Ceza Muhakemesi Kanunu 101. Madde (CMK)

Ceza Muhakemesi Kanunu 101. Madde (CMK)

ceza muhakemesi kanunu 101 madde

Ceza Muhakemesi Kanunu 101. Madde

Tutuklama Kararı

1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hakimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re’sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukuki ve fiili nedenlere yer verilir.

2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

d) (Ek:8/7/2021-7331/14 md.) Adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını, gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir.

3) Tutuklama istenildiğinde, şüpheli veya sanık, kendisinin seçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafiin yardımından yararlanır.

4) Tutuklama kararı verilmezse, şüpheli veya sanık derhâl serbest bırakılır.

5) Bu madde ile 100. madde gereğince verilen kararlara itiraz edilebilir.

Ceza Muhakemesi Kanunu 101. Madde Gerekçesi

Madde, adlî kontrol kurumu ile de bağlantılı olarak tutuklama kararının verilmesi usulünü şüpheli veya sanığa ciddî güvence sağlamak suretiyle göstermektedir. Tutuklamaya Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim veya mahkeme karar verecektir. Bu kararda, tutuklamanın hukukî ve fiilî nedenleri gösterilecek ve karar şüpheli ve sanığa sözlü olarak bildirilecektir. Tutuklamanın koşulları 100. maddede gösterilmiştir. Görüleceği üzere bunların bir kısmı hukukî (maddenin birinci fıkrasında yer alan ön koşullar gibi), bir kısmı ise fiilîdir, (yani failin işlediği suçun sonuç ve olası sonuca etkilerini kapsamaktadır). Tutuklama kararının verilebilmesi için şüpheli veya sanığın, kendileri tarafından atanmış avukatları yoksa, yetkili merci adı geçenlere bir avukatın yardımından yararlanmaları gerektiğini hatırlatacak ve baro tarafından seçilmiş bir avukat, tutuklama duruşmasında mutlaka hazır bulundurulacaktır.

Hâkim veya mahkeme karar vermeden önce ilgiliye savunmasını hazırlamak üzere süre isteminde bulunabileceğini hatırlatacaktır. Süre istendiğinde ilgililere beş günü aşmayacak bir süre verilecek ve bu süre içinde adı geçen muhafaza altında tutulabilecektir. Hâkim veya mahkeme gerekli gördüğünde muhafaza altına alma kararı verebilecektir. Beş günlük süre içinde, şüpheli, sanık ve avukatları ne zaman isterlerse Cumhuriyet savcısı dinlendikten sonra savunmalarını yapacaklar ve bundan sonra da karar verilecektir. Tutuklanması önerilmiş veya öngörülmüş şüpheli veya sanığa ve avukatına savunmalarını yapmaları için en çok beş günlük bir süre tanınabilecek ve böylece savunma hakkına gereken önem verilmiş olacaktır. Ancak bunun karşılığı olarak hakim veya mahkemenin, şüpheli veya sanığı savunmasını yapıncaya kadar muhafaza altına alabilmesi olanağı tanınmıştır. Böyle bir karar verip vermemek hâkimin takdiri içindedir. Şüpheli veya sanık, tutuklanmayacakları kanaatini taşıyorlarsa derhal savunmalarını yaparlar ve böylece ya serbest bırakılır veya tutuklanırlar. Hukuk düzeni tutuklanması düşünülen kişiye hazırlanarak savunma yapmak olanağını tanırken adı geçenin kaçıp gitmesini engelleyecek tedbirleri de alabilecektir; çağdaş ceza usulünde dengelilik ve orantılılık ilkeleri egemendir.

Savunma için süre alan kişi, ne zaman savunma yapacağını bildirirse hakim veya mahkeme derhal gerekeni yapacak ve hiçbir gecikmeye yer bırakılmayacaktır. Maddenin altıncı fıkrasına göre muhafaza altında tutulma, bu hususta hazırlanacak yönetmeliğe göre uygulanacaktır. Böylece yönetmelik, kişinin nerede, ne gibi koşullara uyulması suretiyle muhafaza altında tutulacağını gösterecektir.

