Memur Hukuku

Lojman Tahliye Davaları

1984 yılından beri yürürlükte olan Kamu Konutları Yasası ve buna dayalı olarak çıkarılan yönetmelik, kamu kuruluşlarındaki kamu personellerin lojmanlardan yararlanma şartlarını ve hangi durumlarda tahliyeye karar verileceğini gibi hususları düzenlemektedir. Söz konusu kanun kapsamında çıkartılan TSK Konut Yönergesi, TSK personeli için tahsis edilen kamu konutlarının puanlaması, tahsisi, konut yönetimi ve personelin konuttan çıkarılması hususları ayrıca düzenlenmiştir.  17 Mayıs 2019 tarihinde Milli Savunma Bakanlığı, Resmi Gazete’ de de yayımlamak üzere TSK Konut Yönergesinde dikkat çekici bir değişiklik yaptı. Lojman tahliye davaları idare mahkemesinde görülür.

Hizmet tahsisli konutlar olarak bilinen lojmanlar Kamu Konutları Yönetmeliğine göre tahsise esas görevin, bu görev Emniyet Genel Müdürlüğü, Türk Silahlı Kuvvetleri, Adalet Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı vs. gibi kurumlarda olabilir, son bulduğu tarihten itibaren iki ay içinde, başka kurumda aynı veya eşdeğer bir göreve nakledilenler ise en geç altı ay içerisinde lojman konutlarını tahliye etmek zorundadır. Konutları boşaltanlar, konutu ve anahtarını “Kamu Konutlarını Geri Alma Tutanağı” düzenlemek suretiyle ayrıldıkları kurumun ilgili yerine teslim etmek zorundadır. Lojmanların tahliye edilmesi sırasında konutta bulunan demirbaşların listesi idarece kontrol edilir ve eksiksiz olduğuna dair tutulan tutanakla birlikte teslim alınır.

İlgili yönetmeliğin dördüncü bölümünde “Konuttan Çıkma, Konuttan Çıkarılma ve Konutun İadesi”  başlıklı bölümünün 1.maddesinin 1. Fıkrasında değişiklik yapıldı. Söz konusu değişiklik sonrası yönergedeki yeni düzenleme şu şekilde düzenlenmiştir;

“Anayasal düzene ve düzenin işleyişine karşı suçlar ile terör örgütü üyeliği veya yöneticiliği suçlarından haklarında düzenlenen iddianamenin kabulüne karar verilenler ile Türk Ceza Kanunu’nun 221’inci maddesinden faydalanmak için başvuranlar kendilerine yapılan tebligat tarihinden itibaren bulundukları konutu 15 gün içerisinde tahliye eder.”

Ancak söz konusu düzenleme ve bu düzenlemeye dayanarak yapılan birçok işlemler, kanuna ve hakkaniyete aykırılık teşkil etmektedir. İlgili yönetmeliğe getirilen yeni düzenlemedeki hüküm bir çok kanuna ve mevzuata aykırıdır. Anayasa’nın 124. Maddesi yönetmelik kurumunu, hangi sınırlarda kullanılabileceğini düzenlemiştir. 124. Madde gereği Başbakanlık, Bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler. Ancak bahsi geçen yönergedeki yeni düzenleme, sübjektif haklarını ilgilendirdiğinden ve ihlal ettiğinden, üst hukuk normlarından farklı düzenlemeler getirdiğinden ve üst hukuk normlarından düzenlenmemiş bir yetkinin kullanılması durumu söz konusu olduğundan hukuka uyarlı bir düzenleme değildir.

