Manevi Tazminat Davası

Manevi Tazminat Davası

Manevi tazminat davası, mal varlığına ilişkin olmayan, fakat zarar verici olay dolayısıyla kişinin moral ve duygusal aleminde sarsılmaya, büyük elem ve ızdırap duymasına yol açan ve arzu edilmeyen bir durumdan dolayı zarar görenin açtığı tazminat davası türüdür. Hukuk düzenlerinde, kişinin ruh dünyasında bozulmaya, acı ve elem duymasına neden olan olayın sorumlusunun, zarar görenin bu zararını manevi tazminat ile gidermesi öngörülmüştür. Diğer bir anlatımla hukuka aykırı bir eylem veya işlem nedeniyle kişinin yaşadığı üzüntü, elem ve yıpranmanın yol açtığı manevi zararların giderilmesi amacıyla açılan dava manevi tazminat davası olarak adlandırılır. Kişi manevi zarara uğradığı takdirde tazminat adı altında zararın para karşılığını talep etme hakkı vardır. Manevi tazminat davaları, genellikle haksız fiil veya sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanmakla birlikte, manevi zararı doğuran birbirinden farklı pek çok neden olabilir. Manevi tazminat belirlenirken şu hususlara dikkat edilir;

  • Haksız eylemin ağırlığı.
  • Ülkenin ekonomik koşulları.
  • Tarafların sosyal ve ekonomik durumu.
  • Paranın satın alma gücü.
  • Tarafların kusur oranı.
  • Hükmedilecek tutarın davacıyı zenginleştirmeyecek düzeyde olması.
  • Hükmedilecek tutarın davalıyı fakirleştirmeyecek düzeyde olması.
  • Manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıracak oranda olması.
  • Hükmedilecek manevi tazminata yürütülecek faiz.

Manevi tazminat davası, kişilik hakkı ve buna bağlı kişisel değerlerin korunmasına ilişkin başvurulabilecek en önemli hukuki yollardan birisidir. Özellikle son yıllarda kişilik hak ihlalleri, teknolojinin hızlı bir şekilde gelişmesinden ötürü önceki yıllara nazaran daha da artmış ve buna bağlı olarak kişilik hakkının korunması hususu da gün geçtikçe önem kazanan bir konu haline gelmiştir. Hukukumuzda manevi tazminat talebine ilişkin birden çok hüküm bulunmakla birlikte TBK. m. 58, mevzuatımızda bulunan kişilik hakkı ve buna bağlı kişisel değerlerin ihlali halinde manevi tazminat talebinde bulunabilmek için başvurulabilecek hükümlerden birisidir.

manevi tazminat davasi nedir
manevi tazminat davasi nedir

Manevi Tazminat Davası Nedir?

Manevi tazminat davası, mal varlığına ilişkin olmayan, fakat zarar verici olay dolayısıyla kişinin moral ve duygusal aleminde sarsılmaya, büyük elem ve ızdırap duymasına yol açan ve arzu edilmeyen bir durumdan dolayı zarar görenin açtığı tazminat davası türüdür. Haksız fiiller dolayısıyla ihlale konu olan kişilik hakları; kişinin hayatı ve vücut bütünlüğüne yönelik hakları ile şeref ve haysiyeti gibi diğer kişilik haklarıdır. Medeni Kanunun 23. maddesi uyarınca kişilik haklarından vazgeçilemez ve bu haklar hukuka ve ahlaka aykırı olarak sınırlanamaz. Kişilik hakları herkese karşı ileri sürülebilen mutlak haklardandır, saldırıda bulunan herkese karşı ileri sürülebilir. Kişiye sıkı sıkıya bağlı olup yalnızca o kişiye aittir, başkasına devredilemez. Medeni Kanunun 25/4. maddesi uyarınca manevi tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmedikçe devredilemez; mirasbırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez. 6098 sayılı Borçlar Kanunun;

  • 56. maddesinde bedensel bütünlüğün zedelenmesi veya ölüm halinde,
  • 57. maddesinde haksız rekabet nedeniyle,
  • 58, maddesinde ise kişilik hakkının zedelenmesi nedeniyle manevi tazminata hükmedilebileceği belirtilmiştir.

