Hayata Kast Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Nedeniyle Boşanma Davası

Hayata Kast Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Nedeniyle Boşanma Davası

hayata kast pek kotu onur kirici davranis

Hayata kast, pek kötü ve onur kırıcı davranış TMK m. 162’de özel bir boşanma davası olarak düzenlenmiştir. Madde 3 fıkradan oluşmaktadır. ‘’Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.’’ (TMK m. 162) Bu davanın bazı özellikleri vardır:

  • Kusura dayalıdır.
  • Mutlak boşanma nedenidir.
  • Özel bir boşanma nedenidir.

Saydığımız üç sebep özel boşanma nedeni olmasını sağlamaktadır. Örneğin açılan bir davada 2 sebebe dayanıyorsa; sebeplerden biri hayata kast diğeri genel boşanma sebebi olan evlilik birliğinin temelden sarsılması ise özel boşanma sebebinden dava açılması gerekmektedir. Kusura dayalı olmasının bir sonucu olarak açılan davada eşin kusurlu olması gerekir. Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranışta bulunan eşin ayırt etme gücüne sahip olması gerekir. Akıl hastalığı nedeniyle bu eylemleri yapan eş hakkında TMK m. 165’den (Akıl hastalığı nedeniyle boşanma davası) dava açılması gerekir. Mutlak boşanma sebebi olduğu için şartları gerçekleştiği takdirde hakim boşanmaya karar vermek zorundadır. Ortak hayatın çekilmez olduğunun araştırılmasına gerek yoktur.

hayata kast pek kotu onur kirici davranis nedir
hayata kast pek kotu onur kirici davranis nedir

Hayata Kast Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Nedir?

Hayata kast; bir eşin diğerini öldürme nedenini fiilleriyle açıklamasıdır. Niyetin ciddi bir şekilde öldürme olması kullanılan aracın niteliğini değiştirmez. Hayata kast, kişiyi fiilen öldürmek, intihara teşvik etmek şeklinde olabilir. Her insanın onur ve şerefi vardır, kişi bunlarla yaşar. Buna aykırı olarak diğer eşin onur ve şerefini zedeleyici fiillerde bulunmak, boşanma sebebidir.

Pek kötü davranış, eşin bedensel ruhsal durumunun zedelenmesine, tehlikeye düşürülmesine yol açan ağır hareketleri kapsar. Davranışın bir veya birden çok kez gerçekleştirilmesi tek başına bir ölçüt değildir. Pek kötü davranışta eylem kasıtlı olmalı ve eşe yöneltilmelidir. Eş üzerinde tahrip edici etkisi olmalıdır. Ancak en önemlisi eşin ayırt etme gücü olmalıdır. Üç kavramla bu madde tanımlanmıştır:

  • Hayata kast; öldürmeye yönelik icrai veya ihmali bir davranış gerektirir. Aynı zamanda eylemin belirli bir boyuta da ulaşması gerekir. Bu nedenle eşine öldürme kastı olmadan cebir uygulayan eş hakkında evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine göre dava açılmalıdır. Hayata kast ihmali davranışla da işlenebilir. Örneğin yaralanan eşini ölüme terk eden kişinin eylemi bu kapsamda olacaktır. Hayata kast için ayrıca eylem kasıtlı olacaktır. Dikkatsizlik, tedbirsizlik sonucu olan eylemler taksirli işlenenlerdir ve boşanma sebebi bu kapsamda oluşturmazlar. Eylem diğer eşin kendisine karşı yapılmalıdır. Ortak çocuğa veya diğer eşin yakınlarına karşı yapılan eylemler eşe karşı yapılmış sayılmaz. Fakat TMK m. 163 veya 166’ya göre boşanma nedeni oluşturur. Eylem ceza yargılamasının kapsamında ise TBK m. 74’e göre hüküm verilir. Ancak en önemlisi eylem sonucunda diğer eş ölmemiş olmalıdır. Çünkü ölümle evlilik birliği sona erer yani boşanma davası açmaya gerek kalmaz.
  • Pek kötü davranış; diğer eşin vücut bütünlüğü, sağlığına yönelik her türlü saldırıdır. Bu muameleler; dövmek, eve kapatmak, aç bırakmak, anormal cinsel isteklerde bulunmak gibi sıralanabilir. Eylemin devamlılığı şart değildir. Tek bir eylem bile pek kötü muamele sayılabilir. Örneğin eşini zorla ters ilişkiye zorlaması bu kapsamdadır. Süreklilik gösteren fiziki şiddet de bu kapsama girer. Ancak mesela alkol alarak eşine tek seferlik tokat atmak, pek kötü muamele değildir.
  • Onur kırıcı davranış; Örneğin ulu orta yerde eşine bağırmak, iş yerinde ona hakaret etmek, hırsızlık gibi yüz karartıcı suçları işlediğini isnat etmek, zina imasında bulunmak, evden kovmak, eşinin bakire olmadığı hakkında söylentiler yaymak bu kapsama girer. Eylemin belli bir yoğunluğu olması gerekir. Belli bir yoğunluğa ulaşmamış eylemler için TMK m. 166/1’e göre dava açılır. Yargıtay’a göre her türlü onur kırıcı davranış değil ağır derecede onur kırıcı bir davranışın gerçekleşmesi gerekir. Hakaret ve aşağılamanın içeriği, sıklığı, ağırlığı belli bir seviyeye gelmişse onur kırıcı davranıştan söz edilebilir. Soyut hakaret belli bir yoğunluğa ulaşmamışsa onur kırıcı davranıştan söz edilemez. Eşini aldatmak ise onur kırıcı bir davranıştır.

