rusvet sucu cezasi tck 252

Rüşvet suçu, bir tarafta “rüşvet veren” gerçek kişi ile suçun diğer tarafında “rüşvet alan” kamu görevlisinin (hakim, polis vs.) bulunduğu kamu idaresinin güvenirliğine karşı işlenen suçtur. Yani, hem rüşvet veren hem de rüşvet alan rüşvet suçu işlemektedir. Rüşvet suçu kapsamında CMK 128 uyarınca tüm malvarlığı, hak ve alacaklarına el konulabilir.

Rüşvet Suçu Türk Ceza Kanunu’nun Özel Hükümler kitabının Dördüncü Kısmının “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı birinci bölümünde düzenlenmiştir. TCK m.252 hükmü Rüşvet suçuna ilişkindir. Bu makalemizde, Kadim Hukuk ve Danışmanlık olarak sizlere rüşvet suçunu, rüşvet suçunun özelliklerini, unsurlarını, cezasını, rüşvet suçunda görevli mahkemeyi, zamanaşımını, uzlaşmayı, şikayet süresini, rüşvet suçunda adli para cezası, erteleme ve hükmün açıklanmasının geriye bırakılması hususlarını açıklayacağız.

İhaleye Fesat Karıştırma Suçu ve Cezası – TCK 235. Madde hakkında bilgi almak için tıklayınız. https://kadimhukuk.com.tr/makale/ihaleye-fesat-karistirma-sucu-cezasi-tck-235/

Rüşvet Suçu Nedir?

Rüşvet suçu, bir tarafta “rüşvet veren” gerçek kişi ile diğer tarafta “rüşvet alan” kamu görevlisinin bulunduğu, her zaman birden fazla failin olduğu kamu idaresinin güvenirliğine karşı işlenen çok failli bir karşılaşma suçudur. TCK m.252’de düzenlenen rüşvet suçu; irtikap suçu (TCK m.250), zimmet suçu (TCK m.247) ve görevi kötüye kullanma suçu (TCK m.257) ile karıştırılmamalıdır. Zira görevi kötüye kullanma suçu, kamu görevlisinin görevlerinin gereklerine aykırı hareket etmesiyle oluşan genel bir suçtur.  Zimmet suçu, kamu görevlisi olan şahsın görevi nedeniyle zilyetliği kendisine verilmiş olan veya gözetimiyle sorumlu olduğu mallar üzerinde görev çerçevesine aykırı bir şekilde tasarrufta bulunmasıyla oluşan bir suçtur. İrtikap suçu ise, rüşvet suçundan farklı olarak kamu görevlisinin nüfuzunu kullanarak belli yoğunlukta baskı veya hileli davranışlar sergilemesi ile meydana gelen bir suç tipidir.

Kamu görevlisinin haksız davranışı nedeniyle iş sahibinin işinin hiç veya gereği gibi ya da zamanında yapılmayacağı endişesiyle kendisini mecbur hissederek görevliye menfaat sağlaması biçimindeki eylemler icbaren irtikap suçunu oluşturmaktadır.

Mesela ruhsatsız inşaat yapıldığını öğrenen belediye fen memurunun görevi önce durumu tutanakla tespit etmek ve inşaatı durdurup mühürlemektir. İnşaat sahibinden aldığı para karşılığı tutanak düzenleme ve mühürleme işlemlerini (görevini) yapmama fiili, yapılması gerekeni yapmama niteliğindedir. Bu halde yapılması gerekeni yapmama fiili ihmali bir davranışla işlenmektedir. Yine, görev gereği yapılmaması gereken bir şeyin haksız ‘menfaat’ karşılığı yapılması ile de rüşvet suçu işlenmektedir. Bu durumda da yapılmaması gereken yapılarak icrai bir davranışla suç işlenmektedir. Mesela, doktorun görevinin gereği; hasta olmayana hastalık izni için rapor vermemektir. Rapor almak isteyen sağlıklı kişiye para karşılığı rapor düzenleme fiili yapılmaması gerekeni yapma fiili niteliğindedir. Her iki halde de ihmali veya icrai davranışla görev kurallarına (hukuka) aykırı davranılmaktadır.

Rüşvet suçu, görev mevzuatına uygun (haklı-meşru) bir işin yapılması veya yapılmaması nedeniyle de oluşabilir. İşyeri ruhsatı için başvuran ve bütün hukuki koşulları uygun bulunan esnafın, işlemin kısa bir süre içinde tamamlanması için belediye fen müdürüne menfaat temin etmesi eylemi, görev gereği yapılması gereken iş nedeniyle rüşvet verme ve alma suçunu oluşturur.

Rüşvet anlaşması bulunmadığı halde işin yapılmasından sonra verilen yararın alınması ile rüşvet suçu işlenemez.

Rüşvet suçunu düzenleyen TCK m. 252 “kişilere haksız menfaat sağlanması” veya sağlanmasının vaad edilmesi fiillerini suçun en önemli maddi unsuru olarak kabul etmiş ve “…menfaat sağlayan…” (TCK m. 252/1), “….menfaat temini…” (TCK m. 252/4) gibi kavramlar kullanarak hem rüşvet alma hem de rüşvet verme suçunda kişilere haksız bir menfaat sağlanmasını veya vaad edilmesini şart olarak öngörmüştür. Haksız menfaatin hukuki olmayan bir işin yapılması veya yapılmaması için temin edilmesi gerekir. Aksi takdirde, yani haklı bir işin gördürülmesi amacıyla kamu görevlisine menfaat temin edilmesi halinde rüşvet suçu meydana gelmez. Bu halde, kamu görevlisi açısından görevi kötüye kullanma suçu meydana gelir.

Kişilere haksız menfaat olarak sağlanan menfaat parasal bir değer olabileceği gibi ev, araba vb. gibi başka bir malvarlığı değeri de olabilir. Bunun yanında menfaatin mutlaka doğrudan maddi bir değer olması şart değildir; önemli olan dolaylı da olsa faile, yakınlarına veya işaret ettiği diğer kişilere herhangi bir yarar sağlanmış olmasıdır.

Rüşvet suçu (TCK m.252) Türk Ceza Kanunu’nun “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” kısmının birinci bölümü olan “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” bölümünde düzenlenmiştir.

TCK 252 madde,

(1) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi, dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır.

(3) Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.

(4) Kamu görevlisinin rüşvet talebinde bulunması ve fakat bunun kişi tarafından kabul edilmemesi ya da kişinin kamu görevlisine menfaat temini konusunda teklif veya vaatte bulunması ve fakat bunun kamu görevlisi tarafından kabul edilmemesi hâllerinde fail hakkında, birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir.

(5) Rüşvet teklif veya talebinin karşı tarafa iletilmesi, rüşvet anlaşmasının sağlanması veya rüşvetin temini hususlarında aracılık eden kişi, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek fail olarak cezalandırılır.

(6) Rüşvet ilişkisinde dolaylı olarak kendisine menfaat sağlanan üçüncü kişi veya tüzel kişinin menfaati kabul eden yetkilisi, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek fail olarak cezalandırılır.

(7) Rüşvet alan veya talebinde bulunan ya da bu konuda anlaşmaya varan kişinin; yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması halinde, verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

(8) Bu madde hükümleri; a) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, b) Kamu kurum veya kuruluşlarının ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının iştirakiyle kurulmuş şirketler, c) Kamu kurum veya kuruluşlarının ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının bünyesinde faaliyet icra eden vakıflar, d) Kamu yararına çalışan dernekler, e) Kooperatifler, f) Halka açık anonim şirketler, adına hareket eden kişilere, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadıklarına bakılmaksızın, görevlerinin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya yapılmaması amacıyla doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, menfaat temin, teklif veya vaat edilmesi; bu kişiler tarafından talep veya kabul edilmesi; bunlara aracılık edilmesi; bu ilişki dolayısıyla bir başkasına menfaat temin edilmesi halinde de uygulanır.

(9) Bu madde hükümleri; a) Yabancı bir devlette seçilmiş veya atanmış olan kamu görevlilerine, b) Uluslararası veya uluslarüstü mahkemelerde ya da yabancı devlet mahkemelerinde görev yapan hâkimlere, jüri üyelerine veya diğer görevlilere, c) Uluslararası veya uluslarüstü parlamento üyelerine, d) Kamu kurumu ya da kamu işletmeleri de dahil olmak üzere, yabancı bir ülke için kamusal bir faaliyet yürüten kişilere, e) Bir hukuki uyuşmazlığın çözümü amacıyla başvurulan tahkim usulü çerçevesinde görevlendirilen vatandaş veya yabancı hakemlere, f) Uluslararası bir anlaşmaya dayalı olarak kurulan uluslararası veya uluslarüstü örgütlerin görevlilerine veya temsilcilerine, görevlerinin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya yapılmaması ya da uluslararası ticari işlemler nedeniyle bir işin veya haksız bir yararın elde edilmesi yahut muhafazası amacıyla; doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, menfaat temin, teklif veya vaat edilmesi ya da bunlar tarafından talep veya kabul edilmesi halinde de uygulanır.

(10) Dokuzuncu fıkra kapsamına giren rüşvet suçunun yurt dışında yabancı tarafından işlenmekle birlikte; a) Türkiye’nin, b) Türkiye’deki bir kamu kurumunun, c) Türk kanunlarına göre kurulmuş bir özel hukuk tüzel kişisinin, d) Türk vatandaşının, tarafı olduğu bir uyuşmazlık ya da bu kurum veya kişilerle ilgili bir işlemin yapılması veya yapılmaması için işlenmesi halinde, rüşvet veren, teklif veya vaat eden; rüşvet alan, talep eden, teklif veya vaadini kabul eden; bunlara aracılık eden; rüşvet ilişkisi dolayısıyla kendisine menfaat temin edilen kişiler hakkında, Türkiye’de bulundukları takdirde, resen soruşturma ve kovuşturma yapılır.” şeklindedir.

Rüşvet Suçu Şartları Nelerdir?

5237 sayılı TCK’nın 252. maddesinin gerekçesinde “Kamu hizmetlerinin gerek eşitlik gerek liyakatlilik açısından adalet ilkelerine uygun yürütüldüğü, kamu görevlilerinin rüşvet kabul etmez ve satın alınamaz oldukları hususunda toplumda hâkim olan güvenin, inancın sarsılmaması gerekir. Rüşvete ilişkin suç tanımı, bu güveni korumayı amaçlamıştır.” denilmek suretiyle, kamu görevinin yapılması sırasında dürüstlükten en ufak sapmanın dahi kamu idaresinin güvenilirliğini sarsacağı kaygısını duyan yasa koyucu böyle bir düzenlemeyle, toplumda mevcut olan güvenin korunmasını amaçlamıştır. Bu sebeple rüşvet suçunda korunan hukuki yarar, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyiş düzeni olup, bu suçun şartları şu şekilde ifade edilebilir:

  • Rüşvet suçunun işlenmesi için şartlardan biri, yapılması veya yapılmaması istenen fiilin kamu görevlisinin görev alanına girmesi gerektiğidir. Bununla birlikte kamu görevlisinin elde etmek istediği menfaat, hukuki olmayan bir işin yapılması ya da yapılmaması amacında olmalıdır.
  • Rüşvet suçu, tek failli değil; çok failli bir suç olup, rüşvet suçunda, rüşvet alan ve rüşvet veren olmak üzere en az iki fail bulunmaktadır.
  • Rüşvet suçunun oluşması için haksız menfaatin karşılığında anlaşılan fiilin yapılmasına ya da yapılmamasına lüzum bulunmamaktadır. Tarafların rüşvet konusunda anlaşmaya varmış olmaları halinde rüşvet suçu tamamlanmış olacaktır. Rüşvet anlaşması, işin yapılmasından önce ya da en geç işin yapılması anında kurulmuş olmalıdır.
  • Rüşvet suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Kamu görevlisinin bir işi yapmak ya da yapmamak karşılığında bilerek ve isteyerek haksız olarak menfaat temin etmesi isteği olmalıdır. Taksirle işlendiğinde de cezalandırılacağına ilişkin açık bir düzenleme bulunmadığına göre bu suçun taksirle işlendiğinde cezalandırılabilmesi mümkün değildir.
rusvet cezasi ne kadar
rusvet cezasi

Rüşvet Suçunun Unsurları

  • Fail

Rüşvet suçu çok failli bir suçtur. Başka bir deyişle, rüşvet alan kamu görevlisi ve rüşvet veren kişi aynı amacın gerçekleşmesine yönelik hareket etmektedirler.

