idari islemlerin iptal davasi nedir

İptal davası; idari yargı organlarında açılan ve idari işlemlerin hukuka uygunluğunun idari yargı yoluyla denetimini amaçlayan bir dava türüdür. İdari işlemlerin yetki, sebep, şekil, konu ve amaç yönlerinden biri ile hukuka aykırı olmaları nedeniyle menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan idari dava “iptal davası” olarak adlandırılmaktadır.

İptali istenen idari işleminin niteliğine göre değişmekle birlikte iptal davalarına bakmakla görevli mahkemeler şunlardır:

  • İdare Mahkemesi (İlk derece mahkemesi olarak)
  • Vergi Mahkemesi (İlk derece mahkemesi)
  • Bölge İdare Mahkemesi (İstinaf mahkemesi olarak ikinci derece mahkemesi)
  • Danıştay (Temyiz mahkemesi olarak üçüncü derece mahkemesi ve bazı davalarda ilk derece mahkemesi olarak).

Doktor disiplin soruşturması hakkında detaylı bilgi almak için bu makalemizi okuyabilirsiniz. https://kadimhukuk.com.tr/makale/doktor-disiplin-sorusturmasi-itiraz-dava/

İdari yargı, yerindelik denetimi yasağına aykırı bir şekilde ve idarenin takdir yetkisini kaldıracak şekilde karar veremez. İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. Başka bir deyişle; idare mahkemeleri; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler (İYUK m.2/2)

İptal Davası Nedir?

İptal davaları, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-a maddesinde: “İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere iptal davalarının konusunu hu kuka aykırılığı ileri sürülen idari işlemler oluşturmaktadır. Bir başka ifadeyle iptal davası, ancak idarenin kamu hukuku alanında yaptığı tek yanlı, kesin ve doğrudan uygulanabilen idari işlemlere karşı açılabilir.

Bir idari işlemin iptali istemiyle açılacak iptal davalarında davalı idare, kesin ve yürütülebilir nitelikteki idari işlemi tesis eden makam ve mercidir. Bir başka ifadeyle işlem, idari işlem niteliğine kavuştuğu anda ki kararı veren makam ve merci kim ise davalı idare orası olacaktır. Örneğin, bir öğretmen atama isteğinde bulunmuş ise bu istek İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne yapılmış olsa dahi atama işlemini kesin olarak gerçekleştirecek makam Milli Eğitim Bakanlığı olacağından, davalı idare Milli Eğitim Bakanlığı olacaktır.

İdari işlemler, idare hukuku alanında kamu yararını gerçekleştirmek, kamu hizmetlerinin etkili ve verimli bir şekilde yürütülmesinin sağlanması amacıyla idarenin tek taraflı irade açıklamasıyla ilgililerin hukuki durumları üzerinde hüküm ve sonuç doğuran işlemler olup, özellikleri gereği hukuka uygunluk karinesinden faydalanırlar ve icrai olması nedeniyle hemen sonuç doğurmaktadırlar. Hukuka aykırı olduğu ileri sürülen idari işlemler, menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacak iptal davası ile ortadan kaldırılabilirler.

iyuk 2. madde nedir
iyuk 2. madde

İptal Davasının Özellikleri

İptal davasının temel özellikleri aşağıdaki gibi ifade edilebilir:

  • İdareler tarafından tesis edilmiş olması
  • Kamu hizmeti görülmesi için tesis edilmiş olması
  • Kamu gücü ayrıcalıklarının kullanılarak tesis edilmiş olması
  • Tek yanlı irade beyanı ile tesis edilmiş olması
  • Kesin nitelikte olması
  • Yürütülmesinin gerekli (icrai) olmasıdır.
  • İptal davası, menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan bir dava türüdür.
  • İptal davası sonucunda hukuka aykırı bir işlemin varlığı tespit edilirse iptal kararı verilmek suretiyle anılan işlem geçmişe yürümek suretiyle hukuk aleminden silinmektedir. Açılan dava sonucunda verilen iptal kararı sadece dava konusu edilen hukuki işlem yönünden sonuç doğurmaktadır. İdari yargı mercii, uyuşmazlık konusu olayda hukuka aykırı bir durum tespit ettiğinde sadece iptal kararı vermekte ve artık dosyadan elini çekmektedir; eski halin yeniden tesisi için ise, davalı idari makam tarafından ayrıca bir işlem tesis edilmesi gerekecektir.
  • İptal davasında, hukuka aykırı işlem yapması nedeniyle idari makam yargılanmaz; yapılan işlemin hukuk kurallarına uygunluğu araştırıldığından iptal davaları “objektif davalar”dır.
  • İptal davalarında “resen araştırma ilkesi” geçerlidir. Yargılamanın idaresi taraflara değil mahkemeye aittir. Mahkeme, uyuşmazlığın çözümünde tarafların getirdikleri belge ve bilgilerle bağlı değildir. Tarafların getirdiği bilgi ve belgelerle yetinmeyip bizzat kendisi herhangi bir istek olmaksızın araştırma yapabilir.

375 sayılı KHK hakkında detaylı bilgi almak için tıklayınız. https://kadimhukuk.com.tr/makale/375-sayili-khk-kamu-gorevinden-cikarma-gecici-35-madde/

İptal Davasında İleri Sürülecek Hukuka Aykırılıklar

İdari işlemin hangi unsurlardan oluştuğu 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde ifade edilmiştir. Anılan yasa maddesine bakıldığında idari işlemler yetki, şekil, sebep, konu, maksat olmak üzere beş unsurdan oluşmaktadır.

İdari işlemin unsurları ve açılacak olan iptal davasında ileri sürülecek olan hu kuka aykırılık halleri de 2577 sayılı Kanunun 2. maddesinde sayılmıştır. Buna göre; idari işlemlerin bakımlarından her hangi birisinde bir hukuka aykırılık olması halinde dava konusu işlemin iptali yoluna gidilecektir. 11.06.2021

  • Yetki: idari işlemin yetki unsuru, idari işlemin idari teşkilat içinde yer alan herkes yerine, hukuk kuralları ile belirlenmiş ve sınırlanmış idari makamlar tarafından yapıla bilme yeteneğini ifade eder.
  • Şekil: İdari işlemin hangi yoldan yapıldığını gösteren şekil unsuru, hem idari işlemi oluşturan iradenin dış dünyaya yansımasını, hem de işlemin yapılması sırasında izlenen usulü gösterir. İdari işlemin şekil unsuru, idari işlemin Devlet fonksiyonlarına, kamunun ve Devletin menfaatine uygunluğu sağlayacak en önemli vasıta olması nedeniyle idari işlemin esaslı bir unsurudur. İdare hukukunda, özel hukukun aksine şekil serbestliği yoktur.
  • Sebep: İdari işlemin sebep unsuru, idari işlemin dışında idareyi böyle bir işlem yapmaya sevk eden ve idari işlemden önce gelen nesnel hukuk kurallarınca belirlenmiş bulunan etmendir. İdareyi bir işlem yapmaya sevk edecek olan neden, maddi bir olay olabileceği gibi, idare tarafından daha önce tesis edilmiş olan bir işlem de olabilir. İdare bir işlem tesis ettiği zaman, bu idari işlemin sebep unsurunu da gerekçeli olarak ortaya koymalıdır.
  • Konu: İdari işlemin konu unsurunu, idari işlemin hukuk düzeninde meydana getirdiği değişiklikler oluşturur. Bir başka ifadeyle, bir işlemin içerdiği hukuki sonuç o işlemin konusunu oluşturur. Örnek vermek gerekirse, özelleştirme işleminin konusu Devlete ait bir malin özel şahıs mülkiyetine geçirilmesi, kamulaştırma işleminin konusu ise özel mülkiyete konu bir taşınmazın kamunun mülkiyetine geçirilmesidir. idari işlemin konusu meşru olmalı ve imkansız olmamalı; idari işlemin tesisine sevk eden sebep unsuru ile nedensellik bağı taşımalı; mevzuat gereği belli bir statüdekilere uygulanması gerekiyorsa o statüdekilerle ilgili olmalı, geçmişe yönelik hüküm ve sonuç doğurmamalıdır. Belirtilen bu hususları taşımayan idari işlemlerin iptal davasına konu olması halinde iptal edileceği unutulmamalıdır.
  • Amaç: İdari işlemin maksat (amaç) unsurunu”, kanun koyucunun idari işlemle ulaşılmak istediği ve o işlemden beklediği nihai sonuç oluşturur. İdari işlemle ulaşılmak istenen amaç, hukuk kuralında açıkça belirtilebileceği gibi, hiçbir açıklama da yer almayabilir. Hemen belirtelim ki, bütün idari işlemlerin nihai olarak ulaşmak istedikleri amaç, kamu yarandır. Kamu yararı amacı dışında kendi ve üçüncü kişiler lehine bir kişisel amaç güdülerek, siyasi amaç güdülerek ve kanunlarda ön görülen özel amaç aşılarak tesis edilen idari işlemler de iptal davasına konu olması

Önemli Not

Danıştay tarafından idari işlemlerin yargısal denetimlerinin hangi unsurlar açısından yapılacağı kararlarında açıkça ifade edilmiştir. Danıştay İdari Dava Daireleri bir kararında; bir işlemin iptal davasına konu olması durumun da; işlemin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden hukuka uygun olup olmadığının yargısal denetimi yapılacaktır. idari işlemin, kendi sinden sonra yapılması gereken bir işlemin yapılmamış olması veya gecikerek yapılmış olması nedeniyle hukuka aykırı hale geleceği kabul edilemez” şeklinde bu hususu ifade etmiştir.

iptal davasi iyuk 2
iyuk 2 madde

İptal Davası Açma Süresi

İptal davası, işlemin tebliği veya niteliğine göre ilanından itibaren belli bir dava açma süresi içinde açılmalıdır. İptal davalarında dava açma süresi, işlemin niteliğine göre “genel dava açma süresi” ve “özel dava açma süresi” olmak üzere iki türdür:

  • Genel Dava Açma Süresi: Danıştay ve idare mahkemelerinde 60 gün; vergi mahkemelerinde 30 gündür. Bu süreler, hak düşürücü süre niteliğinde olup, kural olarak tüm idari işlemlere karşı iptal davası açma süresi genel dava açma süresidir.
  • Özel Dava Açma Süresi: İdari işlemlerin nitelikleri gereği özel yasalarda veya özel maddelerde, genel dava açma sürelerinin dışında ayrı dava açma süreleri öngörülebilir. Bu durumda genel dava açma süresi değil, idari işleme dair kanunda öngörülen özel dava açma süresi uygulanır. Ancak, özel dava açma süresinin uygulanabilmesi için idare tarafından yapılan işlemde özel dava açma süresi açıkça gösterilmelidir. Özel dava açma süresi idari işlemde açıkça gösterilmeyen hallerde, o idari işlem aleyhine genel dava açma süreleri içinde iptal davası açılabilir.

