Maddi Tazminat Davası

Maddi Tazminat Davası

maddi tazminat davasi

Hukuka aykırı bir işlem veya fiilden dolayı, bireylerin malvarlığının eksilmesinin (maddi zararların) giderilmesi için açılan davaya maddi tazminat davası denir. Maddi tazminatın amacı, maddi açıdan zarar gören kimsenin, bu zararının ödenerek mağduriyetinin giderilmesidir. Hukuka aykırı bir eylem veya işlem nedeniyle malvarlığında meydana gelen eksilmenin, başka bir deyişle zarara uğrayan kişinin maddi zararlarının giderilmesi amacıyla açılan dava, maddi tazminat davası olarak tanımlanır. Maddi tazminatla, maddi açıdan zarar gören kişinin, bu maddi zararının ödenmesi ile mağduriyetinin giderilmesi amaçlanmaktadır. Maddi tazminat davası açabilmek için bazı şartların bir arada bulunması gerekir. Bu şartlar;

  • Kişinin maddi olarak zarara uğramasına sebebiyet veren bir fiil,
  • Maddi zarara sebep olan fiilin hukuk aykırı olması,
  • Hukuka aykırı fiilden dolayı, kişinin maddi zarara uğraması

Bu şartların birlikte gerçekleşmesi halinde hukuka aykırı bir fiil sonucunda maddi zarara uğrayan kişi, bu maddi zararının giderilmesi için maddi tazminat davası açabilir. Ülkemizde maddi tazminat denilince genellikle, iş veya trafik kazaları akla gelmektedir. Oysa ki birçok nedenden dolayı, zarara uğrayan kişilerin maddi tazminat davası açma hakkına sahiptir. Maddi tazminatın hukuksal boyutu bilinmediğinden, çoğu zaman dava açılmamakta ve büyük oranda hak mağduriyetleri yaşanmaktadır.

maddi tazminat davasi nedir
maddi tazminat davasi nedir

Maddi Tazminat Davası Nedir?

Maddi tazminat davası, hukuka aykırı bir eylem veya işlem nedeniyle malvarlığında meydana gelen eksilmenin, başka bir deyişle zarara uğrayan kişinin maddi zararlarının giderilmesi amacıyla açtığı davaya denir. Bir kişinin maddi tazminat davası açabilmesi için gereken bazı şartlar bulunmaktadır. Bu şartlar şunlardır;

  • Maddi zararı oluşturacak bir fiilin bulunması
  • Maddi zararı oluşturan fiilin hukuk kurallarına aykırı olması
  • Hukuka aykırı fiilden dolayı, bireyin malvarlığının zarar görmesi
  • Hukuka aykırı yapılan fiilin, eylemi gerçekleştiren kişinin kusurundan kaynaklanıyor olması
  • İlliyet bağının olmasıdır.

Maddi tazminat davaları ispat gerektiren ve uzun süren tazminat davalarıdır.  Bu davalar çoğunlukla çekişmeli geçmekte, zararı veren kişi veya kurumlar zararı ödemekten imtina etmektedir. Bu nedenle maddi tazminat davalarının istenen şekilde ve daha hızlı çözülebilmesi için, tecrübeli bir avukattan hukuki destek alınması gerekebilmektedir. Söz konusu hukuki desteği almak için yapılan, maddi tazminat avukatı ankara aramalarında, maddi tazminat davaları üzerinde deneyime sahip avukatların tercih edilmesi gerekmektedir. İdare tarafından gerçekleştirilen işlem ya da faaliyetler neticesinde, zarara uğrayan kişilerin açtığı davalar, tam yargı davası olarak anılır. Tam yargı davalarına ise Vergi Mahkemeleri ya da İdare Mahkemeler bakar.

Maddi Tazminat Davasında İstenebilecek Zararlar

Maddi zarar, zarar verici eyleme maruz kalan şahsın malvarlığında zarar verici eylem sonucu meydana gelen durum ile bu eylemden önce mevcut olan durum arasındaki farktır. Maddi zararın varlığı için zarar veren eylemden önceki duruma nazaran eylemden sonraki malvarlığında bir eksilmenin meydana gelmesi gerekir. Ayrıca malvarlığındaki bu eksilmeden haksız eyleme bağlanabilmesi ve gerçek olması da zorunludur. Maddi zarar iki türlüdür;

  • Fiili zarar; zarar verici fiil nedeniyle malvarlığındaki aktif azalmadır.
  • Yoksun kalınan kar; malvarlığında zarar verici fiilden önceki hal ile sonraki hali arasında bir değişiklik olmamakla birlikte bu fiil olmasaydı malvarlığında meydana gelebilecek çoğalmayı ifade eder.

Nihayetinde, meydana gelen haksız fiil sonucunda kişinin uğradığı ekonomik kayıpların veya mahrum kalınan kardan dolayı uğranılan maddi zararın tazmini için maddi tazminat davası açma ihtiyacı doğmaktadır. Kişinin maddi zarara uğradığı konu farklı türlerde olabilir. Örneğin eşyaya ilişkin, bedensel zarara ilişkin ve benzeri konularda maddi zarar meydana gelebilir.