Rüşvet alma suçu bakımından fail kural olarak kamu görevlisi; rüşvet verme suçu bakımından herhangi bir kimsedir. Rüşvet fiilinin iki tarafı da suç failidir. Fakat, rüşvet teklifinin kabul edilmemesi durumunda yalnızca teklif eden faildir. 6352 sayılı Kanunla yapılan düzenleme sonucunda kamu görevlisi olmadığı halde 8. fıkrada sayılan kişiler de rüşvet suçunun faili olarak kabul edilmiştir. Ayrıca 9. fıkra da suç kapsamını genişletmiştir.

Rüşvet verme suçu, herhangi bir kimse tarafından işlenebilir (TCK m. 252/1). Rüşvet alan kişinin kamu görevlisi olması gerekmesine rağmen, rüşvet veren kişi bir kamu görevlisi olabileceği gibi herhangi bir kimse de olabilir.

Rüşvet verme fiili, bizzat doğrudan fail tarafından işlenebileceği gibi aracılar vasıtasıyla da işlenebilir. Burada esas önemli olan nokta, haksız yararın sağlanması veya sağlanacağının vaad edilmesidir. Haksız yarar, dolaylı bir biçimde üçüncü kişiler aracılığıyla sağlanmış veya vaad edilmiş olsa dahi rüşvet verme suçu işlenmiş olur.

Rüşvet alma suçu, ancak kamu görevlisi olan bir kişi tarafından işlenebilir. Bu nedenle de ikinci fıkradaki tanım açısından özgü suç düzenlenmiştir. Fakat sonraki fıkralarda kamu görevlisi olmayanların da rüşvet suçu faili olması mümkün kılınmıştır. Kamu görevlisi failin bu sıfatının suçun oluşmasından sonra ortadan kalkmış (emeklilik vb. nedenlerle) olması, cezai sorumluluğunu etkilemez. Gerek 2. fıkra ve gerekse 8. fıkradaki kurum ve kuruluşlar adına hareket eden kişiler yönünden rüşvet alma suçu özgü suç vasfındadır.

Kamu görevlisi, TCK m. 6/1-c’de şu şekilde tanımlanmıştır: Kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi anlaşılır. Buna göre; milletvekili, belediye başkanı, belediye meclis üyesi, gibi seçilenler; avukat, hakim, savcı, bilirkişi, tanık gibi yargı görevi yapanlar; kaymakam, vali, öğretmen, emniyet müdürü, polis gibi atanan memurlar kamu görevlisi olarak kabul edilir. İlaveten, kooperatifler, halka açık anonim şirketler, kamu yararına çalışan dernekler ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları adına hareket ederek hukuki ilişki tesis edenler veya hukuki ilişkinin devamı süresince haksız bir yarar sağlamaya çalışanlar da rüşvet alma suçunun faili olabilirler.

6352 sayılı Kanunla değişik 252. madde ile 5. ve 6. fıkralarda özel müşterek faillik oluşturulmuştur. Maddenin değişik 5. fıkrasına göre kamu görevlisi olup olmadığına bakılmaksızın, rüşvetin teklifi, anlaşma sağlanması veya menfaatin temini hususlarında aracılık yapan kişi müşterek fail olarak kabul edilmektedir. Aracılık iki taraftan birinin teklifiyle yapılabilir.

Altıncı fıkra uyarınca, rüşvet anlaşması sonucunda kendisine dolaylı olarak menfaat sağlanan üçüncü kişi veya tüzel kişinin yetkilisi, kamu görevlisi olup olmadığına bakılmaksızın rüşvet alma suçunun müterek faili olarak cezalandırılır. Fakat bu kişinin menfaati kabul ederken, kendisine rüşvet fiilinden kaynaklanan bir menfaat temin edildiğini biliyor olması gerekir.

Failin yedinci fıkrada sayılan, yargı görevi yapan (hakim, savcı, avukat), hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması, suçun nitelikli halini oluşturmaktadır. Suçun oluşması için ayrıca amaçlanan şeyin rüşvet alan failin görevine giren bir iş olması da şarttır. Göreve girmeyen bir işin yapılması için yarar sağlanması fiili bu suçu oluşturmayacaktır. Fakat, fiilin mesai anında veya görev sırasında işlenmesi gerekli değildir. Göreve giren bir işle ilgili olmak kaydıyla fiilin görev sırasında ya da tatil süresinde işlenmiş olması önemli değildir.

Kişinin rüşvet anlaşmasını yaptığı sırada veya rüşveti aldığı sırada kamu görevlisi olması suçun oluşması için yeterlidir. Mesela, kamu görevlisi olan bir memurun görevi sırasında rüşvet aldıktan sonra kendi isteğiyle görevinden ayrılması veya işine son verilmesi önemli değildir. Kamu görevlisinin rüşvet alma suçunu işleyebilmesi için görev alanına giren bir işi yapmayı veya yapmamayı vaad etmesi gerekir. Rüşvet anlaşmasının konusu olan iş kamu görevlisinin görev alanına giren bir iş değilse rüşvet alma suçu oluşmayacaktır. Mesela, belediyede görevli bir memurun trafik polisinin görev alanına giren bir işi halletmek üzere, bir kimseden para alması rüşvet alma suçunu meydana getirmez; ancak bu fiil koşulları varsa, görevi kötüye kullanma suçu, güveni kötüye kullanma suçu veya dolandırıcılık suçunu oluşturabilir.

  • Mağdur

Suçların mağduru gerçek kişilerdir, tüzel kişiler ancak suçtan zarar gören olabilirler. Rüşvet suçunun mağduru toplumu oluşturan herkestir. Suçla işleyiş düzeni bozulan ve inanılırlığı zedelenen idare ise suçtan zarar gören durumundadır.

Rüşvet veren iş sahibi ile alan kamu görevlisi rüşvet suçunun iki tarafını oluşturan faillerdir. Karşılaşma suçlarından olması nedeniyle alan ve veren kimseler suçun mağduru olmayıp, suçun faillerinden biridir.

Kısaca, rüşvet suçunun mağduru söz konusu suç kamu idaresinin güvenilirliğine karşı işlendiği için toplumdaki tüm bireyler olup, rüşvet veren taraf suçun mağduru olarak değil; faili olarak düzenlenmiştir.

  • Suçun Hukuki Konusu

Suç teşkil eden her hareketin bir konusu vardır ve suçun hukuki konusu denilince bundan tipik hareketin üzerinde icra edildiği kişi veya şey anlaşılmaktadır.

765 sayılı eski TCK’da rüşvetin maddi konusu 211. maddenin 1. fıkrasında; “para, hediye ve her ne nam altında olursa olsun sağlanan diğer menfaatler ile alıp satılan veya ihale edilen taşınır ve taşınmaz malların gerçek değeri ile verilip alınan bedel arasındaki fahiş fark” şeklinde belirtilmişken, 5237 sayılı TCK’nın rüşvetin tanımının yapıldığı 252. maddesinin üçüncü fıkrasında rüşvetin konusu “yarar” olarak ifade edilmiştir.

Maddede kullanılan “yarar” kavramının geniş anlaşılması gerekir. “Yarar”dan anlaşılması gereken, kamu görevlisinin ekonomik, hukuksal veya kişisel durumunu objektif olarak iyileştiren her türlü edimdir. Bu bakımdan kamu görevlisinin durumunu maddi veya manevi bakımdan değiştirerek onu tatmin eden, almadığı, kabul etmediği haline göre kendisini daha müsait duruma getiren her şey “yarar” kavramına dahildir.

  • Fiil

Rüşvet fiili, alan ve veren bakımından tek rüşvet suçunu oluşturmaktadır. Fiil, aynı maksat için karşı yönlerden hareket eden iki failin icra hareketleriyle tamamlanmaktadır. Bu nedenle karşılaşma suçu olarak nitelendirilmiştir. Fakat, suçu oluşturan fiilin farklı yönlerinden hareketle suçu işledikleri için müşterek fail olarak değil, kendi fiillerinden dolayı yan yana fail olarak sorumlu tutulmaktadırlar.

Rüşvet verme fiili; görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği başka bir kişiye menfaat sağlanması şeklinde işlenmektedir.

Rüşvet alma fiili; kamu görevlisi tarafından, görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği başka bir kimseye menfaat sağlanması şeklinde işlenmektedir.

Maddenin 1. fıkrasında, “rüşvet verme” suçu düzenlenmiştir, Bu fıkraya göre; görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için doğrudan veya aracılar vasıtası ile bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişinin dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır. Bir işinin görülmesi için kamu görevlisine veya maddede sayılan diğer kişilere yarar sağlayan kişi rüşvet verme suçunu işlemektedir. Kural olarak rüşvet verme suçunda da hareket unsurunu “yarar sağlama veya rüşvet anlaşması yapma” davranışları oluşturmaktadır. Yasa veya mevzuata aykırı biçimde bir işin yapılmasını veya yapılmamasını temin maksadıyla bir kamu görevlisine veya kanunda sayılan diğer kişilere menfaat sağlayan kişi rüşvet verme suçunu işlemiş olmaktadır. Rüşvet verme suçunun maddi unsurunu; rüşvet alma suçunun faili olabilecek kişilere, göreve aykırı bir işin yapılması veya yapılmaması maksadıyla varılan anlaşma çerçevesinde yarar sağlanması oluşturmaktadır. Ancak, yukarıda da açıklandığı gibi 3. fıkra hükmü uyarınca, anlaşma sağlanması halinde de suç tamamlanmış sayılacağından, suçun oluşması için ayrıca menfaatin sağlanmış olması aranmayacaktır.

Maddenin 2. fıkrasında ise “rüşvet alma” suçu düzenlenmiş olup bu fıkra hükmü uyarınca birinci fıkradaki şekilde menfaat sağlayan kamu görevlisi de aynı şekilde cezaya tabi olacaktır.

Suç konusu işin görev kapsamında olması: Kamu görevlisinin görevine girmeyen bir işle ilgili çıkar sağlaması durumunda rüşvet suçu oluşmayacaktır. Rüşvet suçu, kamu görevlisi failin, görevinin ifasıyla ilgili bir işin gördürülmesi amacıyla çıkar sağlanması şeklinde işlendiğinden, gördürülecek işin mutlaka failin görev ve yetkisi içerisinde bulunması gerekir. Kamu görevlisi sıfatının kötüye kullanılarak yetkisi olmadığı bir iş için yarar sağlanmışsa TCK m. 255’deki nüfuz ticareti suçu söz konusu olacaktır; rüşvet suçuyla karıştırılmamalıdır. Başka bir husus ise yapılacak veya yapılmayacak işin kamu görevlisinin yetki alanında fakat hukuka uygun olmayan bir iş olması gerekir. Görevi gereği zaten yapması veya yapmaması gereken bir iş dolayısıyla menfaat sağlaması halinde icbar suretiyle irtikap (TCK m. 250/1) suçu oluşacaktır ki bu durum da rüşvet suçuyla karıştırılmamalıdır.

