Tazminat Hukuku

Ceza Davası Sonrası Tazminat Davası

Haksız fiil ile ilgili TBK madde 49’da “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” denmektedir. Haksız fiil, bir kişinin kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verme eylemidir. Ceza davası sonrası tazminat davası bu hüküm kapsamında talep edilir.

Borçlar Kanunumuzun haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümleri gereğince kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren bu zararı gidermekle yükümlüdür. Haksız fiil sorumluluğuna yol açan eylemler genellikle aynı zamanda Ceza Kanunumuzda suç olarak tanımlanan ve ceza yaptırımına bağlanan davranışlardır. Bu durumda aynı fiilden dolayı hem suç teşkil etmesi dolayısıyla ceza sorumluluğu, hem de aynı zamanda haksız fiil niteliğinde olduğu için tazminat sorumluluğu söz konusu olacaktır.

Bu bakımdan bazı hallerde kişi tarafından hukuka aykırı olan haksız fiilin hem ceza hukuku hem de özel hukuk kapsamında birtakım sonuçları doğmaktadır. Örneğin, bir haksız fiil ceza hukuku bakımından suç teşkil ederken, özel hukuk bakımından kişilik haklarına saldırı teşkil edebilmektedir. Yaralama, öldürme, hakaret gibi suçlar ise hem suç hem de haksız fiil teşkil etmektedir. Ancak her haksız fiil suç teşkil etmeyeceği gibi her suç da haksız fiil teşkil etmeyebilir. Dolayısıyla bir haksız fiil karşısında, haksız fiilin hem hukuka aykırılık hem de suç teşkil etmesi halinde kişi ceza davası açabileceği gibi sonrasında veya aynı anda tazminat davası da açabilir. Ceza davasında manevi tazminat talebi yine aynı madde kapsamında talep edilir.

TBK madde 74;

Haksız fiilin ceza hukuku ile ilişkisi ile ilgili “Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.” denmektedir. Söz konusu ilgili madde ile hukuk hakimi ile ceza hakimi arasında bağımsızlık prensibi benimsenmektedir.

Kural olarak hukuk hakimi ile ceza hakiminin bağımsız olduğu durumlar aşağıdaki gibidir:

  • Hukuk hakimi ceza mahkemesinin beraat kararıyla bağlı değildir.
  • Hukuk hakimi failin kusurunu araştırırken veya temyiz kudretinin varlığını tespit ederken ceza hukukunun sorumluluğa ilişkin kurallarıyla bağlı değildir.
  • Hukuk hakimi kusurun ağırlığının takdirinde ve zarar miktarının tayininde ceza mahkemesinin mahkumiyet kararı ile bağlı değildir.

İstisnai olarak hukuk hakiminin bağımlı olduğu konular ise aşağıdaki gibidir:

  • Maddi olayların varlığının tespiti ve öncelikle failin kimliğinin tespitinde ceza mahkemesinin mahkumiyet kararı ile bağlıdır.
  • Ceza mahkemesinin mahkumiyet kararı, fiilin hukuka aykırılığını tespit bakımından bağlar.
  • Ceza davasının zamanaşımı hukuk davasını etkiler.
  • Ceza mahkemesinden tazminat istenmiş ve reddedilmişse hukuk mahkemesinden tekrar tazminat istenemez veya ceza mahkemesince kısmen kabul edilen tazminatın arttırılması istenemez.

Ceza davası ile hukuk davasının amaçları birbirinden tamamen bağımsız olduğundan ceza hakiminin kararları hukuk davalarını kural olarak etkilemez. Ancak ceza davasındaki hukuki sonuçların hukuk mahkemesi tarafından bazı hal ve durumlarda dikkate alınması gerektiği Yargıtay kararlarınca da belirtilmiştir.

Genel olarak tazminat davası her ne kadar ceza davası sonunda açılsa da, ceza davasında da maddi veya manevi tazminata ceza mahkemesi tarafından hükmedilebilir. Ceza davasında tazminat hakkında hüküm verilmişse aynı konuda hukuk mahkemesinden tazminat talep edilemez. Örneğin ceza mahkemesi tarafından maddi tazminata hükmedilirse, hukuk mahkemesinden maddi tazminat istenemeyecektir; ancak manevi tazminat talep edilebilir. Ceza mahkemesinden manevi tazminat talep edilmişse ve istem hüküm altına alınmışsa manevi tazminat bölünemeyeceğinden kesin hüküm olur ve manevi istenemez.