Kişilik hakları, kişilerin insan ve toplumda bir birey olmaları nedeniyle sahip oldukları tüm kişisel değerleri içermektedir. Kişilik haklarının neler olduğu ve türleri aşağıda açıklanmaktadır. Genel olarak kişilik hakları; maddi kişisel değerler, mesleki ve ticari kişisel değerler ve manevi kişisel değerler olarak tasnif edilmektedir. Manevi zarar, bir şahsın kişilik haklarında iradesi dışında meydana gelen eksilmedir. Bir şahsın kişiliğini oluşturan hukuki değerlerin ihlali dolayısıyla uğradığı objektif eksilme ve kayıtlar manevi zararı meydana getirir. Şahıs varlığı ya da kişilik hakları bir kişinin kişi olarak taşıdığı hukukta korunan kişilik değerlerinin tümünü ifade eder. Hayatı, vücut bütünlüğü, sağlık, hürriyet, şeref, isim, resim, ticari itibar gibi değerler kişilik değerlerini dolayısıyla kişilik haklarını oluştururlar. Bu değerlere saldırı objektif olarak şahıs varlığında bir eksilmeyi, zararı ifade eder. Bu kapsamda manevi tazminat davası açılır.

Borçlar Kanununda haksız fiillerden kaynaklanan manevi tazminata ilişkin olarak 56 ve 58 maddeler bulunmaktadır. Bunlardan 56. madde bedensel bütünlüğün zarara uğraması (cismani zarar) ve ölüme ilişkindir. Başka bir anlatımla, kişinin vücut bütünlüğünün zarar görmesi veya ölümü halinde 56. maddeye dayalı olarak tazminat davası açılabilecektir. Borçlar Kanununun 58. maddesi ise manevi kişilik haklarının ihlaline ilişkindir. Yine, 56. madde kapsamı dışında kalan, kişilik haklarının ihlali nedeniyle talep edilmesi söz konusu olan manevi tazminat davaları da 58. maddeye dayanılarak açılacaktır. Karşımıza uygulamada en çok çıkan tazminat davaları genel itibariyle şunlardır:

  • İş kazasından kaynaklanan manevi tazminat davası,
  • Trafik kazası nedeniyle manevi tazminat davası,
  • Sözleşme ihlali nedeniyle manevi tazminat davası,
  • Suç işlenmesi nedeniyle manevi tazminat davası,
  • Malpraktis (hatalı doktor uygulaması) nedeniyle tazminat davası,
  • Boşanma davası ile ya da boşanma davasından sonra boşanmaya bağlı olarak açılan manevi tazminat davası,
  • Telif haklarının ihlali nedeniyle manevi tazminat davası
  • Yazılı veya görsel basın yahut sosyal medya üzerinden kişilik haklarına saldırı nedeniyle açılan manevi tazminat davası.

Belirtmek gerekir ki, hukukumuzda manevi tazminatı gerektiren başka yasal nedenler de bulunmaktadır; manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu tüzel kişileri ve bilinçsizleri: öte yandan acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar, manevi tazminat verilebilecek olguları sınırlamıştır. Bunlar, kişilik değerlerinin zedelenmesi (Medeni Yasa 24), isme saldırı (Medeni Yasa 26), nişan bozulması (Medeni Yasa 121), evlenmenin feshi (Medeni Yasa 158), bedensel zarar ve ölüme neden olma (Borçlar Yasası 47) durumlarından biri ile kişilik haklarının zedelenmesidir (Borçlar Yasası 49). Bunlardan Medeni Yasa’nın 24. maddesi ile Borçlar Yasası’nın 49. maddesi daha kapsamlıdır. Medeni Yasa’nın 24. maddesinin belli yerlere yollaması nedeniyle böyle bir durumun bulunduğu yerde, onu düzenleyen kurallar (örneğin; Medeni Yasa’nın 26, 174, 287); bunların dışında Borçlar Yasası’nın 49. maddesi uygulanır.

Manevi Tazminat Davası Şartları

TBK 58. madde ile düzenlenen manevi tazminat, manevi yönden zarar gören, elem ve keder içinde olan ve kişilik haklarına zarar gelen kimselerin bu zarara sebebiyet veren kişiden talepte bulunduğu bir tazminat davasıdır. Manevi tazminat talebi maddi bir zarara bağlı olmayıp tamamıyla kişinin belli olaylar sebebiyle yaşadığı psikolojik çöküntü haline dayanmaktadır. Manevi tazminat düzenlemesi esasında kişinin yaşadığı elem ve kederin bir nebze de olsa hafifletilmesi amacını gütmektedir. Genel olarak haksız fiil nedeniyle hukuki sorumluluğun ve tazminatın şartları olan hususlar manevi tazminatın da şartlarını oluşturmaktadır. Ancak burada farklı olarak manevi bir zararın doğması aranmaktadır.