Hayata Kast Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Boşanma Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış nedeniyle boşanma davası açıldığı zaman davacı eş bu muamelelere maruz kalan kişidir. Davalı ise bu eylemleri gerçekleştiren diğer eştir. Görev, 4787 sayılı kanunla hukukumuza giren aile mahkemelerindedir. Ancak her yerde aile mahkemesi bulunmayabilir. Asliye hukuk mahkemesi, aile mahkemesi olmayan yerlerde, aile mahkemesi sıfatıyla bu davalarda görevlidir.

TMK m. 178’de boşanma ve ayrılık davalarında yetkili mahkemeyi 2 farklı yer olarak belirlemiştir. Bunlardan biri eşlerden birinin yerleşim yeridir. Diğeri ise davadan önce son defa birlikte en az 6 ay oturdukları yer mahkemesidir. Yani hem eşlerden birinin ikametgâhında açılabilir bu dava. Ki eşler farklı yerlerde oturuyorsa iki ayrı yer mahkemesinde davanın açılma olanağı vardır. Bunların dışında bir de son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesinde dava açabilirler.

Hayata Kast Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Boşanma Davasının Açılma Şekli

Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış nedeniyle boşanma davası yalnızca bu sebeplere dayanılarak açılabilir. Öncelikle söz konusu eylemlerin ispat edilip edilmediği incelenecek daha sonra evlilik birliğinin temelden sarsılıp sarsılmadığı incelenmeden boşanma kararı verilir. Aksi halde davanın reddine karar verilecektir. Davalının kusurlu olduğu durumlarda, kusur kıyaslaması yapılmayacaktır. Yani açılan davada davacının boşanmayı gerektirecek ağırlıkta kusuru ispatlanmış olsa bile özel sebebe dayalı boşanma davasında dikkate alınmayacaktır.

Özel sebeplerdeki eylemler evlilik birliğinin temelden sarsılması sebebi sayılarak dava açılabilir. Bu durumda bu sebeplerle yalnızca evlilik birliğinin temelden sarsılması sebebine dayanılır. Böylece boşanmanın TMK m. 162 ile bir ilgisi kalmayacaktır. Evlilik birliğinin temelden sarsıldığı ispat edildiği takdirde TMK m. 166/1’den hüküm verilecektir. Bunların dışında bir de karşı dava müessesesi vardır. Cevap dilekçesiyle ya da esasa cevap süresi içinde ayrı bir dilekçe ile bu dava açılabilir. Örneğin özel sebeplerden boşanma davasına karşı dava olarak açılabilir. Zinadan bir kişiye karşı boşanma davası açıldığını varsayalım, bu kişi karşı dava olarak hayata kasttan eşine karşı boşanma davası açabilir.

Davanın Islah Yoluyla Açılması

İddia ve savunmanın değiştirilmesi yasağı nedeniyle taraflar bazı usule dayalı işlemleri yapamaz. Yasada sağlanan koşullar yerine getirilirse bu usule dayalı işlemlerin yapılmasını sağlayan hukuki araç ıslahtır. Islah tek taraflı irade açıklamasıyla kullanılır. Yenilik doğurucu bir haktır. Hakkın kullanılmasında karşı tarafın izninin alınmasına ya da mahkemenin onay vermesine gerek yoktur.