Rüşvet anlaşması: Rüşvet anlaşması, bu suçu benzer suçlardan ayırdedecek temel unsur mahiyetindedir. Rüşvet anlaşması olmaksızın temin edilecek menfaatlerin rüşvet suçunu oluşturması mümkün değildir. Rüşvet anlaşmasının menfaat sağlanmadan önce veya en geç o anda yapılması gerekir. İşin görülmesinden sonra iş sahibinin kendiliğinden menfaat temin etmesi bu suçu oluşturmaz.

Rüşvet anlaşması, rüşvet alan ile rüşvet veren arasında aynı amacın gerçekleşmesine yönelik, tarafların özgür iradeleriyle yaptıkları bir suç anlaşmasıdır. Rüşvet alan konumundaki kamu görevlisi ile rüşvet veren konumundaki iş sahibinin, kamu görevlisinin görevi ile alakalı bir işi yapması veya yapmaması ve bunun karşılığında kamu görevlisine veya göstereceği bir kişiye menfaat sağlanacağı hususunda anlaşmaya varmaları halinde rüşvet anlaşması kurulmuş olur ve rüşvet anlaşması yapıldığı taktirde suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur. Buna göre rüşvet suçu bir “kalkışma suçudur”; anlaşılmış olması yeterlidir, anlaşma sonrasında vaatlerin yerine getirilip getirilmediği önemli değildir.

Suç, yararın sağlanması ile tamamlanmakta ise de 3. fıkradaki düzenleme uyarınca suç politikası gereği rüşvet anlaşması yapılması da tamamlanmış fiil gibi kabul edilmektedir. Anlaşma ile sonuçlanması koşuluyla, suçun oluşumu bakımından ilk teklifin kimden geldiğinin önemi yoktur. Ancak kamu görevlisinin yaptığı teklifin iş sahibince kabul edilmemesi durumunda eylem teşebbüs aşamasında kalmaktadır. Rüşvet anlaşması yapıldıktan sonra vazgeçilse dahi suç oluşmuş sayılır ise de etkin pişmanlık hükmünden (m.254) yararlanılabilir.

Rüşvet anlaşmasının varlığından söz edebilmek için tarafların serbest iradelerinin ürünü olması da gereklidir. Tarafların rızası cebir, tehdit, hile ve baskı vasıtasıyla elde edilmiş veya hataya düşürülmüş ise rüşvet anlaşması gerçekleşmiş sayılamaz. Suçun her iki tarafı da haksız bir yarar elde etmek amacında ve meşru olmayan bir yolda olduklarının bilinci içerisindedirler. Bu bakımdan, bir tarafın rüşvet için anlaşma iradesiyle değil de, dostluk, acıma gibi başka bir sebeple hareket etmesi durumunda suçun maddi unsuru gerçekleşmemiş sayılmalıdır.

İşin yapılması için menfaat sağlanması görevlinin baskısı altında kabul edilmiş ise fiil icbar suretiyle irtikap suçunu oluşturabilir.

Bir tarafın gerçek iradesi rüşvet anlaşması yapma şeklinde oluşmamışken karşı tarafı yakalatmak için anlaşmış gibi görünmesi durumunda, gerçek anlamda iradelerin uyuştuğu bir anlaşma olmadığından rüşvet suçu teşebbüs derecesinde kalmış sayılacaktır. Yargıtay uygulamasında da yakalatma amaçlı olaylarda, yasal anlamda rüşvet anlaşması olmadığından eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı ve görünüşte anlaşan fail bakımından ise rüşvet verme suçunun oluşmadığı kabul edilmektedir.

Menfaat (yarar) sağlama: Rüşvet alma ve verme suçunun varlığı için gereken diğer bir koşul, işi yapacak veya yapmayacak olan faile “menfaat-yarar” sağlanmasıdır. 765 sayılı TCK’nın 211’inci maddesinde rüşvete konu menfaat için; “para, hediye ve her ne ad ve nam altında olursa olsun sağladıkları diğer menfaatler ile bu maksatla alıp sattıkları veya ihale eyledikleri taşınır veya taşınmaz malların gerçek değeri ile verilip alınan bedel arasındaki fahiş fark” biçiminde ayrıntılı bir tanım yapılmışken 5237 sayılı TCK’nın 6352 sayılı Kanunla değişik 252’nci maddesinde bu uzun tanım yerine sadece ‘menfaat’ terimi kullanılmıştır. Menfaat kavramı hakkında doktrinde; “para veya mal gibi maddi bir yarar” olarak anlaşılması gerektiği görüşü yanında, “maddi veya manevi nitelikte fayda sağlayan şeyler” olarak geniş anlamda yorumlayan görüşler de bulunmaktadır. Suçla elde edilen menfaatin faile veya başka birisi yararına olması mümkündür. Her iki halde de suç işlenmiş olur.

Maddenin 3. fıkrasında, rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunacağı öngörülerek, bu suçun netice aranmayan bir hareket suçu, teşebbüsün cezalandırıldığı bir “teşebbüs suçu” olduğu kabul edilmiştir.

Maddenin 4. fıkrasında, “rüşvet alma” veya “rüşvet verme” suçuna teşebbüs halinde yani kamu görevlisi tarafından iş sabine yapılan talebin ya da iş sahibi tarafından kamu görevlisine yapılan talebin kabul edilmemesi hali bu suçlara teşebbüs olarak kabul edilerek birinci ve ikinci fıkralara göre verilecek cezaların yarı oranında indirileceği hükme bağlanmıştır.

Maddenin 5. fıkrasında, rüşvet alma ve verme suçlarına her ne şekilde olursa olsun aracılık eden kişilerin de sıfatına bakılmaksızın bu suçlardan müşterek fail olarak sorumlu tutulacağı hüküm altına alınmıştır. TCK m. 252/5 gereği rüşvet suçuna aracılık etme fiili rüşvet teklif veya talebinin karşı tarafa iletilmesi, rüşvet anlaşmasının sağlanmasına aracılık edilmesi veya rüşvetin temini hususlarında aracılık edilmesi şeklinde gerçekleştirilebilir. Rüşvet suçuna aracılık eden kişinin kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığının önemi yoktur.

Maddenin 6. fıkrasına göre, rüşvet ilişkisinden dolaylı olarak (üçüncü kişi olarak) menfaat sağlayan gerçek kişiler veya tüzel kişilerin menfaati kabul eden yetkililerini de bu suçtan müşterek fail olarak sorumlu tutulacaklardır. Tüzel kişilerin veya üçüncü kişilerin, işlenen rüşvet suçu nedeniyle dolaylı menfaat sağlaması halinde rüşvet ilişkisine girdikleri kabul edilir ve tüzel kişilerde menfaati kabul eden yetkili kim ise rüşvet suçu nedeniyle o kişi cezalandırılır.

Maddenin 7. fıkrasında suçun nitelikli hali, ağırlaştırıcı nedeni düzenlenmiştir. Rüşvet alma veya verme ya da isteme, teklif etme suçlarını işleyen kişilerin fıkrada sayılan “yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir” konumunda olması durumunda verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılacaktır. Bu fıkrada suç işleyen kişilerin sıfatları sayılarak sınırlandırıldığından ancak bu sayılan kişiler hakkında bu fıkra hükmü uygulanabilecektir. Bu fıkradaki nitelikli halin uygulanabilmesi için faildeki bu sıfatların yasaya uygun olarak kazanılması ve suç işlendiği sırada var olması sarttır.

Maddenin 8. fıkrasında, rüşvet alma ya da verme suçunun, fikrada sayılan kurum, kuruluş, şirket, kooperatif, vakıf veya dernekler adına hareket eden kişilere karşı teklifte bulunmak ya da bu kişilerin talepleri suretiyle işlenmesi halinde de bu kişilerin kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadıklarına bakılmaksızın bu kişiler tarafından da işlenmiş sayılacağına ilişkin bir istisna hükmü düzenlenmiştir. Bu fıkra hükmüne göre suçun oluşması için “kamu görevlisi olma” unsuru aranmayacaktır,

Fıkrada sayılan tüzel kişiler şunlardır;

  • Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları,
  • Kamu kurum veya kuruluşlarının ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının iştirakiyle kurulmuş şirketler,
  • Bunların bünyesinde faaliyet icra eden vakıflar,
  • Kamu yararına çalışan dernekler,
  • Kooperatifler,
  • Halka açık anonim şirketler.

Hukuki ilişki tesisinde veya tesis edilmiş hukuki ilişkinin devamı sürecinde, bu tüzel kişiler adına hareket eden kişilere görevinin gereklerine aykırı olarak yarar sağlanması halinde de 1 ve 2. fıkra hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

Bu fıkradaki rüşvet alma suçunun oluşabilmesi için failin; fıkrada sayılan kurum, kuruluş, dernek, vakıf veya şirketler adına hareket eden kişilerden biri olması şart olup bu fıkralardaki rüşvet suçlarının varlığı için gereken koşul; sağlanan yararın failin görevi gereği kabul etmemesi gereken bir yarar olduğundan bu fıkralardaki suçlar, haksız bir işin görülmesi yanında haklı bir işin görülmesi için de işlenebilecektir.

Maddenin 9. fıkrasında yine bir istisna hükmü getirilerek rüşvet suçunun fikrada sayılan kişiler ile ilgili olarak işlenmesi halinde de bu madde hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

Fıkrada sayılan kişiler şunlardır;

  • Yabancı bir devlette seçilmiş veya atanmış olan kamu görevlileri,
  • Uluslararası veya uluslarüstü mahkemelerde ya da yabancı devlet mahkemelerinde görev yapan hâkimler, jüri üyeleri veya diğer görevliler,
  • Uluslararası veya uluslarüstü parlamento üyelerine,
  • Kamu kurumu ya da kamu işletmeleri de dahil olmak üzere, yabancı bir ülke için kamusal bir faaliyet yürüten kişiler,
  • Bir hukuki uyuşmazlığın çözümü amacıyla başvurulan tahkim usulü çerçevesinde görevlendirilen vatandaş veya yabancı hakemler,
  • Uluslararası bir anlaşmaya dayalı olarak kurulan uluslararası veya uluslarüstü örgütlerin görevlileri veya temsilcileri,

Bu kişilere görevlerinin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya yapılmaması ya da uluslararası ticari işlemler nedeniyle bir işin veya haksız bir yararın elde edilmesi yahut muhafazası amacıyla; doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, menfaat temin, teklif veya vaat edilmesi ya da bunlar tarafından talep veya kabul edilmesi halinde de 252. madde hükümleri uygulanacaktır.

