akil hastaligi tck 32. madde

Akıl hastalığı TCK 32. maddede düzenlenmiştir. Akıl hastalığı kusuru ortadan kaldıran veya zayıflatan bir nedendir. Fiilinin sonuçlarını algılayamayan veya davranışlarını yönlendiremeyen kimsenin hukuk kurallarına uygun davranma imkanına sahip değildir. TCK 32. Maddesinin ilk fıkrasında, kişinin algılama ve irade yeteneğinin akıl hastalığı nedeniyle önemli derece azalması hali öngörülmüştür. Bu durumda ceza verilmeyeceği kabul edilmiştir.

Kural olarak toplum içindeki tüm bireyler kusurlu davranabilmektedir. Ancak ceza hukuku düzeni, bireylerin davranışlarını hukuk kurallarına uygun şekilde yönlendiremeyen kişi gruplarını istisna olarak belirlemektedir. Bu istisna gruplardan birisi de, akıl hastalığı durumudur. Nitekim akıl hastalığı bulunan kişilerin, davranışlarının hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ya da davranışlarını hukuk kurallarına uygun olarak yönlendirme yetenekleri bulunmamaktadır. Bu nedenledir ki, akıl hastaları davranışları nedeniyle ya hiçbir şekilde cezalandırılamamakta ya da normal insanlardan daha az bir şekilde cezalandırılmaktadır. Bu nedenle ceza hukuku sisteminde cezalandırılamayan akıl hastaları için, tedavi içerikli tedbirlerin uygulanması yolu öngörülmüştür. Bu tedbirlere hükmedilmesinin nedeni, bir suç işlemiş akıl hastasının, hastalığı nedeniyle ileriki yaşamında da benzer suçları işleme tehlikesi yaratmasıdır. Akıl hastalarına tedavi uygulanarak, bu kişilerin tehlikeliliklerinin önlenmesine çalışılmaktadır.

Türk Ceza Kanunun 32. maddesi ve devamını buradan okuyabilirsiniz. https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5237&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5

Akıl Hastalığı Nedir?

Akıl hastalığı, Türk Ceza Hukukumuzda ceza sorumluluğunu azaltan veya kaldıran nedenlerden biridir. Kusur yeteneğini etkileyen bir neden olan akıl hastalığının varlığı durumunda, kişi işlemiş bulunduğu fiilin anlam ve sonuçlarını algılayamamakta veya işlediği fiille ilgili olarak irade yeteneği önemli ölçüde etkilenmektedir. Kişi bu durumda kusurlu olmayacağından, hakkında cezaya hükmedilemeyecektir. Ancak, fiili hukuka aykırı niteliğe sahip olduğundan, kişi hakkında akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerine başvurulacaktır.

Ayrıca işaret etmek gerekir ki, akıl hastalığı kişinin işlediği her fiil açısından algılama veya irade yeteneği üzerinde etkili olmayabilir. Örneğin, kleptomani (çalma hastalığı) akıl hastası olan kişinin hafif değerdeki şeylere yönelik olarak işlediği hırsızlık suçu açısından irade yeteneğinin olmadığı söylenebilir. Ancak, bu kişinin kasten insan öldürme suçunu işlemesi durumunda, malul olduğu akıl hastalığı bu fiille ilgili olarak algılama ya da irade yeteneğini etkilemez.

Akıl hastalığı TCK m.32’de şu şekilde düzenlenmiştir:

Madde 32 

(1) Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur.

(2) Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi beş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. Mahkum olunan ceza, süresi aynı olmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir.

Ceza Ehliyeti Nedir?

Ceza ehliyeti; bir kimsenin belirli bir tarihte ve yerde işlediği bir suça ilişkin kusur yeteneğine sahip olmasını denir. Ceza ehliyeti, kusur yeteneğinin olup olmamasına göre belirlenir. Bir kimsede cezai ehliyetinin tam olması için isnat yeteneğinin iki unsurunun birlikte bulunması gerekir.