  • Haksız Bir Eylemin Varlığı: Bir adam öldürülmeli ya da vücut veya ruh bütünlüğü ihlal edilmelidir. Vücut bütünlüğünün ihlali derecesinde olma- yan fiziksel etkiler dolayısıyla manevî tazminat istenemez.
  • Manevi Zararın Oluşması: Gerçekleşen eylem dolayısıyla ölenin yakınla n ya da vücut bütünlüğü ihlal edilende veya bu kişinin yakınlarında manevi zarar meydana gelmelidir. Ölüme bağlı davalarda, davacı ile ölen kişi arasında gerçek ve fiili bağlılık ve yakınlığın bulunup bulunmadığı gözetilmelidir. Manevi zarara uğrayan kişilerle ilgili olarak yukarıda (davacı) başlığı altında açıklama yapılmıştır.
  • Zarar İle Eylem Arasında Uygun İlliyet Bağı: Kişi ya da kişilerde oluşan manevi zararla gerçekleşen eylem arasında illiyet bağı bulunmalıdır. İlliyet bağının somut olayda gerçekleştiğine ilişkin deliller dosyada bulunmalıdır.
  • Hukuka Aykırılık: Cismani zarara veya kişilik haklarının ihlaline ilişkin eylemin hukuka aykırı olması gerekir. Hukuka aykırılık öğesinin varlığının kabul edilebilmesi için, eylemin suç teşkil etmesi zorunlu değildir. Eylemin hukuk düzenince haksız olarak nitelendiriliyor olması yeterlidir. Olayda hukuka uygunluk sebepleri varsa hukuka aykırılık öğesi gerçekleşmez.
  • Olaya Özel Hâl ve Şartların Tazminatı Haklı Kılması: Yukarıdaki şartlar gerçekleşmesini rağmen olayın diğer özellikleri nedeniyle tazminata hükmedilmesi hakkaniyete uygun değilse, tazminat verilemez. Olaya özgü hâl ve şartların tazminatı haklı kılması gerekir (TBK m. 51/1; 56/1). Zarar görenin ağır kusuru varsa ve diğer şartlar da manevi tazminat verilmesini haklı kılmıyorsa tazminata hükmedilemez. Özel hâl ve şartların ve kusurun tazminata etkisi konusunda yukarıda (manevi tazminatın belirlenmesine ilişkin esaslar) başlığı altında yapılan açıklamalara bakılmalıdır.

Diğer yandan bu saldırı veya müdahale dolayısıyla mağdurun iç dünyası sarsılır, ruhsal bütünlüğü bozulur, yaşama sevincinde bir eksilme hisseder, huzur ve mutluluk duyguları azalır. Kişilik haklarının ihlali çoğu kez manevi zararı oluşturmakla birlikte kimi kez maddi zarara da yol açabilir. Yargıtay kararlarına göre manevi tazminata konu olabilecek kişilik hakları şu şekildedir:

  • Kişinin yaşamı (Örneğin, babası saldırı, trafik kazası yahut iş kazasına bağlı olarak ölen kişinin manevi tazminat hakkı),
  • Kişinin sağlığı (Örneğin, doktor hatası, karnında iğne unutulan hasta, yanlış tedavi sonrası kel olan kişi, dudak operasyonunda mağdur olmak, estetik ameliyatlardaki sıkıntılar, ameliyat esnasında farklı bir yere operasyon yapmak, sağ ayak yerine solu ameliyat etmek gibi),
  • Kişinin vücut bütünlüğü (Örneğin, iş kazası nedeniyle uzuv kaybı),
  • Kişinin ruh bütünlüğü (Örneğin, aleyhine suç işlenmesi veya internetten bir haber yayınlanması nedeniyle depresyona giren veya ruh sağlığı bozulan kişinin manevi tazminat hakkı),
  • Müdahale edildiğinde kişinin üzüntü veya elem duymasına yol açan diğer fiziki, duygusal ve sosyal kişilik değerleri (Örneğin evlilik birliğinin aldatma sonrası bozulması ve eşlerden birinin manevi dava açması, kişinin fiziksel görünümü ile ilgili saldırıya maruz kalması, etnik köken, dini inanç ve benzeri saldırılar, kişiye şişko, aşırı kilolu, çirkin, vb. üzecek tabirler kullanmak, haksız yere şikayet, sözleşme ihlali, telif hakları gibi).