İptal davası açma sürelerinin işlemeye başlayacağı zaman İYUK m.7’de şu şekilde gösterilmiştir:

  • İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı, yani işlemin ilgilisine tebliğ edildiği tarihten itibaren dava açma süresi işlemeye başlar.
  • Vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda; Tahakkuku tahsile bağlı olan vergilerde tahsilatın; tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin; tescile bağlı vergilerde tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının idareye geldiği; tarihi izleyen günden itibaren dava açma süresi işlemeye başlar.
  • Adresleri belli olmayanlara özel kanunlarındaki hükümlere göre ilan yoluyla bildirim yapılan hallerde, özel kanununda aksine bir hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün sonra dava açma süresi işlemeye başlar.
  • İlanı gereken yönetmelik, tüzük, tebliğ gibi düzenleyici işlemlere karşı dava açma süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz. Bir örnekle açıklamak gerekirse, imar planı yapılarak ilan edilmesi bir düzenleyici işlemdir. İmar planına karşı ilan tarihinden itibaren 60 gün içerisinde dava açmayan kişi; imar planına dayanılarak kendisine ait arazide 5 yıl sonra imar uygulaması yapılması halinde, hem imar uygulamasına hem de imar planına karşı, imar uygulamasının tebliğ edildiği veya öğrenildiği tarihten itibaren 60 gün içinde iptal davası açabilir.

İdari işleme karşı üst makamlara başvurma halinde iptal davası açma süresi İYUK m.11’de şu şekilde düzenlenmiştir:

  • İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur.
  • Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır (Bu durum zımni red olarak adlandırılır).
  • İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır.

İdari makamlara bir işlem veya eylem yapılması için başvurulması halinde iptal davası açma süresi İYUK m.10’da şu şekilde düzenlenmiştir:

  • Henüz iptal davasına konu olabilecek bir idari işlem yokken veya var olmasına rağmen ilgilinin bilgisi yoksa; ilgili kişi idareye bir dilekçeyle başvurarak bir işlem veya eylem yapılmasını talep edebilir.
  • 60 gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. Zımni red halinde ilgililer 60 günlük cevap süresinin bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde (yani ikinci bir 60 gün içinde), konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Başka bir ifadeyle, isteğin reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi, dilekçenin verildiği tarihten itibaren 120 gün geçmesiyle hak düşürücü süreye uğrar.
  • Önemle belirtilmelidir ki, 60 günlük süre içinde idarece cevap verilmesine rağmen, verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. İlgilinin kesin cevabı beklediği hallerde dava açma süresi işlemez; ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren 6 ayı geçemez.
  • Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler.

İptal Davası Açma Ehliyeti ve Menfaat İhlali Kavramı

İdari mahkemelerde iptal davası açan gerçek veya tüzel kişinin dava açma ehliyetine sahip olması gerekir. İdari davalarda dava açma ehliyeti medeni hakları kullanma ehliyetinin yanı sıra, dava konusu edilecek işlem ile davacı arasında belirli bir menfaat ilişkisinin olmasını gerektirir. İdare hukuku kapsamında bu menfaat ilişkisine sübjektif ehliyet adı verilir. İdari işlem sebebi ile açılan bir davada menfaat ihlalinin söz konusu olmaması durumunda açılan davanın sübjektif dava ehliyeti yokluğu gerekçesi ile reddedilir.

İdari dava açma ehliyeti, somut menfaat ihlali olgusunun niteliğine göre üç kategori halinde değerlendirilmektedir:

  • Bireysel İşlemlere Karşı İptal Davalarında Dava Açma Ehliyeti

Menfaat ihlali, hak ihlali kavramından daha geniş kapsamlı olup; maddi veya manevi bir zararı bulunmasa dahi ilgiliye dava açma hakkı vermektedir. Genel olarak davacının idari işlemle “ciddi ve makul”, “maddi” ve “manevi” bir ilişkisinin varlığı, iptal davası açma ehliyeti için yeterli görülmektedir. Menfaat ilişkisinin kurulmasında temel olarak; “kişisel”, “meşru” ve “güncel” bir menfaatin varlığı aranmaktadır:

  • Meşru Menfaat:İptal davası açan kişi ile idari işlem arasında hukuken kabul edilebilir, dinlenilebilir veya korunmaya değer bir ilginin varlığıdır.
  • Kişisel Menfaat:İdari işlemin, iptal davası açan kişinin hukukunu etkilemesi, diğer bir deyişle kişi açısından hukuk dünyasında bir netice meydana getirmesidir.
  • Güncel Menfaat:İşlemin kişi üzerindeki hukuki etkisinin doğmak üzere olmasını veya halihazırda devam etmesini, işlemin uygulanabilir niteliğini yitirmemesini ifade etmektedir.

Gelecekte gerçekleşmesi muhtemel bir menfaat ilgisi ise, iptal davası açma hakkını vermez. İdari yargıda her somut olay özelliklerine göre incelenerek menfaat ilişkisinin varlığı araştırılır.

  • Tüm Toplumu İlgilendiren Konularda Dava Açma Ehliyeti

Menfaat ihlali şartı, toplumu ilgilendiren konularda daha geniş yorumlanmaktadır. Yargısal uygulamada; çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren konularda daha geniş bir kesimin iptal davası açma ehliyetine sahip olduğunu kabul edilmektedir. Bu sebeple, Danıştay, toplumun tümünü veya belli kesimlerini ilgilendiren konularda menfaati ihlal edilen kişiler ile birlikte meslek kuruluşları, odalar, barolar dernekler vb. kuruluşların da iptal davası açma ehliyetine sahip olduğunu yerleşik içtihat haline getirmiştir.

Örneğin, çevresine nükleer santral yapılan bir köylünün, nükleer santral kurulmasına ilişkin idari karara karşı iptal davası açma hakkı olduğu gibi, o yörenin çevre dernekleri de iptal davası açabilir.

  • Kollektif İşlemlerde Dava Açma Ehliyeti

Birden fazla kişinin ortak iradeleriyle karar alınarak idari işlem tesis edilmesi de mümkündür. Örneğin, belediye meclisleri tüm meclis üyelerinin salt çoğunluğunun oyuyla karar almaktadır. Bu şekildeki işlemlere idare hukukunda “kollektif işlem” denilmektedir.

Kollektif işlemlerde, işleme katılan kişiler işlemin iptali davası açmak istediklerinde ise katıldıkları idari işleme/karara muhalif kalmaları gerekir. Örneğin, belediye meclis üyesinin imar planı değişikliği aleyhine oy kullanarak muhalif kaldığı karardan anlaşılıyorsa, muhalif kalan bu üyenin iptal davası açma ehliyeti vardır.

Kollektif işlemlerde karara muhalif kalan üyelerin tutanağa geçirilmesi zorunludur. Kollektif işlemlere katılma yetkisi olduğu halde kararın alındığı toplantıya katılmayan veya katılsa bile muhalif kaldığını şerh düşmeyen yetkili kişiler ise, o karara karşı iptal davası açma ehliyetine sahip değildir.

İptal Davası Açma Sebepleri

İdari işlemlere karşı iptal davası; işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu veya amaç unsuru açısından hukuka aykırı olmaları halinde açılabilir.

  • Yetki Bakımından Hukuka Aykırı İdari İşlemler: İdari makamlar, kanunun açıkça yetki vermediği bir idari işlemi yapamazlar. İdare hukukunda idarenin “yetkisizliği” asıl, yetkisi ise istisna olarak kabul edilir. Yetkisiz bir idari makam tarafından yapılan idari işlemin daha sonra yetkili makam tarafından kabul edilmiş olması dahi, hukuka aykırı idari işleme hukukilik kazandırmaz.
  • Şekil Bakımından Hukuka Aykırı İdari İşlem: İdari işlemlerin gerçekleştirilmesi belirli şekil şartlarına bağlanmıştır. Geçerli bir idari işlem ancak mevzuatta öngörüldüğü şekilde yapılması ile mümkün olabilir. Bu sıkı şekil şartlarına uygun olarak gerçekleştirilmeyen idari işlemlere karşı iptal davası açılabilir.
  • Sebep Yönünden Hukuka Aykırı İdari İşlem: İdarenin bir idari işlemi gerçekleştirme gerekçesi idari işlemin sebebidir. İdari işlemler kamusal hizmetin görülmesi amacını taşımalıdır. İdari işleme kaynak olan sebep hukuka ve gerçeğe aykırı ise idari yargıda işlemin iptali kararı verilir. İşlem takdir yetkisinin kullanımına dayalı olsa bile sebepsiz yapılamaz.
  • Konu Nedeniyle Hukuka Aykırı İdari İşlem: İdari işlemin konusu; o idari işlemin meydana getireceği hukuki neticedir.
  • Amaç Yönünden Hukuka Aykırı İdari İşlem: İdare hukukunda tüm idari işlemlerin genel amacı “kamu yararı” olarak ifade edilir. Ancak, kanunlar bu genel amacın dışında özel bazı amaçlar için de idari işlem tesis edilmesini gerektirebilir. İster genel amaçla isterse kanunun öngördüğü özel amaçla yapılmış olsun, tüm idari işlemlerin amaç bakımından hukuka uygun yapılması gerekir. Kamu yararı genel amacına veya o işlem için kanunla belirlenmiş özel amaca aykırı yapılan işlemler, amaç yönünden hukuka aykırı idari işlem olarak kabul edilir.