Maddenin 10. fıkrası hükmüne göre, dokuzuncu fıkra kapsamına giren rüşvet suçunun yurt dışında yabancı tarafından işlenmekle birlikte;

  1. Türkiye’nin,
  2. Türkiye’deki bir kamu kurumunun.
  3. Türk kanunlarına göre kurulmuş bir özel hukuk tüzel kişisinin,
  4. Türk vatandaşının, tarafı olduğu bir uyuşmazlık ya da bu kurum veya kişilerle ilgili bir işlemin yapılması veya yapılmaması için işlenmesi halinde, rüşvet veren, teklif veya vaat eden; rüşvet alan, talep eden, teklif veya vaadini kabul eden; bunlara aracılık eden; rüşvet ilişkisi dolayısıyla kendisine menfaat temin edilen kişiler hakkında, Türkiye’de bulundukları takdirde, resen soruşturma ve kovuşturma yapılacaktır.
  • Manevi Unsur

Rüşvet suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Suçun maddedeki tanımına uygun unsurlarını bilerek ve isteyerek hareket edilmesi gerekmektedir.  Rüşvet suçunun taksirle işlenme imkanı bulunmamaktadır. Diğer taraftan rüşvetin; “kamu görevlisinin, görevinin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya yapılmaması için” alınması veya verilmesinin gerekmesi dolayısıyla, faillerde kanunda belirtilen amacın bulunması da gerekmektedir. Kamu görevlisinin herhangi bir işi yapması veya yapmaması için, menfaat sağlamak niteliğinde olmayan eylem rüşvet suçunu oluşturmaz. Bu nedenle ancak ‘doğrudan kastla’ işlenebilir.

Aracılık eden, menfaati kabul eden veya tüzel kişinin temsilcisi olanların da, fiile ilişkin kanuni unsurları bilerek hareket etmeleri gerekir

Cezayı ağırlaştıran neden olan 7. fıkranın rüşvet verene uygulanabilmesi için, rüşvet veren failin, rüşvet alanın bu sıfatını biliyor olması zorunludur.

Rüşvet Suçu Cezası

  • Rüşvet Suçu Temel Hali Cezası

Rüşvet alma suçunun cezası; 4 yıldan 12 yıla kadar hapis cezasıdır (TCK m. 252/2). Mahkumiyet halinde rüşvet alan kamu görevlisi yönünden TCK’nın 53/5. maddesindeki özel hak yoksunluğuna da hükmedilir.

Rüşvet verme suçunun cezası; 4 yıldan 12 yıla kadar hapis cezasıdır (TCK m. 252/1).

Aracılık eden kişi, aynen rüşvet alma veya verme suçunu işleyen kişi gibi cezalandırıldığından rüşvet suçuna aracılık etme suçunun cezası, 4 yıldan 12 yıla kadar hapis cezasıdır (TCK m. 252/4).

Rüşvet ilişkisinde dolaylı olarak kendisine menfaat sağlanan üçüncü kişi veya tüzel kişinin menfaati kabul eden yetkilisi, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek fail olarak cezalandırılır (TCK m. 252/6). Bu sebeple dolaylı menfaat sağlayan üçüncü kişi veya tüzel kişinin yetkilisi rüşvet suçu nedeniyle 4 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

TCK m. 253, “Rüşvet suçunun işlenmesi suretiyle yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.” şeklindedir. Tüzel kişiler hakkında uygulanacak güvenlik tedbirleri TCK’nın 60. maddesinde gösterilmektedir. Fakat güvenlik tedbirine hükmedilebilmesinin ön koşulu, rüşvet suçunun işlenmesi suretiyle tüzel kişi yararına menfaat sağlanmış olunmasıdır. Yargılama sırasında öncelikle bu durumun tespit edilmesi gerekir. İddianamede talep edildiğinde veya ayrı bir talepname ile güvenlik tedbiri uygulanması istenildiğinde tüzel kişiye tebligat yapılıp savunma imkanı tanınmalıdır.

Rüşvet suçunun cezası görüldüğü üzere, alt ve üst sınırlar belirlenmek suretiyle hapis cezası şeklinde öngörülmüştür. Hakim, alt ve üst sınır hapis cezasının belirlenmesinde, suçun işleyiş biçimi, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, suçun konusunun önem ve değeri gibi birçok durumu dikkate alacaktır.

  • Rüşvet Suçu Nitelikli Hali Cezası

Rüşvet alan failin sıfatının cezayı ağırlaştıran nitelikli hal olarak öngörülmesi 252. maddenin 7. fıkrasından ve özel kanunlardan kaynaklanabilir.

Rüşvet alma suçu failinin Kanunun 252. maddesinin yedinci fıkrada sayılan, yargı görevi yapan (adli veya idari yargı alanında ilk derecede, bölge ve yüksek mahkemelerde görevli hakim ve savcılar ile avukatlar), hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması, suçun nitelikli halini oluşturmaktadır. Fıkra metninde cezalandırmada bir ayrım yapılmadığından, nitelikli halin rüşvet verme ve alma suçu faillerinin her ikisi yönünden de geçerli olduğu düşünülmelidir.

Rüşvet alan veya talebinde bulunan ya da bu konuda anlaşmaya varan kişinin; yargı görevi yapan (avukat, hakim, savcı), hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması halinde, verilecek ceza 1/3’ten 1/2’sine kadar artırılır (TCK m. 252/7).

Trafik suç ve ceza tutanaklarının tanzimiyle görevli olanların suç faili olması da 2918 sayılı Kanunun Ek 11. maddesi ile nitelikli hal olarak öngörülmüştür. Bu hüküm gereği rüşvet alma suçundan verilen ceza yarı oranında artırılmalıdır. Suç ve ceza tutanağını düzenlemekle görevli kişilerin kimler oldukları da aynı kanunun 114/1. maddesinde gösterilmiştir.

  • Rüşvet Suçu İndirim Halleri

Rüşvet suçunda cezayı azaltan bir indirim haline yer verilmemiştir. Ancak koşulların gerçekleşmesi halinde genel hükümlerde düzenlenen indirim nedenleri uygulanabilir. Rüşvet suçunda hakim, teşebbüs, iştirak, haksız tahrik, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı gibi cezadan indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebeplere ilişkin durumlardan birisi dahi olması halinde cezadan indirim yapabilecektir.

Rüşvet suçunda teşebbüse ilişkin özel bir düzenleme getirilmiştir ve bu durumda verilecek ceza, Kanun’da öngörüldüğü biçimde indirilecektir. Kamu görevlisinin rüşvet talebinde bulunması ve fakat bunun kişi tarafından kabul edilmemesi nedeniyle rüşvet anlaşmasının yapılamaması halinde kamu görevlisine TCK md. 252/2 gereği verilecek ceza yarı oranında indirilir (TCK m. 252/4). Bu halde, kamu görevlisine verilecek ceza 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasıdır.

Kişinin kamu görevlisine menfaat temini konusunda teklif veya vaatte bulunması ve fakat bunun kamu görevlisi tarafından kabul edilmemesi halinde de, rüşvet anlaşması tamamlanmadığından rüşvet teklifinde bulunan kişiye verilecek ceza yarı oranında indirilir (TCK md. 252/4). Yani, bu halde de rüşvet teklif edene verilecek ceza 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasıdır.

Rüşvet Suçunun Özel Görünüşleri

  • Teşebbüs

Rüşvet suçuna teşebbüs, TCK genel hükümlerdeki düzenlemelerden ayrı olarak düzenlenmiştir. Rüşvet suçuna teşebbüs, bir kimsenin, kamu görevlisine, görevi ile ilgili iş karşılığında rüşvet teklif etmesi fakat bunun kamu görevlisi tarafından kabul edilmemesi; kamu görevlisinin, göreviyle ilgili karşı taraftan rüşvet istemesi fakat bunun karşı tarafça kabul edilmemesi yahut tarafların rüşvet konusunda görüşme yapmaları fakat bir anlaşmaya varmamaları, örneğin rüşvet teklifi karşısında kamu görevlisinin süre talep etmesi fakat sonradan teklifi reddetmesi şeklindeki seçimlik hareketlerle işlenir.

TCK m. 252/4. fıkrası uyarınca; kamu görevlisinin rüşvet talebinde bulunması ve fakat bunun kişi tarafından kabul edilmemesi ya da kişinin kamu görevlisine menfaat temini konusunda teklif veya vaatte bulunması ve fakat bunun kamu görevlisi tarafından kabul edilmemesi hâllerinde fail hakkında, birinci ve ikinci fikra hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir. Bu hüküm gereği, iş sahibi veya kamu görevlisinin rüşvet teklifinin diğer tarafça kabul edilmemesi halinde de suçun oluştuğu, ancak tamamlanmış suça göre verilecek cezanın indirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

Mevcut halde Yargıtay kararlarına göre; rüşvet suçunun, menfaatin kamu görevlisi tarafından temin edildiği anda tamamlandığı ilke olarak kabul edilmekle birlikte, izlenen suç siyaseti gereği olarak, rüşvet suçunun kamu görevlisi ile iş sahibi arasında görevinin ifasıyla ilgili bir işin yerine getirilmesi veya getirilmemesi amacına yönelik menfaat teminini öngören bir anlaşma yapılması durumunda dahi rüşvet suçu tamamlanmış gibi cezaya hükmedileceği maddenin üçüncü fıkrasında hüküm altına alınmıştır. Bunun için, rüşvet teklif veya önerisinin kişi ya da kamu görevlisinden gelmesinin önemi bulunmamakla birlikte, bu istek ve önerinin, diğer bir anlatımla rüşvet anlaşmasının özgür iradeye dayalı olmasında zorunluluk bulunmaktadır. Rüşvet verme suçunda kamu görevlisi tarafından yapılan teklifin reddedilmesi halinde rüşvet verme suçunun teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilmektedir.

Yargıtay uygulamasına göre rüşvet verme veya alma niyetinde olmayan kişi veya kamu görevlisinin, yakalatmak ya da suç delillerini ortaya çıkartmak amacıyla teklifi kabul etmiş gibi gösterdiği biçimsel rızanın (görünüşteki rıza-dış rıza) özgür iradeye dayalı olmaması nedeniyle, rüşvet anlaşmasının varlığından söz edilemeyeceği cihetle, böyle bir durumda rüşvet alırken veya rüşvet verirken yakalanan failin eyleminin rüşvet suçuna teşebbüs olarak kabulü gerekmektedir.

  • İştirak

6352 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonucunda müşterek failliğe ilişkin özel hüküm getirilmiştir. Maddenin 5. fıkrasına göre kamu görevlisi olup olmadığına bakılmaksızın, rüşvet konusunda aracılık yapan kişiye 6. fıkra uyarınca da rüşvet anlaşması sonucunda kendisine dolaylı olarak menfaat sağlanan üçüncü kişi veya tüzel kişinin yetkilisi müşterek fail olarak kabul edilmektedir.

Bu özel iştirak kuralı dışında, suçun işlenmesine azmettirme veya yardım etmek suretiyle iştirak edenler hakkında iştirake ilişkin genel hükümler uygulanır. Suç rüşvet anlaşması ile oluşmakta fakat menfaatin sağlandığı ana kadar sürmekte olduğundan, bu arada suça iştirak de mümkündür.

  • İçtimaı

Rüşvet alan ve verenin aynı rüşvet anlaşması nedeniyle farklı tarihlerde menfaat sağlama eylemleri tek rüşvet suçunu oluşturur. Yargıtay uygulamasında bir rüşvet anlaşmasına bağlı olarak rüşvet konusu menfaatin farklı zamanlarda sağlanmasının zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasını gerektirmediği, yapılan tek bir anlaşma ile suçun oluşacağı, sonradan farklı zamanlarda sağlanan veya elde edilen menfaatlerin TCK’nın 61. Maddesine göre temel cezanın belirlenmesinde esas alınabileceği, ayrı ayrı rüşvet anlaşması yapılmadığı sürece, sanığın başlangıçta hedeflediği ve almak istediği miktara yönelik olarak gerçekleştireceği birden fazla eylemlerin, ilk başta alınması hedeflenen miktar yükseltilerek fazlalaştırılmadığı müddetçe fiilin gerçekleşme şekli ve eylem bütünlüğü içinde tek suç oluşturacağı, kabul edilmektedir.