  • Eşyaya ilişkin maddi zararın belirlenmesinde faiz ile karşılanamayan aşkın yahut munzam zarar söz konusu olabilir. Aşkın zarar, tazmin edildiği halde faiz ile karşılanamayacak olan zarardır. TBK m. 122 uyarınca, alacaklının zararı geçmiş günler faizinden fazla ise, borçlu kendi kusuru olmadığını ispat etmedikçe bu zarardan da sorumludur. Yargıtay, haksız fiilden kaynaklanan olaylarda da munzam zarar isteklerinin kabulüne karar vermektedir.
  • Haksız fiil nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar görmesi halinde ise, sağlığın bozulması veya yaralanma biçiminde ortaya çıkmaktadır. Bu duruma ilişkin olarak zararın kalemlerden meydana geldiği hususu TBK 54. maddesinde “bedensel zarar özellikle şunlardır” denilerek açıklanmıştır. Anılan maddede dört tür bedensel zarardan söz edilmişse de bunlara somut olaya göre başka zararların ilavesi de mümkündür. Kanunda belirtilen bedensel zararlar şunlardır:
  • Tedavi giderleri,
  • Kazanç kaybı,
  • Çalışma gücünün azalması veya yitirilmesinden doğan kayıplar (Geçici iş göremezlik nedeniyle oluşan kayıplar; kişinin olay nedeniyle kalıcı bir sakatlığı olmadığı halde geçici bir şekilde, iyileşinceye kadar “çalışamadığı süre” nedeniyle uğradığı maddi zarardır. Sürekli iş göremezlik nedeniyle oluşan kayıplar; kalıcı sakatlık nedeniyle çalışma gücü ve kazanç kayıplarıdır. Kalıcı sakatlık veya sürekli iş göremezlik, kişinin beden gücünde bir azalmayı ifade eder. Kişinin maluliyet oranı doktor raporuyla belirlenir ve maddi tazminat tespit edilen oran üzerinden hesaplanır.)
  • Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar.

TBK 54. maddesindeki bu hüküm cismani zarar ile ilgili özel düzenleme olduğundan sadece haksız fiillerde değil; sözleşme dışı sorumlulukta da uygulanır. Vücut bütünlüğünün ihlali kavramına, beden veya ruh bütünlüğünün maddi ya da manevi bir zarar meydana gelecek şekilde bozulması girer.

Haksız fiil nedeniyle ölüm meydana gelmiş ise, ölen kişinin destek olduğu kişiler ölenin desteğinden yoksun kalacaklardır. Bu kişilerin uğradıkları zarara “destek zararı” da denilmektedir. Destekten yoksun kalanlar bu zararlarını “destekten yoksun kalma tazminatı” olarak talep edebilirler. Aslında haksız fiil nedeniyle doğrudan zarar gören kişi ölendir; ancak destekten yoksun kalanlar haksız fiilin dolaylı olarak yol açtığı zararları talep etmektedirler. Dolayısıyla yansıma yoluyla da olsa bu zarar ölenin zarar olmayıp destekten yoksun kalanların zararıdır. Zarara uğrayanlar, ölüm anında fiilen destek alanlar veya gelecekte destek alması muhtemel kişilerdir.

Ölüme bağlı olarak oluşan zararlar TBK 53. maddesinde şöyle açıklanmıştır:

  • Cenaze giderleri,
  • Ölümden önceki tedavi giderleri,
  • Ölümden önce geçen sürede çalışma gücünün azalması veya kaybından doğan zararlar
  • Ölenin desteğinden yoksun kalanların bu sebeple uğradıkları kayıplar.

Ölüm halinde uğranılan zararlar bunlarla sınırlı değildir; hal ve durumun gerektirdiği ve illiyet bağı bulunan diğer zararlar da bu kapsamda değerlendirilmelidir. TBK 55. maddesinde bedensel zararlar ile destekten yoksun kalma zararlarının belirlenmesinde hakkaniyet indirimi ve artırımı yasağı getirilmiştir. Ayrıca aynı maddede kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemelerin bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemeyeceği, zarar veya tazminattan indirilemeyeceği hükme bağlanmıştır.

Maddi Tazminat Davası Nedenleri

Maddi tazminat davaları, genellikle haksız fiil veya sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanmakla birlikte, maddi zararı doğuran birbirinden farklı pek çok neden olabilir. Karşımıza uygulamada en çok çıkan tazminat davaları genel itibariyle şunlardır:

  • İş kazasından kaynaklanan maddi tazminat davası,
  • Trafik kazası nedeniyle maddi tazminat davası,
  • Sözleşme ihlali nedeniyle maddi tazminat davası,
  • Suç işlenmesi nedeniyle maddi tazminat davası,
  • Malpraktis (hatalı doktor uygulaması) nedeniyle tazminat davası,
  • Boşanma davası ile ya da boşanma davasından sonra boşanmaya bağlı olarak açılan maddi tazminat davası,
  • Telif haklarının ihlali nedeniyle maddi tazminat davası
maddi tazminat davasi sartlari
maddi tazminat davasi sartlari
  • İş Kazası Nedeniyle Maddi Tazminat Davası

İş kazası, işyerinde veya işin yürütülmesi sırasında meydana gelen, işçinin ruhsal ve bedensel olarak zarar gördüğü olay olup, iş kazası nedeniyle maddi zarara uğrayan işçi ya da yakınları tarafından uğradıkları zararın giderilmesi için  “iş kazası tazminat davası” açılabilir. İş kazasından kaynaklanan tazminat davalarında tazminat miktarı, hesap bilirkişisi raporunun düzenlendiği tarihte, ölen veya yaralanan işçinin bakiye ömrü esas alınarak aktif ve pasif dönemde elde edeceği kazançlar toplamından oluşmaktadır. İşçinin bakiye ömrü, PMF tablosu gibi bazı özel tablolar kullanılarak tespit edilmektedir.