6098 sayılı Borçlar Kanunu’nda haksız fiil nedeniyle manevi zarar iki nedene dayandırılmıştır. Bu iki nedenden biri gerçekleştiğinde manevi zararın giderilmesi için tazminat ödenmesi gerekmektedir. Bu nedenler; bedensel bütünlüğün zedelenmesi veya ölüm veya kişilik haklarının zedelenmesidir.

TBK m. 56’da bedensel bütünlüğün zedelenmesi halinde olayın özelliklerine göre zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat altında ödenebileceği, ağır bedensel zarar veya ölümde ise zarar gören veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat ödenmesine karar verilebileceği belirtilmiştir. TBK m. 58/1’de ise kişilik hakkının zedelenmesinden zarar görenin, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebileceği ifade edilmiştir. TBK m.58/2’de ayrıca, hakimin, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabileceği veya bu tazminata ekleyebileceği; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebileceği ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebileceği düzenlenmiştir.

Her üzüntü veren olayın manevi tazminat talep etme hakkı kazandırmayacağını; bunun için, kişilik değerlerinin saldırıya uğramış olması gerektiğini önemle belirtmek gerekir. Örneğin, komşuluk halinde bazı zorunluluk ve rahatsızlıkların makul sınırlar içinde kalması halinde komşuların katlanma yükümlülüğü vardır. Evin tamiratının çıkardığı ses makul sınırlar içindeyse manevi tazminat istenemez.

manevi tazminat davasi sartlari
manevi tazminat davasi sartlari

Manevi Tazminat Davası Davacı

Manevi zararı doğuran fiil veya işleme muhatap olan kişi, tazminatın nedeni her ne olursa olsun (trafik veya iş kazası, doktor hatası, boşanmaya bağlı manevi zarar) manevi tazminat davası açabilir. Tazminatın nedeni, hukuka aykırı işlenen bir fiil nedeniyle bir kişinin ölümü ise, ölenin destekte bulunduğu yakınları da destekten yoksun kaldıkları için manevi tazminat davası açabilirler. Manevi tazminat davası açabilecek yakınlar şunlardır;

  • Anne
  • Baba
  • Çocuklar
  • Kardeşler
  • Üvey anne, baba, çocuk (ölen kişi fiili ve gerçek yakınlık ve bağlılık ilişkisinin olması şartıyla)
  • Nişanlı (ölen kişi fiili ve gerçek yakınlık ve bağlılık ilişkisinin olması şartıyla)
  • Büyükanne (ölen kişi fiili ve gerçek yakınlık ve bağlılık ilişkisinin olması şartıyla)
  • Büyükbaba (ölen kişi fiili ve gerçek yakınlık ve bağlılık ilişkisinin olması şartıyla)
  • Amca, dayı, teyze, hala, yeğen (ölen kişi fiili ve gerçek yakınlık ve bağlılık ilişkisinin olması şartıyla)

Ölüm nedeniyle açılan manevi tazminat davalarında hükmedilen tazminat, “destekten yoksun kalma tazminatı” olarak tanımlanmaktadır ve ölen kişinin eşi, çocukları, anne-babası veya ölenin kendisine destekte bulunduğunu ispat edebilen herkes maddi ve manevi tazminat davası açabilir. “Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.” hükmü ölenin herhangi bir desteği olmamasına rağmen ölümünden üzüntü duyan birinci derece yakınlarının manevi tazminat davası açabileceğini ifade etmektedir (TBK m. 56/2). Yaralanma halinde ise, yaralananın yakınlarının maddi tazminat isteme hakkı yoktur; ancak, yaralanma ağır bir bedensel zarar meydana getirmişse, özellikle uzuv kaybı meydana gelmişse yaralananın yakınları manevi tazminat talep edebilir (TBK m. 56/2).