Zincirleme suç kuralının uygulanması da mümkündür. Bu nedenle, rüşvet alan veya veren kişinin bir suç işleme kararıyla değişik zamanlarda rüşvet suçunu işlemeleri durumunda zincirleme/müteselsil suç kuralı (TCK m. 43/1) gereği uygulama yapılmalıdır. Suç kararının yenilendiği anlaşılırsa birden fazla suç oluştuğu kabul edilir.

Rüşvet alan ve verenin, farklı zamanlarda başka işlerin gördürülmesi amacıyla rüşvet suçunu işlemeleri durumunda, alan ve veren failler yönünden suçun zincirleme olarak işlendiği ve 43/1. madde ile ceza verilmesi gerekmektedir.

Rüşvet suçu özel nitelikli görevi kötüye kullanma suçudur. Bu nedenle görünüşte içtima kurallarından genel-özel norm ilişkisinde özel normun önceliği ilkesi gereği fail yalnızca rüşvetten sorumlu tutulur. Bu durumda iddianamede 257. madde yönünden talepte bulunulmayacağı gibi, hüküm fıkrasında da ayrı bir hüküm kurulmamalıdır.

Rüşvet suçunun rüşvet anlaşması anında tamamlanmış gibi kabul edilmesi ve bu suçta amaç bir görevin ifası nedeniyle haklı veya haksız bir işin gördürülmesi olduğundan, gördürülmek istenen işin ayrıca suç oluşturması durumunda gerçek içtima kuralı geçerli olur ve iki ayrı suçtan ceza verilir. Örneğin rüşvet vererek hasmının bir gece gözaltında tutulmasını isteyen fail ile bu amacı gerçekleştiren karakol amiri rüşvet suçundan başka hürriyeti kısıtlama suçundan (109/3-d) da cezalandırılır. Yine, rüşvet karşılığı yapılacak işin sahte belge ile işlenmesi durumunda TCK’nın 212. maddesi maddesindeki özel gerçek içtima kuralı uyarinca iki ayı suç oluşmaktadır. Bunun gibi, rüşvet karşılığında ihaleye fesat karıştırarak ihale şartlarını taşımayan bir kişiyi ihaleye kabul etme fiilinde de TCK’nın 235/4. maddesinde yer alan özel içtima kuralı gereğince iki ayrı suç oluşacaktır. Edimin ifasına fesat karıştırma suçunda da faili bu nedenle yarar sağlaması halinde TCK 236/3. maddede yer alan özel içtima hükmü uyarınca 236 ve 252. madde ile cezalandırılması gerekecektir.

Bu tarz özel içtima hükümlerinin bulunmadığı halde bir işin yapılması için yarar sağlama fiili başka bir suçun unsuru ya da ağırlatıcı nedeni sayılmakta ise fikri içtima hükmü (TCK m. 44) uygulanır.

Buna karşın, fiilin başka bir suçun unsuru ya da ağırlatıcı nedenini oluşturmadığı durumda iki ayrı suçun oluştuğu kabul edilmelidir. Örneğin kamu görevlisi failin görevi nedeniyle öğrendiği bir suçu yetkili mercie bildirmemek için yarar sağlaması ve suçu bildirmemesi durumunda TCK’nın 279 ve 252. maddeleri ile ceza verilmelidir.

Yargıtay rüşvet anlaşması kapsamında hareket ederek yalan tanıklıkta bulunan failin yalan tanıklık eyleminin rüşvet suçunun içinde kaldığını kabul etmiştir.

Rüşvet Suçu Adli Para Cezasına Çevirme, Erteleme ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı

  • Rüşvet Suçu Adli Para Cezasına Çevirme

Adli para cezası, işlenen bir suça karşılık hapis cezasıyla birlikte veya tek başına uygulanabilen bir yaptırım türüdür. Yargılama neticesinde hükmedilen sonuç cezanın bir yıl veya daha az süreli hapis cezası olması halinde, mahkeme hapis cezasını TCK 50. maddede yazılı adli para cezasına veya diğer güvenlik tedbirlerine çevirebilecektir.

  • Rüşvet Suçu Erteleme

Ceza ertelenmesi, mahkeme tarafından belirlenen cezanın cezaevinde infaz edilmesinden şartlı olarak vazgeçilmesidir. Erteleme, TCK m. 51/1’de; “İşlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır” şeklinde düzenlenmiştir. Hakim tarafından hükmedilecek ceza iki yıl ya da iki yıldan daha az olduğu vakit, hapis cezası hakkında erteleme kararı verilebilecektir. Cezanın ertelenmesi kararının verilebilmesi, rüşvet suçundan verilecek olan hapis cezasında indirim yapılabilecek hükümlerin uygulanması ile mümkündür.

  • Rüşvet Suçu Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB), sanık hakkında hükmolunan cezanın belli bir denetim süresi içerisinde sonuç doğurmaması, denetim süresi içerisinde belli koşullar yerine getirildiğinde ceza kararının hiçbir sonuç doğurmayacak şekilde ortadan kaldırılması ve davanın düşmesine sebebiyet veren bir ceza muhakemesi kurumudur. Suçun cezasının 2 yıl veya altında belirlendiği hallerde HAGB kararı mümkündür. Rüşvet suçunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının da verilebilmesi mümkündür; ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilebilmesi için rüşvet suçundan verilecek olan hapis cezasında indirim yapılabilecek hükümlerin uygulanması gerekmektedir.

Rüşvet Suçu Soruşturma Kovuşturma Aşaması

  • Soruşturma Aşaması

Şikayet, TCK m. 73’te; “Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikayette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz” şeklinde düzenlenmiştir. Bir suçun soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olabilmesi için kanunda bu durumun açıkça belirtilmesi gerekir. Rüşvet suçu ise, takibi şikayete bağlı olmayan, resen soruşturulacak suçlardandır.

Memur veya diğer kamu görevlilerin hakkında açılacak olan soruşturma adına ilgili yerden görevi nedeniyle bir karar alınması gerekmektedir. Savcılığın kamu görevlisi adına soruşturma yapması ya da mahkeme tarafından kovuşturma yapılabilmesi için yetkili organdan idari karar alınması gerekmektedir. Fail hakkında soruşturma izmi alınmaz ise fail hakkında soruşturma başlatılamayacak, yargılama yapılamayacaktır. Ancak rüşvet suçu soruşturma iznine tabi bir suç değildir. Bu nedenle rüşvet suçu işleyen kamu görevlisi hakkındaki soruşturma, izin alınmadan doğrudan yürütülecektir. Daha kısa bir ifadeyle, rüşvet suçu 3628 sayılı Kanun (m.17) kapsamında bulunduğundan kamu görevlisi fail hakkında 4483 sayılı Kanun (m.2/1) hükümleri uygulanamayacaktır. Bu nedenle soruşturmanın savcı tarafından doğrudan ve fakat ilgili kamu idaresine bilgi vermek suretiyle yapılması gerekir.

Savcı, suçun işlendiği ile ilgili bilgi edindikten sonra araştırmaya koyulacak ve bu araştırmada şüphelinin aleyhine ve lehine olan delilleri toplayacaktır. Savcı, araştırması sonucunda yeterli delile ulaşırsa iddianame düzenleyerek dava açacak; aksi takdirde kovuşturmaya yer olmadığı (takipsizlik) kararı verecektir. Savcının bir iddianame düzenlemesi için, suçun işlendiği yönünde yeterli şüphenin varlığı gerekmektedir. Yeterli şüphe şartının aranmasının temel nedeni ise kişilerin gereksiz yere yargılanmalarının önüne geçilmesini sağlamaktır.

  • Kovuşturma Aşaması

Soruşturma aşamasının iddianame düzenlenip kamu davası açılarak tamamlanmasının akabinde artık bir ceza davasının varlığından bahsedilir ve kovuşturma aşamasına geçilmiş demektir. Başka bir deyişle, kovuşturma evresi, iddianamenin kabul edilmesi veya kabul edilmiş sayılması ile başlar. Kovuşturmanın içinde farklı evrelerden bahsedilebilir; duruşma hazırlığı, duruşma, hüküm ve kanun yolu bu evrelerdendir. Soruşturmanın tamamlanması sonrasında rüşvet suçuna ilişkin kovuşturma aşaması gerçekleştirilecek ve kovuşturma aşamasının sonunda faile verilecek sonuç ceza belirlenecektir.

Rüşvet alan kamu görevlisiyle ilgili olarak mal bildiriminde bulunması isteneceği gibi haksız mal edinildiğine ilişkin delil veya emare elde edildiğinde, haksız elde edinildiği şüphesi doğan mal varlığına tedbir konulması için hakimden tedbir talebinde bulunulur (CMK 128; 3628/19). Rüşvet suçunun konusunu oluşturan ve tedbir konulan maddi menfaatin müsaderesine hükmolunur (TCK 55).

İddianame ile 3628 sayılı yasa gereği dava açıldıktan sonra suç niteliğinde değişme olduğu ve fiilin rüşvet olmayıp örneğin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu kanısına ulaşılmış olursa artık durma kararı verip 4483 sayılı Yasa gereği izin istemeye gerek bulunmamaktadır. Vasıf değişikliği halinde mahkeme yargılamaya devamla ek savunma alınarak hüküm kurmalıdır.

YÖK Başkanı ve rektörle rüşvet suçu yönünden 2547 sayıı Kanunun 53/c maddesindeki özel soruşturma usulüne tabi ise de diğer üniversite personeli hakkında 3628 sayılı Kanunun 17. maddesi geçerli olduğundan izin veya 1üzum-u muhakeme kararı gerekli değildir.

Yurt dışında görevlendirilen Türk kamu görevlisinin göreviyle bağlantılı olarak rüşvet suçunu yabancı ülkede işlemesi durumunda TCK’nın 10. maddesi uyarınca yabancı ülkede mahkumiyet hükmü verilse dahi Türkiye’de yeniden yargılanır.

Davaya katılma: Kamu idareleri kural olarak, yalnızca suçtan doğrudan zarar gördükleri takdirde kamu davasına müdahil olarak katılma hakkına sahiptirler. Buna karşın, 12.12.2003 tarihli ve 5020 sayılı Yasayla, 3628 sayılı Kanunun 18/2. maddesine eklenen fıkrada; “….rüşvet… suçlarından veya bu suça iştirak etmekten sanık olanlar hakkında, yapılan ihbar veya takipsizik kararı ve iddianame Cumhuriyet Başsavcılığınca, Maliye Bakanlığı Baş Hukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü ile varsa diğer ilgili kamu kurum veya kuruluşlarına bildirilir. Hazine Avukatının yazılı başvuruda bulunması halinde Maliye Bakanlığı, başvuru tarihinde müdahil sıfatını kazanır” hükmü yer almaktadır.

Ayrıca, 19.1.2005 tarihinde RG.’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5283 sayılı Yasanın 4/c maddesinde; “Sağlık hizmeti sunan personel ile ilgili açılmış, açılacak davaların (Sağlık Bakanlığı) husumeti ile yürütüleceği” belirtilmiştir.

