Kast failin suçun maddi unsurlarını hem bilmesi hem de bu unsurları gerçekleştirmeyi istemesi anlamına gelir. Kanunun suç saydığı bir eylem dolayısıyla kişinin cezalandırılabilmesi için, kural olarak eylemin kasten işlenmiş olması gerekir. Ancak, kanunda bir eylemin taksirle dahi işlenmesinin suç olarak tanımlanması halinde, taksirle gerçekleştirilen eylemler de cezalandırılabilirler. Bu ilke, Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddelerinde şu şekilde ifade edilmiştir:
- “Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır.” (TCK md 21/1)
- “Taksirle işlenen fiiller, Kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır.” (TCK md 22/1)
- “Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.” (TCK md 23)
Genelde ceza kanunları kastı tanımlamayıp, bunu öğreti ve uygulamaya bırakmışlardır. Ancak, 5237 sayılı yeni TCK’nun 21. maddesinde kast; “…suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.” şeklinde tanımlanmıştır. Bugün öğreti ve uygulamaya egemen olan görüş gereğince kast, kanunda öngörülmüş objektif suç unsurlarının somut olayda bilinmesi ve istenmesi ile oluşur. Böylece kastın bilme ve isteme unsurlarına dayandığı kabul edilmektedir.
Ceza hukukunda failin ceza sorumluluğu yalnızca eylemin maddi olarak gerçekleşmesine değil aynı zamanda bu eylemin hangi zihinsel süreçte işlediğine de bağlıdır. Bir kimsenin gerçekleştirdiği fiilin suç sayılması ve cezalandırılması, büyük oranda onun bu fiili işlerken içinde bulunduğu psikolojik durumuna ve bilinç düzeyine göre şekillenir. İşte bu noktada kast kavramı ceza hukukunun merkezinde yer alır. Suçun oluşumu bakımından en temel manevi unsur olan kast, yalnızca bir düşünce ya da iyi niyet hali değil aynı zamanda eylemin bilinçli ve istemli biçimde gerçekleştirilmesini ifade eden kapsamlı bir irade beyanıdır. Bu çerçevede kast iki ana unsura dayalıdır: Bilme ve isteme. Bu makalede kast kavramı derinlemesine analiz edilerek bilme ve isteme unsurlarının kapsamı açıklanacak; doğrudan kast, olası kast ve özel kast gibi türleriyle birlikte sonradan oluşan kast ve tasarlama gibi özel görünüm biçimleri de değerlendirilecektir.
Kast Nedir?
Kast, en yalın biçimiyle suçun kanuni tanımında yer alan unsurların fail tarafından bilerek ve isteyerek gerçekleştirilmesidir. Bu tanım yalnızca failin fiil üzerinde bir kontrol sağladığını değil aynı zamanda bu kontrolün bilinçli ve istemli şekilde kullanıldığını da ima eder. Kast, suçun manevi unsurudur ve fiilin ceza hukukuna göre suç olarak nitelendirilebilmesi için bu unsurun varlığı çoğunlukla zorunludur.
TCK m. 21 kastı şu şekilde tanımlar, ‘’Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. ‘’ Bu tanım öğretide kabul edilen görüşü yasal düzleme taşımıştır. Kast sadece failin fiili bilmesi değil aynı zamanda bu fiil ile ilgili neticeyi istemesi anlamına gelir. Bu nedenle kast hem bilme hem de isteme unsurlarına dayanır. İradeyi bilinçle bütünleştirerek hareket eden fail bu eylemin hukuki sonuçlarından doğrudan sorumludur.

Kastın Hukuki Niteliği ve Unsurları
Kastın yapısı iki temel unsurdan oluşur; bilme (öngörme) ve isteme (irade). Fail, suçun kanuni tanımında yer alan tüm unsurları bilmek ve bu unsurların gerçekleşmesini istemek zorundadır. Örneğin bir kimse cebinden aldığı paranın aslında kendisine değil başkasına ait olduğunu bilmiyorsa hırsızlık kastıyla hareket ettiğinden söz edilemez. Aynı şekilde fiilin sonucunu istemiyorsa yani sonuç failin iradesine rağmen gerçekleşmişse kasttan değil ancak taksirden bahsedilebilir. Bu noktada bilme ve isteme unsurları arasındaki denge, kastın diğer zihinsel hallerden (taksir, ihmal, saik vb.) ayrılmasını sağlar.