Hukuk mahkemesi her ne kadar ceza mahkemesinin kusur ve zarar tutarına ilişkin hükümleri ile bağlı olmasa bile bazı durumlarda ceza mahkemesinin kararları kesinlik teşkil etmektedir. Nitekim, ceza davası hakkında toplanan deliller söz konusu fiilin hukuka aykırılığını ve illiyet bağını belirleyen maddi olgular hukuk mahkemesini bağlamaktadır. Örneğin sanığın suça konu eylemi işlemediğine yönelik kesin biçimde beraat kararı, sanığın bu eylemi yapıp yapmadığı hususunda hukuk hakimini bağlamaktadır. Fakat söz konusu karar eylemin suç teşkil etmediği yönündeyse, ilgili eylemin haksız fiil oluşturup oluşturmadığı hususunda hukuk hakimi bağımsızdır. Ancak ceza davasında

Sanık hakkında verilen mahkumiyet kararı ise, eylemin yapıldığı ve hukuka aykırılığı bakımından hukuk davasını bağlamaktadır. Ceza mahkemesinin mahkumiyet kararı illiyet bağı bakımından da hukuk mahkemesini bağlamaktadır.

TBK madde 72;

Zamanaşımı ile ilgili “Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır. Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir.” denmektedir. Kanun hükmünden de açıkça anlaşılacağı üzere söz konusu eylem ceza hukuku anlamında suç teşkil ediyorsa tazminat davası için uzamış ceza zamanaşımı uygulanır. Dikkat çekmek gerekir ki uzamış ceza zamanaşımı uygulanması için söz konusu eylem hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılması gerekmez; eylemin suç teşkil etmesi yeterlidir.

Hukuk mahkemesi için ceza mahkemesi kararının ön mesele olarak kabul edilip edilmemesi hususunda ise bağımsızlık prensibi gereği ön mesele olarak kabul edilmemesi yönündedir. Nitekim, ceza davaları uzun yıllar sürebilmektedir bu takdirde ceza davasının ön sorun olarak kabul edilmesi halinde makul sürede yargılanma hakkı ihlal edilmiş olacaktır. Ancak ceza davasında maddi olguların belirlenmesi bakımından bazı durumlarda ön mesele olarak kabul edilmektedir. Her ne şekilde olursa olsun tazminat davası açılabilmesi için ceza davasının sonuçlanmasını beklemek zorunlu değildir.

Bir diğer önemli konu ise ceza davasında şikayetten vazgeçilmesi halinde hukuk davasını nasıl etkileyeceğidir. Konu ile ilgili TCK madde 73/7’de “Kamu davasının düşmesi, suçtan zarar gören kişinin şikayetten vazgeçmiş olmasından ileri gelmiş ve vazgeçtiği sırada şahsi haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklamış ise artık hukuk mahkemesinde de dava açamaz.” denmektedir. TCK madde 74’te ise “…Kamu davasının düşmesi, malların geri alınması ve uğranılan zararın tazmini için açılan şahsi hak davasını etkilemez. Cezanın düşmesi şahsi haklar, tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin hükümleri etkilemez. Ancak, genel af halinde yargılama giderleri de istenemez.” denmektedir.

Buna göre şikayetten vazgeçen kişinin tazminat hakkını ileri sürememesi için:

  • Kamu davasının açılmış ve yürümekte olması,
  • Suçun şikayete tabi olması,
  • Suçtan zarar görenin şikayetinden vazgeçtiğini ifade etmesi,
  • Zarar görenin şikayetten vazgeçme beyanı ile şahsi haklarından da vazgeçtiğini açıklamış olması,
  • Kamu davasının şikayetten vazgeçme ile düşmesi

gerekmektedir. Bu bakımdan açıkça hukuki haklardan vazgeçildiği ifade edilmedikçe ceza davasında şikayetten vazgeçme tazminat davasını açma hakkını etkilemez.

Hakaret Suçunda Tazminat Davası

Öncelikle tazminat sorumluluğundan bahsedebilmek için birtakım şartlar aranmaktadır. Tazminat sorumluluğu olabilmesi aşağıdaki şartların sağlanması gerekmektedir:

  • Hukuka aykırı fiil,
  • Kusur,
  • Zarar,
  • İlliyet bağı

Hakaret suçu TCK madde 125’te düzenlenmektedir. TBK madde 58’de “Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.” denmektedir.

Hakaret nedeniyle kişilik hakları zedelenen bir kişi hakaret nedeniyle tazminat talebinde bulunabilir. Hakaret nedeniyle maddi kayıplar yaşanmasa bazı durumlarda mağdur maddi zarar da görmüş olabilir. Ancak genel itibariyle hakaret suçunda kişi daha çok manevi anlamda zarar görmektedir. Ceza davası sonrası hakaretten ceza alınması halinde tazminat sorumluluğu bakımından hukuka aykırı fiil ve illiyet bağı maddi olgu olarak hukuk hakimini bağlayan hususlardır. Kusur ve zarar bakımından ise her ne kadar hukuk hakimi bağlı olmasa da ceza davasında belirlenen kusurluluk oranı ve bilirkişi raporları sonucunda ortaya çıkan zarar ve hususlar hukuk hakiminin tazminat miktarını belirlemesinde önem arz etmektedir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 03.03.2015 tarih, E. 2014/6921, K. 2015/2415 sayılı kararında “Olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı BK’nın 53. maddesi ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı T.B.K.’nun 74 md. uyarınca hukuk hakimi, ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değil ise de hem ilmi, hem de kökleşmiş yargı kararlarında ceza mahkemesince belirlenen maddi olgunun hukuk hakimini bağlayacağı kabul olunmaktadır. Ceza Mahkemesinin hakaret suçundan kesinleşmiş mahkumiyet kararı artık hukuk hakimini bağlayıcı niteliktedir. Mahkemece davacı lehine uygun bir miktarda manevi tazminata karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle yazılı biçimde davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.” hükmedilmiştir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 06.02.2019 tarih, E. 2016/14832, K. 2019/508 sayılı kararında “Dava konusu olay nedeniyle davalı hakkında açılan kamu davası sonucunda hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına karar verilmiştir. Verilen bu karar hukuk hâkimini bağlamamaktadır. Ancak dosyadaki deliller ile ceza yargılamasında toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde; davalının, davacıya yönelik hakaret ve tehdit eylemlerinin sabit olduğu anlaşılmaktadır. Olayın oluş şekli de gözetilerek mahkemece davacı lehine uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekir. Şu halde, mahkemece açıklanan olgular gözetilerek, uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile istemin reddine karar verilmiş olması doğru değildir. Bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.” denmektedir.

Kasten/Taksirle İnsan Yaralama Suçunda Tazminat Davası

Kasten yaralama suçu TCK madde 86’da, taksirle yaralama ise TCK madde 89’da düzenlenmektedir. TBK madde 56/1’de “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir.” denmektedir. TBK madde 54’te talep edilebilecek bedensel zararlar:

  • Tedavi giderleri
  • Kazanç kaybı
  • Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar
  • Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar

olarak belirtilmiştir. Söz konusu zararlar hesaba katılarak maddi tazminat talep edilebilir.