Bu nedenle, iddianame ve duruşma gününün ilgisine göre Maliye Bakanlığı Muhakemat Genel Müdürlüğüne veya Sağlık Bakanlığına tebliği gerekmektedir. Yargıtay, ilgili bakanlıklara veya kamu kurumlarına bildirilmeksizin hüküm verilmesi durumunda bozma nedeni kabul etmektedir.

Onuncu fıkrada, 9, fıkra ile düzenlenen yabancı unsurlu rüşvet verme ya da alma suçlarının Türkiye’de yargılanması için gereken koşullar açıklanmaktadır. Türkiye’de soruşturma veya kovuşturma yapılabilmesi için fiilin Türkiye’de işlenmesi zorunlu olmayıp, suç faillerinin yurt içinde olmaları yeterli görülmüştür. Yurt içinde bulunmaları halinde fail veya faillerin Türk veya yabancı olduğuna bakılmaksızın re’sen soruşturma ve kovuşturma yapılır.

Esasen Kanunun 12. maddesinde yurt dışında bir yabancı tarafından işlenen suçların Türkiye’de yargılanması koşulları düzenlenmiş ve her ne kadar diğer suçlar için aranan Adalet Bakanının izni koşuluna rüşvet suçu yönünden istisna tanınmış ise de Türk vatandaşı veya özel hukuk tüzel kişisinin zararına işlenen suçlarda zarar görenin şikayet etmesi şartı aranmıştır. İşte 10. fıkra ile yabancı unsurlu rüşvet suçu özel olarak düzenlenmiş ve şikayet koşulu da devre dışı bırakılmıştır. Ayrıca Kanunun 19. maddesinde ceza bakımından yabancı kanunun gözetilmesi ilkesi bulunmaktadır. Fakat bu maddenin 2. Fıkrasında fiilin Türkiyenin, Türk vatandaşının ya da özel hukuk tüzel kişisinin zararına olarak işlenmesi hali istisna tutulmuştur.

Yabancı unsurlu rüşvet suçlarına ilişkin onucu fıkra hükmü, diplomasi veya yasama dokunulmazlığına sahip olanlarca işlenen rüşvet alma veya verme suçları bakımından bu dokunulmazlığa ilişkin uluslararası sözleşme hükümlerini ortadan kaldırmamaktadır. Nitekim, Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesinin 16. maddesinde; “Bu Sözleşmenin düzenlemeleri, herhangi bir sözleşmenin protokolün veya statünün ve onların uygulama metinlerinin, dokunulmazlıkların kaldırılması hakkındaki düzenlemelerine halel getirmez” denilmektedir.

Köy tüzel kişiliği ile davacı ve davalı olan muhtar ve ihtiyar meclisi üyeleri bu davalarda köy tüzel kişiliğini temsil edemezler. Yetkili temsilciyi köy derneği seçer (442 sayılı Köy Kanunu m. 33/b). Muhtarın rüşvet suçu nedeniyle köy halkı müdahil olamaz.

Rüşvet suçunun ispatı: İspat edilemeyen hiçbir iddia, hükme esas alınamayacağından rüşvet suçunun da ispat edilmesi gerekmektedir. Rüşvet suçu ispatlanmaz ise fail ya da failler hakkında delil yetersizliğinden beraat kararı verilecektir. Deliller, hukuka uygun deliller olmalı ve mahkemenin hükme esas alabileceği nitelikte olmalıdır. Rüşvet suçunda taraflar arasında bir anlaşma var ise, tanık deliline başvurulabilir. Tanık, rüşvet suçuna bizzat şahit olmuş ise görgüye dayalı mahkemede beyanda bulunabilecektir. Bunun yanında rüşvet suçunda; fotoğraf, ses ve görüntü kaydı da delil niteliği taşıyabilir. Rüşvet alma ve verme işlemi ile tarafların anlaşma hususunun kayda alınması halinde mahkemeye delil olarak sunulabilecektir; ancak rüşvet suçunda en önemli delil, paraların seri numarasıdır. Kamu görevlisinin rüşvet teklifinde bulunması durumunda uygulamada en sık karşılaşılan durum, rüşvet veren kişinin kolluğa paraların seri numarasını bildirmesidir. Paraların seri numarası bildirilip rüşvet suçuna dair ihbarda bulunularak rüşvet suçu ispatlanabilecektir. Ancak rüşvet suçunun ispatlanamaması halinde, delil yetersizliğinden beraat kararı verilecektir.

Rüşvet Suçu Gözaltı ve Tutukluluk Hali

  • Gözaltı

Gözaltı hali, CMK’nın 91.maddesinde düzenlenmiştir. Usule uygun olarak (CMK m.90) yakalanan kişi, Cumhuriyet Savcılığınca bırakılmazsa, soruşturmanın tamamlanması için gözaltına alınmasına karar verilebilir. Gözaltı süresi, yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren yirmidört saati geçemez. Yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilme için zorunlu süre oniki saatten fazla olamaz. O halde gözaltı süresi toplam 36 saati geçemez.

Gözaltına alma, bu tedbirin soruşturma yönünden zorunlu olmasına ve kişinin bir suçu işlediği şüphesini gösteren somut delillerin varlığına bağlıdır.

Toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu nedeniyle; Cumhuriyet savcısı gözaltı süresinin, her defasında bir günü geçmemek üzere, üç gün süreyle uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir. Gözaltı süresinin uzatılması emri gözaltına alınana derhâl tebliğ edilir.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yer alan bu düzenlemelere göre rüşvet suçu açısından Cumhuriyet Savcısı’nın gözaltı kararı vermesiyle gözaltı halinin gerçekleşmesi mümkündür.

  • Tutukluluk Hali

Tutuklama, koruma tedbirlerinin en ağırıdır; zira kişi, kısıtlı bir süreyle de olsa hakkında bir kesin hüküm bulunmadan özgürlüğünden mahrum bırakılmaktadır. Tutuklama, CMK m. 100 ve devamında yer alan hükümlerde düzenlenmiştir. Tutuklama kararını, sadece hâkim verebilir; savcının veya kolluk amirinin tutuklama kararı vermesi hiçbir şekilde mümkün değildir. Muhakemenin yürütülmesinde esas olan sanığın/şüphelinin tutuksuz olmasıdır; tutuklama ise her zaman bir istisna niteliğindedir. Tutuklama koruma tedbirinin zorunlu tutulduğu bir hal bulunmamaktadır. Olayda muhakeme şartı varsa, tutuklama kararı verebilmek için bunun gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Tutuklamanın somut koşulları bulunmaktadır. Bu koşullar;

  • Kuvvetli suç şüphesi bulunmalıdır.
  • Bir tutuklama nedeni bulunmalıdır.
  • Tutuklama, somut olayda orantılı bir tedbir olmalıdır.

Sadece adlî para cezasını gerektiren suçlarda veya vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler hariç olmak üzere hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez. İzah edilenler doğrultusunda, TCK m. 252’de rüşvet suçuna ilişkin ceza miktarı dikkate alındığında, tutuklama şartlarının varlığı halinde bu suç bakımından tutuklama koruma tedbirinin uygulanabilmesi mümkün olabilecektir. Bu suçla ilgili tutukluluk süresi CMK’nın 102/2. maddesi uyarınca en çok 2 yıldır. Zorunlu hallerde 3 yıl daha uzatılabilir. Bu süreye kanun yolunda geçen süre dahil değildir.

Bu suçla ilgili CMK’nın 128. maddesi uyarınca hak, alacak ve diğer malvarlığı değerlerine el konulabilir. Ayrıca, kaçak sanığın duruşmaya gelmesini sağlamak amacıyla Türkiyede bulunan mallarına, hak ve alacaklarına el konulabilir, idaresi için kayyım atanabilir.

Yine bu suçla ilgili CMK’nın 135. maddesi uyarınca dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ve CMK’nın 140. maddesi uyarınca teknik araçlarla izleme, ses veya görüntü kaydı alabilme koruma tedbirlerine başvurulabilir.

Rüşvet Suçunda Şikayet Süresi, Zamanaşımı, Uzlaşma, Etkin Pişmanlık ve Görevli Mahkeme

  • Rüşvet Suçunda Şikayet Süresi

Rüşvet suçu, soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlar arasında değildir. Dolayısıyla savcılık makamı suçun işlendiğini öğrenir öğrenmez kendiliğinden soruşturma başlatmak zorundadır. Bu suç, kamu idaresinin güvenirliğine ve işleyişine karşı işlenen suçlardan olduğundan savcılık soruşturmayı hassasiyetle sürdürmelidir.

  • Rüşvet Suçunda Zamanaşımı

Rüşvet suçu ile ilgili dava zamanaşımı süresi 15 yıldır. Bu süre içerisinde suçun işlendiğinin savcılığa bildirilmesiyle ya da savcılık makamınca öğrenilmesiyle soruşturma ve kovuşturma yapılabilir. Suç yurt dışında işlenirse (4.f. hariç) zamanaşımı uygulanmaz (m.66/7).

  • Rüşvet Suçunda Uzlaşma

Uzlaşma, suç isnadı altındaki şahıs ile suçun mağduru olan şahsın bir uzlaştırmacı aracılığıyla iletişim kurarak anlaşmasıdır. Rüşvet suçu, CMK m. 253 uyarınca taraflar arasında uzlaştırma prosedürü uygulanmasını gerektiren suçlardan değildir.

  • Rüşvet Suçunda Etkin Pişmanlık

TCK m. 254, “- (1) (Değişik: 2/7/2012-6352/88 md.) Rüşvet alan kişinin, durum resmi makamlarca öğrenilmeden önce, rüşvet konusu şeyi soruşturmaya yetkili makamlara aynen teslim etmesi halinde, hakkında rüşvet suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz. Rüşvet alma konusunda başkasıyla anlaşan kamu görevlisinin durum resmi makamlarca öğrenilmeden önce durumu yetkili makamlara haber vermesi halinde de hakkında bu suçtan dolayı cezaya hükmolunmaz.

(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/88 md.) Rüşvet veren veya bu konuda kamu görevlisiyle anlaşmaya varan kişinin, durum resmi makamlarca öğrenilmeden önce, pişmanlık duyarak durumdan yetkili makamları haberdar etmesi halinde, hakkında rüşvet suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz.

(3) (Değişik: 2/7/2012-6352/88 md.) Rüşvet suçuna iştirak eden diğer kişilerin, durum resmi makamlarca öğrenilmeden önce, pişmanlık duyarak durumdan yetkili makamları haberdar etmesi halinde, hakkında bu suçtan dolayı cezaya hükmolunmaz.

(4) (Ek: 26/6/2009 – 5918/4 md.) Bu madde hükümleri, yabancı kamu görevlilerine rüşvet veren kişilere uygulanmaz.” şeklindedir. Kanunun 254. maddesinde faillere etkin pişmanlık olanağı tanınmıştır. Bu neden suçu değil, ‘cezayı kaldıran şahsi sebep’ olarak düzenlenmiştir.

Maddenin 1. fıkrasında rüşvet alanın etkin pişmanlığı düzenlenmiştir. Rüşvet alan veya bu konuda anlaşan kişi, durum resmi makamlarca öğrenilmeden önce rüşvet konusu şeyi yetkililere aynen teslim ettiğinde veya henüz almamış ise anlaşmayı yetkililere haber verdiğinde kendisine ceza verilmeyecektir. Failin rüşvet bedelini teslim edeceği makam; “soruşturmaya yetkili makamdır.” Bu nedenle savcı veya onun adına soruşturmaya yetkili bulunan adli kolluğa yapılacak teslim maddenin amacına uygun olacaktır. Kısmi teslim halinde etkin pişmanlıktan yararlanılamaz. Etkin pişmanlık nedeniyle ceza verilmemesi, suçun işlenmediği anlamına gelmediğinden, rüşvete konu olup faile verilen şeyin müsaderesi mümkündür. Failin, aldığı rüşveti, görevine aykırı işinin yapılması için rüşvet veren kişiye iade etmesi durumunda etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanması söz konusu olmaz.