Kast, yalnızca failin kendiliğinden oluşan bir zihinsel irade beyanı değil aynı zamanda eyleme yön veren ve onu hukuken anlamlı kılan bilinçli bir seçimdir. Bu nedenle ceza hukukunda kast, subjektif bir unsur olmasına rağmen objektif kriterlerle tespit edilmeye çalışılır. Öğreti ve yargı kararlarında, failin zihinsel durumunun dışa yansıyan davranışlarından yola çıkarak kastın varlığı ya da yokluğu değerlendirilir. Bu değerlendirme özellikle olası kast ve bilinçli taksir gibi sınır hallerinde büyük önem taşır.
-
Kastın Bilme (Öngörme) Unsuru
Kastın ilk temel ögesi olan bilme unsuru, failin gerçekleştirdiği eylemin suç oluşturan yapısını öngörmesi anlamına gelir. Bu unsur failin hareket anında zihninde bulunan bilgi düzeyini ifade eder ve suçun kanuni tanımında belirtilen maddi unsurların fail tarafından bilinmesini şart koşar. Yani fail; suçun konusunu, fiilin özeliğini ve meydana gelecek neticenin özelliklerini kavramış olmalıdır. Bu bilgiye sahip olunmadan eylem kasten değil en fazla taksirle işlenmiş kabul edilebilir.
Bilme unsurunun değerlendirilmesinde sadece geçmişteki değil gelecekte gerçekleşmesi muhtemel unsurlar da dikkate alınır. Failin bilgi düzeyi, olayın tüm koşullarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Örneğin konutun başkasına ait olduğunu bilmeyen kişi konut dokunulmazlığını ihlal kastıyla hareket etmiş sayılmaz. Bilme unsuru olmadan, suçun manevi unsurunun eksikliği nedeniyle kasttan söz edilemez.
Bilme unsuru sadece suçun temel şekline değil aynı zamanda nitelikli unsurlarına da uzanır. Fail, eyleminin ağırlaştırıcı nedenlerini oluşturan unsurları da bilmelidir. Örneğin, gebe bir kadını öldüren failin mağdurun gebe olduğunu bilmesi gerekir. Bu bilgiye sahip değilse suçun nitelikli hali oluşmamış olur. Yine, mağdurun yaşının bilinmesi kastın oluşması açısından önem taşır.
Failin fiilin hukuka aykırı olduğunun bilincinde olması, bilme unsurunun zorunlu bir parçası değildir. Yani kişi yaptığı hareketin suç teşkil ettiğini bilmese bile eylemi bilerek ve isteyerek gerçekleştirdiği sürece kast vardır. Bu yaklaşım ceza hukukunun kusurluluk ilkesine uygun bir değerlendirmedir. Önemli olan failin bilincinde olmasıdır. Failin hukuki niteliği bilmesi aranmaz.
-
Kastın İsteme (İrade) Unsuru
Kastın ikinci temel bileşeni isteme unsurudur. Bilme tek başına kastı oluşturmak için yeterli değildir; failin gerçekleştirmeyi öngördüğü neticeyi aynı zamanda istemesi gerekir. İstemek, failin eylemini yönlendiren bilinçli bir irade beyanıdır ve kastı taksirden ayıran en önemli noktadır. Çünkü taksirde kişi ya sonucu hiç öngörmemiştir ya da öngörmüş ama gerçekleşmesini istememiştir. Oysa kastta fail, sonucun meydana gelmesini bizzat ister ve iradesini bu yönde kullanır.