Manevi Tazminat Davası Davalı

Manevi zarara neden olan eylem veya işlemi gerçekleştiren gerçek veya tüzel kişiler her kim ise, başka bir deyişle zarara kim sebebiyet vermiş ise manevi tazminat davası ona karşı açılacaktır. Haksız fiillerde, haksız fiil kimin tarafından işlenmişse, tazminat davası da o kişiye karşı açılır; ancak, bazen haksız fiili işleyen kişi ile tazminat sorumluluğu olan bazı kimseler de bulunabilir. Örneğin, haksız fiili işleyen kişi ile iş ilişkisi olan işveren, iş nedeniyle üçüncü kişiye verilen zarardan sorumludur yahut trafik kazası ile üçüncü kişiye zarar veren aracın şoförü ile aracın sahibi de sorumludur. Borçlar Hukukunda bu durum “tehlike sorumluluğu” olarak ifade edilmektedir.

Trafik kazası nedeniyle manevi tazminat davası, aracın sürücüsü, işleteni, sahibi ile aracı sigortalayan sigorta şirketine karşı birlikte veya ayrı ayrı açılabilir. Zira Karayolları Trafik Kanunu m. 85/1 uyarınca, motorlu aracın işletilmesi sırasında bir kimsenin ölmesi, yaralanması veya eşyanın zarara uğramasına neden olursa tazminat hukuku gereği ilgililerin tazminat sorumluluğu vardır.

Doktor hatası nedeniyle manevi tazminat davası ise, hatayı yapan doktora veyahut doktorun çalıştığı hastaneye veya sağlık kuruluşuna (Doktor Sağlık Bakanlığı bünyesinde çalışıyorsa bakanlığa karşı, bir üniversite veya vakıf hastanesinde çalışıyorsa ilgili vakfa veya üniversiteye) karşı açılabilir.

Manevi Tazminat Davası Faiz ve Islah

Manevi tazminat davalarında faize hükmedilebilmesi için dava dilekçesinde faiz isteğinde bulunulmalıdır. Faizin türü kanuni faizdir. Faizin başlangıç tarihi konusunda kökleşen uygulamaya göre, manevi tazminata olay tarihinden itibaren faiz yürütülmelidir. Kural olarak olay tarihi faiz başlangıcına esas alınmakla birlikte bazen olayın özelliği gereği başka bir tarih esas alınabilir. Örneğin haksız fiil nedeniyle ölümden sonra doğan çocuk adına açılan manevi tazminat davasında faiz başlangıcı, çocuğun doğum tarihi olarak kabul edilmiştir. Ancak dilekçede başlangıç tarihi olarak olay tarihi belirtilmemişse, sonraki bir tarih gözetilir ve hiç tarih belirtilmemişse, dava tarihi esas alınır.

Islah, tek taraflı, mahkemeye yöneltilen açık bir irade beyanıdır. Mahkemenin ve karşı tarafın kabulüne bağlı olmadan sözlü ya da yazılı olarak derdestlik boyunca ancak bir kez yapılabilir. Manevi tazminat isteği niteliği itibarıyla tektir ve bölünemez, fazlaya ilişkin talep saklı tutulmak suretiyle bölümler halinde de istenemez. Sonradan gelişen bir olgunun varlığı iddia edilip kanıtlanmadığı sürece başlangıçta talep edilen manevi tazminat miktarı ıslahla da olsa artırılamaz.  Yani manevi tazminat davasında ise dava dilekçesinde belirtilen miktar sonrasında ıslah edilerek yükseltilmeyecektir. Manevi tazminat talebi dava açarken hangi miktar belirlenmiş ise bu miktar üzerinden değerlendirilecek ve ileri aşamalarda yükseltilemeyecektir.

manevi tazminat hesaplama
manevi tazminat hesaplama

Manevi Tazminat Hesaplama

Manevi zararın para olarak değerlendirilmesi işi çok zor ve ölçüyü kaçırmamayı gerektiren bir işlemdir. Tazminatın belirlenmesinde temel ölçü, kişilik değerlerindeki eksilmenin, yani manevi zararın derecesidir. Manevi zararın büyüklüğü, tarafların kusur dereceleri, olayın diğer özellikleri, para değerindeki azalma vb. unsurlar gözetildikten sonra saptanacak olan miktarın amacı gerçekleştirmek için gerekli olandan az ya da çok olmaması gereklidir. Geçen yıllarda Türk hukuk uygulamasında manevi tazminat çok düşük miktarda takdir edilmekte idi. Davaların uzun sürmesi ve paranın alım gücündeki azalma da, dava açıldığı tarihteki ekonomik ölçülere göre istenen tazminatın hüküm tarihinde çok düşük kalmasına neden olmaktadır. Enflasyon oranları yanında daha az olan faiz oranları da bu açığı kapatmaya yetmemektedir. Son yıllarda Yargıtay’da uygulamadaki bu sorunu görmüş ve mahkemeler- ce düşük miktarda hükmedilen kararları bozmaya başlamış, mahkemeye olayın özelliklerine göre tazminatın daha fazla takdir edilmesi gerektiği doğrultusunda yön vermeye çalışmaktadır. Manevi tazminatın hesaplama için;