Muhafaza süresi, 102. maddede belirtilen ve sınırlandırılmış olan tutuklama süresinden indirilecektir. Bu düzenlemenin amacı, sanık haklarını (savunmayı) güçlendirmektir.

Gıyabî tutuklama kararı verilmesi usulü maddenin dokuzuncu fıkrasında belirtilen bir istisna ile adli kontrol ile birlikte kaldırılmış olduğu için, tutuklama kararı verilmesinden önce, şüpheli veya sanığın savunmalarının hazırlanması olanak dâhiline girmiştir.

“Muhafaza altına alınma” yeni bir kurumdur; savunma için bir güvencedir. Böylece sanığa hak tanınırken, etkin bir adalet sisteminin işleyişi de, dengeli ve orantılı bir biçimde sağlanmak istenmiştir.

Maddenin sekizinci fıkrası, tutuklama ile ilgili, insancıl bir hükme yer vermiş bulunmaktadır: Hakkında tutuklama kararı verilmeden önce, kişinin velâyeti altında bulunan on beş yaşından küçük çocukların durumu değerlendirilecektir yani gerektiğinde bu çocukların akıbeti bakımından tutukluluğun neden olabileceği zararlar öngörülecek ve buna göre gerekli kararlar alınacaktır.

Dokuzuncu fıkra, Tasarının tutuklama usulü yönünden getirdiği yeni esaslar dolayısıyla maddede yer almaktadır. Yeni usule göre, insan özgürlüğü bakımından tutukluluk kararının verilmesi, şüpheli ile avukatının hâkim huzurunda hazır bulunmalarına bağlıdır. Tasarı, kaçan şüpheli veya sanığın getirilmesi bakımından yakalama müzekkeresi çıkarmak yetkisinin yeterli olacağını kabul etmiş ve bu nedenle hâkime yakalama müzekkeresi çıkarmak yetkisi tanınmıştır. Ancak yurt dışına kaçmış olanlar bakımından iade usulünün cereyanı itibarıyla tutuklama müzekkeresi gerekli olduğundan dokuzuncu fıkra bu hale özgü olmak üzere kurala bir istisna getirmiştir.

Maddenin son fıkrasında bu madde ile 119. madde gereğince verilen kararlara itiraz edilebileceği hükme bağlanmıştır.

  • İlgili Makale: 
  • 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) Tam Metin: 

Ceza Muhakemesi Kanunu 101. Madde Tutuklama Kararı Emsal Kararlar

Yargıtay 2. Ceza Dairesi E: 1987/8991, K: 1987/9193

  • Ceza Muhakemesi Kanunu 101. Madde
  • Tutuklama Kararı

Tutuklu olarak getirildiği mahkeme önünden güvenlik kuvvetlerini atlatarak firar etmekten sanık Hasan’ın yapılan yargılaması sonunda, TCK’nın 298/1. maddesi gereğince neticeten 2 ay hapis cezasıyla tecziyesine, yargılama gideri alınmasına dair, Karamürsel Sulh Ceza Mahkemesi’nden verilen 8.6.1987 tarihli hükmün Yargıtay’ca incelenmesi sanık tarafından süresinde dilekçeyle istenmek ve dava evrakı C. Başsavcılığı’nın 4.11.1987 tarihli tebliğnamesiyle daireye gönderilmekle okunup iş anlaşıldıktan sonra, gereği düşünüldü:

Sanık, dolandırıcılık suçundan Sulh Ceza Hakimliği’nce çıkarılan tutuklama müzekkeresine dayanılarak zabıtaca Bursa’da yakalanmış, suç yeri olan Karamürsel’e sevk edilmiş, C. Savcılığı’nca sorgusu yapılmak üzere polis nezaretinde gönderildiği yetkili asliye ceza mahkemesi salonu önünden firar etmiştir. Bu durumda, CMUK’un 104 ve 106. maddeleri uyarınca verilen tutuklama müzekkeresi üzerine sanığın zabıtaca tutulması ile yasal tutuklama gerçekleşmiş olup, yetkili hakimin Usulün 108. maddesinin ilk fıkrasına göre yapacağı işlem, gerçekleşmiş olan bu tutuklamanın devamına mahal olup olmadığının tayininden ibaret bulunduğu cihetle tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir. Yapılan duruşmaya, toplanan delillere, gerekçeye, hâkimin kanaat ve takdirine göre temyiz itirazları yerinde olmadığından reddiyle hükmün isteme aykırı olarak onanmasına, 24.11.1987 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