Yürütmenin Durdurulması Kararı

İdari işlemin iptali davasının en önemli unsuru tedbir mahiyetindeki yürütmenin durdurulması kararıdır. Yürütmenin durdurulması kararı, aleyhine iptal davası açılan işlemin idare tarafından davanın sonuçlanması beklenmeden uygulanması halinde kişilerin zarara uğramasını engellemek amacıyla verilen geçici nitelikte bir karardır.

Yürütme durdurma hakkında detaylı bilgiyi bu makalemizden okuyabilirsiniz. https://kadimhukuk.com.tr/makale/yurutmenin-durdurulmasi-sartlari-itiraz-iyuk-27-madde/

Danıştay, vergi veya idare mahkemesinde dava açılması dava edilen idari işlemin yürütülmesini durdurmaz (İYUK m.27). Yürütmenin durdurulması davacı tarafından ayrıca talep edilmelidir. Yürütmenin durdurulması kararı verilen dava dosyaları öncelikle incelenir ve karara bağlanır. Yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi için kanunun aradığı şu iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir (İdari Yargılama Usulü Kanunu m.27):

  • İdari işlemin uygulanması halinde giderilmesi güç veya olanaksız zararların doğması,
  • İdari işlemin açıkça hukuka aykırı olması.

Yukarıdaki iki şartın birlikte gerçekleşmesi halinde davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra, mahkeme tarafından gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler.

Uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesi, savunma alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere, idarenin savunması alınmaksızın da durdurulabilir. Ancak, kamu görevlileri hakkında tesis edilen atama, naklen atama, görev ve unvan değişikliği, geçici veya sürekli görevlendirmelere ilişkin idari işlemler, uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerden sayılmaz. Yürütmenin durdurulması kararlarında idari işlemin hangi gerekçelerle hukuka açıkça aykırı olduğu ve işlemin uygulanması halinde doğacak telafisi güç veya imkânsız zararların neler olduğunun belirtilmesi zorunludur. Sadece ilgili kanun hükmünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulduğu gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verilemez (İYUK m.27/2).

Dava dilekçesi ve eklerinden yürütmenin durdurulması isteminin yerinde olmadığı anlaşılırsa, davalı idarenin savunması alınmaksızın istem reddedilebilir (İYUK m.27/3).

Vergi mahkemelerinde, vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların açılması, tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile benzeri malî yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen bölümünün tahsil işlemlerini durdurur. Ancak, 26. maddenin 3. fıkrasına göre işlemden kaldırılan vergi davası dosyalarında tahsil işlemi devam eder. Bu şekilde işlemden kaldırılan dosyanın yeniden işleme konulması ile ihtirazı kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan işlemlerle tahsilat işlemlerinden dolayı açılan davalar, tahsil işlemini durdurmaz. Bunlar hakkında yürütmenin durdurulması istenebilir.(İYUK m.27/4).

Yürütmenin durdurulması istemli davalarda 16. maddede yazılı süreler kısaltılabileceği gibi, tebliğin memur eliyle yapılmasına da karar verilebilir (İYUK m.27/5).

Yürütmenin Durdurulması veya Durdurulmasının Reddi Kararına İtiraz

Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlar; Danıştay Dava Dairelerince verilmişse konusuna göre İdari veya Vergi Dava Daireleri Genel Kurullarına, Bölge İdare Mahkemesi kararlarına karşı en yakın Bölge İdare Mahkemesine, idare ve vergi mahkemeleri ile tek hakim tarafından verilen kararlara karşı Bölge İdare Mahkemesine kararın tebliğini izleyen günden itibaren yedi gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere itiraz edilebilir. İtiraz edilen merciler dosyanın kendisine gelişinden itibaren yedi gün içinde karar vermek zorundadır. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir (İYUK m.27/7).

Aynı sebeplere dayanılarak ikinci kez yürütmenin durdurulması isteminde bulunulamaz (İYUK m.27/10).

İdari İşlemlerin İptali Kararının Sonuçları

İptal davalarında esas olarak idari işlemler dava konusu yapılmakta ve hukuka aykırılığı saptanan idari işlemler hakkında iptal kararı verilmektedir. Böylece, uyuşmazlığa konu edilen işlem geçmişe yürümek suretiyle hukuk aleminden silinmektedir. Bu süreçten sonra artık davalı idare tarafından mahkeme kararının mutlak suretle yerine getirilmesi gerekecektir. Başka bir deyişle, iptal kararları, idari işlemin hukuka aykırı olduğunu belirtir ve bu niteliği nedeniyle geriye yürür. İdarenin iptal kararını yerine getirmek ya da getirmemek yolunda herhangi bir seçim hakkı yoktur. Nitekim, 2577 sayılı İYUK’un 28. maddesinde bu yönde açık bir düzenleme de mevcuttur.

İptal kararlarının sonuçlarından sadece ilgili davanın tarafları değil bu karardan dolayı menfaatleri etkilenecek olan herkes yararlanabilecektir. Elbette ki bu durumun ortaya çıkabilmesi için dava konusu edilen idari işlemin niteliği itibariyle genel bir işlem olması yani, belli bir kişiye özgü nitelikte bulunmaması gerekir.

Yargı mercilerince verilen iptal kararı olmasına rağmen davalı idare tarafından hiçbir işlem tesis edilmez veya eylemde bulunulmaz ise İYUK m. 28/3 uyarınca, “Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir”. şeklinde yasal düzenleme bulunmaktadır.

Düzenleyici İşlemlerin İptali Davası

Düzenleyici işlemler; sürekli, nesnel(objektif), soyut ve genel nitelikte hukuk kurulları koyan, bu kuralları değiştiren veya kaldıran idari işlemlerdir. Yasama organının yasama tasarrufları dışında idare, Anayasa ve yasal düzenlemelerden aldığı yetki ile kural koyma, düzenleme yapma yetkisine sahiptir. Düzenleme yetkisini kullanarak tüzük, yönetmelik, genelge gibi düzenleyici işlemleri yapan idarenin bir işleminin “düzenleyici” nitelik taşıdığının kabul edilebilmesi için, söz konusu işlemin sürekli, soyut, nesnel, genel durumları belirleyen ve gösteren hükümler içermesi, bir başka anlatımla, belirtilen nitelikte kurallar koymuş olması gerekmektedir.

Düzenleyici işlemler de bireysel işlemler gibi iptal davasına konu olabilirler. Düzenleyici işlemlerin tamamının veya bir bölümünün iptali istenebilir. Yalnız düzenleyici işlemin iptali için dava açılabileceği gibi, düzenleyici işleme dayanılarak yapılan idari işlemin iptali ile birlikte düzenleyici işlemin iptali de istenebilir. Düzenleyici işlemin iptali, idarece tesis edilmiş olan düzenleyici işlemlerden olumsuz etkilenen kişi veya kişiler tarafından açılan iptal davası sonucu idari yargı merciince, iptal davasına konu işlemin veya kararın hukuka aykırı bulunması sonucu verilen iptal kararı ile mümkün olmaktadır.

2575 sayılı Danıştay Kanunun 24. maddesinin birinci fıkrasının ‘c’ bendine göre; Bakanlıkların düzenleyici işlemleri ile kamu kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlere karşı Danıştay’da dava açılacağı hükme bağlanmıştır. Ancak, kamu kuruluşu veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının ülke çapında uygulanmayan düzenleyici işlemlerine karşı düzenleyici işlemin uygulanacağı yerdeki idari yargı yerinde dava açılır.

Düzenleyici idari işlemler, genel nitelikleri itibariyle geniş bir etki alanına sahiptir. Bu işlemlere karşı açılan davalarda ilk derece mahkemelerince verilen iptal kararlarından sonra davacıların davalarından feragat edememeleri düzenleyici işlemlerin belirtilen niteliğinden kaynaklanmaktadır. İptal kararından, menfaati olan herkesin yararlanması gerekir. İptal davası açmamış olmakla birlikte iptal kararı sonuçlarından yararlanması gereken “ilgililer”, kararın uygulanmamasından dolayı idarenin ve kamu görevlisinin sorumluluğunu söz konusu edebilmelidir. Bu nedenle, bireysel işleme oranla düzenleyici işlemin iptali kararı ilgililerinin daha geniş bir kitle olduğu açıktır.

  • Yönetmelik İptali Davası

Yönetmelik; Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanun ve tüzükleri uygulamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla çıkardığı, soyut, genel ve kişilik dışı hukuki işlemlerdir. Yönetmelikler de diğer düzenleyici işlemler gibi idari makamlar tarafından yapılmış, genel, soyut, kişilik dışı, objektif hukuki kaideyi kapsayan bir idari işlemlerdir. Yönetmelikler, kanun ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak amacını güttüğü için yönetmeliklerin sebep unsurunu da bir kanun veya tüzük oluşturmaktadır. Bu sebeple kanunun daha önce düzenlemediği bir alanda yönetmelik çıkartılması mümkün değildir. İdare ancak bir kanuna bağlı olarak yönetmelik çıkartabilir. Ancak yönetmelik çıkartılabilmesi için kanun veya tüzüğün bunu açıkça öngörmesine gerek yoktur.

Yönetmelikler de genel düzenleyici birer idari işlem olduklarından idari yargı denetimine tabidirler. Bakanlıkların yönetmelikleri ile kamu kuruluşlarının ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının ülke çapında uygulanacak yönetmeliklerinin yargısal denetimi, ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da yapılır. Ancak kamu kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının belli bir yörede uygulanacak yönetmeliklerinin yargısal denetimi, genel görevli olan idari yargı yeri olan idare mahkemesinde yapılır. Anayasada yönetmeliklerin yargısal denetimlerinin hangi mahkemede yapılması gerektiği hususunda herhangi bir hüküm olmamakla beraber, tüzükler gibi Danıştay Kanununun 24. maddesinin (c) bendi uyarınca denetimleri Danıştay tarafından yapılacaktır.