  • Hakimlerin manevi tazminat hesaplama kriterlerinin başında, hukuk dışı fiillerden kişinin ne kadar etkilendiğinin tespit edilmesi gelmektedir. Bu da, yapılan işlem veya eylemin sonucunun bireye etkisi ile hesaplanmaktadır.
  • Hâkim, manevi tazminat miktarını belirlerken tarafların maddi durumlarını da göz önünde bulundurur. Belirleyeceği manevi tazminatın, davacıyı tatmin edecek ama davalının yaşam koşullarını çok fazla etkilemeyecek bir miktar olmasına dikkat etmektedir.
  • Hâkim ayrıca, meydana gelen olayda davacının kusuru olup olmadığını da değerlendirmektedir.
  • Gerçekleşen hukuka aykırı fiil ile ödenecek manevi tazminat miktarının uyumlu olmalıdır
  • Tespit edilecek miktar, manevi tazminatın amacı ile uyumlu olmalıdır
  • Manevi tazminatın miktarı, mağdur olan kişinin üzüntüsünü hafifletecek oranda olması gerekmektedir
  • Ülkenin mevcut ekonomik şartları değerlendirilir
  • Olayın meydana geldiği zamandaki paranın alım gücü göz önünde bulundurularak miktar belirlenmelidir.

Hakim, olayın tüm özelliklerini, kusur durumlarını, zarar görenin rızasını inceleyecek, MK 4. maddesi çerçevesinde ve TBK’nın 51, 52. maddelerinde öngörülen indirim sebeplerini de gözeterek manevi tazminat miktarını parasal 395 bir değer olarak ifade edecektir. Tazminatın belirlenmesinde ülkenin içerisinde bulunduğu genel ekonomik düzey, tarafların sosyal ve ekonomik düzeyleri gibi etkenler objektif unsurlar olarak dikkate alınacak ise de, bu durum davacı veya davalının sıfatına göre farklı tazminat verilmesi biçiminde sübjektif bir uygula- maya dönüşmemelidir. Nitekim 58. madde gerekçesinde, tarafın sıfatına göre çok veya daha az miktar tazminat belirlenmesi şeklindeki uygulamanın hukuka aykırı olacağı belirtilmiştir. Hakimin bu konudaki takdir hakkı Yargıtay tarafından denetlenmektedir. Bu denetlemede, olayın özelliklerine göre takdir edilen miktarın az ya da çok bulunması durumunda karar bozulmaktadır.

Manevi tazminatı belirlerken göz önünde tutulacak hususlar manevi zararın derecesi, tarafların kusuru, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, hakkaniyet düşüncesi, ölenle davacı arasındaki yakınlığın boyutu gibi unsurlardır. Manevi zararın tazmini bakımından hakimin her olayın özelliklerine ve faille mağdurun ekonomik ve şahsi durumuna göre bir değerlendirme yapması ve yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca tazminatı tayin etmesi gereklidir.

Manevi Tazminat Davası Yetkili ve Görevli Mahkeme

Manevi tazminat davasında da davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi genel yetkili mahkemedir (HMK m. 6). Davalı birden fazla ise dava, bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Ancak, dava sebebine göre kanunda, davalıların tamamı hakkında ortak yetkiyi taşıyan bir mahkeme belirtilmişse, davaya o yer mahkemesinde bakılır. (HMK m.7)

  • Sözleşmenin ihlali nedeniyle açılacak tazminat davaları ise genel yetkili mahkemede yahut sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde açılabilir. (HMK m. 10)
  • Haksız fiilden doğan (trafik kazası, iş kazası, doktor hatası vs.) manevi tazminat davaları, genel yetkili mahkemelerde açılabileceği gibi haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. (HMK m. 16)

Ticari nitelikte olmayan tüm tazminat davalarında görevli mahkeme, talep edilen tazminat miktarına bakılmaksızın Asliye Hukuk Mahkemeleri iken, ticari bir iş veya işlemden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davaları açısından görevli mahkeme, Asliye Ticaret Mahkemesidir. İdarenin işlem ve eylemleri nedeniyle zarara uğrayanların açtığı tazminat davası ise “tam yargı davası” olarak adlandırılmaktadır ve tam yargı davalarında görevli mahkeme, idari yargı yerleri olan Vergi Mahkemeleri veya İdare Mahkemeleridir.