Rüşvet verenin etkin pişmanlığı ise maddenin 2. fıkrasında yer almaktadır. Rüşvet veren kişi, rüşvet anlaşması sonucunda kamu görevlisine bir yarar sağlamış veya bu yolda anlaşmış ise durum resmi makamlarca öğrenilmeden önce pişmanlık duyarak durumu soruşturma makamlarına bildirirse, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanabilecektir. Bu halde rüşvet veren hakkında kamu davasının açılmaması kararı verilebilecektir. Bu fıkrada maddenin ilk fikrasından farklı olarak ‘pişmanlık duyma’ koşulu öngörülmüş ise de bu ifadenin esasen ‘etkin pişmanlık’ kurumunun asli niteliği olduğunu kabul etmek gerekir. Resmi makama başvuran failin aksi sabit olmadıkça zaten pişmanlık duyduğu düşünülmelidir. Failin teslim ettiği mal kendisine iade edilecektir. Müsaderesi söz konusu değildir.

3. fıkrada iştirak edenlerin etkin pişmanlığı düzenlenmiştir. Suça iştirak edenler de etkin pişmanlık hükmünden yararlanabilmektedir. Maddenin 3. fıkrasına göre durum resmi makamlarca öğrenilmeden önce pişmanlık duyarak durumu soruşturma makamlarına haber veren suç ortağı da cezalandırılmayacaktır. Bu kişi hakkında da CMK’nın 171 ve 223/4. maddeleri uygulanmalıdır.

Maddenin 6352 sayılı Kanunla eklenen 4. fıkrasında, bir istisna hükmü getirilmiş, etkin pişmanlığın yabancı kamu görevlilerine rüşvet veren kişiler hakkında uygulanamayacağı hükme bağlanmıştır.

Rüşvet fiilinin ilgili idare yetkililerince öğrenilmesi halinde, henüz ceza soruşturması başlatılmamış olsa bile, durum resmî makamlarca öğrenilmiş olduğu için, fail etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanamaz.

6352 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce işlenen suçlar bakımından etkin pişmanlık; suçun işlenmesinden, soruşturma evresinin başlangıcından önceki döneme kadar olanaklıdır. Madde gerekçesinde soruşturma başlangıcı olarak idari veya adli soruşturmanın kastedildiği açıklanmıştır. Yani gerekçeye göre idari soruşturma adli soruşturmadan önce başlamışsa fail artık pişmanlıktan yararlanamaz.

Etkin pişmanlık, “cezayı kaldıran şahsi neden” olduğundan, Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 171. maddesi uyarınca savcı tarafından rüşvet alan ve rüşvet veren fail bakımından kamu davasının açılmamasına karar verilebilir. Buna karşın yine de dava açılmış olursa; CMK’nın 223/4. Maddesi uyarınca mahkeme; “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı vermelidir.

  • Rüşvet Suçunda Görevli Mahkeme

5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 12. maddesi uyarınca; rüşvet suçunun yargılanmasında ağır ceza mahkemesi görevlidir. Yetkili mahkeme ise rüşvet suçunun işlendiği yer mahkemesidir.

Rüşvet Suçu Yargıtay Kararları

Yargıtay CGK 11.07.2014 tarih ve 2014/5-52 E.-2014/354 K. Sayılı Karar

  • Ceza Kanunu 252. Madde
  • Rüşvet Suçu

Rüşvet suçunun en önemli unsuru rüşvet sözleşmesidir. Rüşvet anlaşmasından maksat, kamu görevlisinin görevine giren bir işin ifası ile ilgili olarak belirli bir işin yapılması veya yapılmaması karşılığında tarafların kamu görevlisine bir menfaat sağlaması konusunda, kamu görevlisiyle rüşvet veren arasında serbest iradeleri ile rızalarının uyuşmuş olmasıdır. Suçun tarafı konumunda olan rüşvet alan ve rüşvet veren kişilerin üzerine atılı suçun oluşup oluşmadığı veya teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığı hususları rüşvet sözleşmesine bakılarak değerlendirilir. Rüşvet suçunda karşılıklı iki taraf olmakla birlikte suçun konusunu oluşturan rüşvet sözleşmesi tek olduğundan taraflar hakkında yargılamanın tek dava üzerinden yürütülmesi birçok bakımdan zorunluluk arz etmektedir. Aynı somut olaya bağlı olarak yapılan rüşvet sözleşmesine dayanılarak rüşvet veren sanıklar yönünden ayrı ve rüşvet alan sanıklar ayrı kamu davası açılması ve karara bağlanması hukuka aykırı sonuçlar doğuracağı gibi hukuka ve adalete olan güveni sarsıcı kararların ortaya çıkmasına da sebebiyet verecektir.

Yargıtay CGK 26.01.2010 tarih ve 2009/5-150E. -2010/1K. Sayılı Karar

  • Ceza Kanunu 252. Madde
  • Rüşvet Suçu

…Gerek Ceza Genel Kurulu’nun gerekse özel dairenin yerleşmiş kararlarında gerekse öğretide ağırlıklı bir görüş olarak kabul gördüğü üzere, kamu görevlisinin görev alanına giren, yapmaması gereken bir işin yapılması veya yapması gereken bir işin yapılmaması karşılığında, fertle arasında, haksız yararın sağlanması hususunda rızalarının tam olarak uyuşması ile rüşvet anlaşması gerçekleşmiş olur. Teklif veya önerinin fert veya kamu görevlisinden gelmesinin önemi bulunmamakla birlikte, rüşvet veren ve alanın aynı amacın gerçekleşmesine yönelik olarak kamu görevlisi tarafından ferde veya fert tarafından kamu görevlisine doğrudan veya örtülü bir istek veya önerinin yapılması ve bunun da karşı tarafça kabul edilmesi gerekir. Böyle bir anlaşmanın varlığının kabulü için, anlaşmaya ilişkin rızalar özgür irade ürünü olmalı, başka deyişle, cebir, tehdit, hile ve sair nedenlerle fesada uğratılmamış bulunmalıdır…

Yargıtay 5. CD. 10.9.2018 tarih ve 2018/5163 E. – 2018/5555 K. Sayılı Karar

  • Ceza Kanunu 252. Madde
  • Rüşvet Suçu

Polis memuru olan ve olay tarihinde devriye görevi yapan sanıkların yol kenarında park halinde şüpheli bir araç görmeleri üzerine, aracın sanıklar tarafından aranması sırasında 9 mm çapındaki kısa namlulu ruhsatsız tabanca bulunduğu, ardından olay yerine çağrılan ve önceden tanıştıkları anlaşılan kişinin gelerek sanıklardan işlem yapılmaması hususunda konuştuğu, sanıkların olayla ilgili olarak herhangi bir adli işlem yapmadıkları, böylece ruhsatsız tabancaya el koyan sanıkların muhafaza ve zaptetme görevleri olduğu halde, herhangi bir yasal işlem yapmadan silahı sahiplendikleri, olayın, başka bir suçla ilgili soruşturma sırasında yakalanan şüphelinin polise verdiği ifade üzerine ortaya çıkarıldığı anlaşılmakla, sanıkların eylemlerinin nitelikli zimmet suçunu oluşturduğu gözetilmeden dosya kapsamı, oluşa uygun düşmeyen gerekçeler ve yanılgılı değerlendirme sonucu haklarında rüşvet suçundan mahkumiyet hükümleri kurulması,

2-Sanıkların yapmaları gereken bir işi yapmamak için rüşvet aldıkları kabul edilmesine rağmen, lehe kanun değerlendirmesi yapılırken 765 Sayılı TCK’nın 212/2 maddesi yerine 212/1 maddesi uygulanmak suretiyle lehe Kanun’un hatalı olarak belirlenmesi,

3-Rüşvete konu tabancanın değeri bilirkişi raporuyla belirlenerek sonucuna göre 765 Sayılı TCK’nın 219/3. maddesinde düzenlenen değer azlığına dair hükümlerin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması, bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : Beraat (Sanık hak. rüşvet alma suçundan), Ortadan kaldırma (tüm sanıklar hak. görevi kötüye kullanma ve suç delillerini gizleme suçlarından)

Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;

Başvurularının kapsamına göre temyiz incelemesinin … vekilinin beraat ve ortadan kaldırmaya dair hükümlere, sanıklar müdafiileri ile sanığın ise mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarıyla sınırlı olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:

KARAR :

1-)Sanıklar hakkında görevi kötüye kullanma ve suç delillerini gizleme suçlarından açılan kamu davasında, katılan sıfatını alabilecek surette doğrudan zarar görmesi söz konusu olmayan Hazinenin hükümleri temyiz hakkı bulunmadığından vekilinin bu suçlardan kurulan hükümlere yönelik temyiz isteminin 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,

2-)Sanık hakkında rüşvet alma suçundan verilen beraat hükmüne yönelik katılan vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Sanığın iddianamede anlatılan eyleminin sübutu halinde zimmet suçunu oluşturacağı nazara alınmadan rüşvet kabul edilerek beraatine karar verilmesi, eylemin sanık tarafından gerçekleştirilmemiş olması gerekçesiyle beraatine karar verilmiş olması karşısında sonuca etkili görülmemiştir.

Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükmü usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

3-)Sanıklar hakkında rüşvet suçundan verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;

Polis memuru olan ve olay tarihinde devriye görevi yapan sanıkların yol kenarında park halinde şüpheli bir araç görmeleri üzerine,… …’un kullandığı aracın sanıklar tarafından aranması sırasında …’nin aracın şoför mahallindeki paspasın altında seri numarası kazındıktan sonra buraya … yazılan 9 mm çapındaki kısa namlulu … marka ruhsatsız tabancayı bulduğu, ardından olay yerine çağrılan ve önceden tanıştıkları anlaşılan …’un gelerek sanıklardan … ile işlem yapılmaması hususunda konuştuğu, sanıkların olayla ilgili olarak herhangi bir adli işlem yapmadıkları, böylece ruhsatsız tabancaya el koyan sanıkların muhafaza ve zaptetme görevleri olduğu halde, herhangi bir yasal işlem yapmadan silahı sahiplendikleri, olayın, başka bir suçla ilgili soruşturma sırasında yakalanan şüpheli …’un polise verdiği ifade üzerine ortaya çıkarıldığı anlaşılmakla, sanıkların eylemlerinin nitelikli zimmet suçunu oluşturduğu gözetilmeden dosya kapsamı, oluşa uygun düşmeyen gerekçeler ve yanılgılı değerlendirme sonucu haklarında yazılı şekilde rüşvet suçundan mahkumiyet hükümleri kurulması, Kabule göre de;

Sanıkların yapmaları gereken bir işi yapmamak için rüşvet aldıkları kabul edilmesine rağmen, lehe kanun değerlendirmesi yapılırken 765 Sayılı TCK’nın 212/2 maddesi yerine 212/1 maddesi uygulanmak suretiyle lehe Kanun’un hatalı olarak belirlenmesi,