Yönetmeliklerin iptali ile bireysel işlemin iptali aynı anda istenmiş ise uygulamada dava yine Danıştay tarafından sonuçlandırılmaktadır. Fakat bu konuda farklı uygulamalar da mevcuttur. Örneğin Danıştay Yedinci Dairesi bir kararında ; “Danıştay’ın ilk derece mahkemesi olarak görevine giren ve bu nedenle altmış günlük idari dava açma süresine tabi olan, davaya konu edilebilecek nitelikteki bir işlemle, idare veya vergi mahkemelerinin görevine giren, özel hüküm sebebiyle (örneğin, ödeme emrine karşı açılan idari davalarda olduğu gibi) daha kısa idari dava açma süresine tabi davalara konu olması gereken bir işlemin, aynı dilekçe ile idari davaya konu edilmeleri, yukarıda sözü edilen ilkeyi ihlal edici sonuçları nedeniyle olanaksızdır. Bu bakımdan; 2575 sayılı Danıştay Kanununun 24. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’ın görevine giren Gümrük Yönetmeliğinin iptali ile 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun 6’ncı maddesi uyarınca vergi mahkemelerinin görevine giren, davacı şirket adına tescilli beyannamenin iptal edilmesi nedeniyle, ödenen katma değer vergisinin iadesi istemiyle yapılan başvurunun anılan düzenleme uyarınca reddine dair işlemin iptali ve ödenen vergilerin yasal faiziyle birlikte iadesi istemiyle aynı dilekçe ile Danıştayda idari dava açılmasına olanak bulunmamaktadır.” şeklinde karar vermiştir.

  • Genelgenin İptali Davası

Genelge, kanun ve yönetmeliklerin uygulanmasında yol göstermek, herhangi bir konuda aydınlatmak, dikkat çekmek üzere ilgililere gönderilen yazı, tamim, sirküler olarak tanımlanmaktadır.

Adsız düzenleyici işlemlerden olan genelgeler de idari yargı denetimine tabi olup, yönetmeliklerin yargısal denetiminde belirtildiği gibi, ülke çapında uygulanacak adsız düzenleyici işlemler için Danıştay’da, belli bir yörede uygulanacak adsız düzenleyici işlemlerin yargısal denetimi ise genel görevli idari yargı yeri olan idare mahkemesinde dava konusu edilebilecektir.

İdare İptal Davası Örnekleri

  • A belediyesinin B belediyesinin sınırları içinde kalan bir yerde çevre düzenlemesi yapması; Ankara’da görevli olan bir polis memurunun maç için geçici olarak İstanbul’da yaptığı görev nedeniyle disiplin suçu işlediği iddia edildiğinde Ankara Polis İl Disiplin Kurulu yerine İstanbul Polis İl Disiplin Kurulu’nun  disiplin cezası vermesi gibi hallerde yetki unsurundaki sakatlık nedeniyle açılan iptal davaları
  • Kaymakamın valinin yetkisine giren bir işlem tesis etmesi yahut valinin kaymakam yerine geçecek biçimde onun yetkisine giren bir konuda işlem yapması hallerinde yetki unsurundaki sakatlık nedeniyle açılan iptal davaları
  • İmar müdürlüğünün, belediye encümenine ait olan imar uygulaması yapma yetkisini kullanarak arazide imar uygulaması yapması halinde yetki unsurundaki sakatlık nedeniyle açılan iptal davası
  • Atanması bir bakanlık tarafından yapılan bir memurun görevine valilikçe son verilmesi halinde yetki unsurundaki sakatlık nedeniyle açılan iptal davası
  • Üniversiteye araştırma görevlisi kadrosu için başvuran akademisyenin talebi, ilgili anabilim dalının görüşü alınmadan reddedilmişse, yapılan işlem hukuka aykırı olduğundan şekil unsurundaki sakatlık nedeniyle açılan iptal davası
  • Memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında savunma hakkı tanınmadan disiplin cezası verilmesi halinde şekil unsurundaki sakatlık nedeniyle açılan iptal davası
  • Bir gösteri yürüyüşüne katılan memurun gözaltına alındığının öğrenilmesi üzerine, idare tarafından “politik faaliyetlere katılmak” sebebiyle görevine son verilmesi halinde, idari işlemin sebep unsurundaki sakatlık nedeniyle açılan iptal davası
  • Kamulaştırma işleminin konusu, bir kimseye ait gayrimenkul mülkiyetinin bedeli karşılığında idareye geçirilmesi olduğundan hukuka aykırı olarak tesis edilen bu işlemin konu unsurundaki sakatlık nedeniyle açılan iptal davası
  • Kanuni dayanağı olmadan idari işlemlerle kişilere ek sorumluluklar getirilemeyeceğinden marketlere belli miktarda mal stoku bulundurma zorunluluğu getiren belediyenin işlemi konu bakımından hukuka aykırı olduğundan konu unsurundaki sakatlık nedeniyle açılan iptal davası
  • Belli kesimler veya belli durumda olan kişiler için çıkarılan kurallar genişletilerek, kıyas yoluyla benzer durumda olanlara veya başkalarına uygulanamayacağından muhasebe bürolarının kat mülkiyetine tabi yerlerde faaliyet göstermesine ilişkin esasları düzenleyen kuralların genişletilerek avukat ofislerine uygulanması halinde konu unsurundaki sakatlık nedeniyle açılan iptal davası.
  • Silah ruhsatının verilmemesi
  • İnşaat ruhsat izni verilmemesi
  • İşletme ve kullanım izni verilmemesi
  • Genelge iptal davası
  • Yönetmelik iptal davası
  • Cumhurbaşkanı işlemine dair iptal davası

Atama İşleminin İptali Dava Dilekçesi

……..  İdare Mahkemesi Başkanlığı’na

Yürütmenin Durdurulması İstemlidir.

Duruşma Taleplidir.

Davacı   :  İsim Soyisim  (T.C. Kimlik No) Adres

Vekili     : Av. Umur YILDIRIM

Davalı    :              

Tebliğ Tarihi :

Davanın Konusu : Davacı müvekkilin ….. görevinden … görevine atanmasına ilişkin  …… tarih ve  ….….. sayılı işlemin iptali ile bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine; ayrıca 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca dava konusu işlemin uygulanması halinde telafisi güç ve imkansız zararlar doğacağından yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi istemidir.

Olay ve Hukuki Açıklama: Müvekkil, … olarak görev yapmakta olup görevinde oldukça başarılıdır. Sicilleri iyi ve çok iyi olup herhangi bir disiplin cezası da bulunmamaktadır.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 76. maddesinin birinci fıkrasında, “Kurumlar, görev ve unvan eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurları bulundukları kadro derecelerine eşit veya 68 inci maddedeki esaslar çerçevesinde daha üst, kurum içinde aynı veya başka yerlerdeki diğer kadrolara naklen atayabilirler.” hükmü yer almakta ise de bu hüküm ile memurların naklen atanmaları konusunda idarelere verilen takdir yetkisi sınırsız olmayıp kamu yararı ve hizmet gerekleriyle sınırlıdır.

………

Yukarıda izah edilen nedenlerle, işbu davayı açma zarureti hasıl olmuştur.

Hukuki Nedenler : 1982 TC Anayasası, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu ve ilgili sair tüm mevzuat.

Hukuki Deliller    : Dilekçemiz ekinde yer verilen belgeler ile yemin, tanık, bilirkişi ve diğer her türlü yasal delil.

Sonuç ve İstem     :

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Davacı müvekkilin ….. görevinden … görevine atanmasına ilişkin  …… tarih ve  ….….. sayılı işlemin İPTALİ ile öncelikle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca dava konusu işlemin uygulanması halinde telafisi güç ve imkansız zararlar doğacağından Yürütmenin Durdurulmasına; ayrıca dava konusu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine; yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı idare üzerinde bırakılmasına karar verilmesini Saygılarımla vekaleten arz ve talep ederim. Tarih

                                       Davacı Vekili

                               Av. Umur YILDIRIM

Ekler:

  1. Dava konusu işlem
  2. Başvurular
  3. Diğer deliller
  4. Emsal kararlar
  5. Vekaletname örneği

İptal Davası Danıştay Kararları

Danıştay 12. Daire – Karar: 2017/128

  • İdari Yargılama Usulü Kanunu
  • İptal Davası

Memur olarak görev yapan davacının, 23.09.2010 tarihinden itibaren görevine gelmediğinden bahisle 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 94. maddesi uyarınca çekilmiş sayılmasına dair 13.10.2010 tarihli işlemin iptali ile açıkta kaldığı sürelere ait aylık ve diğer parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davada; dava dosyasına sunulan bilgi ve belgelerden, davacının göreve gelmediği günlere dair usulüne uygun alınmış bir raporun bulunması karşısında, davacının görevinden çekilmiş sayılmasına neden olan özürsüz ve mazeretsiz olarak işe gelmeme fiilinin oluşmadığı açık olup, salt bu raporun hastalık iznine dönüştürülmemesi sebebiyle görevden çekilmiş sayılması yönünde tesis edilen işlemde hukuka ve hakkaniyete uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davaya konu işlemin iptali ve hesaplanacak maddi kayıpların yasal faiziyle birlikte ödenmesi yolunda Mersin 2. İdare Mahkemesince verilen karar hukuka uygundur.

Danıştay 14. Dairesi -Karar: 2016/669

  • İdari Yargılama Usulü Kanunu
  • İptal Davası

Uyuşmazlıkta; davaya konu işlemin, davacı şirkete 30.05.2013 tarihinde tebliğ edildiği, söz konusu işlemde, 2872 Sayılı Kanun’un 25. maddesinde düzenlenmiş olan özel dava açma süresinin, yani işlemin tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde İdare Mahkemesinde dava açılabileceğinin açıkça belirtildiği, anılan Yasa hükmünde, 2577 Sayılı Kanun’un 8. maddesinde yer verilen genel kuralın aksine, dava açma süresinin, işlemin tebliğ tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başladığı yönünde bir düzenlemeye ise yer verilmediği dikkate alındığında, otuz günlük özel dava açma süresinin hesabında, işlemin tebliğ edildiği günün de dikkate alınması gerekmektedir.

