0 (312) 911 9553
·
[email protected]
·
Pzt-Cuma 09:00-18:00
Danışmanlık

Zorunluluk Hali (Zaruret) – TCK 25/2. Madde

11zorunluluk hali tck 25 2

Zorunluluk hali, TCK 25/2. maddesinde düzenlenmiştir. Türk Ceza Kanunu’nun 25. maddesinin 2. fıkrasına göre zorunluluk hali; “gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.” şeklinde düzenlenmiştir. Zorunluluk halinde cezayı ortadan kaldıran neden, kişinin suç olarak tanımlanan fiili gerçekleştirmesiyle aynı nedendir. Kişi hakkında zorunlu olmasaydı bu fiili gerçekleştirmeyecekti dendiği takdirde zorunluluk halinin mevcudiyetinden bahsedilebilecektir. Ancak bu halde dahi zorunluluk halinin varlığı birtakım şartlara bağlı kılınmıştır. Bu şartlar;

  • Ağır ve muhakkak bir tehlike olmalıdır.
  • Tehlike bir hakka yönelik olmalıdır.
  • Tehlike bilinçli olmalıdır.
  • Tehlikeye karşı başka türlü korunamamalıdır.
  • Tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmalıdır.
  • Tehlikeye hukuki olarak katlanma zorunluluğu bulunmamalıdır.

Yukarıda bahsedilen koşulların varlığı halinde suç olarak nitelendirilen fiil hakkında kişinin cezai sorumluluğu doğmayacaktır. Kovuşturma aşamasında hakim tarafından bahsedilen koşulların varlığı araştırılacaktır. Zorunluluk hali; kendisinin veya başkasının bir hakkına yönelik ağır ve muhakkak bir tehlikeye karşı başka suretle korunma olanağı bulunmaması şartıyla tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu altında işlenen fiillere denir. (TCK m.25/2) Zaruret hali kusurluluğu ortadan kaldıran nedendir. Çoğunlukla uygulamada hukuka uygunluk nedeni olduğu konusunda hataya düşülmektedir. Zorunluluk halinde de sanık cezalandırılmaz. Türk Ceza Kanunu madde 25/2’de düzenlenen zorunluluk hali, bilerek sebep olmadığı bir tehlike nedeniyle suç olarak tanımlanmış bir fiili işleyen kişiye ceza verilmemesini düzenler. Uygulamada zorunluluk hali, “ıztırar hali” veya “zaruret hali” olarak da bilinir.

zorunluluk hali nedir
zorunluluk hali nedir

Zorunluluk Hali Nedir?

Bir kimsenin, kendisinin sebebiyet vermediği ve maruz kaldığı bir tehlike karşısında, tehlikeyi savuşturmaya yetecek ölçüde, kendisinin ya da bir başkasının hakkını korumak için gerçekleştirdiği fiil nedeniyle, tehlikeyle ilgisi olmayan üçüncü bir kişiye zarar vermesi durumuna zorunluluk hali denir. Zorunluluk hali kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep olarak kanun metninde düzenlenmiştir. Meşru savunmadaki gibi haksız bir saldırıdan değil, haklı veya haksız olsun herhangi bir nedenle meydana gelen tehlikeden korunmak söz konusudur. Bu tehlikenin kaynağı insan olabileceği gibi, herhangi bir doğa olayı da olabilmektedir. Önemli olan bu tehlikeden korunmak için zorunlu eylemi gerçekleştirmiş olmasıdır. Örneğin, kendisine saldırıdan bir köpekten korunmak maksadıyla bir kişinin başkasına ait bir eve girmek zorunda kalması halinde fail hakkında konut dokunulmazlığını ihlal suçundan ceza verilmez.

Tehlikeyi uzaklaştıracak davranışın, tehlikeyi meydana getirene karşı yapılması da gerekmez. Üçüncü bir kişiye veya nesneye karşı da tehlikeden kurtulmak amacıyla o davranışın gerçekleştirilmesi mümkündür. Cebir, şiddet, tehdit ve mücbir sebep ile zaruret hali birbirinden farklıdır. Cebir, şiddet, ve tehditte failin iradesi başka birisi tarafından zorlanmaktadır. Mücbir sebepte de bir dış etken karşısında failin iradesini kullanma olanağını bulamaması ve buna bağlı olarak iradesi dışında davranışta bulunmasıdır. Halbuki zorunluluk halinde tehlikeye karşı korunmak maksadıyla iradi bir davranış gerçekleştirilmektedir. Cebir, şiddet ve tehditte fail o davranışı istemeden iradesi dışında gerçekleştirmekte, zaruret halinde ise istemediği tehlikeli bir durumdan kurtulmak maksadıyla isteği ve iradesiyle bir davranışta bulunmaktadır.

  • Zorunluluk Hali TCK 25/2. Madde

Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

  • TCK 25/2. Madde Gerekçesi

Maddenin ikinci fıkrasında, kusurluluğu ortadan kaldıran bir neden olarak zorunluluk (zaruret, ıztırar) hâli düzenlenmiştir. Zorunluluk halinde, kişinin, kendisinin veya başkasının sahip bulunduğu bir hakka yönelik bir tehlikeyi gidermek amacıyla gerçekleştirdiği davranış dolayısıyla, ceza so­rumluluğu yoktur. Meşru savunmadan farklı olarak, zorunluluk halinde bir saldırı değil tehlike söz konusudur. Zorunluluk halinin kabulü için, kişinin tehlikeye bilerek neden olmaması, tehlikeden suç olan bir harekete başvur­madan kurtulmanın olanaklı bulunmaması ve tehlikenin ağır ve muhakkak olması da araştırılacaktır. Ayrıca, tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan araç arasında “oran­tılılık ilkesi” kabul edilmiştir.

Zorunluluk Halinin Şartları

Tehlikeye İlişkin Şartlar

  • Ağır Bir Tehlikenin Varlığı: Tehlikenin varlığından kişinin zarar görme ihtimalinin fazla olması durumunda söz edilebilmektedir. Zorunluluk halinde de ilk şart bir tehlikenin varlığı ve bu tehlikenin ağır olmasıdır. Tehlikenin var olmuş olması objektif olarak değerlendirilmektedir. Tehlikenin ağırlığı ise somut olaya göre değişkenlik göstermektedir. Mahkemenin yargılama esnasında zorunluluk halinin uygulanmasına sebebiyet verecek ağırlıkta bir tehlike bulunup bulunmadığını değerlendirmesi gerekmektedir.
  • Tehlikenin Bir Hakka Yönelik Olması: Zorunluluk halinde var olan tehlikenin kişinin hukuken korunan bir hakkına yönelik gerçekleşmiş olması şart koşulmuştur. Hak hukuken korunan menfaattir. Özellikle zorunluluk halinde karşımıza çıkan durum, kişinin kendi yaşam hakkını korumak amacıyla suç işlemiş olmasıdır. Yine vücut bütünlüğü, şeref veya iffet gibi hususlarda da zorunluluk halinin varlığı söz konusu olmaktadır.
  • Tehlikeye Bilerek Neden Olunmaması: Faili suç işlemeye yönelten sebep, failden kaynaklanmıyor olması gerekmektedir. Burada illiyet bağı değerlendirilmesi yapılırken failin kendi bilinçli hareketleriyle tehlike sonucunun ortaya çıkmasında katkıda bulunmamasına dikkat edilmektedir. Zira hukuken de kişi kendi kusuruna dayanarak hak elde edememektedir. Zorunluluk halinde de mevcut tehlikenin ortaya çıkmasında failin katkısının bulunmaması gerekmektedir.