Rüşvete konu tabancanın değeri bilirkişi raporuyla belirlenerek sonucuna göre 765 Sayılı TCK’nın 219/3. maddesinde düzenlenen değer azlığına dair hükümlerin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanıklar … ve … müdafiileri ile sanık …’ın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümlerin 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi de gözetilmek suretiyle CMUK’nın 321 ve 326/son maddeleri gereğince BOZULMASINA, 10/09/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2015/4135 E. – 2020/645 K. Sayılı Karar

  • Ceza Kanunu 252. Madde
  • Rüşvet Suçu

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanığın, 2011 yılında Suriye sınırından hayvan kaçakçılığı yapmasına göz yummaları karşılığında Kızılçat Hudut Karakolunda askerlik görevini yapan erler … ve …’a menfaat temin etmesi şeklinde gerçekleştiği kabul edilen eylemleri nedeniyle hakkında rüşvet verme suçundan mahkumiyet hükmü kurulmuş ise de;
5237 sayılı TCK’nın 6352 sayılı Yasa değişikliği öncesinde rüşveti tanımlayan 252/3. maddesinde “rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır” denilerek sadece nitelikli rüşvete yer verildiği, kamu görevlisinin yapması gereken işi yapması ya da yapmaması gereken işi yapmaması için yarar sağlamasının veya kişilerin bu şekildeki iş için kamu görevlisine çıkar temin etmelerinin Yasanın ilk halinde rüşvet tanımından çıkarıldığı, bu durumda diğer koşulların varlığı halinde görevi kötüye kullanmaya iştirak suçunun oluşacağı anlaşılmakla;

Rüşvet suçuna konu menfaatin suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK’nın 252/3. maddesi anlamında kamu görevlisi kişiye görevinin gereklerine aykırı olan bir işi yapması için verilip verilmediği hususunun hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi ve buna bağlı olarak suç niteliğinin tayini bakımından, suç tarihi itibarıyla sanık hakkında 5607 sayılı Kaçakçılık Yasasına aykırılık suçundan yürütülen soruşturma olup olmadığı araştırılarak, varsa neticesinde açılan kamu davasına ilişkin evrakların onaylı birer suretinin temininden, rüşvet suçu bir karşılaşma suçu olduğundan, çok failli suçlardan olup, bir tarafta rüşvet verenin, diğer tarafta ise rüşvet alan kamu görevlisinin yer aldığı, rüşvet veren ve alanın aynı amacın gerçekleşmesini hedefledikleri, bu itibarla esasında veren ve alan açısından tek bir suç olduğu, aynı olaya ilişkin farklı kararlar verilmesinin önüne geçmek, uygulama birliğini sağlamak ve her iki davada adil sonuç çıkmasını temin etmek bakımından dava konusu somut olayda sivil şahıs olan sanıktan rüşvet aldığı iddia olunan … ve … hakkında Kara Kuvvetleri Komutanlığı Adana 6. Mekanize Piyade Tümen Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 2012/988 Esas sayılı davasının akıbetinin araştırılarak, kesinleşmişse onaylı bir suretinin dosya arasına getirtilmesinden, derdest ise davaların birleştirilmesinden sonra bütün deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle sanığın görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi için kime, nasıl, ne şekilde, hangi iş ve işlemi nedeniyle ne kadar para verdiği karar yerinde denetime olanak verecek biçimde gerekçeleriyle gösterilerek hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, eksik araştırma ve yetersiz gerekçelerle yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
Kanuna aykırı, sanık müdafin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA 23/01/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay CGK 24.5.2016, 2014/5-624 2016/266 Sayılı Karar

  • Ceza Kanunu 252. Madde
  • Rüşvet Suçu

Rüşvet verme veya alma niyetinde olmayan kişi veya kamu görevlisinin, atlatmak veya yakalatmak ya da suç delillerini ortaya çıkartmak amacıyla kabul etmiş gibi gösterdiği biçimsel rızanın (görünüşteki rıza-dış rıza) özgür iradeye dayalı olmaması nedeniyle, rüşvet anlaşmasının varlığından söz edilemeyeceği cihetle, böyle bir durumda rüşvet alırken veya rüşvet verirken yakalanan failin eyleminin rüşvet suçuna teşebbüs olarak kabulü gerekmektedir. Ceza Genel Kurulu ve Özel Dairece sürdürülen istikrarlı uygulamalar da bu yöndedir.

Rüşvet suçu, öğretide de açıkça vurgulandığı üzere iki taraflı bir suçtur. Bir karşılaşma suçu olduğu için, zorunlu olarak suçun işlenişine katılanlar, aynı amacın gerçekleşmesini hedeflemekte, fakat farklı yönlerden hareket etmektedirler. Bu suç ile yasaklanan eylemler, rüşvet alan kamu görevlisi bakımından rüşvet alma, rüşveti veren fail bakımından ise, rüşvet vermedir. Bu nedenle de yararı sağlayan veya bu yolda anlaşmaya varan (vaadde bulunan) kişi ile kamu görevlisi arasında, serbest iradeye dayalı bir “rüşvet anlaşması” bulunmaktadır. Rüşvet verme suçunda kişi kamu görevlisine rüşvet teklifinde bulunması sonrasında kamu görevlisi tarafından bu teklif kabul edilerek anlaşmaya varılmışsa suçun tamamlandığı ancak kamu görevlisi tarafından yapılan teklifin reddedilmesi halinde ise rüşvet verme suçunun teşebbüs aşamasında kaldığı anlaşılmaktadır.

Uyuşturucu satıcılarına yönelik yapılan kontroller sırasında polisleri görerek kaçan sanığın hukuka uygun olarak yakalanması sonrasında polislerin cebinde ne olduğunu sorması üzerine cebinde bulunan 79 adet ekstazi hapı çıkarıp polislere verdiği, yapılan kaba üst araması sonucunda üzerinden çıkan paraların ne parası olduğunun sorulması üzerine ise uyuşturucudan elde ettiğini ve kendisini bırakmaları karşılığında vereceğini söylediği olay tutanağı ve tanık beyanlarıyla sabit olan olayda, sanığın hakkında uyuşturucu madde ticaretinden işlem yapan kamu görevlisine görevini gereğinin yapmaması halinde, üzerinden çıkan, henüz polisler tarafından zapt edilmeyen ve uyuşturucu madde ticareti suçundan yapılan yargılama sonucunda da uyuşturucu ticaretinden elde edilmediği anlaşılan parayı vereceğini teklif etmesi ve görevli polis memurunca bu teklifin kabul edilmeyerek olay hakkında tutanak düzenlenmesi karşısında, rüşvet verme suçuna teşebbüs eyleminin unsurları itibariyle gerçekleştiğinin kabulü gerekmektedir.

Yargıtay 5. CD.  22.2.2017, 2016/7566 – 2017/600 Sayılı Karar

  • Ceza Kanunu 252. Madde
  • Rüşvet Suçu

Rüşvet almaya teşebbüs suçunu TCK’nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işleyen sanık hakkında aynı Yasanın 53/5. Maddesi uyarınca “cezanın infazından sonra işlemek üzere hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar 53/1-a maddesindeki hak ve yetkileri kullanmasının yasaklanmasına” karar verilmesi yerine, “TCK’nın 53/5 maddesindeki hak ve yetkileri kullanmaktan yasaklanmasına” şeklinde hüküm kurulması kanuna aykırıdır.

Yargıtay 5. CD. 02.04.2012 tarih 2008/6172 E. – 2012/3000 K. Sayılı Kararı

  • Ceza Kanunu 252. Madde
  • Rüşvet Suçu

765 sayılı TCK’nın nitelikli rüşvet verme suçunu düzenleyen 213/1 maddesi hükmüne göre rüşvet vaat veya teklif olunması ile birlikte suçun tamamlandığı, neticesi harekete bitişik suç olduğundan teşebbüse elverişli bulunmadığı, önerinin memur tarafından kabul edilmemesinin suçun oluşumuna engel teşkil etmediği, buna karşılık 5237 sayılı TCK’nın 252/1 maddesi rüşvet teklif veya vaat etmeyi suç olmaktan çıkarmamakla birlikte, rüşvet konusunda anlaşmaya varmayı veya vermeyi suçun tamamlanması için gerekli saydığından önceki yasadan farklı olarak bu suça teşebbüsün olanaklı hale getirildiği gözetilmelidir.

Rüşvet Suçu Şikayet Dilekçesi Örneği

………  (Suçun İşlendiği Yer Buraya Yazılacak) Cumhuriyet Başsavcılığı’na

Müşteki     : İsim Soyisim (TC Kimlik No) –  Adres

Vekili         : Av. Umur YILDIRIM

Şüpheli      : İsim Soyisim (TC Kimlik No) –  Adres

Suç             : Rüşvet Suçu (TCK m. 252)

Suç Tarihi ve Yeri : …/…/…

Konu        : Şüpheli hakkında işlediği suç nedeniyle soruşturma başlatılması ve soruşturma sonucunda kamu davası açılması talepli şikâyet dilekçesidir.

Açıklamalar  :

  • Burada müvekkil hakkında kim olduğu, şüpheli tarafından rüşvet alma/verme suçunu nasıl işlediğine ilişkin bilgilere yer verilmelidir.
  • Yaşanılan olay ayrıntılı biçimde izah edilmelidir.
  • Burada ise, yaşanılan olaya ilişkin hangi delillerin olduğundan bahsedilmelidir.
  • Dilekçenin ekinde verilecek delillerin neler olduğu belirtilmelidir.

Hukuki Sebepler    : TCK ve ilgili her türlü yasal mevzuat.

Hukuki Deliller    : Tanık, yemin, video kaydı, fotoğraf görüntüleri, mesajlar ve ilgili her türlü yasal delil.

Sonuç ve İstem : Yukarıda açıklanan nedenlerle şüpheli hakkında soruşturma başlatılmasını, soruşturma sonucunda kamu davası açılması yönünde karar verilmesini saygılarımla vekâleten arz ve talep ederiz.

                               Müşteki Vekili

                            Av.  Umur YILDIRIM

Rüşvet Suçu Hakkında Sık Sorulan Sorular

  • Rüşvet alan polise ne ceza verilir?

Her iki fail ve fiil açısından da aynı ceza belirlenmiş olup, rüşvet alma ve rüşvet verme suçlarının cezası 4 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası şeklindedir.

  • Kamuda rüşvet nedir?

Rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması amacıyla kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde yarar sağlamasıdır.

  • Rüşvet suçu ne zaman oluşur?

Rüşvet suçunda, rüşvet alan ve rüşvet veren olmak üzere en az iki fail bulunmaktadır. Rüşvet suçunun oluşması için haksız menfaatin karşılığında anlaşılan eylemin yapılmasına ya da yapılmamasına lüzum bulunmamaktadır. Tarafların rüşvet konusunda anlaşmaya varmış olmaları halinde rüşvet suçu tamamlanmış olacaktır.

  • Rüşvet suçu nasıl ispat edilir?

Rüşvet suçu yapısı gereği ispatı zor olan bir suçtur. Genelde sözlü olarak ve gizli bir şekilde yapıldığı için suçun ispatı güçleşmektedir ve iddiaların kanıtlanamaması durumunda rüşvet suçunda delil yetersizliği nedeniyle beraat hükmü verilir.

Suçun ispatı için varsa tanık, fotoğraf, yazılı belge, ses, görüntü veya yazışmalar gibi her türlü delilin kullanılması mümkündür. Uygulamada en sık kullanılan yöntem ise kamu görevlisince rüşvet istendiği durumda kişinin paraların seri numarasını polise bildirmesi yöntemidir.




Paylaş