Bu durumda; davacı şirkete 30.05.2013 tarihinde tebliğ edilen ve içeriğinde özel dava açma süresi de açıkça belirtilmiş olan davaya konu işleme karşı, bu tarihten başlamak üzere 30 gün içinde ve en son 28.06.2013 (Cuma) tarihi mesai bitimine kadar dava açılması gerekirken, bu süre dolduktan sonra, 01.07.2013 (Pazartesi) tarihinde açılan davada süre aşımı bulunduğundan, davanın süre aşımı sebebiyle reddi yolunda verilen Mahkeme kararında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik görülmemiştir.

Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu – Karar: 2016/64

  • İdari Yargılama Usulü Kanunu
  • İptal Davası

Dava; Hastanesinde intaniye uzmanı doktor olarak görev yapmakta olan davacının, 2010 yılı Ocak – Eylül ayları arasındaki dönemde, yersiz olarak 14.591,39 TL döner sermaye ek ödemesi yapıldığı gerekçesiyle, söz konusu tutarın tahsiline dair işlemin iptali ile söz konusu tutarın ödenmemesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

Danıştay Onbirinci Dairesinin 20.06.2013 günlü, E:2012/8778, K:2013/6796 Sayılı kararında açıklandığı üzere, davacıya fazla yapıldığı ileri sürülen döner sermaye ek ödemesinin tahsiline dair kararın 23.12.2010 tarihinde davacıya tebliğ edildiği, ancak fazla ödenen miktarın davacının 2011 yılı Ocak ayı döner sermaye ek ödemesi tutarından 1.796,87 -TL; Şubat ayı döner sermaye ek ödemesi tutarından ise 1.178,15 TL’nin tahsil edilmeye başlandığı anlaşıldığından, borç çıkarma işleminin icrası niteliğinde olan her bir kesinti işleminden itibaren, 2577 Sayılı Kanun’un 12. maddesi uyarınca, 60 günlük yeni bir dava açma süresinin başladığının kabulü gerektiğinden 04.03.2011 tarihinde açılan davanın mahkemece süre yönünden reddine karar verilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.

Danıştay 17. Dairesi – Karar : 2016/372

  • İdari Yargılama Usulü Kanunu
  • İptal Davası

Dava, mülkiyeti davacıya ait olan ve kiracıya kiralanan, …..adresinde bulunan taşınmazın bodrum kat 1’nolu bağımsız bölümünde bulunan işyerine, iş yeri açma ve çalışma ruhsatı verilmesi talebinin reddine dair Zeytinburnu Belediye Başkanlığının 18.12.2014 günlü, 83913 sayılı işleminin iptali istemiyle açılmıştır. İdare Mahkemesince, dava konusu işlemin doğrudan kiracıya ilişkin olduğu ve kiracı olan şirket tarafından dava açılması gerektiği gerekçesiyle mülk sahibi olan davacı tarafından açılan davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiştir.

İdari işlemlerin yargısal denetiminde işlemi tesis eden makam olarak kamu idareleri davalı konumunda yer almalarına rağmen, söz konusu idari işlem ile farklı bir statü sahibi olan üçüncü kişiler, idari işlemin hukukiliğini koruması ya da iptali sonucunu doğuracak yargı kararından, davalı konumundaki idarelerden daha fazla etkilenebilmektedirler. Bu açıdan idari yargı merciileri önündeki uyuşmazlıklarda, üçüncü kişilerin, başkası adına tesis edilen bir idari işlem konusunda hak arama özgürlüğünün temin edilememesi, bir başka ifadeyle mahkemeye erişim hakkının kısıtlanması söz konusu olabilecektir. Bu şekilde yapılacak bir yorum, yukarıda yer alan düzenlemelere ve Mahkeme kararlarına aykırılık teşkil edecek, mahkemeye erişim hakkının özünü zedeleyecektir.

Belirtilen değerlendirmeler ışığında uyuşmazlık incelendiğinde; davacıya ait olan ve sözleşme ile kiraya verilen taşınmazın bir bölümünde ticari faaliyette bulunulabilmesi için gerekli olan işyeri açma ve çalıştırma ruhsatı verilmemesine ilişkin işlemin iptali istemiyle taşınmaz maliki tarafından dava açıldığı, Mahkemece, davanın ehliyet yönünden reddine karar verildiği görülmektedir.

Davacıya ait olan taşınmazın bir kısmını oluşturan işyerine imara aykırılıktan bahisle işyeri açma ve çalıştırma ruhsatı verilmemesine ilişkin olarak tesis edildiği anlaşılan işlemin, taşınmazın bir kısmının ticari amaçla kullanılmasının engellenmesi sonucunu doğurması ve taraflar arasındaki kira sözleşmesinin yerine getirilememesinden kaynaklı olarak davacının maddi kayba uğramasına yol açacağı hususları da göz önünde bulundurulduğunda, davacının mal varlığını olumsuz olarak etkileyen işlemin iptalinden davacının doğrudan etkileneceği açık olup, davacının dava açma ehliyeti bulunduğunun kabul edilmemesi halinde ise mahkemeye erişim hakkının ve hak arama özgürlüğünün kısıtlanacağı görüldüğünden, davacının, dava konusu işlemin iptali istemiyle açtığı davada korunması gereken meşru ve güncel menfaat bağı olduğunun kabulü ile, uyuşmazlığın esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, davacının ruhsat istenen şirketin sahibi veya ortağı olmadığından bahisle davanın ehliyet yönünden reddi yolunda verilen Mahkeme kararında hukuka uygunluk bulunmadığından idare mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.

Danıştay 15. Dairesi – Karar:2016/4340

  • İdari Yargılama Usulü Kanunu
  • İptal Davası

İstanbul 4. İdare Mahkemesi’nce, denetim sırasında söz konusu araç için izin belgesi ibraz edilmemiş ise de davacıya ait aracın “M” plakalı ticari taşımacılıkta kullanılan minibüs niteliğinde olduğu, davacının fiilinin Yönerge kapsamında değerlendirilebileceği, korsan taşımacılık yapılmadığı gerekçesiyle aracın trafikten men edilmesine ilişkin işlem ile araç sürücüsüne anılan Kanun maddesi uyarınca verilen aynı tarih ve 818551 sayılı idari para cezası işlemlerinde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle iptallerine karar verilmiştir. Davalı idare tarafından, anılan İdare Mahkemesi kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Davacıya ait aracın 2918 sayılı Kanunun Ek 2/3. maddesi uyarınca trafikten men edilmesine ilişkin 14.05.2015 tarih ve 489589 sayılı işlemin iptaline ilişkin kısım incelendiğinde; idare mahkemesi kararının hukuka auygun olması nedeniyle onanmasına karar verilmiştir.

Araç sürücüsüne idari para cezası verilmesine ilişkin aynı tarih ve 818551 sayılı işlemin iptaline ilişkin kısım incelendiğinde ise;

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, “iptal davaları”, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır. Dava dosyasının incelenmesinden, davacı tarafından 29.05.2015 tarihli dava dilekçesinin konu ve sonuç kısımlarında tarih ve sayı belirtilmek suretiyle yalnızca kendisine ait aracın trafikten men edilmesine ilişkin işlemin iptalinin istendiği, araç sürücüsüne verilen para cezası yönünden ise davacının herhangi bir isteminin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda İdare Mahkemesince, iptali talep edilmeyen işlem hakkında karar verilmemesi gerekirken söz konusu işlemin de iptal edildiği görüldüğünden Mahkeme kararında bu yönüyle hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.

Danıştay 15. Dairesi – Karar : 2016/4312

  • İdari Yargılama Usulü Kanunu
  • İptal Davası

İdarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli denetim araçlarından olmakla birlikte, her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunmasını öngören yasakoyucu, iptal davaları için “menfaat ihlali”ni, subjektif ehliyet koşulu olarak getirmiştir. Menfaat ihlali, hak ihlali kavramından daha geniş kapsamlı olup; maddi veya manevi bir zararı bulunmasa dahi ilgiliye dava açma hakkı vermektedir. Ancak her halde menfaat ilgisinin, meşru, kişisel ve güncel olması gerekmektedir.

“Meşru menfaat” ilgisinden kasıt, kişi ile işlem arasında hukuken kabul edilebilir, dinlenilebilir veya korunmaya değer bir ilginin varlığı iken; “kişisel menfaat” ilgisiyle, işlemin, kişinin hukukunu etkilemesi, diğer bir anlatımla kişi bakımından hukuk aleminde sonuç doğurması kastedilmektedir. “Güncel menfaat” ise, söz konusu işlemin kişi üzerindeki hukuki etkisinin doğmak üzere olmasını veya halihazırda devam etmesini, işlemin uygulanabilir niteliğini yitirmemesini ifade etmektedir. Dolayısıyla geleceğe yönelik muhtemel menfaat ilgisi, kişilere iptal davası açma hakkı vermemektedir.

İptal davalarındaki subjektif ehliyet koşulunun, hukuk devletinin gerçekleştirilebilmesi bakımından idari işlemlerin hukuka uygunluğunun iptal davası yoluyla denetlenmesini engellemeyecek bir biçimde anlaşılması gerekmektedir. Nitekim; çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren konularda subjektif ehliyet koşulunun, bu durum dikkate alınarak yorumlanması gerektiğine ilişkin Danıştay kararları yerleşik içtihat niteliği kazanmıştır.

Aynı şekilde, tesis edilen işlemin (genel, soyut, objektif kural koyan düzenleyici işlem niteliğinde bulunmasa dahi) tüm ülke çapında etki doğurması, ülkenin genel siyasetini veya vatandaşların genel ve ortak menfaatini ilgilendirmesi halinde, salt vatandaş olma sıfatıyla iptal davası açılabileceğinin kabulü gerekmektedir.