  • Trafik Kazası Nedeniyle Maddi Tazminat Davası

Trafik kazası, karayolunda bir taşıtın diğer taşıtlara, taşıtlar içindeki kişilere, yayalara veya herhangi bir nesneye çarpmasıyla oluşur ve trafik kazası sonucunda hem malvarlığı hem de vücut bütünlüğü zarar görebilir. Trafik kazası nedeniyle zarara uğrayanlar veya yakınları, uğradıkları zararın giderilmesi amacıyla maddi tazminat davası açabilirler. Trafik kazası nedeniyle maddi tazminat davası, uygulamada en sık karşılaşılan tazminat davası türlerindendir. Trafik kazası nedeniyle mağdur yaralanmışsa; mağdurun bu nedenle uğradığı bedensel zarar (maluliyeti) tespit edilmelidir. Tazminatın hesaplanmasına esas alınacak maluliyet oranı ancak usulüne uygun bir bakım ve tedavi uygulanan kazazede hakkında tanzim edilen doktor raporuyla netliğe kavuşur.

  • Malpraktis Nedeniyle Maddi Tazminat Davası

Teşhis veya tedavi aşamalarında yapılan herhangi bir doktor hatası hastaların tüm yaşamını etkileyebilir ve hasta, ruhsal ve/veya bedensel bir zarara uğrayabilir. Doktor hatası nedeniyle ruhsal veya bedensel bir zarara uğrayan herkes maddi tazminat davası açabilir. Tıbbi malpraktis; doktorun belli bir tedavi uygularken bilgisizlik, tecrübesizlik veya ilgisizlik nedeniyle hastanın bedenine hatalı bir uygulama yapması veya görevi ihmal etmesi neticesinde bir zararın doğması halidir. Ancak önemle vurgulamak gerekir ki, doktorun tazminat sorumluluğu yalnızca hastasına uyguladığı hatalı tedavi nedeniyle doğar. Bunun haricinde usulüne uygun tedavi uygulanmasına rağmen gelişen komplikasyonlardan doktorun sorumlu tutulması mümkün değildir.

  • Sözleşme İhlali Nedeniyle Maddi Tazminat Davası

Tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulan sözleşmeler, TBK’da düzenlenen satım sözleşmesi, kira sözleşmesi, gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi gibi tipik sözleşmeler olabileceği gibi, tarafların karşılıklı iradeleriyle herhangi bir konuda düzenledikleri ve TBK’da özel olarak düzenlenmemiş atipik sözleşmeler şeklinde de olabilir. Sözleşmenin eksik ifası, ifa edilmemesi veya haksız feshedilmesi gibi sözleşmeye aykırılık hallerinde zarar gören taraf, zararın giderilmesi için zarar veren tarafa karşı maddi tazminat davası açabilir.

  • Suç İşlenmesi Nedeniyle Maddi Tazminat Davası

Suç, Türk Ceza Kanununda veya ceza hükmü içeren özel kanunlarda düzenlenen hukuka aykırı ve cezai yaptırıma bağlanmış eylemler olup, bu eylemler sonucunda suçun mağduru olan kişi, hem maddi hem de manevi yönden zarara uğramaktadır. Ortaya çıkan zararın giderilmesi için de maddi tazminat davası açılmaktadır. Son dönemlerde internet üzerinden işlenen hakaret suçu, tehdit suçu, şantaj suçu, bilişim suçu vb. gibi suçlar sıklıkla tazminat davasına konu olmaktadır.

  • Boşanma Sebebiyle Maddi Tazminat Davası

Boşanma davası ile birlikte ya da boşanma davasından sonra boşanmaya bağlı olarak açılan maddi tazminat davası, boşanma sebepleri konusunda kusursuz veya daha az kusurlu olan eşin kusurlu olan diğer eşten talep ettiği tazminatı konu alan bir tazminat davasıdır. Boşanma sebepleri konusunda her iki taraf eşit kusurlu ise, tarafların birbirinden tazminat talep etme hakları yoktur.

  • Telif Hakları Nedeniyle Maddi Tazminat Davası

Telif hakkı, bir kişi ya da kişilerin her türlü fikri emeği ile meydana getirdiği bilgi, düşünce, sanat eseri ve ürününün kullanılması ve kopyalanması ile ilgili hukuken sağlanan haklar olup, son yıllarda teknoloji ve iletişimin gelişmesi nedeniyle en çok ihlal edilen haklar arasında yer almaktadır. Telif hakları ihlal edilen hak sahibi, hem müdahalenin önlenmesi için dava açabilir hem de maddi ve manevi zararını tazmin etmek için tazminat davası açma yoluna gidebilir. Eser sahibinin izni olmadan eserin halka arzedilmesi ve yayımlanması, başkasına ait eseri kendi eseriymiş gibi yayımlama, henüz alenileşmemiş bir eserin muhtevası hakkında kamuoyuna açıklamada bulunma gibi durumlar telif haklarının ihlaline örnek olarak gösterilebilir.

Maddi Tazminat Davası Davacı

Maddi zararı doğuran fiil veya işleme muhatap olan kişi, tazminatın nedeni her ne olursa olsun (trafik veya iş kazası, doktor hatası, boşanmaya bağlı maddi zarar) maddi tazminat davası açabilir. Tazminatın nedeni, hukuka aykırı işlenen bir fiil nedeniyle bir kişinin ölümü ise, ölenin destekte bulunduğu yakınları da destekten yoksun kaldıkları için maddi tazminat davası açabilirler.

Ölüm nedeniyle açılan maddi tazminat davalarında hükmedilen tazminat, “destekten yoksun kalma tazminatı” olarak tanımlanmaktadır ve ölen kişinin eşi, çocukları, anne-babası veya ölenin kendisine destekte bulunduğunu ispat edebilen herkes maddi tazminat davası açabilir. Yaralanma halinde ise, yaralananın yakınlarının maddi tazminat isteme hakkı yoktur; ancak, yaralanma ağır bir bedensel zarar meydana getirmişse, özellikle uzuv kaybı meydana gelmişse yaralananın yakınları maddi tazminat talep edebilir (TBK m. 56/2).

