sağ kalan eş, aynı koşullar altında ev eşyası üzerinde kendisine mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir. (3) Haklı sebeplerin varlığı hâlinde, sağ kalan eşin veya ölen eşin yasal mirasçılarının istemiyle intifa veya oturma hakkı yerine, konut üzerinde mülkiyet hakkı tanınabilir. (4) Sağ kalan eş, mirasbırakanın bir meslek veya sanat icra ettiği ve altsoyundan birinin aynı meslek veya sanatı icra etmesi için gerekli olan bölümlerde bu hakları kullanamaz. Tarımsal taşınmazlara ilişkin miras hukuku hükümleri saklıdır.” Evliliğin ölümle sona ermesi halinde TMK m. 240 hükmünde eşe tanınan haklar, evliliğin boşanma ya da evliliğin iptali gibi ölüm dışında bir sebeple sonlanmış olması durumunda tanınmamıştır.  İsviçre Hukuku ve Türk Hukuku’ndaki paylaşmalı mal ayrılığı rejimi (TMK m. 254) veya mal ortaklığı rejimi (TMK m. 279/III) gibi diğer mal rejimleri açısından ise iptal veya boşanma sonucunda da eşlere aile konutu ve ev eşyasından yararlanma hakkı tanınmıştır.

Boşanmada Mal Paylaşımı Davalarında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Mal rejimi tasfiyesi davalarında yetkili mahkeme TMK m. 214 hükmünde belirlenmiştir. Maddeye göre, mal rejiminin ölümle sona ermesi halinde ölenin son yerleşim yeri mahkemesi; mal rejiminin boşanma, evliliğin iptali ya da hâkim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi ile sona ermesi halinde ise bu davalarda yetkili olan mahkeme, yetkili mahkemedir. Boşanma veya evliliğin iptali durumunda TMK m. 168 ve TMK m. 160 hükümlerine yapılan yollama uyarınca eşlerden birinin yerleşim yeri ya da davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesi yetkili mahkeme olacaktır.

Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun m. 4/b.1 hükmüne göre, mal rejimi tasfiyesinin istenebileceği görevli mahkeme, Aile Mahkemeleridir.  Tasfiye ile birlikte ya da tasfiye haricinde eşyaların iadesi veya bedelin ödetilmesi davalarında da Aile Mahkemeleri görevlidir. Kişisel eşyaların iadesi davalarının Aile Mahkemelerinde, Aile Hukuku hükümleri uyarınca çözümlenmesi gerekmektedir.  Tasfiye dolayısıyla istenebilecek değer artış payı ve katkı payı alacağı ile ilgili davalarda da Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarına göre görevli mahkeme, Aile Mahkemeleridir.

Mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacaklar boşanmanın feri niteliğinde alacaklar olmadığından mal rejimi tasfiyesi davası harca tâbi olan bir davadır.

Boşanmada Mal Paylaşımı Davası Zamanaşımı

Türk Medeni Kanunu’nun mal rejimlerinin düzenlendiği hükümleri arasında mal rejiminden kaynaklanan alacakların tâbi olacağı zamanaşımı konusunda özel bir hüküm bulunmamaktadır. Bununla birlikte Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin zamanaşımının 10 yıllık genel zamanaşımı süresi olması gerektiği yönünde verdiği kararlar bulunmaktadır.  Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da 17.04.2013 tarih ve 2013/8-375 E.- 2013/520 K. sayılı kararında bu alacaklar bakımından 10 yıllık zamanaşımı süresini kabul etmiştir. Yargıtay’ın benzer kararları sonrasında uygulamada katılma alacağı talebinin zamanaşımı süresinin TBK m. 146 hükmü kapsamında on yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu yerleşik içtihat haline gelmiştir.

Boşanmada mal paylaşımı davası açmak isteyen eşler Kadim Hukuk ve Danışmanlık ile irtibata geçebilir.

Başa dön tuşu