Yargıtay 3. Ceza Dairesi E: 2007/4265, K: 2007/3641

  • Ceza Muhakemesi Kanunu 101. Madde
  • Tutuklama Kararı

Yaralama suçundan şüpheli Z. Akın hakkında yapılan soruşturma evresi sırasında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100, 101/1. maddeleri uyarınca tutuklanmasına dair Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan talep üzerine, soruşturma evresinde tutuklamanın Sulh Ceza Mahkemesinden talep edilebileceği ve görevli olmadığından bahisle, evrakın görevli ve yetkili Adana Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesine gönderilmesine ilişkin Adana 1. Çocuk Mahkemesinin 07.11.2006 tarihli ve 2006/52 değişik iş sayılı kararına yönelik itirazın kabulü ile görevsizlik kararının kaldırılmasına dair Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.11.2006 tarihli ve 2006/359 değişik iş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı 31.01.2007 gün ve 004719 sayılı dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.02.2003 gün ve KYB 2007/24967 ihbarnamesiyle Yargıtay İkinci Ceza Dairesi Yüksek Başkanlığına gönderilmiş olup, anılan Dairece 12.03.2007 gün, 2007/2703 – 3643 sayılı görevsizlik kararı ile Dairemize gönderilmekle incelendi.

395 sayılı Çocuk Koruma Kanununda; suça itilen çocuk yaştaki şüphelilerin soruşturma evresinde anılan Kanunun 5. ve devamı maddelerinde koruyucu ve Destekleyici Tedbirler başlığı altında şüpheli çocuğu korumak için bir dizi tedbirler öngörülmüş, Kanunun 7. maddesinde ise, Koruyucu ve destekleyici tedbir kararının çocuk hâkimi tarafından alınabileceği belirtilmiş, 8. madde de bu tedbirlere karar verme yetkisinin, çocuğun ana, baba, vasi veya birlikte yaşadığı kimselerin bulunduğu yerdeki çocuk hakimine ait olduğu vurgulanmıştır.

5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 20. maddesinde adli kontrol başlığı altında belirtilen Ceza Muhakemesi Kanununun 109. maddesinde sayılanlara ilave olarak bazı tedbirler öngörülmüş, aynı maddenin 2. fıkrasında ise; ancak bu tedbirlerden sonuç alınamaması, sonuç alınamayacağının anlaşılması ve tedbirlere uyulmaması durumunda tutuklama kararı verilebilir şeklinde düzenleme getirilmiş ve adli kontrol tedbirleri arasında gösterilen tutuklama kararını hangi merciinin vereceği konusunda bir düzenleme bulunmamaktadır.

Çocuk Koruma Kanunu’nun uygulanacak hükümler başlıklı 42. maddesi Bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uygulanır amir hükmü nazara alındığında Çocuk Koruma Kanunu’nda suça sürüklenen çocuklar hakkında koruyucu ve destekleyici tedbir kararlarına çocuk hâkimi tarafından karar verilebileceği halde, adli kontrol ve tutuklama kararına hangi merciin karar verilebileceği belirtilmediğinden bir ceza muhakemesi tedbiri olan tutuklama kararı Çocuk Koruma Kanununda bir düzenleme bulunmadığından anılan Kanunun 42/1. maddesi delaletiyle Ceza Muhakemesi Kanununun Tutuklama Kararı başlıklı 101/1. maddesi uyarınca çocuk hakkında soruşturma evresinde tutuklama kararını Sulh Ceza Hâkiminin vermesi gerektiği anlaşılmakla;

Açıklanan nedenlerle Adalet Bakanlığının Kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan ihbarnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden itiraz üzerine Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesince verilip kesinleşen 08.11.2005 tarihli ve 2006/359 değişik iş sayılı kararın 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca bozulmasına, bozma doğrultusunda müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesi için dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 19.04.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.