Dosyadaki belgelerin incelenmesinden; davacıya ait 34 M ..plaka numaralı aracın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek-2/3 maddesi uyarınca trafikten men edilmesine ilişkin 17/01/2015 tarih ve 458127 sayılı işlem ile davacıya 2.400,00 TL para cezası verilmesine ilişkin 17/01/2015 tarih ve 596454 sayılı işlemin iptali istemiyle davacı tarafından iş bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda, dava konusu işlemlerden 17/01/2015 tarih ve 596454 sayılı idari para cezası araç sürücüsüne verilmiş olup para cezasının davacının; kişisel, güncel ve meşru menfaatini ihlal etmediğinden araç sürücüsü hakkında verilen idari para cezasına ilişkin kısmının ehliyet yönünden reddine karar verilmesi gerekmekte olup, İdare Mahkemesi kararının 17/01/2015 tarih ve 596454 sayılı idari para cezasının iptaline ilişkin kısmında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Danıştay 17. Daire – Karar: 2016/1040

  • İdari Yargılama Usulü Kanunu
  • İptal Davası

Olayda; İdare Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda, gerek Yerköy Belediye Meclisi’nin 04.09.2009 gün ve 57 sayılı kararı ile belirlenen eski içkili yer bölgesinin gerekse, Yerköy Belediye Meclisi’nin 04.09.2014 gün ve 38 sayılı dava konusu kararı ile belirlenen yeni içkili yer bölgesinin İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik’te yer alan içkili yer bölgesi belirlenmesine ilişkin ölçütlere uygun olduğu ancak eski içkili yer bölgesinin yeni yere göre daha uygun bir konum arz ettiği belirtilmektedir.

Bu itibarla, usulüne uygun şekilde toplanan ve karar alan Belediye Meclisince, içkili yer bölgesi belirlenmesine ilişkin 04.09.2014 gün ve 38 sayılı dava konusu karar, İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik’te yer alan içkili yer bölgesi belirlenmesine ilişkin ölçütlere uygun olduğundan ve yapılacak yargısal denetimin de bu husus ile sınırlı olması gerektiğinden, içkili yer bölgesi belirlenmesine ilişkin dava konusu işlemde ve söz konusu işlem dayanak alınarak tesis edilen işyeri açma ve çalışma ruhsatı başvurusunun reddine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Bu durumda; dava konusu işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, aksi yönde değerlendirme yapılarak, yerindelik denetimi yasağına aykırı şekilde ve idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde içkili yer bölgesi belirlenmesine ilişkin eski kararın daha uygun olacağından bahsetmek suretiyle dava konusu işlemlerin iptali yolunda verilen Mahkeme kararında hukuka uyarlık görülmemektedir.

Danıştay 15. Dairesi – Karar : 2016/217

  • İdari Yargılama Usulü Kanunu
  • İptal Davası

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “Yargı Yolu” başlıklı 125. maddesinde; idarenin her türlü işlem ve eylemine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtilmiş olup, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinde idari dava türleri; idari işlemlerden doğan iptal davaları, idari işlem ve eylemlerden doğan tam yargı davaları ile idari sözleşmelerden doğan davalar olarak düzenlenmiştir.

İdari işlemlerden doğan uyuşmazlıklarda görevli mahkemeler kural olarak idari yargı merciileri olmakla birlikte, yasama organının bir kanun ile idari işlemi adli yargının denetimine vermesi gibi istisnai durumlarda idari işlemlerden doğan uyuşmazlıklar idari yargı denetimi dışında kalmaktadır. nnnno9Trafik idari para cezalarından doğan uyuşmazlıklarda görevli mahkemeler 5326 sayılı Kanunun 27/1 maddesi hükmü uyarınca sulh ceza mahkemeleri olmakla birlikte, gerek 2918, gerekse 5326 sayılı Kanun hükümleri gözönüne alındığında; bir idari işlem olan sürücü belgesinin geri alınmasına ilişkin işlemlerden doğan uyuşmazlıklarda görevli mahkemelerin idari yargı mercii olduğu tartışmasız olup, 5326 sayılı Kanunun 27/8 maddesinde yer alan “idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde, idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının bu işlemin iptal talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği” düzenlemesi uyarınca da dava konusu işlemlerden doğan uyuşmazlıkta İdare Mahkemesince işin esası incelenerek bir karar verilmesi gerekirken, uyuşmazlığın görüm ve çözümünde sulh ceza mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar verilmesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.

Danıştay 13. Dairesi – Karar : 2015/4574

  • İdari Yargılama Usulü Kanunu
  • İptal Davası

Dava; 04.06.2015 tarih ve 2015/140 sayılı Fon Kurulu kararının iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesi’nce; dava konusu işlemin mahkeme kararına dayalı olarak alındığı; davacının mevcut hukukî durumunu değiştirmediği; ortada idarî davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olmadığından, davanın esasının incelenmesine hukuken imkân bulunmadığı gerekçesiyle davanın incelenmeksizin (REDDİNE) karar verilmiş, bu karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Mevzuat hükümlerine göre idare, yargı kararını uygulama konusunda bağlı yetki içinde olup yargı kararlarının icaplarını gecikmeksizin yerine getirmek zorundadır. Yargı kararının yerine getirilmesinde idare, kararın icabına göre ya işlem tesis edecek ya da eylemde bulunacaktır. Söz konusu eylem ve işlemlerin dava konusu edilmesi hâlinde yargı mercilerince, sadece yargı kararının icaplarının yerine getirilip getirilmediği yönünde sınırlı bir inceleme yapılması gerekmektedir.

Bakılan uyuşmazlıkta; dava konusu işlemin yargı kararının yerine getirilmesine ilişkin bir işlem olduğu, anılan işlemde her ne kadar davacı hakkında 6183 sayılı Kanun kapsamında başlatılan takiplerin sonlandırılmasına karar verilmiş ise de, 6183 sayılı Kanun kapsamında yapılan taşınmaz satışlarının kesinleşerek taşınmazların alıcılar adına tescil edilmiş olmaları ve satış işlemlerinden önceki hukukî ve fiili durumuna geri gelmesinin hukuken mümkün olmadığından bahisle satış ve takip sonucu yapılan tüm tahsilatların neması ile birlikte iadesine karar verildiği dikkate alındığında, dava konusu işlemin davacının hukukunu etkileyen idarî davaya konu edilebilecek nitelikte kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem olduğu sonucuna varıldığından, uyuşmazlığın esasına girilerek hukuka uygunluk denetiminin yapılması gerekirken, işlemin idarî davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle işin esası görüşülmeksizin verilen Mahkeme kararında usul kurallarına uygunluk bulunmamaktadır.

Danıştay 2. Dairesi – Karar : 2015/8147

  • İdari Yargılama Usulü Kanunu
  • İptal Davası

Dava, İstanbul İli, Sarıyer İlçe Milli Eğitim Müdürü olarak görev yapan davacının, 6528 sayılı Yasa gereğince İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü emrine Eğitim Uzmanı unvanıyla atanmasına ilişkin 14/03/2014 günlü, 1096268 sayılı işlem ile söz konusu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevini yürütmek üzere İ.T’nın görevlendirilmesine dair 09/05/2014 günlü, 1850700 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

İstanbul 1. İdare Mahkemesi; davacının görevinin kanun niteliğini taşıyan hukuki bir düzenleme ile sona erdiği, bu nedenle, davalı yönetimce kurulmuş idari davaya konu olabilecek bir işlemin varlığından söz edilmesine olanak bulunmadığı gerekçesiyle 14/03/2014 günlü, 1096268 sayılı işlemin iptali istemiyle ilgili olarak davanın incelenmeksizin reddine hükmedilmiş; öte yandan, Sarıyer İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevine atanma şartlarını taşıyan şahsın, idarenin takdir yetkisi çerçevesinde bahse konu görevi yürütmek üzere görevlendirilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle 09/05/2014 günlü, 1850700 sayılı işlemin iptali istemi yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.

Davacı, eğitim uzmanı unvanıyla atanmasına dair işlemin dayanağı olan yasal düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğunu öne sürmekte ve İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

Buna göre, dava konusu olayda, 6528 sayılı Yasa’nın 25. maddesi ile 652 sayılı KHK’ya eklenen geçici 10. maddenin 3. fıkrasında yer alan (ancak, Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilen ) emredici hükmü uygulamaya koyan ve bağlı yetki içerisinde tesis edildiği anlaşılan 14/03/2014 günlü işlemin, idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gerekli bir işlem olduğu sonucuna varıldığından, aksi düşünce ile verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.

Danıştay 2. Dairesi – Karar : 2015/7223

  • İdari Yargılama Usulü Kanunu
  • İptal Davası

Dava, Eğitim Araştırma ve Geliştirme Dairesi Başkanlığında öğretmen olan davacının, Bakanlık Müşavirliği görevine atanmak için yaptığı başvurunun reddi ile anılan göreve ……..’nin atanmasına ilişkin işlemlerin iptali istemiyle açılmıştır. 2577 sayılı Kanun’un 2. maddesinde tüm idari işlemlerin, yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden denetleneceğinin belirtildiği, bu kapsamda takdire dayanan idari işlemlerin gerekçeli olması, gerekçelerin hukuken kabul edilebilir tarzda açık ve net bir şekilde ortaya konulması, mevzuatta atanmak/görevlendirilmek için belirlenen asgari kriterleri sağlayan fakat geçmiş hizmetleri, eğitim, özlük ve sicil durumları farklılaşan kişiler arasında tercihte bulunulurken, tercih edilen kişilerin tercih edilmeyenlere göre geçmiş çalışma, başarı, liyakat ve sicil durumuna göre üstünlüğünün ortaya konulması gerektiği, hukuka uygunluk denetiminin ilkelerindendir.

