Borçlu temerrüdü, muaccel (vadesi gelmiş) bir borcun borçlu tarafından borç ilişkisine uygun olarak yerine getirilmemesini ifade eder. Bir borcun sona ermesinin temel yolu borcun ifasıdır. Ancak ifanın kanunun veya sözleşmenin öngördüğü şekilde eksiksiz ve zamanında gerçekleştirilmemesi halinde borçlu temerrüdü gündeme gelir. Borçlu temerrüdü 6098 sayılı TBK’nın m. 117-126 arasında düzenlemiş olup, borç ilişkisinde ifanın süresinde gerçekleşmemesi durumunu ifade eden özel bir ifa engeli türüdür. Temerrüt borçlunun borcunu süresinde yerine getirmemesi yani edimi geciktirmesi durumunda gündeme gelir. Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği üzere temerrüt kavramı TBK’da tanımlanmamış, yalnızca şartları ve sonuçları hüküm altına alınmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun bir kararında belirtildiği gibi; temerrüt ancak borçlunun ifası mümkün olan bir borcu hukuki bir engel bulunmaksızın süresi içinde ifa etmemesiyle oluşur.
Borçlu temerrüdü sadece gecikmeden ibaret olmayıp bazı koşulların varlığı halinde sonuç doğurur. Öncelikle borcun ifasının mümkün olması gerekir. Bu yönüyle temerrüt ifa imkansızlığı birbirinden ayrılır. İfa imkansızlığı söz konusuysa temerrütten değil bu ayrı kurumdan söz edilir. Bununla birlikte borcun ifasının kötü ya da ayıplı şekilde yapılması halinde alacaklının ifayı kabul edip etmemesine göre borçlu temerrüdü gündeme gelebilir. Özetle temerrüt ifanın süresinde yapılmaması, borcun muaccel hale gelmesi, alacaklının ifaya hazır olması, borçlunun ifadan kaçınma yönünde delilde bulunmaması ve alacaklı tarafından ihtar yapılması gibi çeşitli şartlara bağlıdır.
Borçlu zamanında edimi yerine getirmediğinde alacaklının uğradığı zararlar gündeme gelir ve borçlu çeşitli sorumluluklarla karşı karşıya kalabilir. Özellikle karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde temerrüt önemli sonuçlar doğurur. TBK bu sonuçları genel hükümler çerçevesinde düzenlemiş ve para borçları ile iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler açısından farklılaştırmıştır.

Borçlu Temerrüdünün Şartları
Borçlu temerrüdü yalnızca borcun ifa edilmemesiyle doğmaz. Temerrüdün oluşabilmesi için bir dizi şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir. TBK m. 117’ye göre borçlunun temerrüde düşmesi için borcun muaccel hale gelmiş olması ve alacaklının borçluya ihtarda bulunması gerekir. Ancak bu iki unsurla birlikte ayrıca edimin objektif olarak ifa edilebilir olması alacaklının ifayı kabul etmeye hazır bulunması ve borçlunun geçerli bir defi ileri sürmemiş olması gibi diğer koşullar da sağlanmalıdır. Bu şartların herhangi birinin eksikliği durumunda temerrütten söz edilemez.
Borçlu temerrüdü için gereken şartlar şu şekilde sıralanabilir;
- Borç ifa edilebilir olmalıdır, ifa imkansızlığı halinde temerrüt oluşmaz.
- Borç muaccel hala gelmiş olmalıdır.
- Alacaklı ifayı kabul etmeye hazır olmalıdır.
- Borçlu geçerli bir def’i (örneğin zamanaşımı, ödemezlik) ileri sürmemelidir.
- Alacaklı borçluya ihtarda bulunmalıdır. (Bazı hallerde ihtar şartı aranmayabilir.)
İfa İmkansızlığı Durumu
Borçlunun temerrüde düşmesi için ifanın mümkün olması gerekir. Şayet borç konusu edim objektif olarak yerine getirilemez hale gelmişse (örneğin borç konusu mal yok olmuşsa) bu durumda temerrütten söz edilemez. Bu durum artık temerrüt değil ifa imkansızlığı halidir ve TBK’nın farklı hükümleri uygulanır. Temerrüt ancak ifanın hala mümkün olduğu borcun sona ermesi anlamına gelirken, temerrüt borcun devam ettiği hallerde doğar.
Öğretide de baskın görüş temerrüt ve imkansızlığın birbirini dışlayan iki kurum olduğu yönündedir. Borçlu edimi yerine getirebilecek durumda değilse hukuken de borcu ifa etmesi gerekmez. Bu noktada alacaklının artık ifa değil tazminat veya sözleşmenin sona ermesi gibi yollarla hak araması gerekir. Sonuç olarak temerrüt yalnızca ifa edilebilir borç için geçerli olup imkansızlık halinde borç sona ermiş kabul edilir.