Manevi Tazminat Davası Zamanaşımı

Manevi tazminat davasında zamanaşımı süresi, tazminat nedenine bağlı olarak değişmektedir. Tazminat davasının hangi hukuki nedene dayalı olarak açıldığı tazminat davası zamanaşımı süresini de belirlemektedir. Manevi tazminat davası açısından zamanaşımına ilişkin olarak ifade edilebilecek temel hususlar şunlardır:

  • Tazminat hukuku davalarının büyük bir kısmı haksız fiilden kaynaklanmaktadır ve haksız fiilden doğan tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yılın ve herhalde fiilin işlendiği tarihten başlayarak 10 yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar (TBK m. 72/1).
  • Tazminat istemi, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, ceza kanununda o suç için öngörülen dava zamanaşımı süresi, tazminat davası açısından da zamanaşımı süresi olarak uygulanır (TBK m. 72/1). Ayrıca, ceza kanunundaki temel dava zamanaşımı süresi geçse bile, ceza davası devam ediyorsa, ceza davası devam ettiği müddetçe de tazminat davası açılabilir.
  • Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar (TMK m. 178). Maddi ve manevi tazminat davası boşanma davası ile birlikte talep edilebileceği gibi boşanma davasının kesinleşmesinden sonraki 1 yıl içinde ayrı bir dava olarak da açılabilir.
  • Sözleşmenin ihlali nedeniyle açılacak tazminat davalarında genel zamanaşımı süresi olan 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanır (TBK m. 146).
  • Trafik kazası, esasında taksirle işlenen bir haksız fiil olduğundan haksız fiiller için geçerli olan genel zamanaşımı süresi trafik kazaları için de geçerlidir; ancak, Karayolları Trafik Kanunu trafik kazası nedeniyle tazminat davasına ilişkin zamanaşımı süresini ayrıca düzenlemiştir. Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar. Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar (trafik kazası sonucunda ölüm ya da yaralanma olması gibi) ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir (Karayolları Trafik Kanunu m. 109).

Manevi Tazminat Davası Süresi

Tazminat davası açıldıktan sonra dilekçeler aşaması bulunmaktadır. Dava, cevap, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi olmak üzere karşılıklı dilekçeler sunulmaktadır. Dilekçeler aşamasının sona ermesi ile ön inceleme duruşması için her iki tarafa tebligat gönderilecektir. Ön inceleme duruşması tamamlanması sonrasında mahkeme, tahkikat aşamasına geçecektir.

Tahkikat aşamasında, deliller toplanacaktır. Delillerde tanık var ise tanık beyanının alınması, kazaya dayalı bir tazminat davası ise sakatlık ya da zarar adına bilirkişi raporu, kusurun hesaplanması ve en sonunda da hesap raporu alınacaktır. Hazırlanan raporlara davacı taraf veya davalı tarafın itiraz etme ve yeniden rapor hazırlanması yönünde dilekçeler sunabilecektir. Mahkeme itirazı yerinde görür ise bilirkişinin yeniden rapor hazırlaması yönünde karar verebilecektir.

Mahkemenin deliller aşaması sona erdikten sonra sözlü tahkikat (karar) duruşmasına geçilecektir. Mahkeme karar verdikten sonra karara itiraz etmek için taraflardan birisi veya her ikisi itiraz yoluna başvurabilir. Tazminat davasının sonuçlanması mahkemenin iş yoğunluğu, duruşma günlerinin belirlenmesi, adli tatil sürecine girilmesi gibi birçok nedene de bağlı olup, yukarıda açıklanan dava süreci doğrultusunda yaklaşık 1,5-2 yıl kadar sürmektedir.

Manevi Tazminat Davası Yargıtay Kararları

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 12.05.2016 tarih 2015/6375E. 2016/6618K. Sayılı kararı

Mahkemece, davacı …’nin davaya eşi … ölümü üzerine katıldığı, davaya konu haberin yayınlandığı tarihte muris … ile evli olmadığı, evlenmeden önceki haber ile ilgili olarak manevi tazminat talep edemeyeceği, ayrıca diğer mirasçıların da manevi tazminat talebi olmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.