Korunmaya İlişkin Şartlar

  • Başka Bir Şekilde Korunma Olanağının Bulunmaması: Failin, zorunluluk haline sebebiyet veren olaydan korunmasının başka bir ihtimalle mümkün olmaması anlamına gelmektedir. Failin korunma olarak gerçekleştirdiği suç olarak nitelendirdiği fiili son çare olarak gerçekleştirmiş olması gerekmektedir. Failin başka bir şekilde, özellikle hukuka uygun şekillerle tehlikeden kurtulma olanağı varsa, zorunluluk hali hükümleri uygulama olanağı bulamayacaktır.
  • Tehlikenin Ağırlığı ile İşlenen Fiil Arasında Orantı Bulunmaması: Failin mevcut tehlikeden korunmak için gerçekleştirmiş olduğu fiilin tehlikeye oranla daha ağır olmaması gerekmektedir. Fail, tehlikenin ağırlığını göz önünde bulundurarak söz konusu fiili gerçekleştirmesi gerekmektedir. Zira bu iki husus arasında dengesizlik bulunması durumunda hakkın kötüye kullanılması söz konusu olacaktır. Örneğin yangından kurtulmak için balkondan atlayan failin komşusunun balkonuna zarar vermesi şeklinde gerçekleşen olayda, tehlikenin ağırlığı ve failin gerçekleştirmiş olduğu fiil arasında orantı bulunduğu söylenebilmektedir.
  • Tehlikeyi Kabul Etme Yükümlülüğünün Bulunmaması: Bu sebep daha çok kişini hukuki görev ya da mesleklerinden dolayı karşımıza çıkmaktadır. Özellikle kolluk kuvvetlerinde, görevlerinin mahiyetleri gereği bazı saldırılara karşı göğüs germe yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu yükümlülük, kanundan kaynaklanabileceği gibi, kişilerin kendi arasında düzenlemiş oldukları sözleşmelerden de kaynaklanabilmektedir. Bu sebeple her somut olay bakımından ayrı inceleme yapılmalıdır. Kişinin yükümlülüğünün sınırı aşılması durumunda zorunluluk halinden söz edilmesi gerekmektedir.
zorunluluk hali emsal karar
zorunluluk hali emsal karar

Zorunluluk Halinde Sınırın Aşılması

Türk Ceza Kanunu’nun 27. maddesi tüm hukuka uygunluk nedenleri veya kusurluluğu kaldıran nedenler bakımından öngörülmüştür. Bu maddede “Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.” denilerek zorunluluk halinde orantılılık şartının aşılması durumunda verilecek cezadan indirime gidileceği hüküm altına alınmıştır. Düzenlemenin asıl amacı, failin tehlike sebebiyle konuk, heyecan veya panik gibi duyguların tesiriyle, gerçekleştirmesi gereken fiilden daha ağır bir fiil gerçekleştirdiği ve bu sebeple faile daha az kusur yüklenmesi gerekmesidir.

Ancak sınırın taksirle aşılması durumunda, fail taksirli hareketleri sonucunda gerçekleştirmiş olduğu fiillerden sorumlu olacaktır. Örneğin failin dağdan düşen kayadan kaçmak amacıyla otomobiliyle diğer şeride girip başka bir araca çarpması durumunda ilgili fiilinden taksirli olarak sorumlu tutulacaktır. Sınırın aşılmasından bahsedilebilmesi için öncelikle zorunluluk hali koşullarının varlığı gerekmektedir. Zira zorunluluk halinin sınırları ancak varlığı halinde aşılabilmektedir.

Sınırın kasten aşılması durumunda ise Türk Ceza Kanunu’nun 27. maddesi uygulanamayacaktır. Zira kişinin kasıtlı davranışlarıyla sınırın aşılması kişinin suç işleme yönünde bilincinin ve isteğinin varlığı anlamına gelmektedir. Aksi halde kişilerin suç işleme yönündeki fikirlerine bahane bulmalarına teşvik edilecektir. Her ne kadar faili suç işleme saikiyle değil de başka bir tehlikeden kurtulma amacıyla gerçekleştirmiş olsa da, kastın varlığı cezai sorumluluk bakımından yeterli bulunmuştur.

Üçüncü Kişi Lehine Zorunluluk Hali

Zorunluluk halinde üçüncü kişi lehine yapılan davranışı da kanun koyucu kabul etmektedir. Tehlike altında olan kişi ve fail arasında bir bağ bulunmasına gerek yoktur. Özellikle kişilerin akraba olup olmaması, üçüncü kişi lehine zorunluluk halinde şart olarak koşulmamıştır. Yukarıda açıklanan şartların varlığı halinde üçüncü kişi lehine gerçekleştirilen fiilin, zorunluluk hali sonucunda gerçekleştirildiği de kabul edilebilecektir.

Özellikle savaş, deprem gibi büyük kitleleri ilgilendiren olaylara üçüncü kişi lehine zorunluluk haliyle oldukça fazla karşılaşılmaktadır. Fail başkasının yaşam hakkını korumak amacıyla zorunlu olarak bir suç gerçekleştirmiş olabilir. Örneğin araba çarpmak üzere olan A’yı B’nin itmesi ve B’nin bu itme sonucu başka bir kişinin aracını çarparak o kişinin aracına zarar vermesi halinde A’nın bu davranışı zorunluluk hali kapsamında değerlendirilecektir.

Meşru Müdafaa ile Zorunluluk Hali Arasındaki Farklar

Aslında zorunluluk haliyle meşru savunma birbirine çok benzemektedirler. Ancak bu benzerliklerine rağmen, ikisi arasında farklar da vardır. Zorunluluk hali gerek etik, gerek hukuki yönden meşru savunmadan ayrılır.

  • Meşru savunmada saldırı bir insandan kaynaklanır. Oysa zorunluluk halinde tehlike bir insandan kaynaklanabileceği gibi, hayvan veya doğadan da kaynaklanabilir.
  • Meşru savunmada tepki, saldırıda bulunan kişiye yönelik iken, zorunluluk halinde, tehlikeye sebebiyet vermemiş, masum bir üçüncü kişiye yönelik olarak tepki gösterilir.
  • Meşru savunmada saldırının haksız olması aranırken, zorunluluk halinde, tehlikenin haklı ya da haksız olmasından söz edilemez.
  • Zorunluluk halinde “tehlikeye bilerek sebebiyet vermemiş olmak” aranır. Oysa meşru savunmada, kişi haksız hareketiyle saldırıya sebep olsa bile, meşru savunma hakkını kaybetmez.
  • Meşru savunmadakine nazaran, zaruret halinde oran konusu daha katı değerlendirilir.
  • Meşru savunmada tazminat yükümlülüğü yokken, zorunluluk halinde, “hakkaniyet gereği” olarak, tazminat yükümlülüğü vardır.
  • Meşru savunmada savunma yapan başkasına zarar verirken, zorunluluk halinde kişi tehlikeden kurtulmak için başkasının şahsına, malına ya da başka bir değerine zarar verebilir.

Hırsızlık Suçunda Zorunluluk Hali

Hırsızlık suçunda zorunluluk hali Türk Ceza Kanunu’nun 25. maddesinin ikinci fıkrasından farklı olarak 147. maddede düzenlenmiştir. Özel olarak düzenlenmiş olup hırsızlık suçunda ağır veya acil bir ihtiyacın kusurluluğu etkileyebileceği düşünülmektedir. Özellikle kişinin yaralı olması halinde kan kaybından ölmemesi amacıyla eczaneden hırsızlık yapması durumunda Türk  Ceza Kanunu’nun 147. maddesi uygulama alanı bulacaktır.

Bu madde bakımından ilk şart ağır ve acil bir ihtiyacın varlığıdır. İhtiyacın ağır veya acil olduğu konusu her olay bakımından incelenmelidir. Aynı zamanda hırsızlık konusu edilen malın bu ihtiyacı gidermeye elverişli olması gerekmektedir. Hırsızlık konusu mal ve ihtiyaç arsında bağ bulunmaması durumunda ilgili madde uygulanamayacaktır. Yine ihtiyacın ağır olması, kişiden içinde bulunduğu duruma katlanmasının beklenemez halde olması anlamına gelmektedir.

Zorunluluk Hali – TCK 25/2 Hakkında Emsal Yargıtay Kararları

Yargıtay 15. Ceza Dairesi, 16.02.2017 tarihli, 2014/11879 E. ve 2017/6250

Sanık Yeşim’in, sanık Oya’ya ait yeşil karttaki fotoğraf  ve kimlik bilgileri üzerinde herhangi bir tahrifat yapmadan hastaneye müracaat ederek belgeyi görevlilere ibraz ettiği, muayene için gelen kişilerin ibraz ettiği belgedeki kişi olup olmadığını denetleme görevi bulunan hastane görevlilerinin muayene edilen hastanın kimlik sahibi olmadığını basit bir inceleme sonunda anlayabilecek durumda oldukları, sanıkların bu durumun denetlenmesi imkanını ortadan kaldırıcı bir davranışlarının bulunmadığı ayrıca hamile olan sanık Yeşim’in, doğmak üzere olan bebeğini muhakkak bir tehlikeden kurtarma zorunluluğunun bulunduğu, hayati önemi haiz nitelikte bir tehlikeden korunmak, bu nedenle doğumunu gerçekleştirmek amacıyla başkasına ait yeşil kartın kullanması şeklinde gerçekleştirildiği sabit görülen eylemlerin, 5237 sayılı TCK’nın 25/2maddesinde tanımlanan zorunluluk hali kapsamında kaldığı anlaşılmakla; sanıklar hakkında dolandırıcılık suçunun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı gerekçesiyle verilen beraat hükümlerinde bir isabetsizlik görülmemiştir.