Borcun Muacceliyeti
Temerrüdün oluşabilmesi için borcun muaccel hale gelmesi gerekir. Muacceliyet borcun artık alacaklı tarafından talep edilebilir hale gelmesini ifade eder. Borçlunun vaadesi gelmemiş bir borcu ifa etmemesi temerrüt oluşturmaz. TBK m. 117 bu ilkeyi açıkça ortaya koymuştur ‘’Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer.’’ Dolayısıyla temerrüt sadece vadesi gelmiş borçlar bakımından mümkündür.
Ancak bazı durumlarda borcun muaccel hale gelmesi alacaklının belirli hazırlıkları yapmasına bağlı olabilir. Bu gibi hallerde alacaklının gereken hazırlıkları yapmadığı sürece borç henüz muaccel sayılmaz. Ayrıca hukuken geçerli olmayan ya da hükümsüz sayılan bir borç da muaccel olamaz. Yargıtay da bu konuda net kararlar vermiştir. Sonuç olarak, temerrüt için muacceliyetin hem hukuki hem de fiili boyutunun birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Alacaklının İfayı Kabule Hazır Olması
Borçlu temerrüdünün varlığı için aranan temel koşullardan biri alacaklının edimi kabul etmeye hazır olmasıdır. Eğer alacaklı ifayı kabul etmekten imtina ederse borçlu temerrüdünden söz edilemez. Bu tür bir durumda, borçlu ifayı gerçekleştirmek istese dahi alacaklı buna engel oluyorsa, artık borçlunun sorumlu tutulması mümkün değildir. Bu noktada borçlunun temerrüdü değil alacaklının temerrüdü söz konusu olur. Öğretide de genel kabul gören görüş borçlu temerrüdünün gerçekleşebilmesi için alacaklının edimi kabul etmeye hazır olması gerektiğidir.
Hukuki uygulamada da Yargıtay ve doktrin alacaklının hazır bulunma yükümlülüğünü temerrüt koşullarından biri olarak değerlendirmektedir. Bu yükümlülük, özellikle karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde daha büyük önem arz etmektedir. Çünkü bu tür sözleşmelerde tarafların hem borçlu hem de alacaklı sıfatı bulunmakta ve edimler karşılıklı olarak ifa edilmektedir. Bu durumda taraflardan biri edimini ifa etmeye yanaşamazsa karşı tarafın temerrüde düşmesi beklenmez.
Borçlunun Def’i Hakkı
Borçlu temerrüde düşmemek için geçerli bir def’i ileri sürebilir. TBK m. 97’de düzenlenen ödemezlik def’i, bu duruma tipik bir örnektir. Bu maddeye göre, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde alacaklının ifa talebinde bulunabilmesi için kendi edimini ifa etmiş veya en azından ifasını önermiş olması gerekir. Aksi takdirde borçlu, ödemezlik def’i ileri sürerek temerrütten kurtulabilir. Ayrıca zamanaşımı gibi başka def’i hakları da borçlunun sorumluluktan kaçınmasını sağlar.
Ancak def’i hakkının varlığı yeterli değildir; borçlunun bu hakkı zamanında ve açıkça ileri sürmesi gerekir. Def’i hakkı kullanılmazsa, temerrüt gerçekleşebilir. Nitekim doktrinde genel olarak benimsenen görüş, def’i hakkının sadece mevcut olmasının yeterli olmadığı, mutlaka kullanılması gerektiği yönündedir. Yargıtay da bu yaklaşımı desteklemektedir. Dolayısıyla borçlu, def’i hakkını bilinçli, açık ve zamanında kullanmalıdır.
İfa İmkansızlığı Durumu
Borçlunun temerrüde düşmesi için ifanın mümkün olması gerekir. Şayet borç konusu edim, objektif olarak yerine getirilemez hâle gelmişse (örneğin borç konusu mal yok olmuşsa), bu durumda temerrütten söz edilemez. Bu durum artık temerrüt değil, ifa imkânsızlığı hâlidir ve TBK’nın farklı hükümleri uygulanır. Temerrüt, ancak ifanın hâlâ mümkün olduğu durumlarda gündeme gelir. Çünkü ifa imkânsızlığı, borcun sona ermesi anlamına gelirken, temerrüt borcun devam ettiği hâllerde doğar.
Öğretide de baskın görüş, temerrüt ve imkânsızlığın birbirini dışlayan iki kurum olduğu yönündedir. Borçlu edimi yerine getirebilecek durumda değilse, hukuken de borcu ifa etmesi beklenemez. Bu noktada alacaklının artık ifa değil, tazminat veya sözleşmenin sona ermesi gibi yollarla hak araması gerekir. Sonuç olarak, temerrüt yalnızca ifa edilebilir borçlar için geçerli olup, imkânsızlık hâlinde borç sona ermiş kabul edilir.