  • Algılama Yeteneği: Kişinin işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğine denir.
  • Davranışlarını Yönlendirme (İrade) Yeteneği: Fiilin hukuki anlam ve sonucunu kavrayan kişinin davranışlarını bu algılaması doğrultusunda yönlendirme yeteneğidir. Ceza hukukunda davranışlarını yönlendirme yeteneğinin diğer ismi irade yeteneğidir.

Suç teşkil eden bir fiil işleyen kişinin “algılama” ve “irade” yeteneklerinden birinin bulunmaması veya bu yeteneklerde azalma olması halinde, bu kişinin cezai ehliyetinin tam olmadığı kabul edilir. Bu durumda ceza verilmez. Ceza hukukunda kişinin ceza ehliyeti şu şekilde ayrıma tabi tutulmaktadır:

  • Ceza Ehliyeti Tam Olanlar : Suç işleyen failin hem “algılama” hem de “irade” yeteneği mevcutsa, cezai ehliyetinin tamdır. Cezai ehliyeti tam olanlar, işledikleri suçun cezası ile cezalandırılır.
  • Ceza Ehliyeti Olmayanlar (TCK 32/1. madde): Kişinin “algılama” ve “irade” yeteneklerinden birinin bulunmaması halinde ceza ehliyetinin bulunmadığı kabul edilir. Ceza ehliyeti olmayanlar işledikleri suçlar nedeniyle cezalandırılmazlar. Ancak, haklarında akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerine hükmedilebilir.
  • Ceza Ehliyeti Eksik Olanlar (TCK 32/2. madde): Suç teşkil eden bir fiil işleyen kişinin “algılama” ve “irade” yeteneklerinde azalma olması halinde cezai ehliyetinin eksik olduğu kabul edilir. Cezai ehliyeti eksik olanlar hakkında ceza indirimi uygulanır veya hükmedilen hapis cezası güvenlik tedbirine çevrilir. Akıl zayıflığı bulunan kişiler cezai ehliyeti eksik olanlar grubunda kabul edilmektedir.

Yaşlı ve 18 yaşından küçüklerin (Çocuklar) ceza ehliyeti daha dikkatli değerlendirilmelidir. Çocukların cezai ehliyeti bu makalemizde ele alınmıştır.

Akıl Hastalığının Kusurluluğa Etkisi

Bir kişinin işlediği fiil nedeniyle kınanabilmesi veya kusurlu olduğunun söylenebilmesi için, o kişinin fiili işlediği sırada kusur yeteneğine sahip olması şarttır. Akıl hastalığı hali, kusur yeteneğini önemli ölçüde ortadan kaldıran veya azaltan hallerden biridir. Bu haller kişide bulunduğu takdirde kişi kusur yeteneğine sahip olamayacak bunun neticesi olarak da kişinin ceza ehliyeti doğrudan etkilenecektir.

Akıl hastası kişi kusurlu bulunmasa dahi kanunlarca yasaklanmış bir fiili gerçekleştirdiği için, işlenen fiil suç olma vasfını korur. Nitekim kusur yeteneğine sahip olmayan akıl hastaları da kasten veya taksirli bir şekilde davranabilir. Bu ihtimalde akıl hastaları kusurlu olmadıkları için haklarında ceza yaptırımları uygulanmaz ancak güvenlik tedbirleri uygulanabilir.

Ceza Hukukunda Akıl Hastalığının Tespiti

Kişinin akıl hastalığının ne derecede olduğu, kendisine uygulanacak kuralları belirleyeceğinden, fiilin işlendiği andaki malullük durumunun tespiti oldukça önemlidir. Kişinin akıl hastalığının derecesinin bilinmesi; muhakeme kurallarının tespit edilmesi, yaptırım hukuku bakımından sorumluluk derecesinin tespit edilmesi ve hasta kişi hakkında verilen yaptırımın infazı açısından önem taşımaktadır.

