Ceza Hukuku

Meşru Müdafaa Yargıtay Kararları

Meşru Müdafaa(savunma), kendisine veya başkasına ait bir hakka yönelik gerçekleşen, gerçekleşmesi ve tekrar muhakkak olan bir haksız saldırıyı o anın durum ve koşullarına göre saldırı ile orantılı biçimde engellemek düzenlenen bir kurumdur. Bu durumda kişinin ceza sorumluluğu yoktur. Meşru Müdafaa Yargıtay kararları bu nedenle önemlidir.Konuyla ilgili düzenleme Türk Ceza Kanunu meşru müdafaayı madde 25/1’de şekilde düzenlemiştir: ‘’(1) Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez’’. Kanun uyarınca aranacak şartlar şu şekilde sayılabilir:

  • Bir saldırı bulunmalıdır
  • Bu saldırının haksız bir saldırı olması gerekmektedir
  • Saldırının yönelmiş olduğu hak korunabilir nitelikte olmalıdır
  • Saldırı ve savunma aynı anda gerçekleşmelidir
  • Savunma zorunlu ve saldırana karşı yapılmalıdır
  • Savunma orantılı olmalıdır

Meşru müdaafanın sınırlarının  mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan aşılması halinde de faile ceza verilmeyecektir. Ceza avukatı ile süreci yönetmeniz bu anlamda önemlidir.TCK konuyu 27.maddede şu şekilde düzenlemiştir: ‘’Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.’’

Meşru Müdafaa Emsal Kararlar

(1.Ceza Dairesinin 16/12/2009 tarih ve 6405-2009/7743 sayılı kararı)

Sanığın kendisinin yaşam hakkına yönelen ve gerçekleşmesi muhakkak olan haksız bir saldırıyı orantılı bir şekilde defetmekte olduğu esnada, mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaşla meşru müdafaanın sınırını aşmak suretiyle öldürme eylemini gerçekleştirdiğinin kabulü ile sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 25/1 maddesi yollamasıyla aynı yasanın 27/2 ve CMK’nın 223/3-c maddeleri uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına dair bozma üzerine verilen hükmün (ONANMASINA)….

Meşru Müdafaada Sınırın Aşılması ile İlgili Yargıtay Kararları

(Ceza Genel Kurulu E. 2012/1-1286 K. 2013/264 T. 28.5.2013)

Sanığın hukuka uygunluk nedenlerinde sınırı aşıp aşmadığının belirlenebilmesi için öncelikle meşru savunma şartlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesi gereklidir. Mağdurun sanığı yere yatırdıktan sonra ona vurması, boğazını sıkmaya başlaması ve mağdurun kardeşinin sanığın mukavemet etmesini engelleyecek şekilde ayaklarından tutması karşısında, sanığın bu haksız saldırı nedeniyle kendisini savunma hakkı doğmuştur. Ancak sanığın cebinden çıkardığı çakı bıçağı ile, kendisine saldıran mağduru yaralamaya yönelik olarak hayati bölgeleri dışında, örneğin bacaklarına doğru vurarak saldırıyı defetmesi mümkün iken mağdurun göğüs bölgesine doğru rastgele çakı bıçağını sallaması sonucu mağduru göğüs boşluğuna nafiz ve akciğer yaralanması oluşturacak şekilde yaralaması eyleminde, “saldırı ile savunma arasında oran bulunması” şartı gerçekleşmediğinden, meşru savunmanın şartlarının oluştuğundan söz edilemez. Bununla birlikte meşru savunmada sınırın mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaş ile aşıldığının kabulü zorunludur. Somut olayda TCK’nun 27. maddesinin 2. fıkrasının uygulanma şartları gerçekleşmiştir. Bu husus gözetilmelidir.

(Ceza Genel Kurulu Esas No:2015/1-1039 Karar No:2016/96)

Sanığın maktülün kendisine ve kardeşi K’e yönelen bu silahlı saldırısını defetmek maksadıyla rastgele silahla ateş ederek tek isabetle maktul M’nın oğlu  C’yi üst bacak bölgesinden, maktulün diğer oğlu S’i sol topuk bölgesinden yaraladığı, maktul M H’yı ise göğüs ön yüzünden vurarak ölümüne neden olduğu olayda; kendisini silahla yaralayan ve akabinde darp edilmiş vaziyette yerde yatmakta olan kardeşi K’e de dört el silahla ateş eden maktule devam eden yaşama hakkında yönelik haksız saldırısını bertaraf etmek maksadıyla o anki hal ve koşullara göre başka türlü hareket etme imkanı bulunmadığından hamili bulunduğu silahıyla ateş ederek maktulün ölümüne neden olan sanığın eylemini meşru savunma şartları altında gerçekleştirdiği kabul edilmelidir.

Birinci uyuşmazlık konusunda açıklandığı üzere meşru savunma durumunda olan sanığın maktülün oğulları C ve S’e yaptığı gibi hayati bölgesine hedef almadan ateş ederek saldırıyı bertaraf etmesi mümkün iken yakın mesafeden maktulü göğsünden vurması eyleminde, saldırı ve savunmaya ilişkin şartların bulunduğunda şüphe bulunmamakta ise de, savunma ile saldırı arasındaki denge savunma  lehine bozulmuş olup dolayısıyla da ölçülülük ya da orantılılık ilkesi ihlal edilmiştir…………..Sanığın maruz kaldığı saldırının etkisiyle içine düştüğü psikolojik hal nedeniyle heyecanlanması,paniğe kapılması ve hatta korkması, bunun sonucunda da meşru savunma sınırını aşması hayatın olağan akışından beklenebilecek bir durum olup,somut olayda TCK’nın 27.maddesinin 2.fıkrasının uygulama şartları gerçekleşmiştir…

Meşru Müdafaa Koşulları ile İlgili Yargıtay Kararları

(CGK 26.2.2008 tarih ve 281/37 E.K. sayılı kararı)

Somut olayda saldırıya ve savunmaya ilişkin diğer koşulların bulunmasına karşılık, ‘‘gerçekleştirilen savunma hareketinin, maruz kalınan tecavüzü defedecek ölçüde olması’’ yani ‘‘saldırı ile savunma arasında oran bulunması’’ koşulu gerçekleşmediğinden meşru müdafaa şartlarının oluştuğundan bahsedilemez. Zira, maktulün ırza yönelik saldırısı karşısında, sanığın kendisini ve yanındakileri savunma hakkı doğduğu kabul edilmeli ise de;
sanığın doğrudan göğüs bölgesine ateş etmek suretiyle maktulü öldürmesi eyleminde, savunma ile saldırı arasındaki dengenin savunma lehine bozulmuş olduğu, dolayısıyla da ölçülülük ilkesinin ihlal edilmiş olması nedenine dayalı olarak her iki yasa açısından da meşru müdafaa şartlarının bulunmadığı söylenebilir..

Başa dön tuşu