Kişinin yaşam hakkı ve vücut bütünlüğü yukarıda bahsedildiği üzere AİHM ve ulusal mevzuatla korunmaktadır. Dolayısıyla kasten veya taksirle yaralama halinde TBK m.56 gereğince bir kimsenin bedensel bütünlüğünün ihlal edilmesi halinde olayın özelliklerine göre bir miktar manevi tazminata hükmedilmesinin öngörüldüğü anlaşılacaktır.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 01.10.2019 tarih, E. 2014/13444, K. 2015/10733 sayılı kararında “Dosya içeriğinden, davacıların davalıların eylemleri neticesinde yaralandıkları, davacıların yaralama eylemi nedeniyle iş ve güçten kalma tazminatı ile tedavi giderlerini talep ettikleri, dosya ve ceza dosyası içerisindeki adli raporların maddi zararın belirlenmesi için elverişli olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece maddi tazminat istemine yönelik gerekirse davacının talebi açıklattırılarak dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerle maddi zararın bilirkişi raporu ile kapsamının belirlenmesi ile talep yönünde karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle maddi tazminat isteminin reddedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.” denmektedir. Ceza davasındaki bilirkişi raporları veya adli raporlardan çıkan sonuçlar hukuk davasındaki tazminat miktarının belirlenmesinde etkilidir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 09.09.2015 tarih, E. 2014/12046, K. 2015/9561 sayılı kararında Davacılar, davalının kiracısı olduklarını, kiralanan evin tahliye edilmemesi gerekçesiyle davalının haksız bir şekilde evlerine girerek, davacılardan S.. K..’ı yaraladığını, evin camını kırmak suretiyle mala zarar verdiğini, davalı hakkında Ümraniye 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/1043 esas sayılı dosyası ile konut dokunulmazlığını ihlal etme, mala zarar verme ve kasten yaralama suçlarından dolayı açılan kamu davası sonucu davalının cezalandırılmış olduğunu belirterek davalının haksız eylemleri nedeniyle uğradıkları maddi ve manevi zararın tazminini istemişlerdir.Davalı, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece davalının, mala zarar verme ve kasten yaralama eylemleri nedeniyle maddi ve manevi tazminata hükmedilmiş, ancak konut dokunulmazlığını ihlal etme eyleminden dolayı herhangi bir tazminata hükmedilmemiştir.
Dosya kapsamına göre, davalının davacılara yönelik konut dokunulmazlığını ihlal etme suçunu da işlediği sabit olmakla, bu haksız eylem nedeniyle de davacılar yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.”
hükmedilmiştir.

Kasten/Taksirle İnsan Öldürme Suçunda Tazminat Davası

Kasten öldürme TCK madde 81’de, taksirle öldürme TCK madde 85’te düzenlenmektedir. Haksız fiil nedeniyle doğrudan zarar gören kişi ölen olsa da ölen kişinin yakınları ve destekten yoksun kalanlar tazminat talep edebilmektedir. Yargıtay tarafından ölüm halinde manevi tazminat talep edebilmek için ailesel bağdan öte duygusal yakınlık göz önüne alınmaktadır.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 05.02.2018 tarih, E. 2017/4993, K. 2018/506 sayılı kararında “Ceza mahkemesinin maddi vakıaların belirlenmesine ilişkin mahkumiyet kararı hukuk hakimi yönünden bağlayıcı olup, taraflar yönünden kesin delil niteliği taşır. … 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/343 esas ve 2006/305 karar sayılı ilamı ile sanık davalıların mütevaffa …’e yönelik eylemlerini haksız tahrik altında gerçekleştirdikleri gerekçesiyle ceza indirimi yapılmıştır.Şu halde; davalıların müteveffa …’e yönelik eylemini haksız tahrik altında gerçekleştirdiği ceza dosyasında maddi vakıa olarak belirlendiğinden, hukuk hakimi de bu tespit ile bağlı olup … mirasçıları davacılar … ve … (…) yararına hükmedilen manevi tazminat yönünden de matematiksel oranda olmamak üzere uygun bir indirim yapılması gerekirken manevi tazminat isteminin tümden kabulü usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.” hükmedilmiştir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 12.05.2016 tarih, E. 2015/7746, K. 2016/6549 sayılı kararında “Dava konusu olaya gelince, ceza mahkemesince davalının kasten öldürme eylemini desteğin tahriki etkisi altında işlediği kabul edilerek cezadan indirim yapıldığından, 6098 sayılı TBK’nın 52. maddesi uyarınca bölüşük kusur olarak kabul edilmesi gereken tahrik nedeniyle hesaplanan tazminat tutarından indirim yapılması gerektiğinin düşünülmemiş olması doğru olmamış kararın açıklanan nedenle bozulması gerekmiştir.” hükmedilmiştir. Yukarıda da belirttiğimiz üzere her ne kadar ceza davasında saptanan kusur hukuk davasını bağlamasa da tazminat miktarını belirlerken ceza davasındaki sanığın kusurluluk oranı hukuk davasındaki tazminat miktarının tayininde önem arz etmektedir.


Bu kapsamda ceza avukatı hukuki bilgisinden yararlanmanız davanızın hukuka uygun ve düzgün yürütülmesi için önemlidir. Bu nedenle ankara ceza avukatı hizmetinden yararlanmanız önerilir.

Başa dön tuşu