Kişinin akıl hastası olup olmadığının tespiti ile hastalığının algılama ve irade yeteneği üzerinde ne gibi etkilerinin olabileceğini, davranışlarını ne surette etkilediğini genel olarak belirleme, tıbbi bir konudur. Bu sebeple bu durumun tespiti tıp uzmanı bilirkişiler tarafından yapılır. Ancak uzman bilirkişi bu hususu ortaya koyduktan sonra, akıl hastası olan kişinin somut olay açısından algılama veya irade yeteneğinin olup olmadığını, akıl hastalığının somut olay açısından kişinin bu yeteneklerini ne ölçüde etkilediğini kural olarak belirleme görevi, hakime aittir.

Ceza yargılamasında akıl hastalığı veya zayıflığının ceza ehliyetine etkisi mahkemeler tarafından şu şekilde tespit edilmektedir:

  • Tam teşekküllü ruh ve sinir hastalıkları hastanesinden alınan heyet raporu ceza ehliyetinin tespitinde bilimsel ölçüt olarak kabul edilmektedir. Örneğin , Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi tam teşekküllü bir hastane olup cezai ehliyet konusunda tanzim ettiği raporlar Yargıtay tarafından kabul edilmektedir.
  • Adli Tıp Kurumu İhtisas Daireleri de cezai ehliyet konusunda rapor verme yetkisine sahiptir.
  • Ruh ve sinir hastalıkları hastanesinden alınan heyet raporu ile adli tıp ihtisas dairesinin heyet raporu arasında çelişki ortaya çıkması halinde, çelişkinin giderilmesi için Adli Tıp Kurumu Kanununun 15/f. maddesi uyarınca Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan rapor alınmalıdır.

Böyle bir takdir söz konusu olunca da suç oluşturan eylem nedeniyle eylemi gerçekleştiren kişi akıl hastası olsa bile mutlaka dava açılmalıdır. Akıl hastalığı kovuşturma sırasında belirlense bile failin suçunun sabit olup olmadığının tespiti için yargılama sürdürülecek ve suç sabit olduğu takdirde ceza ya da tedbire hükmedilecektir.

Ceza hukukumuzda fiilin işlendiği zamana göre sorumluluk tespit edildiği için, yapılacak tıbbi inceleme ve tespit fiilin işlendiği zamana göre gerçekleştirilecektir. Fiilin işlendiği zamandan anlaşılması gereken kanundaki tanıma uygun, hukuka aykırı, kasten veya taksirle işlenen fiilin tamamlandığı andır.

Kusur Yeteneğini Etkileyen Örnek Akıl Hastalıkları

  • Bunama (Demans): Organik bir nedenin beyne etkisi sonucu kişinin algılama ve iradesini yönlendirme yeteneğinin azalmasıdır. Alzheimer, huntington, parkinson ve benzeri hastalıklar da bunamanın ortaya çıkmasına sebep olabilir.
  • Sara (Epilepsi): Kişinin ani öfke ve hiddet nöbetleri geçirmesidir. Bu öfke ve hiddet sonucu suç işleme söz konusu olabilir.
  • Şizofreni: Düşünme, konuşma, idrak, duygu ve muhakeme bozukluklarına yol açan bir hastalıktır. Bu bozukluklar sonucu kişinin gördüğü halüsinasyonların (varsanım, sanrı, var sanma) etkisi ile suç işlemesi mümkün olabilmektedir.
  • Paranoya: Sistematik hezeyanlara bağlı muhakeme bozukluğu olarak tanımlanmaktadır. Hezeyanlar çeşitli konularda etkisini gösterir ve bu nedenle suç işlenebilir.
  • Mani ve Melankoli: Bu hastalıklar, psikolojik bozukluklardan kaynaklanmaktadır. Manide kişinin yalnız kendisini haklı bulma ve düşündüğü yönde korkusuz ve kaygısız bir biçimde hareket etmesi söz konusudur. Melankolide ise hasta şiddetli üzüntü ve sıkıntı halindedir. Kişinin karamsarlık ve kötümserlikle dolu dünyası içinde suç işlemesi mümkün bulunmaktadır.
  • Zeka Geriliği: Kişinin algılama yeteneğinin zayıflamasıdır. Bu hastalık; kişinin algılama yeteneğini zayıflattığından, toplumsal değerleri de algılayamaması ve irade yeteneğinin de zayıflaması nedeniyle suç işlemesine neden olabilmektedir.
  • Kleptomani: Kişinin içten gelen dayanılmaz dürtülerle hırsızlık yapmasına yol açar. Ve bu hırsızlık davranışı kişinin suç işlemesine sebep olabilir.