Maddi Tazminat Davası Davalı

Maddi zarara neden olan eylem veya işlemi gerçekleştiren gerçek veya tüzel kişiler her kim ise, zarara kim sebebiyet vermişse maddi tazminat davası ona karşı açılacaktır. Haksız fiillerde, haksız fiil kimin tarafından işlenmişse, tazminat davası da o kişiye karşı açılır; ancak, bazen haksız fiili işleyen kişi ile tazminat sorumluluğu olan bazı kimseler de bulunabilir. Örneğin, haksız fiili işleyen kişi ile iş ilişkisi olan işveren, iş nedeniyle üçüncü kişiye verilen zarardan sorumludur yahut trafik kazası ile üçüncü kişiye zarar veren aracın şoförü ile aracın sahibi de sorumludur. Borçlar Hukukunda bu durum “tehlike sorumluluğu” olarak ifade edilmektedir.

Trafik kazası nedeniyle maddi tazminat davası, aracın sürücüsü, işleteni, sahibi ile aracı sigortalayan sigorta şirketine karşı birlikte veya ayrı ayrı açılabilir. Zira Karayolları Trafik Kanunu m. 85/1 uyarınca, motorlu aracın işletilmesi sırasında bir kimsenin ölmesi, yaralanması veya eşyanın zarara uğramasına neden olursa tazminat hukuku gereği ilgililerin tazminat sorumluluğu vardır.

Doktor hatası nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası ise, hatayı yapan doktora veyahut doktorun çalıştığı hastaneye veya sağlık kuruluşuna (Doktor Sağlık Bakanlığı bünyesinde çalışıyorsa bakanlığa karşı, bir üniversite veya vakıf hastanesinde çalışıyorsa ilgili vakfa veya üniversiteye) karşı açılabilir.

maddi tazminat davasi ne zaman istenir
maddi tazminat davasi ne zaman istenir

Maddi Tazminat Davası Zamanaşımı

Maddi tazminat davasında zamanaşımı süresi, tazminat nedenine bağlı olarak değişmektedir. Tazminat davasının hangi hukuki nedene dayalı olarak açıldığı tazminat davası zamanaşımı süresini de belirlemektedir. Maddi tazminat davası açısından zamanaşımına ilişkin olarak ifade edilebilecek temel hususlar şunlardır:

  • Tazminat hukuku davalarının büyük bir kısmı haksız fiilden kaynaklanmaktadır ve haksız fiilden doğan tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yılın ve herhalde fiilin işlendiği tarihten başlayarak 10 yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. (TBK m. 72/1)
  • Tazminat istemi, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, ceza kanununda o suç için öngörülen dava zamanaşımı süresi, tazminat davası açısından da zamanaşımı süresi olarak uygulanır (TBK m. 72/1). Ayrıca, ceza kanunundaki temel dava zamanaşımı süresi geçse bile, ceza davası devam ediyorsa, ceza davası devam ettiği müddetçe de tazminat davası açılabilir.
  • Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. (TMK m. 178) Maddi tazminat davası boşanma davası ile talep edilebileceği gibi boşanma davasının kesinleşmesinden sonraki 1 yıl içinde ayrı bir dava olarak da açılabilir.
  • Sözleşmenin ihlali nedeniyle açılacak tazminat davalarında genel zamanaşımı süresi olan 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanır. (TBK m. 146)
  • Trafik kazası, esasında taksirle işlenen bir haksız fiil olduğundan haksız fiiller için geçerli olan genel zamanaşımı süresi trafik kazaları için de geçerlidir; ancak, Karayolları Trafik Kanunu trafik kazası nedeniyle tazminat davasına ilişkin zamanaşımı süresini ayrıca düzenlemiştir. Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar. Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar (trafik kazası sonucunda ölüm ya da yaralanma olması gibi) ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir. (Karayolları Trafik Kanunu m. 109)

Maddi Tazminat Davası Yetkili ve Görevli Mahkeme

Maddi tazminat davasında davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi genel yetkili mahkemedir (HMK m. 6). Davalı birden fazla ise dava, bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Ancak, dava sebebine göre kanunda, davalıların tamamı hakkında ortak yetkiyi taşıyan bir mahkeme belirtilmişse, davaya o yer mahkemesinde bakılır. (HMK m.7)

  • Sözleşmenin ihlali nedeniyle açılacak tazminat davaları ise genel yetkili mahkemede yahut sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde açılabilir. (HMK m. 10)
  • Haksız fiilden doğan (trafik kazası, iş kazası, doktor hatası vs.) maddi ve manevi tazminat davaları, genel yetkili mahkemelerde açılabileceği gibi haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. (HMK m. 16)

Ticari nitelikte olmayan tüm tazminat davalarında görevli mahkeme, talep edilen tazminat miktarına bakılmaksızın Asliye Hukuk Mahkemeleri iken, ticari bir iş veya işlemden kaynaklanan maddi tazminat davaları açısından görevli mahkeme, Asliye Ticaret Mahkemesidir. İdarenin işlem ve eylemleri nedeniyle zarara uğrayanların açtığı tazminat davası ise “tam yargı davası” olarak adlandırılmaktadır ve tam yargı davalarında görevli mahkeme, idari yargı yerleri olan Vergi Mahkemeleri veya İdare Mahkemeleridir.