Borçlu Temerrüdünde İhtar Şartı
Temerrüdün en önemli unsurlarından biri de ihtardır. TBK m. 117 açıkça, borçlunun ihtar ile temerrüde düşeceğini belirtmiştir. İhtar, alacaklının borçluya edimini talep ettiğini bildirdiği hukuki işlemdir. İhtar yazılı olmak zorunda değildir; ancak borçluya ulaştığının ispat edilebilmesi açısından yazılı yapılması tercih edilir. Ayrıca ihtarın içeriği açık ve kesin olmalı, borçlunun neyi ve ne zaman yapması gerektiği anlaşılır şekilde ifade edilmelidir.
Ancak bazı durumlarda ihtar şartı aranmaz. Özellikle borcun ifa edileceği tarih taraflarca belirlenmişse, bu tarihin geçmesiyle ihtara gerek olmaksızın borçlu temerrüde düşer. Aynı şekilde haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme gibi bazı özel durumlarda da ihtar aranmaz. Yargıtay da bu ayrımı açıkça ortaya koymakta ve ihtar şartının varlığına ya da yokluğuna göre temerrüt tarihi belirlemektedir.
Borçlu Temerrüdünde İhtara Gerek Olmayan Durumlar
TBK m. 117/2, ihtara gerek olmayan hâlleri üçlü bir ayrımla belirtmiştir: Taraflar arasında ifa günü belirlenmişse, haksız fiil varsa ya da sebepsiz zenginleşme söz konusuysa, borçlu doğrudan temerrüde düşer. Bu durumlarda ihtarın işlevi ortadan kalktığı için kanun koyucu ihtar yükümlülüğünü kaldırmıştır. Bu yaklaşım, borçlunun belirsizlik içinde bırakılmasını engeller ve hakkaniyete daha uygundur.
Ayrıca dürüstlük kuralına göre ihtarın anlamsız olacağı özel durumlarda da ihtar aranmaksızın temerrüt gerçekleşebilir. Örneğin borçlu açıkça borcunu ödemeyeceğini beyan etmişse, ihtarın bir faydası kalmaz. Yine alacaklıya karşı kötü niyetli davranışlar sergileyen borçlunun ihtarla korunması da hukuken beklenemez. Bu hâllerde borçlu, doğrudan mütemerrit kabul edilir.
Borçlu Temerrüdünün Genel Sonuçları
Temerrüdün ilk genel sonucu, gecikmeden kaynaklanan zararın tazminidir. TBK m. 118’e göre borçlu, kusuru olmadığını ispat etmedikçe, geç ifa nedeniyle alacaklının uğradığı zararı karşılamak zorundadır. Bu zarara “gecikme tazminatı” denir. Kusur karinesi borçlu aleyhinedir. Ayrıca temerrüde düşen borçlu, beklenmedik hâllerden doğan zarardan da sorumlu olur. TBK m. 119 gereğince borçlu, kazadan bile sorumlu tutulur.
Bu noktada iki tür sorumluluk öne çıkar:
- Gecikme tazminatı: Borçlu kusurluysa geç ifanın doğurduğu maddi zararları öder.
- Beklenmedik hâl sorumluluğu: Temerrüt sonrası ortaya çıkan doğal afet, imar iptali gibi olaylardan bile borçlu sorumludur; kusursuz olduğunu ispatlamadıkça.

Para Borçlarında Temerrüt ve Temerrüt Faizi
Para borçlarında temerrüt hâlinde borçlu, gecikme tazminatı yerine “temerrüt faizi” ödemekle yükümlüdür. TBK m. 120, bu tür borçlar için özel bir düzenleme getirerek, borçlunun kusuru olmasa dahi temerrüt faizini ödemesini zorunlu kılmıştır. Bu yönüyle temerrüt faizi, gecikme tazminatından ayrılır. Temerrüt faizinde zarar ve kusur aranmaz; faiz, temerrütle birlikte doğrudan işlemeye başlar. Alacaklının ayrıca zarara uğradığını ispatlamasına gerek yoktur.
Taraflar faiz oranını serbestçe belirleyebilirler. Ancak bu oran, kanunda öngörülen azami sınırı aşamaz. TBK m. 120/2 uyarınca, kararlaştırılacak temerrüt faizi, yasal faiz oranının %100 fazlasını geçemez. Adi işlerde yasal faiz oranı %24’tür; dolayısıyla azami oran %48’dir. Ticari işlerde ise TTK gereği bu sınır uygulanmaz ve faiz serbestçe belirlenebilir. Yargıtay da bu konuda açık içtihatlara sahiptir.