Yargıtay 19. Ceza Dairesi, 13.03.2019 tarihli ve 2016/7008 E., 2019/5622 K. sayılı kararı

  • Zaruret Hali
  • TCK 25/2. Madde

Mahallinde yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi raporlarına göre suça konu ağacın ormandan kesilip sanığa ait evin inşaatında kullanılması, sanığın kendine ait evin göçmek üzere olduğunu, maddi imkân bulunmadığından ormandan suça konu ağacı kestiği şeklindeki savunmasına da itibar edilerek sanığın beraatine hükmolunmuş ise de, dosyaya celp edilen sosyal ekonomik araştırma raporu, olay yeri fotoğrafları ve tüm dosya kapsamlı değerlendirildiğinde, yüksek olmasa da belli bir gelir sahibi olan sanığın yaptığı evin basit bir yapının ötesinde normal bir ev olması hususları değerlendirildiğinde TCK’nun 25/2. maddesinde düzenlenen mutlak bir zorunluluk derecesine ulaşmadığı gözetilmeden, üzerine atılı suçtan mahkumiyetine karar verilmesi yerine suçun zorunluluk halinde işlendiğinden bahisle yazılı şekilde karar verilmesi, Kanuna aykırı.


Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 22.06.2023 tarihli ve 2020/5956 E., 2023/5388 K. sayılı kararı

  • Zaruret Hali
  • TCK 25/2. Madde

Sanıkların katılandan gemiye ve personele gelebilecek tehlikeyi önlemek amacıyla katılanı, gemi başaltında bulunan odaya ve sonrasında gemi misafirhanesinde tuttukları yönündeki birbirleri ile uyumlu beyanları, olaya ilişkin gemi jurnaline yazılan kayıtlar, katılan beyanları ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında, yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırılarak sanıklar hakkında beraat kararı verildiği anlaşıldığından, katılan vekilinin, kararın olayın oluş ve gelişmesine aykırı ve beraat kararının aykırı olduğuna, zorunluluk hali kapsamında kabul edilmesi gereken fiilde katılana karşı orantısız güç kullanıldığına yönelik temyiz talebi yerinde görülmemekle, kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır.


Yargıtay 13. Ceza Dairesi, 11.11.2014 tarihli ve 2014/9942 E., 2014/31481 K. sayılı kararı

  • Zorunluluk Hali (Zaruret)
  • TCK 25/2. Madde

Olay günü, çok sayıda kişinin karıştığı kavgada bıçakla yaralanan arkadaşı İ.. Ö..’ı hastaneye yetiştirmek amacıyla ekip aracını çalan sanığın arkadaşını hastaneye götürdüğü, aracın da kolluk kuvvetleri tarafından hemen acil servis önünde bulunduğunun anlaşılması karşısında, sanığın eyleminin TCK’nın 147. maddesinde düzenlenen “zorunluluk hali” kapsamında kaldığı, bu nedenle sanık hakkında CMK’nın 223/3-b bendi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına şeklinde karar verilmesi gerekirken, hukuka uygunluk nedeni bulunduğundan bahisle yazılı şekilde beraat kararı verilmiş olması, Bozmayı gerektirmiş…

] }


Avatar
1990 yılında Kırıkkale’de doğan Umur Yıldırım, orta öğrenimini Bursa Polis Koleji’nde tamamladıktan sonra yüksek öğrenimine Ankara Polis Akademisi’nde başlamış ve 2011 yılında ayrılmıştır. Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne başlayarak başarı burs ile üç yılda dönem ikincisi olarak mezun olmuştur. Halen tam burslu olarak Çankaya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü-Kamu Hukuku Bölümünde yüksek lisansına devam etmekte olan Umur Yıldırım, Kadim Hukuk ve Danışmanlık Bürosu’nun kurucusudur.
Yorum Yazın