Manevi tazminat hakkı kural olarak zarar görene ait bir haktır. Ancak zarar gören ölmeden önce dava açmış veya dava açma iradesini açıklamış ise, manevi tazminat isteme hakkı mirasçılara intikal eder. Mirasçılar açılmış davaya devam edebilirler.

Dosya incelendiğinde, manevi tazminat istemi terekeden kaynaklanmakta olup, davacı …’nun mirasçı sıfatıyla talepte bulunduğu anlaşıldığından mahkemenin red gerekçesindeki hususlar doğru değildir. Şu halde, temyiz eden davacı …’nin muris …’nin yasal mirasçısı olması nazara alınarak lehine uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, usul ve yasaya aykırı olarak red kararı verilmesi doğru değildir. Bu nedenlerle kararın bozulması gerekmiştir.


Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 06.04.2016 tarih 2015/4089E. 2016/9684K. Sayılı kararı

“Davacılar, 13.10.2008 tarihinde davalı şirketin işlettiği, diğer davalı … inde eğitmen olarak çalıştığı, rehabilitasyon merkezinde terapi gören 7 yaşındaki Tuğba “nın havuza düşmesi sonucunda boğularak vefat ettiğini, ölüm olayında davalıların kusurları olduğunu ileri sürerek manevi tazminat konusundaki hakları ve maddi tazminat konusundaki fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla toplam 10.000 TL maddi tazminatın olay tarihinden faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemişler, yargılama sırasında 15.05.2014 tarihli ıslah dilekçeleri ile maddi tazminat taleplerini atiye bıraktıklarını, manevi tazminat taleplerini ıslah ettiklerini ve toplam 125.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden işleyecek faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.

Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece, davacıların davalılar aleyhine açmış olduğu maddi tazminat talebini atiye bıraktığından bu talep yönünden karar verilmesine yer olmadığına, davacıların manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulü ile toplam 20.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş hüküm davacılar ve davalılar tarafından temyiz edilmiştir.

Davacılar, dava dilekçelerinde manevi tazminat talep etmedikleri halde ıslah dilekçeleri ile manevi tazminat talep etmişler ve mahkemece manevi tazminata hükmedilmiştir. Islah açılmış olan bir davada kullanılabilen usulü bir hak olup, görülmekte olan davadaki usul işlemlerini tamamen veya kısmen değiştirebilmek için kullanılır. Islah ile yeni bir dava açmak mümkün değildir. Hal böyle olunca başlangıçta talep edilmeyen bin hakkın yargılama aşamasında ıslah ile talep edilemeyeceği anlaşıldığından davacıların manevi tazminat talepleri yönünden usulüne uygun açılmış bir dava olmadığından davacıların manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.


Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 06.05.2013 tarih 2012/8809E. 2013/8039K. Sayılı kararı

Soma 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/362 esas 2011/50 karar sayılı dosyasında, davacı Z.. K.. tarafından, H… K… hakkında şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma davası açıldığı, yargılama sırasında davalı H… K…’un C.. S.. ile yasak ilişki kurduğunu kabul ettiği, mahkemece, davalı kadının C.. S.. ile evlilik birliği devam ederken ilişkiye girmesi nedeniyle, davalı kadın tam kusurlu kabul edilerek, tarafların boşanmalarına karar verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmıştır. Boşanma dosyası içeriğinden, davalının, davacının eski eşi ile evlilik birliği devam ederken ve evli olduğunu bilerek ilişki kurduğu sabittir. Bu durumda, davacının kişilik haklarının, davalının haksız eylemi ile ihlal edildiğinin kabulü gerekip, uygun bir miktar manevi tazminata karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçelerle davanın tümden reddi doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.


Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 10.03.2010 tarih 2009/510E. 2010/4559K. Sayılı kararı

Davacı evlenme vaadiyle kandırıldığı gerekçesiyle manevi tazminat istemiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda babalık davasında manevi tazminat düzenlenmemiş olup davacının manevi tazminata yönelik isteminin Borçlar Kanununun 49.maddesi hükmüne dayalı olduğu anlaşılmakla istem miktarına göre Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir. Davacı başvuru harcını yatırmış olup bu talep manevi tazminat istemini de kapsar. O halde manevi tazminat ile ilgili nispi peşin harcın tamamlatılması, tamamlandığı takdirde görev hususunun düşünülmesi gerektiğinin gözetilmemesi usul ve yasaya aykırıdır.

X