Bu durumda, boş kadrolara kamu yararı ve hizmet gerekleri gözetilerek en uygun kişiyi atama konusunda, gerekli nitelikleri taşıyanlar arasında tercihte bulunma hususunda takdir yetkisine sahip olan davalı idarenin bir göreve atama yapıp yapmama veya elinde bulunan boş kadrolara atanma niteliği taşıyan kişilerin kadro sayısından fazla olması halinde bu kadrolara atayacağı kişileri hizmet gereklerini gözönüne alarak seçmek hususunda takdir yetkisine sahip olduğu ve açık değerlendirme hatası olmadıkça idarenin tercihini belli bir yönde kullanması konusunda yargı yoluyla zorlanmasına da hukuken olanak bulunmadığı; öte yandan, 2577 sayılı Kanunun 2. maddesi uyarınca idari yargı yerlerince de, idarelerin bu yöndeki takdir yetkisinin kaldırılması sonucunu doğuracak şekilde karar verilemeyeceği hususları birlikte değerlendirildiğinde; hukuka uygun olarak tesis edildiği anlaşılan dava konusu işlemlerin iptali yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında yasal isabet bulunmamaktadır.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun “Memurların kurumlarınca görevlerinin ve yerlerinin değiştirilmesi” başlıklı 76. maddesinde; kurumların, görev ve unvan eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurları bulundukları kadro derecelerine eşit veya 68. maddedeki esaslar dahilinde daha üst, kurum içinde aynı veya başka yerlerdeki diğer kadrolara naklen atayabilecekleri, “İstisnai memurluklar” başlıklı 59. maddesinde; Bakanlık Müşavirliklerine bu Kanunun atanma, sınavlar, kademe ilerlemesi ve dereceye yükselmesine ilişkin hükümleriyle bağlı olmaksızın tahsis edilmiş derece aylığı ile memur atanabileceği hükme bağlanmıştır.

2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanun’un 2. maddesinde; “Bu Kanuna ekli (1) sayılı cetvelde gösterilen unvanları taşıyan görevlere Bakanlar Kurulu kararı ile, (2) sayılı cetvelde gösterilen unvanları taşıyan görevlere müşterek kararla atama yapılır.” hükmüne, Kanuna ekli (2) sayılı cetvelde de “Bakanlık Müşaviri” unvanına yer verilmiştir

2577 sayılı Kanun’un 2. maddesinde tüm idari işlemlerin, yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden denetleneceğinin belirtildiği, bu kapsamda takdire dayanan idari işlemlerin gerekçeli olması, gerekçelerin hukuken kabul edilebilir tarzda açık ve net bir şekilde ortaya konulması, mevzuatta atanmak/görevlendirilmek için belirlenen asgari kriterleri sağlayan fakat geçmiş hizmetleri, eğitim, özlük ve sicil durumları farklılaşan kişiler arasında tercihte bulunulurken, tercih edilen kişilerin tercih edilmeyenlere göre geçmiş çalışma, başarı, liyakat ve sicil durumuna göre üstünlüğünün ortaya konulması gerektiği, hukuka uygunluk denetiminin ilkelerindendir.

Bu durumda, boş kadrolara kamu yararı ve hizmet gerekleri gözetilerek en uygun kişiyi atama konusunda, gerekli nitelikleri taşıyanlar arasında tercihte bulunma hususunda takdir yetkisine sahip olan davalı idarenin bir göreve atama yapıp yapmama veya elinde bulunan boş kadrolara atanma niteliği taşıyan kişilerin kadro sayısından fazla olması halinde bu kadrolara atayacağı kişileri hizmet gereklerini gözönüne alarak seçmek hususunda takdir yetkisine sahip olduğu ve açık değerlendirme hatası olmadıkça idarenin tercihini belli bir yönde kullanması konusunda yargı yoluyla zorlanmasına da hukuken olanak bulunmadığı; öte yandan, 2577 sayılı Kanunun 2. maddesi uyarınca idari yargı yerlerince de, idarelerin bu yöndeki takdir yetkisinin kaldırılması sonucunu doğuracak şekilde karar verilemeyeceği hususları birlikte değerlendirildiğinde; hukuka uygun olarak tesis edildiği anlaşılan dava konusu işlemlerin iptali yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında yasal isabet bulunmamaktadır.

Danıştay 8. Daire – Karar:2015/6730

  • İdari Yargılama Usulü Kanunu
  • İptal Davası

Dava, davacı şirketin 05/08/1999 tarihli rödovans sözleşmesine istinaden yürütmekte olduğu madencilik faaliyetinden kaynaklanan devlet hakkı bedellerinin hatalı hesaplandığından bahisle, eksik yatırılan devlet hakkı farkının gecikme cezaları ile birlikte ödenmesi yönünde tesis edilen 04/08/2014 tarih ve 352753 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır. İdare Mahkemesince; uyuşmazlığa konu ruhsat sahasını rödovans sözleşmesi karşılığında işletmekte olan davacının, devlet hakkı bedelinin ruhsat sahibinden tahsiline ilişkin işlemin iptali istemiyle açtığı davada hukuken geçerli ve korunabilir bir hakkının ya da menfaatinin olmadığından davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; İstanbul İli, Şişli İlçesi, Ayazağa Mahallesi sınırlarında mermer(kalker) maden ruhsat sahibi olan İSTMAD Madencilik A.Ş. ile davacı şirket arasında imzalanan rödövans sözleşmesi ile davacının söz konusu sahada madencilik faaliyetinde bulunduğu, davalı idare yetkililerince anılan sahada yapılan incelemeler sonucunda rödovansçı davacı şirketçe 2010-2011 ve 2012 yılları satış bilgi formlarında orman bedellerinin eksik hesaplandığının, 2011 ve 2012 yılların satış bilgi formlarında belirtilen ocak başı satış fiyatının hatalı olduğunun tespit edilmesi üzerine, idare tarafından ruhsat sahibi İSTMAD Maden İşletmeleri A.Ş. adına devlet hakkının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ilişkin 04/08/2014 tarih ve 352753 sayılı işlemin tesis edildiği, iş bu işlemin iptali istemiyle de bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Devlet hakkı ocaktan çıkarılan madenin ocak başındaki fiyatından alınmakta olup çıkarılan madenin grubuna göre devlet hakkının hangi oranda alınacağına Maden Kanununun 14. maddesinde açıkça yer verilmiştir. Anılan Kanunda devlet hakkının her yıl Nisan ayı sonuna kadar ilgili idareye sunulması zorunlu olan satış bilgi formunda doğru olarak belirtilmesinin gerektiği, idarece, satış bilgi formundaki beyanlarda hata ve noksanlıklar tespit edilmesi hallinde ruhsat sahibi tarafından bu durumun iki ay içerisinde düzeltilmesi gerekeceği aksi halde ruhsat teminatının irat kaydedileceği, irat kaydedilen teminatın yeniden yatırılmaması durumunda ise maden işletme ruhsatının iptal edileceğine dair düzenlemelere yer verilmiştir.

Olayda; davacı şirketin 05/08/1999 tarihli rödovans sözleşmesine istinaden sözleşmeye konu sahada madencilik faaliyetinde bulunduğu görülmekte olup, anılan sözleşme hükümleri uyarınca davacının Maden Kanunu kapsamında ödenmesi gereken devlet hakkı, madencilik fonu vs. gibi ödemeler ve bunlarla ilgili bildirimleri yerine getirme mükellefiyeti olduğu, bu sorumluluğun eksik veya hiç yerine getirilmemesi halinde doğabilecek cezalar ve ödeme emirlerinden dolayı ruhsat sahibinin davacıya rücu edebileceği ve sözleşme hükümlerine uyulmadığı gerekçesiyle sözleşmenin feshedilebileceği taraflarca kararlaştırılmıştır.

Bu durumda; Maden Kanunu kapsamında ruhsat sahibinin ruhsat hukukunu ilgilendirecek her türlü yaptırımın bu ruhsata dayalı olarak rödövans sözleşmesi karşılığında faaliyette bulunan davacı şirketi de doğrudan etkileyeceği ve diğer yandan taraflar arasındaki sözleşme uyarınca davaya konu işlemin sonuçlarından davacının maddi olarak mutlak suretle etkileneceği, ruhsata konu sahada madencilik faaliyetinin sona ermesinin de muhtemel olduğu hususları dikkate alındığında, rödovansçı davacı şirket tarafından devlet hakkının eksik bildirilmesi nedeniyle ruhsat sahibi adına tesis edilen işlemin davacının hukuki durumuna etki ettiği ve menfaatini ihlal eder nitelik taşıdığı açıktır. Sonuç itibarıyla dava konusu işlem nedeniyle açıkça menfaati ihlal edilen davacının iptal davası açma ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davayı ehliyet yönünden reddeden Mahkeme kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

Danıştay 13. Dairesi – Karar:2015/2835

  • İdari Yargılama Usulü Kanunu
  • İptal Davası

01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 19.12.2006 tarih ve 26381 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan 5560 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde; bu Kanunun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması hâlinde, diğer genel hükümlerinin ise idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanacağı düzenlenmiş, 27. maddesinin 1. fıkrasında da; idarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği belirtilmiştir.

Bu hükümler ile, Kabahatler Kanunu’nun idarî para cezası kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı, bir başka deyişle, diğer kanunlarda idarî para cezası kararına karşı kanun yolu olarak idarî yargı yeri gösterilmiş ise idarî yargı yerinde; idarî yargı yeri gösterilmemiş ise Kabahatler Kanunu uyarınca sulh ceza mahkemesinde dava açılabileceği kurala bağlanmıştır.

Dava konusu idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesi kararının 4250 sayılı Kanun uyarınca verildiği, anılan Kanun’da, Kanun tarafından öngörülen idari yaptırımlara karşı idari yargı merciilerince dava açılacağına ilişkin bir hüküm bulunmadığı görüldüğünden, dava konusu idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımlarının iptali isteminin görüm ve çözümünde Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca adli yargının görevli olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

Danıştay 5. Dairesi – Karar: 2014/6653

  • İdari Yargılama Usulü Kanunu
  • İptal Davası

Dava; G… Eğitim ve Araştırma Hastanesi M… Polikliniğinde diyet uzmanı olarak görev yapan davacının, hazırladığı diyetlere müdahale eden doktorlar hakkında işlem yapılması talebinin reddine dair İstanbul Valiliği İl Sağlık Müdürlüğü’nün 19.04.2011 tarih ve 129248 sayılı işleminin iptali istemiyle açılmıştır. İstanbul 3. İdare Mahkemesince, davacının şikayetinin idarece dikkate alındığı ve gerekli incelemenin yapıldığı, akabinde ise şikayet konusu fiilin ceza gerektirir nitelikte olmadığı yönünde sonuca ulaşılmasını müteakip davacıya konu ile ilgili dava konusu edilen işlemle bilgi verildiği ve disiplin cezası verilip verilmemesi yönünde de idarenin iç işleyişine ilişkin bir durum söz konusu olduğu görülmekte olup, bu bağlamda dava konusu işlemin idari davaya konu kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem niteliğinde bulunmadığı gerekçesiyle davanın incelenmeksizin reddine karar verilmiştir.

İdari işlem, idari makamların kamu gücü ve kudreti ile hareket ederek, kamu hukuku alanında yaptığı tek yanlı ve kesin, doğrudan uygulanabilir işlemdir. İdari işlemin en belirgin özelliği, ilgilinin isteğine bağlı olmaksızın, idarenin tek yanlı iradesi ile ilgilinin hukuksal durumuna etki yapabilmesidir. İdarenin, kişilerle olan ilişkilerinde sahip olduğu kamu gücü ve kudretini yanına alarak hareket etme üstünlük ve ayrıcalığı karşısında, kişilerin sahip olduğu tek güvence “etkin bir yargısal denetimin varlığıdır.

Davacının şikayeti üzerine sağlık mensubu hakkında işleme konulmamasına ilişkin olarak kurulan işlemin; davalı idarece kamu gücü kullanılarak takdir yetkisi içinde kurulması ve hukuksal sonuç doğurması nedeniyle tüm unsurları ile idari işlem olduğuna, incelenebileceği başka bir idari birim veya yargı mercii kalmadığına ve bu nitelikte bir işleme yargı yolunu kapayan bir yasa hükmü bulunmadığına göre, Anayasanın 36. maddesinde öngörülen “hak arama özgürlüğü” ve 125. maddesinde öngörülen “idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu” ilkeleri uyarınca davaya konu edilebileceği tabiidir.

Takdir yetkisi kullanılarak kurulan işlemin, yargı yolu kapatılmamış tüm idari işlemler gibi, açılan bir dava sonucunda amaç yönü ile hukuka uygunluğunun denetlenebilmesinin Anayasa ve 2577 sayılı Yasa gereği olduğu, sözü edilen denetimin ise ancak idari yargı yerlerince yapılacağı açıktır. Bu durumda davacının, ilgili doktorlar hakkındaki şikayetin reddine dair İl Sağlık Müdürlüğünün 19.04.2011 tarih ve 129248 sayılı işleminin iptali istemiyle açılan davada, işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, sözü edilen işlemin idari davaya konu olamayacağı gerekçesiyle davanın incelenmeksizin reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Danıştay 5. Dairesi – Karar: 2014/3778

  • İdari Yargılama Usulü Kanunu
  • İptal Davası

Dava; Antalya Adliyesinde zabıt katibi olarak görev yapan ve Adalet Bakanlığı tarafından ilan edilen görevde yükselme eğitimi ve sınavına kabul edilerek söz konusu sınavda başarılı olan davacının, yazı işleri müdürlüğü kadrosuna atanmamasına ilişkin işlem ile söz konusu kadrolara A.R, B.T,C.M ve K.L’nin atanmasına ilişkin işlemlerin iptali istemiyle açılmıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davalarının menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılabileceği hükme bağlanmıştır. Menfaat ihlali koşulu, iptal davalarının kabulü ve dinlenebilmesi için aranılan koşullardan biridir. Gerek doktrinde, gerekse yargı içtihatlarında bu koşul, subjektif ehliyet koşulu olarak kabul edilmekte; ne tür bir menfaat ihlalinin gerçek ve tüzel kişilere iptal davası açma yeterliğini sağladığını gösterecek ilişki, kural olarak iptal davasına konu olan kararın niteliğine göre saptanmaktadır. Genelde, meşru ve güncel bir menfaatin varlığı ve bunların ihlali, menfaat ilişkisinin kurulmasında yeterli sayılmakta ve bu husus davanın niteliğine ve özelliğine göre idari yargı mercilerince belirlenmekte; davacının idari işlemle ciddi ve makul, maddi ve manevi bir ilişkisinin varlığı, iptal davası açma ehliyeti için yeterli görülmektedir.

Atamalarının iptali istenilen kişilere ilişkin farklı itiraz ve gerekçelere dayanılmakta ise de 20 kişilik kadro için yapılan sınavda başarılı olarak 23. sırada yer alan davacı açısından, sıralamada önünde olan kişilerin atamalarının iptalini istemesinde, 20 kişilik kadro kapsamına girmesine olanak vermesi itibariyle, kişisel, meşru ve güncel bir menfaatin var olduğu açıktır.

Bu nedenle, İdare Mahkemesince, davanın A’nın atanmasının iptali istemi yönünden, işin esasına girilerek ilgilinin atama şartlarına sahip olup olmadığının hukuki denetiminin yapılması gerekirken, 2577 sayılı Yasa’nın 15-1/b maddesi uyarınca ehliyet yönünden reddine karar verilmesi yolundaki kararda hukuki isabet bulunmamaktadır.

Danıştay 12. Dairesi – Karar: 2016/408

  • İdari Yargılama Usulü Kanunu
  • İptal Davası

Dava, davacının … İlköğretim Okulu 3/A sınıfı öğretmeni olarak görev yapmakta iken işlediği iddia edilen fiiller sebebiyle 1 yıl kademe ilerlemesinin durdurulması cezası ile cezalandırılmasına dair 21.09.2011 tarih ve 2011/97 Sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

Anayasanın 38. maddesindeAnayasanın 38. maddesinde cezaların ve suçların şahsi olacağı hüküm altına alınmıştır. Cezaların ve suçların şahsiliği ilkesi, herkesin kendi fiilinden sorumlu olması, cezanın yalnız suç işleyenlerle iştirak edenlere ceza verilmesi, suça katkısı olmayanlara ceza sorumluluğu yöneltilmemesidir. Disiplin soruşturmalarına da yön veren cezaların ve suçların şahsiliği ilkesi; hangi fiilin kim tarafından, nerede, ne zaman ve nasıl işlenildiğinin bilinmesini, ithama maruz kalan kişinin sorumluluğunun ne ölçüde olduğunun ortaya konulmasını zorunlu kılmaktadır.

Ayrıca, disiplin soruşturmalarında, hakkında soruşturma yürütülen kişilere suçlama yöneltilirken; isnat olunan eylemlerin bir takım hesaplamalara, varsayım temelli kabullere dayalı olmaksızın her türlü şüpheden uzak, somut, kesin, yeterli ve inandırıcı delillerle, tam bir vicdani kanaat oluşturacak şekilde ortaya konulmasını gerekmektedir.

Öte yandan, idare tarafından eylemler somutlaştırılmadan ve kişiselleştirilmeden işlem tesis edilmesi, davacının işlediği iddia edilen eylemler karşılığında haklılığını ortaya koyabilecek, disiplin suçunu işlemediğini kanıtlayacak deliller ortaya koymasını, yani savunma yapmasını imkansız hale getirdiği gibi, disiplin cezasının hukuka uygunluk denetimini yerine getirecek yargı yerinin hakkaniyete uygun ve sağlıklı bir yargılama yapma imkanını da ortadan kaldırmaktadır.

Dosyanın incelenmesinden, davacı hakkında hazırlanan 30.05.2011 tarih ve 17 Sayılı soruşturma raporunda, okul idarecilerinin, öğrencilerin ve öğrenci velilerinin ifadelerine göre davacının öğrencileri dövdüğü, hakaret ettiği baskı ve tehdit uyguladığı hususlarının sübuta erdiğinden bahisle 657 Sayılı Kanun’un 125/D-l maddesi uyarınca 1 yıl kademe ilerlemesinin durdurulması cezası ile tecziyesinin teklif edildiği, getirilen teklif doğrultusunda tesis edilen davaya konu işlemin iptali talebiyle görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Bakılan davada, davacı hakkında 2 öğrenci velisi tarafından verilen şikayet dilekçesinde geçen davacının öğrencileri dövdüğü, hakaret ettiği baskı ve tehdit uyguladığı hususlarını araştırmak üzere soruşturma açıldığı, soruşturmacı tarafından öğrenci velileri ve idarecilerin ifadeleri alındığı ve rehber öğretmen nezaretinde öğrencilere anılan iddialarla ilgili sorular sorularak istatistik şeklinde bilgiler elde edilerek soruşturmacı tarafından davacıya isnat edilen fiillerin sabit olduğu sonucuna ulaşılarak işlem tesis edildiği anlaşılmakta ise de, iddiaların açıklığa kavuşturulması için soruşturma kapsamında alınan ifadelerde geçen “dövdüğü, tehdit ederek baskı yaptığı” şeklinde olan ve somut olayda yer ve zaman içermeyen ifadelere dayanarak davacı hakkındaki iddiaların sübut bulduğunun belirtildiği, davaya konu işlemde de davacı hakkındaki iddiaların sübuta erdiğinden söz edilerek soruşturma raporunda getirilen teklif doğrultusunda davacının davaya konu disiplin cezasıyla cezalandırıldığı görülmektedir.

Bu durumda, davaya konu disiplin cezasına dayanak gösterilen eylemlere dair isnatların soyut olduğu, dolayısıyla isnat edilen eylem belirli bir olaya dair olmadığı gibi, kimin hangi eylemlerden, ne ölçüde sorumlu olduğu, açıkça, her türlü şüpheden uzak, somut, kesin, yeterli ve inandırıcı delillerle tam bir vicdani kanaat oluşturacak şekilde ortaya konulmadığından, eksik soruşturmaya dayalı davaya konu disiplin cezasında hukuka uyarlık, yukarıda açıklanan hususlar dikkate alınmadan davanın reddi yolunda hüküm kuran idare mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.




Paylaş