İsteme unsuru, özellikle eylemin sonuçlarıyla bağlantılı olarak değerlendirilir. Failin öngördüğü sonuçla ulaşmak istediği sonuç arasında bir uyum varsa kast oluşmuş kabul edilir. Ancak failin eyleminden doğrudan hedeflemediği bazı yan sonuçlar da ortaya çıkabilir. Bu noktada failin bu sonuçlara karşı nasıl bir irade ortaya koyduğu önem kazanır. Eğer bu yan sonuçlar gerçekleştirmek istenen neticeyle zorunlu bir bağ içindeyse isteme unsuru bu sonuçlar açısından da var sayılır. Bu ayrım, doğrudan kast ve olası kast arasındaki sınır belirleyen anahtar faktördür.
Doğrudan Kast
Doğrudan kast, failin gerçekleştirdiği neticeyi bilerek ve isteyerek meydana getirmesi durumudur. Bu kast türü failin zihninde belirli bir neticeye ulaşmak gibi açık bir hedefin olduğu, iradesinin doğrudan bu sonuca yöneldiği halleri kapsar. Fail eylemin sonuçlarını tam olarak öngörmekte ve bu sonuçları gerçekleştirmek için hareket etmektedir. Örneğin, bir kimsenin öldürülmesi amacıyla silah kullanılması durumunda failin kastı doğrudandır.
Doğrudan kast yalnızca failin hedeflediği neticeyi kapsamaz. Eylemle doğrudan bağlantılı ve kaçınılmaz olarak gerçekleşen tali neticeler de doğrudan kast kapsamında değerlendirilir. Örneğim, bir otobüse bomba yerleştiren failin amacı yalnızca bir kişiyi öldürmek olsa bile diğer yolcuların ölebileceğini öngörmüş ve bunu göze alarak hareket etmişse bu neticeler bakımından da doğrudan kasttan söz edilir. Çünkü bu neticeler failin hedeflediği sonuca ulaşmak için zorunlu olarak ortaya çıkmaktadır.
İkinci Derecede Doğrudan Kast: İkinci derecede doğrudan kast failin iradesinin esas neticeye yöneldiği ancak neticenin gerçekleşmesiyle zorunlu olarak ortaya çıkan yan neticeleri de öngördüğü ve bunları da kabullendiği hallerde söz konusudur. Bu kast türünde failin hedefi dışındaki sonuçlar esas sonucun gerçekleşmesine ayrılmaz şekilde bağlıdır. Fail bu sonuçları doğrudan istemese de onların gerçekleşeceğini öngörmekte ve kabul etmektedir. Örnek vermek gerekirse fail A’yı öldürmek amacıyla silah kullandığında önünde duran ve hedefin önünü kesen B’nin de zarar göreceğini bildiği halde ateş ederse, B’nin ölümü bakımından da doğrudan kast söz konusu olur. Çünkü B’nin zarar görmesi A’nın öldürülmesiyle doğrudan bağlantılıdır. Failin bu neticeyi öngörmesine rağmen hareketine devam etmesi onu sadece hedef netice değil onunla ilişkili diğer neticeler bakımından da sorumlu kılar.
Olası Kast
Olası kast, failin eyleminin belirli bir suç sonucunu doğurabileceğini öngörmesine rağmen bu sonucu kabullenerek harekete geçmesi halinde söz konusu olur. Olası kastta fail, doğrudan kasttaki gibi neticeyi hedeflemez ancak neticenin meydana gelebileceğini öngörür ve buna rağmen davranışını sürdürür. Bu failin sonucu önemsememesi ve olursa olsun düşüncesiyle hareket etmesidir. Olası kast, ceza sorumluluğu açısından doğrudan kast kadar ağır değerlendirilmez ancak yine de cezalandırılabilir bir kast türüdür.
Bu tür kastta failin iradesi neticeye yönelmiş değildir ama neticenin meydana gelmesini göze almıştır Örneğin düğün kutlamalarında havaya ateş açan bir kişi, kurşunun birine isabet etme ihtimalini öngörüyor ama buna rağmen ateş etmeye devam ediyorsa ve biri gerçekten yaralanır ya da ölürse bu kişi olası kastla hareket etmiş olur. Bu tür eylemlerle bilinçli taksir arasındaki sınır failin neticeye tutumuyla belirlenir. Olası kastta kişi neticeyi umursamazken, bilinçli taksirde kişi bu neticeyi engellemeye çalışır.

Özel Kast
Ceza hukukunda her kast aynı değildir, bazı suçlar failin yalnızca eylemini bilerek ve isteyerek yapmasını değil aynı zamanda bu eylemi belirli bir amaçla gerçekleştirmesini de şart koşar. İşte bu özel irade yönelimi özel kast veya amaç kastı olarak adlandırılır. Özel kast failin eylemi gerçekleştirirken belirli bir sonuca ulaşmak gibi hedefe yönelik bir güdüyle hareket ettiğini gösterir. Bu durum, suçun oluşması için failin iç dünyasındaki özel saiklerin yani neden unsurunun da önem kazanmasına yol açar.
TCK’da bazı suçlar özel kast unsurunu doğrudan suçun tanımı içinde barındırır. Örneğin hırsızlık suçunda TCK m. 141’e göre ‘’ Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.’’ Denilerek yarar sağlamak amacıyla hareket etmesi aranır. Bu yönüyle özel kast suçun maddi unsurlarına ek olarak aranan manevi bir unsurdur ve yokluğu halinde suç oluşmaz. Diğer bir örnek ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun cinsel amaçla işlenmesi halidir. TCK m.109/1-5’ e göre ‘’Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir…Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır.’’ Görüldüğü gibi özel kast cezanın artırılmasına yol açmaktadır çünkü failin güttüğü amaç suçu daha tehlikeli ve zararlı kılar.
Özel kast yalnızca cezayı artırmakla da sınırlı değildir. Bazı durumlarda failin güttüğü amaç suçu hafifletebilecek bir nitelik taşıyabilir. Örneğin hırsızlık veya dolandırıcılık fiili, bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil maksadıyla işlenmişse fail hakkında daha hafif bir ceza öngörülür.
TCK m. 144:
Hırsızlık suçunun;
b) Bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla, işlenmesi halinde, şikayet üzerine, fail hakkında iki aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.
TCK m. 157:
Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir.
TCK m. 159 :
Dolandırıcılığın, bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla işlenmesi halinde, şikayet üzerine, altı aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.
Kanun koyucu burada bazı amaçları cezai açıdan daha mazur görerek fail lehine sonuç doğurabilecek bir irade değerlendirmesi yapmaktadır. Ancak bu amaçların varlığı da özel kastın kapsamı içinde değerlendirilip ve somut delillerle ortaya konmalıdır.
Sonradan Oluşan Kast (Eklenen Kast)
Failin eyleme başladığı andaki zihinsel durumu ile eylemin sonraki aşamalarındaki irade gelişimi her zaman aynı olmayabilir. Ceza hukukunda bu durum “sonradan oluşan kast” ya da “eklenen kast” kavramı ile açıklanır. Failin başlangıçta hukuka uygun ya da taksirli bir eylem içinde bulunması, ancak daha sonra bu eyleme yönelik kast geliştirmesi hâlinde söz konusu olan bir durumdur. Bu gibi hâllerde failin suçtan dolayı cezai sorumluluğu, oluşan bu yeni kast doğrultusunda yeniden değerlendirilir.
Örneğin, bir kimse, karşısındaki kişinin ölümüne istemeden neden olur (taksir), ancak ardından onu kurtarmak yerine ölüme terk ederse, artık başlangıçtaki taksirli eylem sonradan kasten ihmale dönüşmüş olur. Yine benzer şekilde, bir eve malikinin izniyle giren kişi, ev sahibinin daha sonra çıkmasını istemesine rağmen evden ayrılmazsa, bu durumda konut dokunulmazlığını ihlal kastı sonradan gelişmiş sayılır. Bu tür durumlar, failin irade durumunun eylem süreci boyunca değişebileceğini ve suçun manevi unsurunun yalnızca başlangıç anına sabitlenemeyeceğini gösterir.
Sonradan oluşan kast aynı zamanda bir suçun başka bir suça evrilmesine de neden olabilir. Örneğin, binaya hırsızlık amacıyla giren fail, içeride bir engelle karşılaştığında cebir veya tehdit kullanarak mala el koyarsa, başlangıçta kast hırsızlığa yönelmişken, sonradan yağma suçuna dönüşmüş olur. Bu gibi durumlarda failin son anda gelişen kastı, işlediği daha ağır suçun sorumluluğunu taşımasına yol açar. Ceza sorumluluğunun belirlenmesinde bu gibi irade değişimlerinin göz önünde bulundurulması hukuki hakkaniyet açısından zorunludur.
Tasarlama (Taammüt)
Kastın bazı hallerde sıradan bir zihinsel yönelimin ötesine geçerek planlı ve soğukkanlı şekilde örgütlendiği görülür. Bu durum, hukukta “tasarlama” ya da eski adıyla “taammüt” olarak tanımlanır. Tasarlama, failin suçu işlemeye karar verdikten sonra bunu gerçekleştirmek için belli bir zaman harcadığı, hazırlık yaptığı ve bu hazırlık sürecinde iradesini sabit tuttuğu özel bir kast türüdür. Türk Ceza Kanunu, tasarlamayı bazı suçların nitelikli hâli olarak düzenlemiştir (örneğin TCK m.82/1-a: Tasarlayarak adam öldürme).
Tasarlamanın belirli unsurları vardır. İlk olarak, fail suç işleme kararını bir anda değil, zaman içerisinde geliştirir. Kararla fiilin icrası arasında bir süre geçmiş olması gerekir. İkinci olarak, bu süreçte fail soğukkanlı hareket eder; yani öfke ya da telaş gibi anlık duygularla değil, hesap ve plan dâhilinde hareket eder. Üçüncü olarak, planlılık unsuru devreye girer. Fail, fiili gerçekleştireceği zamanı, yeri, araçları önceden belirleyerek bilinçli bir hazırlık içine girer. Bu unsurlar bir araya geldiğinde tasarlama kastı oluşur.
Yargıtay uygulamasında tasarlamanın tespiti, “soğukkanlılık” ölçütü üzerinden yapılmaktadır. Ancak öğretide bazı yazarlar, soğukkanlılık gibi karakter özelliklerine dayalı bir ölçütün cezanın ağırlığına gerekçe olamayacağı kanaatindedir. Onlara göre, failin plan kurarak mağduru hazırlıksız yakalama çabası ve suçu kolaylaştırmak için yaptığı düzenlemeler tasarlamayı oluşturur. Hangi yaklaşım benimsenirse benimsensin, tasarlama failin kusurunu artırıcı bir etkide bulunur ve bu nedenle daha ağır cezai yaptırımı haklı kılar.
Kast Hakkında Sonuç
Ceza hukukunda kast kavramı, suçun manevi yapısının temel taşıdır. Failin eylemini bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi hâlinde suç kastla işlenmiş sayılır ve bu durumda cezai sorumluluk doğar. Kastın bilme ve isteme unsurları, ceza hukukunda yalnızca niyetin değil, aynı zamanda iradenin de sorgulanmasını zorunlu kılar. Bu yönüyle kast, suçun oluşup oluşmadığının tespiti kadar, fiilin hangi suç türüne girdiğini belirlemede de kilit rol oynar.
Kastın doğrudan, olası, özel ya da tasarlanmış gibi farklı türleri ve görünümleri, failin zihinsel durumunun derinlemesine analiz edilmesini gerektirir. Failin kastı zamanla değişebilir, yeni bir suç kastı gelişebilir veya suçun gerçekleşme biçimi farklılaşabilir. Tüm bu ihtimaller, cezai sorumluluğun adil ve isabetli şekilde belirlenmesini sağlar. Dolayısıyla uygulayıcılar, failin eylemine değil, zihnine odaklanmalı; suçun yalnızca dış görünüşüyle değil, iç iradesiyle de yüzleşmelidir.