Taraflar ıslahla dilekçelerinde belirttikleri vakıaları, dava konusunu ve taleplerini değiştirebilirler. Islah yoluyla dava konusu kısmen ve tamamen değiştirilebilir. Aynı zamanda talep miktarı da arttırılabilirken ek bir talep konusu eklenemez. Islahla davanın sebebi de tamamen değiştirilebilir. Islah talebinde harç ödenmesine gerek yoktur. Yargıtay’ın bu konuda farklı kararları olmasına rağmen, son tarihli kararına göre harç ödenmesine gerek yoktur.

Davanın Terditli Açılması

Özel sebepler olmadığı takdirde evlilik birliğinin temelden sarsılması sebebiyle de boşanma davası açılabilir. Böyle bir durumda hakim öncelikle özel boşanma sebeplerini dikkate alacaktır. Özel boşanma sebebi incelenmeden genel boşanma sebebi incelenmez. Terditli davada özel sebep ispatlandığı takdirde evlilik birliğinin temelden sarsılması incelenmeden karar verilir. Özel sebepler ispat edilmemişse, evlilik birliğinin temelden sarsılması incelenecektir. Eğer ikinci sebep gerçekleştiyse ona dayalı olarak boşanma kararı verilecektir.

Terditli davalarda hakim her iki boşanma sebebine ilişkin olumlu veya olumsuz hüküm kurmalıdır. Aksi halde bozma sebebi vardır. ilk boşanma sebebi kabul edilirse terditli boşanma talebi hakkında verilen hüküm karar verilmesine yer olmadığıdır. Çünkü ikinci talep konusuz kalacaktır. Terditli davalar iki sebeple sınırlı değildir, ikiden fazla sebebe de dayanabilir. Boşanma davasında birden fazla sebep gösterilmiş olması terditli dava açıldığı anlamına gelmez. Terditli dava için bunun dava dilekçesinde açıkça talep edilmiş olması gerekir. Terditli talepler ayrı ayrı incelenerek hüküm kurulmalıdır.

hayata kast pek kotu onur kirici davranis nelerdir
hayata kast pek kotu onur kirici davranis nelerdir

Hayata Kast Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Boşanma Davasında Yargılama Süreci

Boşanma davası açıldığında gerekli usule ilişkin işlemler yapılır ve yargılama eksiksiz tamamlanır. Öncelikle boşanma davasında yazılı yargılama usulü uygulanır. Mahkeme resen delil toplamaz yalnızca tarafların ileri sürdüğü delillerle bağlı olurlar. Davanın sürecinde olup olmadığı incelenir. yani dava hak düşürücü süre içerisinde açılmış mı açılmamış mı bakılır. TMK m. 162/2’deki hak düşürücü süreler içinde boşanma davası açılmazsa davanın usulden reddine karar verilir.

Hâkim hak düşürücü süreleri resen gözetir. Bu süreler geçtikten sonra hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış nedeniyle boşanma davası açılmasa bile başka sebeplerle açılabilir. Eylem birden çok kez gerçekleşmişse hak düşürücü süre son eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Eylem halen devam ediyorsa süre geçmiş sayılmayacaktır. Dava süresi içinde açıldıysa davalıya tensip zaptı hazırlanarak dava dilekçesi ile birlikte tebliğ edilir. Tebligat usulüne uygun yapılmalıdır, usulüne uygun yapılmayan tebligat sonuçlarını doğurmaz. Örneğin davalının cevap süresi başlamaz.

Tebliğden sonra davalı cevap dilekçesini davanın açıldığı mahkemeye verir. Havale edildiği tarihte cevap dilekçesi verilmiş sayılır. Dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren 2 hafta içinde cevap dilekçesi verilmelidir. Cevap dilekçesinin tebliğinden itibaren 2 hafta içinde de cevaba cevap dilekçesi verilmelidir. Dilekçelerin verilmesinden sonra ön incelemeye geçilir. Mahkeme ön incelemede; ilk itirazları, dava şartlarını inceler ve uyuşmazlık konusunu belirler. Delillerin toplanması için gerekli işlemler yapılır. Ön inceleme aşaması tamamlanmadan tahkikat aşamasına geçilmez. Mahkeme dava şartları ve ilk itirazlara dosya üzerinden karar verir. Duruşma günü tespit edilirse taraflara davetiye gönderilir. Bu davetiyenin içeriğinde şunlar vardır:

  • Duruşma davetiyesi ve sonuçlarına ilişkin hususlar.
  • Tarafların sulh için gerekli hazırlıkları yapmaları gerektiği hususu.
  • Duruşmaya gelmeyen tarafın yokluğunda karar verileceğinden buna itiraz edemeyeceği hususu.
  • Tarafların dilekçelerinde gösterdikleri ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye getirmeleri gerektiği, getirmezlerse bu delillerden vazgeçmiş sayılacaklarının bildirildiği hususu.

Ön inceleme aşaması tamamlandıktan sonra hakim hak düşürücü sürelerle zamanaşımı hakkındaki itirazları/defileri inceler ve karara bağlar. Daha sonra tahkikat aşamasına geçilir. Bu aşamada tarafların ileri sürdükleri bütün iddia ve savunmalar birlikte incelenir. Hakim muhakemenin seyri için her aşamada bir iddia/savunmayı diğerinden önce dinleyebilir. Ön inceleme aşaması tamamlandıktan sonra taraflar sözlü yargılama için duruşmaya davet edilir. Bu aşamadan sonra da hüküm verilir.

Boşanma Davasında Hak Düşürücü Süreler

‘’Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.’’ (TMK m. 162/2) Bu süreler hak düşürücü sürelerdir. Hak düşürücü süre içinde bu sebebe dayanarak boşanma davası açılmalıdır. Aksi halde dava usulden reddedilecektir. Buna karşılık davacı davayı terditli olarak açmış olabilir. İkinci isteğinde evlilik birliğinin temelden sarsılması sebebine dayandıysa, ikinci sebep inceleme konusu yapılacaktır.

Hakim bu süreleri resen gözetir. Bu süreler geçtikten sonra, aynı sebepten boşanma davası açılmasa da başka sebeplerden açılabilir. Söz konusu eylemler birden çok kez işlenmiş olabilir. Süreç içinde eşe karşı sürekli kötü muamelede bulunuluyorsa, en son eylemden itibaren hak düşürücü süre işlemeye başlayacaktır. Belirtilen eylemlerin ispatlanması için çeşitli vasıtalar kullanılabilir. Zaten eylemlerin çoğu Türk Ceza Kanunu anlamında bir suç oluşturmaktadır. Bu nedenle genel olarak deliller resen toplanmıştır ve savcılık / mahkeme dosyaları da önemli bir delil olarak karşımıza çıkmaktadır.

Boşanma Davasında Harç ve Yargılama Giderleri

Boşanma davası maktu harca tabidir. Aynı şekilde vekalet ücreti de maktudur. Boşanma davası ile birlikte maddi manevi tazminat talep edilebilir. Bu tazminat talepleri de maktu harca tabidir. Boşanmanın ferileri için ayrıca harç ve vekalet ücreti ödenmesine karar verilemez. Boşanmanın ferileri yani ekleri dediklerimiz iştirak nafakası, yoksulluk nafakası vsdir. Bunun dışında boşanma davasının haricinde açılan tazminat ve nafaka taleplerinden nispi harç alınır. Boşanma davasının haricinde açılması demek boşanmanın ferisi olarak açılmamak demektir.

Aynı şekilde vekalet ücreti de nispi harca tabidir. Kadın yararına bağımsız tedbir nafakası davası sebebiyle tedbir nafakasına hükmedilmiş olabilir. Bu nafakanın kaldırılması talebi de nispi harca tabidir. Vekalet ücreti tayin edilirken kusur oranının etkisine bakılmaz. Çünkü boşanma davalarında vekalet ücreti, boşanma davasının kabulüne veya reddine göre takdir edilecektir. Tarafların boşanmadaki kusur durumları da vekalet ücreti tayin edilirken dikkate alınmaz.

Hayata Kast Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Boşanma Davasının Sonucu

Tahkikat ve duruşma aşaması tamamlandıktan sonra hüküm verilecektir. Dava sadece bu sebeple açılmışsa ve sebep ispat edilmişse boşanma kararı verilir. Dava sebebi ispat edilmemişse de davanın reddine karar verilecektir. Dava sonunda evliliğin sona erdirilmesi vb kararlara değil boşanma kararına hükmedilmelidir. Dava terditli olarak açılmışsa öncelikle özel boşanma sebepleri incelenir. Özel boşanma sebebiyle açılan davada genel boşanma sebebiyle boşanma kararı verilmez.

Boşanma davası açmaya hakkı olan eş; isterse boşanma isterse ayrılık isteyebilir. Ayrılık evliliği sonlandırmazken boşanma evliliği sonlandıran bir karardır. Ayrılık kararında eşlerin ortak yaşamına belli bir süre ara verilir. Dava yalnızca ayrılığa ilişkinse boşanmaya karar verilmez. Ya da hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış nedeniyle boşanma davası açılmışsa, ortak hayatın yeniden kurulma olasılığı varsa hâkim boşanma yerine ayrılığa karar verebilir.

Hangi davanın hangi sebeple reddedildiği açıkça belirtilmelidir. Hakim hüküm sonuç kısmında taleplerden her biri hakkında verilen hükmün açıkça gösterilmesi gerekir. Gerekçeli yazılan karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Tefhim edilen kararda yanlışlık varsa ancak kanun yoluna başvurularak düzeltilebilir. Özel boşanma davasının kabulü kanun yollarına başvurmadan kesinleşmişse başka bir sebepten verilen boşanma kararına ilişkin dava konusuz kalacaktır. Aynı şekilde genel boşanma sebebinden karar verilmişse ve kesinleşmişse özel boşanma sebebinin olduğu dava konusuz kalacaktır.

Davalı münhasıran TMK m. 162’den açılmışsa ancak hüküm TMK m. 166/1’den verilmişse hatalı boşanma sebebine dayalı hüküm kurulmuş olur. Bu hükme karşı istinaf veya temyiz yoluna başvurulmamışsa, kanun yollarında inceleme konusu yapılmaz. Kanun yolu incelemesinde ilk derece mahkemesince verilen karar istinaf yoluna götürülmezse, kesinleşir. Bu durumda istinaf kanun yoluna götürülmeyen dava temyize de götürülemeyecektir.

Boşanma Davasında Mal Rejiminin Tasfiyesi

Edinilmiş mallara katılma rejiminde hayata kast nedeniyle boşanma kararı verilebilir. Bu durumda hakim kusurlu olan eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak indirilmesine hatta tamamen kaldırılmasına karar verebilir. Buradaki önemli husus yalnızca hayata kast unsurunun sayılmış olmasıdır. Pek kötü veya onur kırıcı davranış bu kapsamda sayılmamıştır. ‘’Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.’’ (TMK m. 236/2)

Bu sebeplerle boşanma davası kararının hangi sebepten verildiği açıkça belirtilmelidir. Örneğin hayata kast ya da pek kötü davranış ya da onur kırıcı davranıştan hangisine istinaden karar verildiği açıklanmalıdır. Buna benzer bir düzenleme paylaşmalı mal ayrılığında da vardır. TMK 252 hükmü bunu açıklamaktadır. ‘’Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin payının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.’’ (TMK m. 252)

Boşanma Davasında Tazminat, Nafaka ve Velayet

Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış nedeniyle boşanma davası açan eş, bu hükme dayanarak maddi tazminat talep edebilir. Davalının daha kusurlu olduğu tespit edilirse maddi tazminata hükmedilir. Bu üç sebepten açılan boşanma davasında aynı dilekçe ile manevi tazminat da istenebilir. ‘’Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.’’ (TMK m. 174)

Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış nedeniyle boşanma davası açan eş, aynı dava dilekçesinde yoksulluk nafakası da talep edebilir. Eşin dava sonunda boşanmaya ek olarak yoksulluk nafakası istemesi için iki şart vardır. Birincisi kusuru daha ağır olmamalıdır, diğeri ise yoksulluğa düşecek durumda olmalıdır. Bunun dışında dava tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde, ihtiyacı olan davalı eş yararına tedbir nafakası verilebilir. Aynı şekilde ortak çocukları varsa, velayeti alan davacı eş iştirak nafakası da talep edebilir.

Davacı eş, davalı eşten olan ortak çocuklarının velayetini almak isteyebilir. Bunu boşanma davasının dilekçesinde feri olarak isteyebilir. Çocuğun üstün yararı gözetilerek velayet davacıya verilebilir. Davacı eş de velayetin davalıya verilmesini isteyebilir. Ancak bunun yanında çocukla kendisinin kişisel ilişki kurulmasını da isteyebilir. Örneğin davayı açan eş, çocuklarının eğitim ve bakımının daha verimli olacağını düşünüyorsa bu yola başvurabilir. Böyle bir durumda dava dilekçesinde velayeti istemez ama kişisel ilişki kurulmasını isteyebilir.