Uygulamada kusur yeteneğini azaltan veya ortadan kaldıran diğer akıl hastalığı nedenleri:

  • Şizotipal kişilik bozukluğu ve sanrısal bozukluklar
  • Alzheimer,
  • Demans,
  • Anksiyete bozukluğu,
  • Aşırı alkol ve madde bağımlılığı,
  • Manik atak,
  • Kleptomani (hırsızlık hastalığı),
  • Amnezi,
  • Mental retardasyon (zeka geriliği),
  • Alkol bağımlılığı,
  • Deliryum
  • Anti-sosyal kişilik bozukluluğu,
  • Uyuşturucu madde bağımlılığı,
  • Beyin hasarı
  • Epilepsi (sara) hastalığı
  • Bipolar affektif (duygulanım) bozukluğu,
  • Paranoya,
  • Borderline kişilik bozukluğu,
  • Obsesif Kompulsif kişilik bozukluğu

Akıl Hastalığında Soruşturma ve Kovuşturma

  • Soruşturma

Soruşturma evresinde tıp uzmanlarının hazırladığı rapor savcılık tarafından alınır. Bu raporla failin, suç tarihinde akıl hastalığının tesiri altında bulunduğu saptansa dahi takipsizlik kararı (diğer adıyla; kovuşturmaya yer olmadığı kararı) verilemez. Eğer suç işlenmişse iddianame savcılık tarafından düzenlenerek kamu davasının açılması zorunludur.

Yargıtay, soruşturma evresinde şüphelinin akıl hastası olduğuna ilişkin iddianın mahkeme tarafından da incelenebileceği düşüncesiyle, gerekli olan tıbbi rapor alınmadan iddianame düzenlenmesinin, iddianamenin iade edilmesine neden olmayacağını kabul etmektedir.

Ayrıca soruşturma aşamasında; ‘’fiili işlediği yolunda kuvvetli şüpheler bulunan şüphelinin akıl hastası olup olmadığını, akıl hastası ise ne zamandan beri hasta olduğunu ve bunun, kişinin davranışları üzerindeki etkilerini saptamak için; uzman hekimin önerisi üzerine, Cumhuriyet savcısının ve müdafiin dinlenmesinden sonra resmi bir sağlık kurumunda gözlem altına alınmasına, soruşturma evresinde sulh ceza hakimi tarafından karar verilebilir.’’ (CMK m.74)

Bu gözlem süresi üç haftayı geçemez. Bu sürenin yetmeyeceği anlaşılırsa resmi sağlık kurumunun istemi üzerine, her seferinde üç haftayı geçmemek üzere ek süreler verilebilir. Ancak bu ek sürelerin toplamı da üç ayı geçemez.

Bu gözlem kararına karşı itiraz edilebilir. İtiraz edilmesi sonucu, gözlem kararının yerine getirilmesi kendiliğinden durur.

Son olarak şüpheli akıl hastasının müdafii yoksa hakimin istemi üzerine, baro tarafından kendisine bir müdafii görevlendirilir.

  • Kovuşturma

Soruşturma aşamasının sonunda Cumhuriyet savcısında, şüpheli akıl hastasının soruşturma konusu suçu işlediği yönünde yeterli şüphe oluşursa Cumhuriyet savcısı bir iddianame hazırlar. Bu iddianame görevli ve yetkili mahkemeye gönderilir. Mahkeme iddianameyi kabul ederse kamu davası açılmış olur. Yani kovuşturma evresi başlamış olur.

Yargılama sırasında sanığın TCK m.32/1’den yararlanabileceği tıp uzmanlarının raporları ile belirlenmiş olsa dahi, sübuta ve suç vasfına yönelik yargılamanın sürdürülmesi zorunluluğu bulunmaktadır.

Yargılama sonucunda sanığın suçu işlemediği veya eyleminin suç oluşturmadığı kanaatine ulaşılırsa ‘’beraat’’ kararı verilmelidir. Bu takdirde güvenlik tedbirine hükmolunamaz.

Failin suçu TCK m.32/1 kapsamında akıl hastalığı etkisi altında iken işlediğinin saptanması durumunda, Ceza Muhakemesi Kanunu’muzun 223/3-a maddesi uyarınca akıl hastalığı dolayısıyla kusurunun bulunmaması nedeniyle ‘’ceza verilmesine yer olmadığına’’ karar verilir.

Ayrıca Türk Ceza Kanunu’muzun 57. maddesinin 1 ila 3. fıkraları doğrultusunda güvenlik tedbirleriyle ilgili hüküm kurulur. Verilecek kararda suçun ne şekilde sübuta erdiğine ilişkin gerekçe gösterilir ve sonra ceza verilmesine yer olmadığı ve tedbir kararına hükmedilir.

Ancak suçun işlenmesinden sonra akıl hastası olanlar, bu maddeden yararlanamazlar. Fakat akıl hastasının mahkumiyet kararı kesinleştiğinde 5275 sayılı İnfaz Kanunu’nun 16/1. maddesi uyarınca infazı ertelenir. Buna istinaden TCK m.57’de belirtilen sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınırlar. Sağlık kurumunda geçen süreler cezaevinde geçmiş sayılır.

Akıl Hastaları Hakkında Uygulanacak Ceza Miktarları ve Güvenlik Tedbirleri

  • Akıl Hastaları Hakkında Uygulanacak Cezaların Miktarları

Daha önce de bahsettiğimiz gibi Türk Ceza Kanunu’muz akıl hastalığı konusunu iki fıkrada düzenlemiştir. Bu iki fıkrada akıl hastalığının farklı yönlerine odaklanmıştır. Bu farklı yönler aracılığıyla da failin cezalandırılmasını düzenlemiştir.

(1)’inci fıkrada iki hal söz konusudur. Birincisi, akıl hastalığı nedeniyle işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamama, ikincisi ise bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalmış olmasıdır. Her iki halde de faile ceza verilmeyecektir. Ya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilecektir ya da suçun işlenmediğinin anlaşılması halinde beraat kararı verilecektir. Ancak, zorunlu olarak güvenlik tedbirine hükmedilecektir.

(2)’inci fıkrada ise sadece işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış kişilerle ilgili düzenleme bulunmaktadır. Buradaki azalma (1)’inci fıkra derecesinde olmayan bir azalmadır. Bu durumda, fıkrada belirtildiği şekilde ceza indirimi ya da güvenlik tedbiri uygulaması söz konusu olacaktır. Cezanın ne kadar indirileceğini fıkrada belirtilen oranlar dahilinde hakim takdir edecektir. Ancak, tayin olunan cezanın, süresi aynı kalmak koşulu ile kısmen veya tamamen, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak uygulanmasına da karar verilebilecektir. Bu hususta infaz sırasında da karar vermek mümkündür. Bu konuda da hakimin takdir hakkı vardır.

Bahsettiğimiz indirim miktarları ise şu şekilde gerçekleşecektir:

İkinci fıkra hükmü uyarınca, yalnız davranışlarını yönlendirme yeteneği bakımından, birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte bir azalma olduğu anlaşılan kişi hakkında;

  • Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine 25 yıl,
  • Müebbet hapis cezası yerine 20 yıl,
  • Diğer hallerde verilecek ceza 1/6’den fazla olmamak üzere

indirilebilecektir.

  • Güvenlik Tedbirleri

Failin durumu (1)’inci fıkrada belirtilen şekilde ise yukarıda da bahsettiğimiz gibi failin cezalandırılması söz konusu değildir. Ancak bu durumda hakim zorunlu olarak güvenlik tedbirine hükmedecektir. Ancak failin durumu (2)’nci fıkrada belirtilen şekilde ise bu durumda güvenlik tedbirinin uygulanması konusunda hakimin takdir yetkisi doğacaktır.

Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri Türk Ceza Kanunu’muzun 57. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu madde metni aynen şu şekildedir:

Madde 57

(1) Fiili işlediği sırada akıl hastası olan kişi hakkında, koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilir. Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları, yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınırlar.

(2) Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilmiş olan akıl hastası, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca düzenlenen raporda toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının belirtilmesi üzerine mahkeme veya hakim kararıyla serbest bırakılabilir.

(3) Sağlık kurulu raporunda, akıl hastalığının ve işlenen fiilin niteliğine göre, güvenlik bakımından kişinin tıbbi kontrol ve takibinin gerekip gerekmediği, gerekiyor ise, bunun süre ve aralıkları belirtilir.

(4) Tıbbi kontrol ve takip, raporda gösterilen süre ve aralıklarla, Cumhuriyet savcılığınca bu kişilerin teknik donanı ve yetkili uzmanı olan sağlık kuruluşuna gönderilmeleri ile sağlanır.

(5) Tıbbi kontrol ve takipte, kişinin akıl hastalığı itibarıyla toplum açısından tehlikeliliğinin arttığı anlaşıldığında, hazırlanan rapora dayanılarak, yeniden koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilir. Bu durumda, bir ve devamı fıkralarda belirlenen işlemler tekrarlanır.

(6) İşlediği fiille ilgili olarak hastalığı yüzünden davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış kişi hakkında birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre yerleştirildiği yüksek güvenlikli sağlık kuruluşunda düzenlenen kurul raporu üzerine, mahkum olduğu hapis cezası, süresi aynı kalmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, mahkeme kararıyla akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir.

(7) Suç işleyen alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlısı kişilerin, güvenlik tedbiri olarak, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılarına özgü sağlık kuruluşunda tedavi altına alınmasına karar verilir. Bu kişilerin tedavisi, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılığından kurtulmalarına kadar devam eder. Bu kişiler, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca bu yönde düzenlenecek rapor üzerine mahkeme veya hakim kararıyla serbest bırakılabilir.

Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerinin uygulanışı TCK m.57’de belirtildiği şekilde ‘’yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında’’ gerçekleştirilecektir. Kuşkusuz bu kurumun güvenlik önlemleri alınmış herhangi bir sağlık kurumu olması yetmemekte, adli psikiyatrik tedavi hizmetlerinin fiilen gerçekleştirildiği bir sağlık kurumu olması gerekmektedir. Bu sağlık kurumunun günümüzde en popüler örneği ‘’T.C. Sağlık Bakanlığı İstanbul Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’’dir.

Türk Ceza Hukukunda Akıl Hastalığı TCK 32. Madde İle İlgili Emsal Yargıtay Kararları

Yargıtay CGK’nun 20.03.2012 tarihli, 2011/1-451 E. ve 2012/115 K.

  • TCK 32. Madde
  • Akıl Hastalığı

Sanığın kasten öldürme suçuna teşebbüsten cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; ‘anksiyete reaksiyonu’ tanılı raporuna dayalı olarak yerel mahkeme hükmünün sanığın ceza sorumluluğunun araştırılması için bozulmasının isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