Söz konusu değişikliğin aykırı olduğu üst hukuk normlarını tek tek incelemek gerekirse; Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun açığa çıkarılan, tutuklanan veya firar ve izin tecavüzünde bulunan, cezası infaz edilmekte olan subaylar hakkında yapılacak işlem başlıklı 65. Maddesinin 1. Fıkrası f. Bendine göre: “Açığa alınan ya da tutuklananlar; 1) Hizmet eri tazminatından ve bu Kanunda öngörülen aile yardım ödeneği, mahrumiyet yeri ödeneği, doğum yardım ödeneği, ölüm yardım ödeneği, tedavi ve cenaze masrafları, yakacak yardımı, giyecek ve yiyecek (tayın bedeli) yardımı, tahsil bursları ve yurttan faydalanma, lojmandan faydalanma hükümlerinden yararlanmaya devam ederler.”  Yukarıda izah edildiği üzere Anayasa’nın 124. Maddesi ve normlar hiyerarşisi gereği, hukuk kuralları kademelenmesi yukarıdan aşağıya doğru anayasa kanun hükmünde kararname tüzük yönetmelik diğer alt düzenleyici işlemler şeklinde sıralanmaktadır. Alt kademede yer alan üst kademedeki norma aykırı olamaz ve ona aykırı hükümler taşıyamaz. Ancak açıkça görülmektedir ki yönergede düzenlenen tahliye hali açıkça Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’na aykırılık teşkil etmektedir.

Yine TSK personelini de kapsayan 2946 Sayılı Kamu Konutları Kanunu’nun Konuttan Çıkma ve Konuttan Çıkarılma Başlığı altında düzenlenen hükümlerde; hükümlerine kamu konutundan çıkarılma işlemin tesis edilebilmesi için gerekli koşullar tek tek sayılmıştır. Kanunda sayılan durumlar hariç, adsız düzenleyici işlemler tesis edilmesi kanunun açık hükmüne ve hukuk devleti ilkesine açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Söz konusu yönerge ile sınırlayıcı ve daraltıcı bir uygulama getirilmiştir ve normlar hiyerarşisine aykırılığı yönünden hukuka uygun değildir.

Bütün bunlar ek olarak; ilgili 2946 Sayılı Kamu Konutları Kanunun 12. Maddesinin ikinci fıkrasında: “Kamu konutlarının tahsisi ve idaresine ilişkin hükümler ihtiva eden diğer kanunların bu kanuna aykırı hükümleri uygulanmaz.” hükmü gereğince de söz konusu yönergedeki değişikliğin getirilmesi ve uygulama alanı bulması açıkça hukuka aykırıdır.

Başka bir yönden ele almak gerekirse; Anayasa’nın 38.maddesi “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” şeklinde düzenlenerek Türkiye Cumhuriyeti’nin de tarafı bulunduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde de bulunan sadece Ceza Hukukunda değil hukukun tüm alanlarında da geçerli evrensel bir yargı ilkesi olan Masumiyet Karinesine atıf yapmıştır. Söz konusu değişiklik ile Anayasal düzene ve düzenin işleyişine karşı suçlar ile terör örgütü üyeliği veya yöneticiliği suçlarından haklarında düzenlenen iddianamenin kabulüne karar verilenler kişiler hakkında hükmen sabit bir suç olmamasına rağmen sadece iddianamenin kabulüne karar verilmesiyle lojmandan tahliyesine karar verilmesi Masumiyet Karinesine de aykırılık teşkil etmektedir.

Suçu kanıtlanmadan önce suçlu olduğu yönünde bir görüşün yansıtılması ve ona göre işlem yapılması halinde karine ihlal edilmiş sayılacaktır. Kişi hüküm giydirilmeden önce –tutuklu dahi olsa- çalıştığı resmi kurumlar tarafından suçu sabitlenene dek masum olduğu ilkesini gözetmek zorundadır. Hele ki iddianamenin kabulü ile lojman tahliyesi gibi bir yaptırımın düzenlenmesi masumiyet karinesi ihlalini açıkça gözler önüne sermektedir. Bu düzenleme, gerek Anayasa’nın 38. Maddesi gerek AİHS M.6/2 ‘ de güvence altına alınmış masumiyet karinesini ihlal ederek, söz konusu kişileri “suçlu” kapsamına almaktadır.

Değişiklik ile getirilen düzenlemenin devamına bakmak gerekirse; Türk Ceza Kanunu’nun Anayasal düzene ve düzenin işleyişine karşı suçlar ile terör örgütü üyeliği veya yöneticiliği suçları hakkında TCK’nın 221’inci maddesinden faydalanmak için başvuranlar hakkında da kendilerine yapılan tebligat tarihinden itibaren bulundukları konutu 15 gün içerisinde tahliye edeceklerini düzenlemiştir. TCK’nın 221. Maddesi Etkin Pişmanlık kurumunu düzenlemiştir. Bu noktada bazı hallerde ceza verilmeyeceğini kimi hallerde cezada indirime gidileceğini düzenleyen etkin pişmanlık kurumu dış dünyada meydana getirdiği olumsuz sonuçları ortadan kaldırma iradesini ifade ederken ve kanunda da açıkça cezada indirime gidileceği yazmasına rağmen söz konusu düzenlemeyle kişiyi daha da zor bir duruma sokmaktadır ve hakkaniyete aykırılık teşkil etmektedir.

Son dönemlerde söz konusu düzenlemeye ilişkin çok sayıda dava açan vardır. Kanuna aykırı düzenlemeden dolayı mağdur olan personeller mevcut olmakla birlikte bir tanesinin davası sonuçlanmıştır. Söz konusu davada İdare Mahkemesi’nin gerekçeli kararı ise şu şekildedir:

“İdare hukuku ilkeleri uyarınca, Yasa Koyucu’nun; genel prensipleri belirlemesi koşuluyla düzenlenecek konunun uygulanmasını ve uygulamaya ilişkin ayrıntıların belirlenmesini yürütmeye, bir başka ifadeyle idarelere bırakması mümkündür. Ancak, idarelerin düzenleme yapma yetkisi, yasama organının çizdiği sınırlar içinde olmalıdır. Başta Anayasa olmak üzere, kanun, tüzük, yönetmelik gibi üst hukuk normlarına aykırı olmamak kayıt ve şartına bağlı olarak kullanılabilir. Ayrıca idareler, görev alanlarına ilişkin olarak tüzük ve yönetmelik dışında, yönerge, tebliğ, genelge gibi çeşitli adlar altında da düzenleme yapabilmektedirler. Ancak bu düzenlemeler arasında ‘Normlar hiyerarşisi’ olarak adlandırılan bir ilişki bulunmaktadır. Bu nitelikleri gereği, dayandıkları üst hukuk normlarına aykırı hüküm ihtiva etmeleri mümkün değildir.

Bu kuramın en belirgin özelliklerinden biri de bir düzenlemenin hiyerarşik sıralamada daha altta bulunan bir düzenleme ile değiştirilememesi ve kaldırılamamasıdır. Dolayısıyla normlar hiyerarşisinde Kanunlardan alt sırada gelen Yönetmelik, Yönerge gibi düzenleyici işlemlerin de üst hukuk normu olan Kanunlara aykırı olamayacağı açıktır… Buna karşın 17 Mayıs 2019 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri Konut Yönergesi’nde yapılan düzenlemenin, dayanağı olan Kanunu aşar tarzda düzenleme getirdiği görülmektedir. Dayanağı Kanunu aşar tarzdaki düzenlemenin yürürlükte olması, bu düzenlemeye dayalı olarak tesis olunan işlemin iptaline engel teşkil etmeyecektir. Bu durumda dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.”

Görülmektedir 17 Mayıs 2019’da TSK Konut Yönergesi’ne kanuna aykırı bir şekilde getirilen düzenlemenin hala yürürlükte olması,  bu düzenlemeye dayalı olarak tesis olunan işlemin iptaline engel teşkil etmeyeceği, düzenlemenin yukarıda izah edilen sebeplerle hukuka aykırı olmasının yeterli olması nedeniyle,  Anayasal düzene ve düzenin işleyişine karşı suçlar ile terör örgütü üyeliği veya yöneticiliği suçlarından haklarında düzenlenen iddianamenin kabulüne karar verilenler ile Türk Ceza Kanunu’nun 221’inci maddesinden faydalanmak için başvuranların lojmandan tahliye işlemi dava konusu olabilir.

İdare hukuku avukatı ile süreci yönetmeniz sizlerin menfaatine olacaktır. Lojman tahliye davaları kişinin hayatını ve ailesini etkilediği için yürütme durdurma kararı hayati öneme sahiptir.

Başa dön tuşu