Maddi Tazminat Miktarı Hesaplama

Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altında olup, uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hakim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler (TBK m. 50). Hakim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler. (TBK m. 51)

Tazminat isteyen davacı hem zararın varlığını hem de kapsam ve miktarını ispat etmelidir; fakat destekten yoksun kalma tazminatında, genel yaşam deneyimlerine dayanılması durumunda ispat yükü davalıya geçmektedir. Zararın somut ve belirlenebilir nitelikte olması durumunda davacının işi kolaydır. Zararın gerçek miktarının tespit edilemediği durumunda ise davacının ispat yükü hafifletme; zararın saptanması hakime yüklenmektedir. Bu halde hakim olayların normal akışını, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, aldığı tedbirleri göz önünde tutarak zarar miktarını hakkaniyete göre takdir eder.

Hakimin bu konudaki takdir yetkisi hem zararın varlığı hem de miktarı konusundadır; fakat hakimin takdir yetkisini kullanabilmesi için zarar görenin zararın varlık ve miktarı hakkında kanaat verecek olgu ve olaylarla ilgili bilgi ya da belgeleri mahkemeye sunmuş olması gerekir. Hakim zarar belirlenmesi konusundaki takdir yetkisini kullanırken imkan ölçüsünde zararla ilgili tüm delilleri değerlendirilecek, zararı gören tanıklardan ek bilgi almaya çalışacak, bu konuda tutanak tutulmuş ise tutanağı düzenleyenleri çağırıp bilgilerine başvuracaktır.

Kanun zararın ispatına ilişkin zorlukların davanın reddi nedeni olamayacağını kabul etmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 50/1. maddesi uyarınca uğranılan zarar miktarı tam olarak tespit edilemiyorsa, hakim olayların olağan akışına ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.

Zararın hesaplanmasında hangi tarihin esas alınacağı konusu, miktarı belirlemede çok önemlidir. Türk hukuk uygulamasında kural olarak, zarar verici olayın gerçekleştiği gün göz önünde tutulmaktadır. Zararın gerçekleştiği tarih ile hüküm tarih arasında ortaya çıkan zarar ise, faiz ile karşılanmaktadır. Zararın hesaplanmasında harcamaların yapıldığı yerde geçerli ücretler esas alınır; fakat istenilen zararın hayatın olağan akışına çok aykırı olmaması, objektif iyiniyet kurallarına açıkça aykırı olmaması da gözetilmelidir. Örnek vermek gerekirse (örneğimizde tazminat hesaplama yönteminin anlaşılması için temel esaslar belirlenmiştir);

  • Trafik kazası, iş kazası veya doktor hatası neticesinde maluliyete uğrayan (yaralanan) kişinin maluliyet oranının %80 olduğunu kabul edelim. Maluliyete uğrayanın olaydaki kusur oranının %10, yaşının 40, maaşının 4.000 TL olduğunu varsayalım. Genel hatları ile bir hesaplama yapmak gerekirse, tazminat miktarı şu esaslara göre belirlenecektir:

Maluliyete uğrayan kişinin 72 yaşına kadar işgücü olduğu kabul edilir. Malul kişinin 65 yaşına kadar aktif çalışma süresi, 65 yaş ile 72 yaş arasında da pasif çalışma süresi hesaplanır. Somut örneğimizde maluliyete uğrayan kişi 25 yıl aktif, 7 yıl pasif çalışma yapacaktır.

Maluliyete uğrayan kişinin işgücü kaybı her ay için ayrı ayrı hesaplanmalıdır. Bu durumda 4.000 TL maaş alan mağdurun maaşından kusur oranı olan %10 düşülmeli, bulunan miktar %80 maluliyet oranı ile çarpılmalıdır. Somut örneğimizde; 4.000 TL maaş – % 10 mağdurun kusur oranına tekabül eden miktar = 3.600 TL x 80/100 = 2880 TL aylık işgücü ve gelir kaybı olarak hesaplanır. Yıllık işgücü/gelir kaybı 34.560 TL olacaktır.

Bulunan yıllık işgücü/gelir kaybı aktif ve pasif çalışma süresi olan 32 yıl ile çarpılır. Somut örneğimizde; yıllık işgücü kaybı 34.560 x 32 yıl = 1.105.920 TL maddi tazminat olarak ortaya çıkacaktır.

İskontolama yöntemi nedeniyle tazminattan belli oranda bir (yaklaşık %30) indirim yapılması gerekir. Hemen belirtelim ki, tazminata neden olan olay ile ilgili maluliyete uğrayan kişiye gelir bağlanmışsa, bağlanan gelirin peşin sermaye değeri hesaplanan tazminat miktarından düşülür.Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hakim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hakim, tazminatı indirebilir. (TBK m. 52)

Maddi Tazminat Davası Faiz

Haksız fiilden doğan tazminat alacaklarında faiz başlangıcı, kural olarak olay tarihidir; fakat özel hallerde zararın daha sonra gerçekleşmesi durumunda faizin sonradan başladığı kabul edilebilir. Ölüm haksız fiilden sonra gerçekleşmiş ise, destek zararı ölüm tarihi olacağından faiz de bu tarihten başlar. Ek davadaki maddi tazminat tutarı için de olay tarihinden itibaren faiz yürütülmelidir. Haksız fiillerde kural olarak kanuni faiz uygulanır. Bu nedenle 3095 sayılı Faiz Kanununun 1. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen oran haksız fiil faizi olarak kabul edilir. Ticari işlerle ilgili haksız fiillerde faiz 3095 sayılı Kanunun 2. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen ticari temerrüt faizidir.

Faiz isteğinin dava dilekçesinde belirtilmesi zorunludur; dava dilekçesinde faiz istenilmez ise, faize hükmedilemez. Dava dilekçesinde faizin başlangıç tarihinin de belirtilmesi gereklidir; yani faizin olay tarihinden ya da haksız fiil tarihinden itibaren istendiği açıkça belirtilmelidir. Yargıtaya göre dava dilekçesinde faiz istendiği halde başlangıç tarihi belirtilmemiş ise, faize dava tarihi itibariyle hükmedilir. Dilekçede olaydan sonraki bir tarih belirtilmiş ise o tarih esas alınır. Diğer taraftan faiz türünün de dilekçede belirtilmesi gereklidir; türünün açıkça belirtilmediği durumlarda kanuni faize hükmedilir. Ticari işlerde ticari faiz hükmedilebilmesi isteniyorsa, bunun açıkça dilekçede belirtilmesi gereklidir.

Maddi Tazminat Davası Islah

Davanın ıslahı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 176 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Islah dava taraflarının usule ilişkin olarak yaptığı işlemlerin, mevzuatta belirtilen süre içerisinde ve usulüne uygun olarak tamamen veya kısmen düzeltilmesine imkân sağlayan hukuki bir yoldur. Kısaca tarafların yargılamadaki usul işlemlerini tamamen veya kısmen düzeltmesini ıslah olarak tanımlayabiliriz. Islahın amacı yargılama aşamasında süre ve şekil gibi usuli eksikliklerden kaynaklı olarak ortaya çıkabilecek maddi hak kayıplarının önlenmesidir. Taraflar yalnızca kendi yaptıkları usul işlemlerini ıslah edebilir. Bunun yanı sıra aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir.

Taraf usul işlemlerinin tamamen veya kısmen ıslah edilmesi mümkündür. Islah ile taraflar dava sebebini değiştirebilir, dava konusunun değerini artırılabilir, dava konusunu ve cevap dilekçesini değiştirilebilir. Ayrıca dava dosyasına delillerini sunmuş olan taraf ıslah ile yeni kanıtlar gösterebilir ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 240/2 maddesi gereğince ıslah ile 2. tanık listesi verilmesi ve tanık listesinde yer almayan bir kimsenin tanık olarak dinletilmesi mümkün değildir.Maddi tazminat davasında, kişi zararının karşılığını talep ettiği meblağ üzerinden değil; fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak daha küçük bir miktar belirleyerek dava açabilir. Yargılama aşamasında kişinin maddi zararı hesaplandığında, davacı ıslahta bulunarak maddi zararını yükselterek talepte bulunabilir.

Maddi Tazminat Davası Yargıtay Kararları

Yargıtay HGK – 2015/1495 Karar

  • Maddi Tazminat Davası

Olayın meydana geliş şekli itibariyle ölen sürücünün eylemi bir bütün olarak ele alındığında, murisin işleteni olmadığı aracı kullanırken tek taraflı ve kendisinin tam kusuru ile meydana gelen eylem aracın frenlerinin arızalı olması nedeniyle 179/2 maddesinde tanımlanan trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu oluşturmaktadır. Buna göre davacının desteğinin tam kusuru ile neden olduğu ve kendisinin ölümü ile sonuçlanan trafik kazasının aynı zamanda 5237 sayılı TCK’nun 179/2. maddesinde düzenlenen ve trafik güvenliğini tehlikeye sokma olarak tanımlanan cezayı gerektiren eylem niteliğinde bulunması; bu eylemle ilgili ceza davasının 66/1-e maddesi uyarınca sekiz yıllık zamanaşımı süresine tabi olması; 2918 sayılı KTK’nun 109/2 maddesi uyarınca bu sürenin görülmekte olan maddi tazminat davası için de geçerli olması; davanın olay tarihi üzerinden sekiz yıl geçmeden açılmış olması karşısında, somut olayda zamanaşımının gerçekleşmediği açıktır.


Yargıtay 11.Hukuk Dairesi – 2017/4093 Karar

  • Maddi Tazminat Davası

Tazminat davası, davacıların murisi tarafından işletilmekte olan lokantaya alınan … markalı tüpün patlaması sonucu uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. Davacıların murisi ile davalı …nin bayiisi arasında tüp satım akdi yapılmış olup, dava açılırken de davalının imalatçı sıfatı değil, bayiileri aracılığı ile satıcı sıfatı ön plana çıkarılmıştır. Bu durumda, taraflar arasındaki zamanaşımı süresinin haksız fiile ilişkin zamanaşımı hükümleri gereğince 1 yıl olarak değil, satım akdinde geçerli olan 10 yıl olarak kabulü gerekir.


Yargıtay 13. Hukuk Dairesi – 2016/6289 Karar

  • Maddi Tazminat Davası

Dava, davalı doktor ve hastanenin özen yükümlülüğüne aykırı davranmaları neticesinde; davacıların bebeğinin sağ ayağında kemik kırığı meydana gelmesi, bebeğin doğumdan itibaren inlemesine rağmen durumun davalılar tarafından fark edilmemesi, akabinde Özel T… Hastanesi’ne sevk edilen bebeğin kontrollerinin burada yapılarak bebekte kemik kırığının tespit edilmesi iddiası nedeniyle istenilen manevi tazminata ilişkindir. Doğumdan sonra bebeğin inlemesine ve bunun uzun saatler boyunca devam etmesine rağmen, çocuk hekiminin tek oluşu gerekçe gösterilerek sadece telefonla çocuk doktorundan sözlü bilgi alınmak suretiyle bebeğin tedavi altına alınmaya çalışılması, yeni doğan bir bebeğin çocuk doktoru yerine acil hekimi tarafından değerlendirilmesi, tüm bu olaylar esnasında ise bebeğin inlemeye devam etmesi bir bütün olarak değerlendirilerek, Mahkemece; üniversiteden, itirazları karşılayan, aralarında yenidoğan konusunda uzman, akademik kariyere sahip 3 kişilik bilirkişi kurulundan, davalıların açıklanan hukuki konum ve sorumlulukları, davalıların bebek ile ilgili gereken tüm kontrolleri yapıp yapmadığı, yapıldıysa bu işlemlerin tıp bilimi açısından yeterliliği tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda davalıların sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hata bulunup bulunmadığını gösteren, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekmektedir.


Yargıtay 4. Hukuk Dairesi – 2016/11849 Karar

  • Maddi Tazminat Davası

Dava, doktor hatası (malpraktis) nedeniyle açılan tazminat davası niteliğindedir. Davacı, oğlunun trafik kazası geçirmesi sonucu tedaviye alındığını, davalının Hastanede beyin cerrahi uzmanı olduğunu, görevi olmasına rağmen gerekli tıbbi müdahaleyi yapmadığını bu sebeple sakat kalmasına katkıda bulunduğunu belirterek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Mahkemece, kamu görevlilerinin görevlerini ifa ederken kasıtlı veya taksirli fiillerle kişilere verdikleri zararlar nedeni ile kendilerine rücu edilmek üzere açılan davaların idari yargı yerinde açılması gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İdari yargı yerlerinde açılacak davalarda husumetin kimlere yöneltileceğine dair 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesi gereğince, idari yargı yerlerinde ancak ilgili idari kuruluş dava edilebilir. Bu yasal düzenlemeye göre, gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri aleyhine idare mahkemelerinde dava açılamaz. Davacı, gerçek kişi olan doktorun eylemi sebebiyle zarara uğradığını ileri sürüp istekte bulunduğuna göre, davanın görüm ve çözüm yeri adli yargıdır. Açıklanan sebeplerle kararın bozulması gerekmiştir.


Yargıtay 21. Hukuk Dairesi – 2016/9335 Karar

  • Maddi Tazminat Davası

Davacılar yakınıın 11.02.2009 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etmesi olayının 5510 Sayılı Kanun’un 13. maddesi kapsamında iş kazası olduğu hususu açıktır. Dosyada tartışma konusu olan öncelikli husus yargılama konusu iş kazasında davalıların kusurunun bulunup bulunmadığıdır. Bilindiği üzere iş kazalarından kaynaklanan tazminat davalarında kural olan işverenlerin kusurlu eylemlerinden sorumu tutulmalarıdır. Bu sebeple bu tür davalarda yargılama konusu edilen zararlandırıcı olayın İş Kanunu’nun 77. maddesinin öngördüğü koşulların göz önünde tutularak ve özellikle işverenin niteliğine göre, iş yerinde uygulanması gereken İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü’nün ilgili maddelerini incelemek suretiyle, işverenin iş yerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelenmek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranı hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde belirlenmelidir. Kuşkusuz ki tarafların kusur durumunu inceleyen bilirkişi heyetinin konusunda ehil iş güvenliği uzmanlarından oluşması gerektiği gibi yine heyeti oluşturanların uzmanlık konularının da olaya uygun meslek gurubundan seçilmesi gerekir. Somut olaya geldiğimizde Mahkeme “makine mühendisi” iş güvenliği uzmanı olan bilirkişinin 28.01.2015 havale tarihli raporunu gözeterek eldeki davayı neticelendirmiştir. Oysaki yargılama konusu iş kazası oluş şekli bakımından kusur irdelemesinin içerisinde en az bir kardiyolog hekimin bulunduğu bilirkişi heyetine yaptırılması gerektiği açıktır. Zira yukarıda belirtildiği üzere davacılar murisinin maruz kaldığı zararlandırıcı olay “kalp krizi” olup makine mühendisi bilirkişi tarafından düzenlenen raporun tek başına hükme esas alınamayacağı bellidir. Yapılacak iş; içerisinde en az bir kardiyolog hekim bilirkişi de olacak şekilde işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman 3 kişilik bilirkişi heyetine dosyayı tevdi ederek olayı yeniden inceletmek, tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonuca göre karar vermekten ibarettir.


Yargıtay 4. Hukuk Dairesi – 2016/6222 Karar

  • Maddi Tazminat Davası

Dava maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkin tazminat davası niteliğindedir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, 2007 yılında bir araç satın alıp yeni bir plaka ile adına tescil ettirdiğini ancak aracı satmak istediği sırada aracın üzerinde 19 tane haciz olduğunu öğrendiğini, yaptığı araştırma sonucu bu durumun … sisteminde aracın eski plaka ile önceki sahibine ait görünmesinden kaynaklandığını öğrendiğini, davalı tarafından veri girişinin yapılmaması sebebiyle aracı satamadığı gibi hacizleri kaldırmak için de kendisinin uğraştığını belirterek maddi ve manevi tazminat istemlerinde bulunmuştur. Davalı, idari yargının görevli olduğunu, haciz yazılarının gereğinin yapıldığını ve bu sebeple kendilerine husumet yöneltilemeyeceğini belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, trafik tescil bürosu görevlilerinin kayıtları incelerken gerekli dikkat ve özeni göstermemeleri sonucu davacının maddi olarak zarar gördüğü gerekçesiyle benimsenen bilirkişi raporu uyarınca maddi tazminat istemi kısmen kabul edilmiştir.

Davaya konu olayda, davalı idarenin sistemine veri girişi yapmaması sebebiyle zarar görüldüğü ileri sürülmüştür. Bu olgu, kamu hizmeti ile ilgili ve hizmet kusuruna ilişkindir. İdare’nin, hizmet kusuru niteliğindeki eylemi sonucu meydana gelen zararlardan dolayı; İdari Yargılama Usulü Yasası’nın gereğince İdare’ye karşı idari yargı yerinde tam yargı davası açılması gerekir. Görev sorunu, açıkça veya hiç ileri sürülmese de kendiliğinden ( re’sen ) dikkate alınır. Mahkemece, açıklanan olgular gözetilerek yargı yolu bakımından mahkemenin görevsizliği sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasının çözümlenmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.


Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 29.01.2018 tarih 2015/6321E. 2018/328K. Sayılı kararı

  • Maddi Tazminat Davası

Davacı vekili; ATGV’ye ait olup Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İşyurtları Kurumuna kiralanan aracın dava dışı infaz koruma memuru Nuri Dal’ın idaresinde iken aracın geri geri gitmesi sırasında davacıya çarparak yaralanmasına sebebiyet verdiğini, davacının maluliyetinin saptanarak fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak kaydıyla 1.639,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminatın 02.07.2009 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili; davanın idari yargıda açılması gerekmekte olup zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, husumetin davalıya yöneltilemeyeceğini, olayda davacının da kusurlu bulunduğunu, maddi tazminat taleplerinin müphem olup açıklanması gerektiğini ve manevi tazminat isteminin fahiş bulunduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, davacının maddi tazminat davasının kabulü ile 1.639,00 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 02.07.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile 7.500,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 02.07.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş; hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1- 6100 sayılı HMK’nın geçici 3/2.maddesi delaletiyle 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 427.maddesinde öngörülen kesinlik sınırı 01.01.2015 tarihinden itibaren 2.080 TL’na çıkartılmıştır.

Temyize konu karar anılan yasanın yürürlüğünden sonra verilmiş olup mahkemece maddi tazminat yönünden dava kabul edilmiş olup davacı için 1.639,00 TL tazminata karar verilmiştir. Bu nedenle karar hükmedilen maddi tazminat yönünden kesin niteliktedir. Kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 01.06.1990 gün, 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtayca da temyiz isteminin reddine karar verilebileceğinden, davalı vekilinin temyiz isteminin maddi tazminat yönünden reddine karar vermek gerekmiştir.

2- Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına aracın kiralanmış olmasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.


Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 30.01.2017 tarih 2014/16973E. 2017/703K. Sayılı kararı

  • Maddi Tazminat Davası

Davacı vekili; davacının murisi eşi …’in sevk ve idaresindeki motosiklet ile davalının zorunlu trafik sigortacısı olduğu otomobilin çarpışması neticesinde davacının murisi …’in vefat ettiğini ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla kazaya karışan aracın zorunlu mali mesuliyet sigortacısı davalıdan 1.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili; muris …’in kendi kusuru ile kazaya sebebiyet vermiş olduğunu, davalı şirketin sigortalısının kazanın meydana gelmesinde kusurunun bulunmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, alınan … Raporu doğrultusunda davalının sigortalısı olan dava dışı sürücü …’un ölümle gerçekleşen eylemde kusurunun bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA…


Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin 07.06.2016 tarih 2015/20594E. 2016/9335K. Sayılı kararı

  • Maddi Tazminat Davası

Davacılar yakınının 11.02.2009 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etmesi olayının 5510 Sayılı Kanun’un 13. maddesi kapsamında iş kazası olduğu hususu açıktır. Dosyada tartışma konusu olan öncelikli husus yargılama konusu iş kazasında davalıların kusurunun bulunup bulunmadığıdır. Bilindiği üzere iş kazalarından kaynaklanan tazminat davalarında kural olan işverenlerin kusurlu eylemlerinden sorumu tutulmalarıdır. Bu sebeple bu tür davalarda yargılama konusu edilen zararlandırıcı olayın İş Kanunu’nun 77. maddesinin öngördüğü koşulların göz önünde tutularak ve özellikle işverenin niteliğine göre, iş yerinde uygulanması gereken İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü’nün ilgili maddelerini incelemek suretiyle, işverenin iş yerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelenmek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranı hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde belirlenmelidir. Kuşkusuz ki tarafların kusur durumunu inceleyen bilirkişi heyetinin konusunda ehil iş güvenliği uzmanlarından oluşması gerektiği gibi yine heyeti oluşturanların uzmanlık konularının da olaya uygun meslek gurubundan seçilmesi gerekir. Somut olaya geldiğimizde Mahkeme “makine mühendisi” iş güvenliği uzmanı olan bilirkişinin 28.01.2015 havale tarihli raporunu gözeterek eldeki davayı neticelendirmiştir. Oysaki yargılama konusu iş kazası oluş şekli bakımından kusur irdelemesinin içerisinde en az bir kardiyolog hekimin bulunduğu bilirkişi heyetine yaptırılması gerektiği açıktır. Zira yukarıda belirtildiği üzere davacılar murisinin maruz kaldığı zararlandırıcı olay “kalp krizi” olup makine mühendisi bilirkişi tarafından düzenlenen raporun tek başına hükme esas alınamayacağı bellidir. Yapılacak iş; içerisinde en az bir kardiyolog hekim bilirkişi de olacak şekilde işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman 3 kişilik bilirkişi heyetine dosyayı tevdi ederek olayı yeniden inceletmek, tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonuca göre karar vermekten ibarettir.

Yorum Gönderin

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

X
kadim hukuk ve danışmanlık