25.08.2008 tarihinde işlenen inceleme konusu suç nedeniyle verilen mahkumiyet hükmünün duruşmalı temyiz incelemesi sırasında, sanık müdafii tarafından sunulan Eskişehir Askeri Hastanesinin 14.07.1993 günlü ‘anksiyete reaksiyonu’ tanılı ve sanığın bir ay hava değişimine gönderilmesine ilişkin rapora dayanılarak sanığın ceza sorumluluğunun araştırılması gerektiği ileri sürülebilir ise de; raporun düzenlendiği tarih ve içeriği itibariyle herhangi bir akıl hastalığına işaret etmemesi, sivil hayattan, disiplin kurallarının etkin olarak uygulandığı asker hayata geçişin ilk döneminde sanıkta ortaya çıkan sıkıntı ve gerilim halinin bir sonucu olarak verildiğinin anlaşılması karşısında, anılan raporun gerek verildiği tarihte, gerekse inceleme konusu suç tarihinde sanığın ceza sorumluluğunun araştırılmasını gerektirecek nitelikte rapor olmadığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte sanığın rapor tarihinden sonra işlemiş olduğu kasten yaralama, parada sahtecilik, 6136 Sayılı Yasaya aykırılık ve kumar oynanması için yer ve imkan sağlama suçlarından dolayı verilen mahkumiyet kararlarında 765 sayılı TCY’nin 46 ve 47, 5237 sayılı TCY’nin 32. maddelerinin uygulanmamış olması karşısında, bu rapora dayalı olarak sanığın ceza sorumluluğunun araştırılmasına gerek bulunmamaktadır. Bu nedenle Özel Dairece yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi isabetsizdir. Öte yandan; akıl hastası olduğu belirlenenler fail hakkında verilmesi gereken hükümler açısından 765 sayılı Yasanın 46/1. maddesi ile 5237 sayılı Yasanın 32/1. maddesi arasında fark bulunmamaktadır. Buna karşılık, akıl hastalarına uygulanacak tedbirler açısından 765 sayılı Yasanın 46. maddesi ile 5237 sayılı Yasanın 57. maddesi arasında önemli farklar göze çarpmaktadır. Bununla birlikte; 765 sayılı Yasanın 46/3. maddesinde yer alan ‘Muhafaza ve tedavi altında bulundurma müddeti şifaya kadar devam eder. Yalnız maznuna isnat olunan suç, ağır hapis cezasını müstelzim ise bu müddet bir seneden az olamaz’ şeklindeki düzenlemenin bir benzerine 5237 sayılı Yasanın 57/2. maddesinde; ‘Sağlık kurulu raporunda, akıl hastalığının ve işlenen fiilin niteliğine göre, güvenlik bakımından kişinin tıbbi kontrol ve takibinin gerekip gerekmediği, gerekiyorsa bunun süre ve aralıkları belirtilir.’ biçiminde yer verilmiş olması; akıl hastalığının saptanması durumunda yapılacak uygulamanın sınırlarını belirleme açısından, işlenen fiilin bir suçu oluşturup oluşturmadığını, eğer oluşturuyor ise suç vasfının belirlenmesini ve gerek sübuta ve gerekse vasfa ilişkin gerekçeli değerlendirmenin hükme dercedilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu nedenlerle; sanığın hukuki durumu, suçun sübutu ve vasfı Özel Dairece belirlenmeli, yapılan inceleme sonucu eyleminin sabit olduğu belirlenen sanığın ceza sorumluluğunu etkileyebilecek hususların araştırılması gerektiği düşüncesine ulaşıldığında bu yöne ilişkin bozma yapılmalıdır.


(Yargıtay CGK’nun 20.09.2011 tarihli, 2011/4-141 E. ve 2011/184 K.)

  • TCK 32. Madde
  • Akıl Hastalığı

Sanığın yargılama sırasında eroin bağımlısı olduğunu ve halüsinasyonlar gördüğünü, hayal ettiği şeyleri bazen gerçekleşmiş gibi konuştuğunu savunması karşısında, öncelikle sanığın cezai sorumluluğunu etkileyecek bir akıl hastalığının olup olmadığının araştırılması gerekmektedir.


(Yargıtay CGK’nun 09.02.2016 tarihli, 2014/8-796 E. ve 2016/51)