Yargıtay 12.Ceza Dairesi E: 2020/9837, K: 2021/9022

  • Ceza Muhakemesi Kanunu 101. Madde
  • Tutuklama Kararı

Tazminat talebinin dayanağı olan Adana 22. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/387 Esas 2015/475 Karar sayılı ceza dosyası kapsamında, davacının Dolandırıcılık suçundan 23.02.2015 – 04.06.2015 tarihleri arasında 101 gün tutuklama kararı verildiği, yapılan yargılama sonunda beraatına hükmedildiği, beraat hükmünün 09.09.2015 tarihinde kesinleştiği, tutuklama tarihi itibariyle davanın yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanununa tabi olduğu anlaşılmakla;

Davacının 15.000,00 TL maddi, 30.000 TL manevi tazminatın tutuklama tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile ödenmesi talebine ilişkin söz konusu davada, yerel mahkemece, Adana E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünün 04.06.2015 ve 13.01.2016 tarihli yazılarına göre tazminata esas Adana 22. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2015/387 esas dosyası kapsamında gözaltına alınmadığı, başka bir olaydan dolayı gözaltına alındığı, tutuklama müzekkeresinin de infaz görmediği, dolayısıyla CMK’nın 141 ve devamı maddelerinde düzenlenen koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemi koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Davanın tümüyle reddedilmesi karşısında, yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettiren davalı kurum lehine, yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca vekâlet ücreti takdir edilmesi gerekirken, dilekçe yazım ücretine hükmedilmesi,

Kanuna aykırı olup, davalı vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca bozulmasına, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, aynı Kanunun 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden, hükmün 2. paragrafının “Yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 3.600,00 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak, davalı hazineye verilmesine” şeklinde değiştirilmesi suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün isteme uygun olarak düzeltilerek onanmasına, 20.12.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Yargıtay 9. Ceza Dairesi E: 2013/4709 K: 2013/9593

  • Ceza Muhakemesi Kanunu 101. Madde
  • Tutuklama Kararı

Sanığa yüklenen suçun oluşabilmesi için, fail hakkında CMK’nın 101.maddesi uyarınca tutuklama kararı verilmiş olması veya kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü bulunması gerektiği, bu bağlamda, Kartal 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/475 Değişik sayılı yakalama evrakları getirtilip incelendikten ve yakalama emrinin hangi amaçla çıkartıldığı belirlendikten sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı bozulmasına, 20.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Yargıtay 9. Ceza Dairesi E: 2013/4722, K: 2013/9549

  • Ceza Muhakemesi Kanunu 101. Madde
  • Tutuklama Kararı

TCK’nın 292. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen hükümlü veya tutuklunun kaçması suçunun oluşabilmesi için fail hakkında CMK’nın 101. maddesi uyarınca tutuklama kararı verilmiş olması veya kesinleşmiş ve infazı gereken bir mahkûmiyet hükmü bulunması gerektiği; somut olayda hakkında Bolu 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 2012/515 sayılı yakalama evrakı bulunduğu gerekçesiyle karakola götürüldükten sonra buradan kaçtığı iddia ve kabul edilen sanığın eyleminde, suçun unsurlarının oluşup oluşmadığının tespiti bakımından sanık hakkındaki verilmiş bir tutuklama kararı veya infazı gereken kesinleşmiş bir mahkûmiyet bulunup bulunmadığı araştırılıp sonucuna hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı bozulmasına, 20.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Ceza Muhakemesi Kanunu 68. Madde Hakkında Emsal Karar Aramak İçin: https://karararama.yargitay.gov.tr/

Yorum Gönderin

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

X
kadim hukuk ve danışmanlık