Boşanma Davasında Eşin Affetmesi

TMK m. 162/3’e göre affeden tarafın dava hakkı yoktur. Yani eş affetmişse dava açma hakkını kaybedecektir. Önemli olan husus affın olaydan sonra gerçekleşmesidir. Önceden bildirilen af geçerli değildir. Af; açık olabileceği gibi örtülü şekilde de yapılabilir. Tanıklar önünde affettiğini söylemesi açık olurken, olay sonrasında evlilik birliğine devam etmesi örtülü bir şekilde affetmektir.

Affeden taraf, artık boşanma davası açamaz. Hem bu sebebe dayanarak davayı açamaz hem de bu sebebe dayalı olarak başka bir sebepten davayı açamaz. Çünkü affedilen şey vakıadır. Af öncesindeki eyleme dayalı olarak dava hakkını ortadan kaldırsa da sonraki eyleme dayalı olarak dava hakkını ortadan kaldırmaz. Affın geçerli olabilmesi için iki şekilden biriyle yapılması gerekir:

  • Kayıtsız şartsız bir irade beyanı mevcut olmalı.
  • En azından affı gösteren fiili bir tutum ve davranış gerçekleşmeli.

Ceza davasında boşanma davasından ayrı olarak kişi eşini şikayet edebilir. Bu şikayetini de aynı zamanda geri alabilir. Kişi şikayetinden vazgeçtiği zaman bunun boşanma davasına bir etkisi olmaz. Örneğin eşinin hayatına kast ederek darp eden kişi hakkında hem şikayetçi olunup hem de boşanma davası açılabilir. İlerleyen süreçte eş boşanmada kararlı olsa da eşinin adli para cezası veya hapis cezası almasını istemediği için şikayetini geri çekebilir. Ki eşe karşı yaralama eylemi şikayete bağlı bir suç değildir. (TMK m. 86/3-e)

hayata kast pek kotu onur kirici davranis bosanma davasi
hayata kast pek kotu onur kirici davranis bosanma davasi

Hayata Kast Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Boşanma Davası İle İlgili Yargıtay Kararları

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2015/14215 E. 2016/4389 K. sayılı kararı

  • Hayata Kast Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Boşanma Davası

Davacı kadın, pek kötü veya onur kırıcı davranış (TMK m. 162) ve evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166/1) hukuki sebebine dayalı olarak boşanmalarına karar verilmesini talep etmiş; mahkemece, davalı erkeğin “eşine kötü, saygısız davrandığı, onu aşağıladığı, hakaret ettiği, eşine ve çocuğuna şiddet uyguladığı, birlik görevlerini yerine getirmediği, sadakatsiz davrandığı, gelirini ailesinden gizlediği ve ortak konu-tu terk ettiği” gerekçesiyle tarafların pek kötü veya onur kırıcı davranış (TMK m.162) ve evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166/1) sebepleriyle boşanmalarına karar verilmiştir.

Türk Medeni Kanununun 162. maddesi gereğince pek kötü veya onur kırıcı davranış sebebiyle boşanmaya karar verilebilmesi için, her türlü kötü veya onur kırıcı davranış değil, ağır derecede pek kötü veya onur kırıcı davranışın gerçekleşmesi gerekir. Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, davalı erkeğin başka bir kadınla duygusal içerikte mesajlaşmak suretiyle güven sarsıcı davranışlar sergilediği,eşine karşı ilgisiz davrandığı, birlik görevlerini yerine getirmediği ve “sen ne işe yararsın diyerek” eşini aşağıladığı anlaşılmaktadır. Davalı erkeğe kusur olarak yüklenen eşine yönelik fiziksel şiddet fiilinin 2012 yılı Mayıs ayında gerçekleştiği ve sonrasında evlilik birliğinin uzunca bir süre daha devam ettiği anlaşılmakta olup, kadının bu olayı affettiği, en azından hoşgörü ile karşıladığı kabul edilmelidir. Affedilen veya hoş-görü ile karşılanan olaylar taraflara kusur olarak yüklenemez. Bu duruma göre davalı erkeğin gerçekleşen kusurlu davranışları pek kötü ve onur kırıcı davranış olarak kabule yeterli değildir. Davacı kadının açtığı davada Türk Medeni Kanununun 162.maddesi koşulları oluşmadığı halde, kadının Türk Medeni Kanununun 162. maddesine dayalı boşanma davasının reddine karar verilmesi gerekirken, kabulü doğru görülmemiştir.


Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/11205 E. 2018/1791 K. sayılı kararı

  • Hayata Kast Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Boşanma Davası

Taraflar arasında görülen boşanma davasının yapılan muhakemesi sonucunda tarafların zaman zaman ortak konutta tartıştıkları, bu tartışmalar sırasında davalı kadının eşine yüksek sesle bağırdığı, bu nedenle komsuların da aile içerisinde gerçekleşen tartışmalardan haberdar oldukları, tartışmalar sırasında davalının eşine karşı hakaret içeren sözler söylediği, ayrıca gündelik hayatta davalının aşırı kıskanç davranışlarda bulunduğu bu davranışlar nedeniyle evliliğin çekilmez bir hal aldığı, esasen taraflar arasındaki sözlü tartışmaların kaynağının da davalının aşırı kıskançlığı olduğu, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davalının tam kusurlu olduğundan bahisle davacı erkeğin boşanma davasının kabulüne karar verilmiştir. Affın kabul edilebilmesi için kayıtsız şartsız bir irade beyanının mevcut olması ya da en azından affı gösterir fiili bir tutum ve davranışın gerçekleşmiş olması gerekmekte olup, ayrıca af olgusunu iddia edenin bunu somut delillerle kanıtlaması gerekir.

Yapılan yargılama ve toplanan delillere göre tarafların dava açıldıktan sonra bir araya geldikleri, ortak konutta birlikte yaşadıkları dosya içerisinde bulunan fotoğraflardan anlaşılmakla davacı erkek, davalı kadının kusurlarını affetmiştir. Evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle boşanmaya karar vermek için (TMK m. 166/1-2) davalının az da olsa kusurlu bulunması gerekir. Davalı için kusur sayılabilecek tüm davranışlar affedildiğine göre davalı kusursuzdur. O halde, mahkemece davacı erkek tarafından açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiği yerde davanın kabulü doğru bulunmamıştır.


Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2020/6236 E. 2021/1986 K. sayılı kararı

  • Hayata Kast Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Boşanma Davası

Taraflarca karşılıklı açılan boşanma davasının yapılan yargılaması sonunda mahkemece tarafların boşanma davalarının TMK m. 166/1 uyarınca ayrı ayrı kabulü ile tarafların boşanmalarına ve ferilerine hükmedilmiş, kadının TMK m. 162 maddesine dayalı boşanma davasının reddine karar verilmiştir. Verilen karar, davacı-davalı erkek tarafından kadının boşanma davasının kabulü, kusur belirlenmesi, kadın lehine hükmedilen tazminatlar, reddedilen tazminat talepleri, velayet ve nafakalar, davalı-davacı kadın tarafından ise kişisel ilişki tesisi yönünden istinaf edilmiş, bölge adliye mahkemesince erkeğin; kusur belirlemesi ve kadın lehine hükmedilen tazminatlar yönünden itirazı kabul edilmekle, kusur belirlemesi eşit kusur olarak belirlenerek kadının tazminat taleplerinin reddine karar verilmiş, sair itirazlar ise esastan reddedilmiştir. Bu karara karşı taraflarca yukarıda gösterilen sebeplerle temyiz edilmiştir. İlk derece mahkemesince verilen kararlar, istinaf edilmeyen yönlerden kesinleşmiş olup, istinaf edilmeyen konular temyize getirilemez. Bu itibarla davalı-davacı kadının istinaf edilmeyen yoksulluk nafakasının reddi, iştirak nafakasının miktarı ve TMK 162. maddesine dayalı boşanma davasının reddine yönelik davacı-davalı erkeğin ise kişisel ilişki tesisine yönelik temyiz dilekçelerinin reddine karar vermek gerekmiştir.

Hayata Kast Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Boşanma Davası Hakkında Emsal Kararları Yargıtay’ın Sitesinde Ulaşabilirsiniz. https://www.yargitay.gov.tr/

Yorum Gönderin

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

X
kadim hukuk ve danışmanlık