Borçlu Temerrüdünde Aşkın (Munzam) Zararın Tazmini
Alacaklı, temerrüt faiziyle karşılanamayan daha yüksek bir zarara uğramışsa, bu “aşkın zarar”ın (munzam zarar) da tazminini talep edebilir. TBK m. 122, bu durumu düzenler. Aşkın zararın talep edilebilmesi için alacaklının bunu ispat etmesi gerekir. Ancak borçlu, bu zarardan kurtulmak istiyorsa kusursuzluğunu kanıtlamalıdır. Yani burada da yine kusur karinesi borçlu aleyhinedir.
Yargıtay uygulamasında aşkın zarara örnek olarak; taşınmazın geç teslimi nedeniyle kira kaybı, borcun geç ödenmesi yüzünden kredi çekme zorunluluğu gibi hususlar gösterilmektedir. Aşkın zarar, her zaman somut ve hesaplanabilir olmalıdır. Mahkemeler, bu tür taleplerde bilirkişi raporu almakta ve zararın varlığı ile miktarını teknik incelemeye dayandırmaktadır. Talep edilmeyen aşkın zarar ise kendiliğinden hükme bağlanmaz.
Karşılıklı Borç Yükleyen Sözleşmelerde Borçlu Temerrüdü
Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde (satış, kira, eser vb.), temerrüt oluştuğunda alacaklı, borçluya uygun bir süre vererek ifayı talep etmelidir. Bu süre sonunda ifa hâlâ gerçekleşmemişse, alacaklı TBK m. 125’te belirtilen seçimlik haklarını kullanabilir. Bu seçimlik haklar; aynen ifa ve gecikme tazminatı isteme, sözleşmeden dönerek olumlu zarar talebi ve menfi zarar isteme şeklinde üçe ayrılır.
TBK m. 124, bazı hâllerde süre verilmesine gerek olmadığını düzenler. Örneğin borçlunun tutumundan süre verilmesinin faydasız olacağı anlaşılıyorsa ya da borcun belirli bir tarihte ifa edilmesi gerekiyorsa süreye ihtiyaç yoktur. Bu durumda alacaklı doğrudan seçimlik haklarını kullanabilir. Ancak hangi yolun tercih edildiğini borçluya bildirmesi gerekir. Yargıtay bu bildirimi bir koşul olarak kabul etmektedir.
Seçimlik Haklar:
- Alacaklının seçimlik hakları TBK m. 125’te düzenlenmiştir:
- Aynen ifa + gecikme tazminatı isteme: Alacaklı, edimin ifasını ve gecikmeden doğan zararın tazminini talep edebilir.
- Aynen ifadan vazgeçme + olumlu zarar talebi: Alacaklı, artık edimi istemekten vazgeçer ama sözleşmenin kurulmasıyla uğradığı müspet zararı talep eder.
- Sözleşmeden dönme + menfi zarar talebi: Sözleşmeden dönülerek kurulmamış sayılır ve bu güvenden doğan olumsuz zarar talep edilir.
Yargıtay’a göre, bu üç yoldan sadece biri kullanılabilir. Aynı anda hem müspet hem menfi zarar istenemez. Olumlu zarar, alacaklının sözleşme gerçekleşseydi elde edeceği menfaatin kaybıdır. Olumsuz zarar ise sözleşmenin yapılmış olması nedeniyle uğranılan güven kaybıdır. Hangi hakkın kullanılacağı somut olaya ve alacaklının iradesine bağlıdır.
Sonuç
Borçlu temerrüdü, borçlar hukukunun ifa engelleri içinde özel ve karmaşık bir kurumdur. Temerrüt, yalnızca borcun zamanında yerine getirilmemesiyle değil, bir dizi hukuki ve fiilî koşulun bir arada bulunmasıyla oluşur. Borcun muacceliyeti, edimin ifa edilebilirliği, alacaklının hazır olması, ihtar yapılması ve borçlunun def’i ileri sürmemesi bu sürecin temel unsurlarıdır.
Temerrüdün sonuçları ise, kusura dayalı ve kusurdan bağımsız olarak iki temel hatta ayrılır. Gecikme tazminatı ve beklenmedik hâl sorumluluğu gibi genel sonuçlar yanında, para borçlarında temerrüt faizi ve karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde seçimlik haklar gibi özel sonuçlar da temerrüde bağlanmıştır. Uygulamada Yargıtay kararları bu sistematiği ayrıntılı şekilde açıklamakta ve yerleşik bir içtihat oluşturmuş durumdadır. Böylelikle temerrüt, hem borçlunun sorumluluğunu hem de alacaklının hak arama yollarını belirleyen temel bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır.