Çocuk Sahibi Olmayı İstememek Boşanma Sebebi Mi?

cocuk sahibi olmayi istememek bosanma sebebi mi

Çocuk sahibi olmayı istememek boşanma sebebi mi diye sorulacak olursa evet boşanma sebebi olarak mahkeme tarafından dikkate alınması mümkündür. Çocuk sahibi olmak, normal koşullarda eşlerin evlilikten beklediği bir haktır. Eşler genel olarak çocuk sahibi olmak için evlenirler. Çocuk sahibi olma evresi, evliliğin önemli dönüm noktalarından biridir. Bu bakımdan bir eşin çocuk sahibi olmayı istememesi, diğer eş için evlilik birliğini temelden sarsacak bir durum olabilir.

Evlilik birliğinin kurulması ile eşlerden beklenenlerden biri de genel olarak çocuk sahibi olmaktır. Tabi olarak evli çiftin çocuk istememesi de mümkündür. Ancak esas sorun eşlerden birinin çocuk sahibi olmayı isteyip diğer eşin istememesi durumunda çıkmaktadır. Eşlerden birinin çocuk sahibi olmak istememesi diğer eş bakımından tolere edilebilir ise evlilik devam edebilir ancak çocuk isteyen eş için bu durum alttan alınamayacak kadar önemli olabilir. Kadim Hukuk ve Danışmanlık olarak bu makalemizde çocuk sahibi olmayı istememek boşanma sebebi mi sorusunu cevaplamaya çalışacağız.

İlgili Makale: Nafaka Hesaplama Motoru

Kanunda Çocuk Sahibi Olmayı İstememek Boşanma Sebebi Mi?

Evlilik birliği içerisinde iken çocuk sahibi olmayı istemek çiftlerin geleceğe dair düşüncelerini gösteren ve evlilik birliğinin devamını etkileyen bir unsur olabilir. Eşlerden birinin çocuk sahibi olmayı isteyip de diğer eşin istememesi halinde bu durum duygusal olarak yıpranmaya yol açabilir ve evliliği devam ettirme motivasyonunu düşürebilir. Eşin çocuk sahibi olmayı istememesi sağlıksal sebeplerden kaynaklı da olabilir psikolojik de. Ancak makul bir sebebi bulunmaması durumunda diğer eş bu durumu boşanma davasına konu edebilir.

Çocuk sahibi olmayı istememe tek başına bir boşanma sebebi olmamakla birlikte evlilik birliğinin temelden sarsılması adı verilen genel boşanma sebebi ile açılan davada diğer eşin makul bir sebebi olmaksızın çocuk istememesi de başkaca sebeplerle birlikte ileri sürülebilir. Hakim eşin sağlıksal sebeplerden mi yoksa bir tercih olarak mı çocuk istemediği hususunda delilleri inceler ve eğer geçerli bir sebebi yoksa ve diğer eş bakımından bu husus evlilik birliğini devam ettiremeyecek düzeyde önemli ise boşanmaya karar verebilir.

Çocuk sahibi olmak normal şartlarda eşlerin evlilikten beklediği bir haktır. Genel olarak eşler birlikte yaşamak ve çocuk sahibi olmak için evlenirler. Çocuk sahibi olma evresi evlilik birliğinin önemli dönüm noktalarındandır. Bu açıdan bir eşin çocuk sahibi olmak istememesi, kadının veya erkeğin çocuk istememesi, eşlerden birinin tüp bebek tedavisinden kaçınması diğer eş için evlilik birliğini temelinden sarsacak bir durum meydana getirebilir. Diğer eş, eşinin bu tutumunu kabul etmeyip evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını iddia ederek boşanma davası açabilir. Görüleceği üzere çocuk sahibi olmayı istememek, diğer eş için evlilik birliğini temelinden sarsacak derecede çekilmez hale getirirse boşanma nedeni kabul edilmektedir.

kanunda cocuk sahibi olmayi istememek bosanma sebebi mi
kanunda cocuk sahibi olmayi istememek bosanma sebebi mi

Eşler Çocuk Sahibi Olmayı İstemek Zorunda Mı?

Eşler çocuk sahibi olmayı istemek zorunda değildir. Eşlerin birbirini çocuk sahibi olmaya zorlamaya hakları yoktur. Evlilik birliği içerinde eşler çocuk sahibi olmak isteyebilir veya istemeyebilirler. Eşlerin birinin çocuk sahibi olmayı istemesi ve diğerinin istememesi durumunda da eşin zorlanması mümkün değildir. Ancak bu durum eşler arasındaki bağın komasına ve ilişkinin yıpranmasına sebep olabilir.

Çocuk istemeyen eşin diğer eş tarafından hoş görülmesi suretiyle evlilik devam ettirilebilir ancak çocuk sahibi olamama durumu ilişkinin yıpranmasına ve ilişkinin devamını artık istememeye sebep oluyorsa evlilik birliğinin temelden sarsılması sebebi ile boşanma davasına konu edilebilir. Hakim burada taraflar arasında ilişkinin devam edebileceğine dair bir kanaat edinmez ve evlilik birliğinin sarsıldığı hususu ispat edilirse boşanmaya karar verir.

Kısırlık Boşanma Sebebi Mi?

Kısırlık bir boşanma sebebi değildir. Çünkü kısır olmak bir tercih değil bir hastalıktır. Kişinin elinde olmayan bir sebepten kusurlu olarak görülmesi kabul edilemez. Ancak eşin kısır olması sebebi ile çocuk sahibi olamama durumu diğer eş bakımından evliliği devam ettiremeyecek düzeyde önemliyse boşanma davasına konu edilebilir. Ancak burada kısır eş bakımından kusur sadece kısır olduğunu gizlemesi ile söz konusu olabilir. Eğer eş kısır olduğunu evlenmeden önce söylemiş ve bu şekilde evlenmişlerse kısır eşe kusur yükletilemez.

Kısırlık durumu söz konusu olduğunda bazı durumlarda tedavi ile, tüp bebek yöntemi ile çocuk sahibi olmak mümkündür. Ancak bu tedavi her iki eşin de katılımını ve birbirine destek olmasını gerektirir. Kısır olan eşin çocuk sahibi olmak için tedavi görmesini engellemek, tedaviye yardım etmemek, tüp bebek tedavisine katılmamak bir boşanma sebebi olarak kabul edilebilir. Bu durumda çocuk sahibi olmak için gerekli desteği vermemek ve gerekli prosedürlere uymamak çocuk sahibi olmayı istememek olarak görülür ve boşanma davasında ihmal eden eş kusurlu olarak değerlendirilir.

Çocuk Sahibi Olmayı İstememek Boşanma Sebebi Mi Hakkında Karar Örnekleri

  • Yargıtay 2. H.D., 3.7.2018 T. 2016/21097 E. 2018/8473 K. Sayılı karar:

Yapılan yargılama ve toplanan delillerle davalı-karşı davacı erkeğin sürekli küfürlü konuştuğu, eşini ailesinin oturduğu evin alt katındaki dairede oturmak için zorladığı, eşi hakkında üçüncü kişilere ” Gelirse gelir, gelmezse s.sin gitsin, bu şekilde olacak yoksa bu iş bitti ” dediği, çocuk sahibi olmak istemediği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı-karşı davalı kadın dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davacı-karşı davalı kadının davasının reddi doğru bulunmamıştır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, davalı-karşı davacı erkeğin davasının reddine yönelik bölümünün ise yukarıda l. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA


Yargıtay 3. HD., 18.1.2017 T., 2015/15497 E. 2017/224 K. Sayılı karar:

Davacı vekili dilekçesinde; müvekkili ile davalının 26/01/2012 tarihinde evlendiklerini, davalı önceki evliliğinden 3 çocuğu olduğunu, müvekkilinin davalıdan çocuk sahibi olmak istemesine rağmen bu isteğini davalının reddettiğini, müvekkilinin bu konuda ısrar edince de sürekli boşanalım diyerek aile içinde huzursuzluk çıkardığını, yine böyle bir tartışma yaşandıktan sonra davalının müvekkilinin altınlarını alarak zorla otobüse bindirip babasının evine gönderdiğini, müvekkil ile davalı tarafın halen ayrı yaşadığını, evlilik sırasında müvekkiline her biri 23 gramdan 8 tane burma bilezik, 1 adet altın kolye ve kıvrımlı diye tabir edilen türden 1 adet altın zincir takıldığını, bu hususta mehir senedi düzenlendiğini, tarafların evliliğine aracılık eden tarafından imzalandığını ve davalıya imza için bu şahıslar tarafından götürüldüğünde davalının altınları ‘satın alıp taktım ya, imzalamama gerek yok’ şeklinde cevap verdiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, dava konusu ziynet eşyalarının müvekkiline aynen iadesine, aynen iadesinin mümkün olmaması halinde tespit edilecek değerinin dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte bedellerinin davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.

Davalı cevap dilekçesinde; davanın bir alacak davası olup, HMK’nın 6. maddesi gereğince yetkili mahkemenin davalının yerleşim yeri mahkemesi olacağından, davada yetkili mahkemenin olduğunu, dava dilekçesinde miktar ve gramajı yazılan ziynet eşyaları nedeniyle, değeri bilinebileceğinden, davanın harç değerinin tamamlatılması gerektiğini, yine evlilik birliği halen sürdüğünden, eda davası olarak açılamayacağını, ancak tesbit davası niteliğinde görülebileceğini, davacı yanın talebi içerisinde gösterdiği 8 adet bileziğin 4 adeti davacının ailesi, 4 adedinin de kendisi tarafından takıldığını, kendi taktığı 4 adet bileziğin 8-10 gram miktarında bilezikler olduğunu, yine takıldığı iddia edilen 1 adet kolye ve 1 adet altın zincirin ne düğünde, ne de sonrasında alınmadığını, mehir senedinin kendi imzasını taşıdığını, davacı yanın dava konusu yaptığı ve gram miktarını da bilmediği ailesinin taktığı 4 bileziğin davacı tarafından ailesine verildiğini,

davacı yanın bahsettiği gibi bir ayrılık ve evden gönderme de olmadığını, davacı ailesinin yanına gidip geleceğini söylediğini ve bu şekilde aile ziyareti amacıyla evden gittiğini, kendisini aradığında gelmeyeceğini söylediğini, yine kendi evliliklerine aracı olangittiğini, davacı yanın üzerine bir ev alınması halinde döneceği şartını ortaya koyarak geri dönmediğini, ailesi ve birkaç kişinin gelerek şahsi eşyalarını, mutfak eşyalarını ve yatak yorgan v.s gibi eşyalarını da alarak gittiğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 01/04/2015 tarihli bilirkişiraporunda yer alan ve her biri 23 gramdan 4 adet altın bileziğe ilişkin davasının kabulü ile aynen, olmadığı taktirde değeri olan 8.188,00 TL’nin dava tarihi olan 02/09/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 01/04/2015 tarihli bilirkişi raporunda yer alan her biri 23 gramdan 4 adet altın bilezik ve 1 adet altın kolye ve 1 adet altın zincire ilişkin davasının reddine, karar verilmiş, hüküm süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1) Dava; ziynet eşyalarının iadesi, mümkün olmadığı takdirde bedelinin tahsiline ilişkindir.

HMK’nın 6.maddesi gereğince, bir davada, genel yetkili mahkeme davalının ikametgâhının bulunduğu yer mahkemesidir.

Somut olayda dosya içeriğindeki nüfus kayıt örneğinden davalının yerleşim yerinin olduğu anlaşılmaktadır.

Davalı süresinde verdiği cevap dilekçesi ile ikametgahının olduğunu, davaya bakmakla yetkili olan mahkemenin … olduğunu beyan etmiştir. Mahkemece, 10.02.2015 tarihli duruşmada gerekçe belirtilmeden davalının yetki itirazının reddine karar verilmiştir.

Davalının yetki itirazında, davanın davalı ikamet adresinin bulunduğu yer mahkemesinde açılması gerektiğini belirterek yetkili mahkemeyi gösterdiği kuşkusuzdur. Davalının ikametgah adresi

Hal böyle olunca; mahkemece yetkisizlik kararı verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek hüküm kurulması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

2-Bozma nedenine göre tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA.


  • Yargıtay 2. HD., 28.2.2024 T.,2023/3253 E. 2024/1335 K. Sayılı karar :

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ilk derece mahkemesince de kabul edilen ve gerçekleşen kusur durumuna göre boşanmaya sebep olan olaylarda davalı kadının, erkeğin ailesini kabullenmediği, savurgan davrandığı, Edirne’de yaşamak istemediği, davacı erkeğin ise, alkol kullandığı, evin maddî ihtiyaçlarını karşılamadığı, evi terk ettiği, evden ayrılırken abonelikleri iptal ettirdiği, arayıp sormadığı, boşanacağını söylediği, tehdit ettiğinin sabit olduğu, kadına yüklenen kusurlardan “davacıyı evde istemediği, sürekli ailesinin yanında yaşamak istediği, eşini bakımsız bıraktığı, davacının ailesini istemediği, barışmak istemediği, yeğeninin kaza yaparak aracı terk ettiği, masrafları davacının karşıladığı, çocuk sahibi olmak istemediği” vakıalarının çıkarılarak, kararın kusur gerekçesi ve derecesi yönünden boşanmaya neden olan olaylarda erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğunun tespitine şeklinde düzeltilmesi gerektiği, kadın yararına maddî ve manevî tazminatın yasal koşulları gerçekleşmiş olup, ilk derece mahkemesince hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak bu taleplerin reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, kadının bu yöne ilişkin istinaf isteklerinin kabulüne, kusur gerekçesi düzeltilmek suretiyle ilk derece mahkemesi kararının bu yönden kaldırılmasına, tarafların boşanmaya neden olan olaylardaki kusur durumları, tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, paranın alım gücü, evliliğin süresi, tazminata esas olan fiillerin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları birlikte değerlendirilerek, kadın lehine 30.000,00 TL maddî, 30.000,00 TL manevî tazminata hükmedilmesine, sair istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.

X
kadim hukuk ve danışmanlık