  • TCK 32. Madde
  • Akıl Hastalığı

Soruşturma evresinde sanığın akıl hastası olup olmadığı yönünde herhangi bir araştırma yapılmadığı, kovuşturma evresinde ise sevk edildiği Mersin Devlet Hastanesinde görevli Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanınca düzenlenen ön raporda işlediği iddia olunan suçların anlam ve sonuçlarını kavrayabileceğinin belirtildiği, akabinde Adana Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinde psikiyatri uzmanlarından oluşan beş kişilik sağlık kurulunca muayene edilip oybirliği ile sanıkta aktif psikopatoloji saptanmadığına ve cezai ehliyetinin tam olup TCK’nun 32. maddesi kapsamına girmeyeceğine dair rapor düzenlendiği, bu raporun sanığın daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle düzenlenen raporla da uyumlu olduğu mevzuatımızda akıl hastalığı ile ilgili ayrıca ve mutlaka Adli Tıp Kurumundan da rapor alınması şeklinde bir zorunluluk bulunmadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde; zanığın ceza sorumluluğunun tam olduğuna ilişkin Adana Dr.Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinden alınan raporun hükme esas alınmaya yeter nitelikte olduğu, sanığın ibraz ettiği suç tarihinden çok sonra düzenlenmiş kesin bir akıl hastalığı teşhisi içermeyen tıbbi belgelere dayalı olarak Adli Tıp Kurumundan da rapor alınmasına gerek bulunmadığı kabul edilmelidir.


(Yargıtay CGK’nun 27.10.2005 tarihli, 2015/14-618 E. ve 2015/351 K.)

  • TCK 32. Madde
  • Akıl Hastalığı

Sanık hakkında olaydan sonra Karşıyaka Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen raporda, 2009 Mart ayı içerisinde işlediği iddia edilen fiili livata suretiyle çocuğa cinsel saldırı suçunun hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilecek durumda olup davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmiş olduğu açıklanmış ise de 20.11.2009 tarihli Aliağa Rehberlik ve Araştırma Merkezince düzenlenen raporda hafif düzeyde zihinsel engel, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu nedeniyle özel eğitim desteği aldığının, 15.04.2005 tarihinde Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma hastanesince düzenlenen sağlık kuru raporunda da hafif düzeyde zihinsel öğrenme güçlüğü bulunduğunun ve bu durumun %40 oranında çalışma gücü kaybına neden olduğunun belirtilmesi karşısında; oluşan şüphe nedeniyle sanığın gözlem altına alınarak ceza sorumluluğunu ortadan kaldıracak yahut azaltacak biçimde akıl hastalığı olup olmadığı hususunda Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas Dairesinden rapor alınması gerekmektedir.


Türk Ceza Hukukunda Akıl Hastalığı TCK 32. Madde İle İlgili Sık Sorulan Sorular

  • TCK m. 32 Nedir?

Akıl hastalığı bir kişinin nasıl hissettiğini, davrandığını ve diğer insanlarla nasıl ilişki kurduğunu ciddi biçimde etkileyen bir sağlık sorunudur. Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur.

  • Anksiyete Bozukluğu ve Cezai Ehliyet İlişkisi

Anksiyete bozukluğu; kişinin sürekli, durumla uygun olmayan aşırı bir endişe durumu içerisinde bulunması hastalığıdır. Yani bir akıl hastalığıdır. Anksiyete bozukluğu yaşayan kişi de bir akıl hastası olarak nitelendirilebilir. Bu sebeple anksiyete bozukluğuna sahip kişilerin cezai ehliyetleri konusu da TCK m.32’deki akıl hastalığı ile ilgili düzenlemelerin içerisine girer.

  • Akıl Hastalarının Ceza Sorumluluğu

Ceza hukukunda akıl hastalığı ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran veya önemli derecede azaltan sebeplerden sayılmaktadır. Akıl hastalığı ceza sorumluluğunun unsurlarından isnad yeteneğini ve dolayısıyla kusuru ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenlerden dolayı suç işleyen akıl hastalarının ceza sorumlulukları bazı durumlarda yoktur.

  • Deli Raporu Olan Ceza Alır Mı?

Deli raporu olan kişiler de akıl hastası olarak nitelendirilebilir. Bu durumlarda deli raporu olan kişiler akıl hastalarına ilişkin düzenlenen TCK m.32’deki düzenlemelere tabi olurlar. Buna istinaden deli raporu olanların cezai sorumluluğunun olmadığı sonucunu çıkartabiliriz.

  • Akıl Hastasının İfadesi Nasıl Alınır?

Akıl hastası kişinin mağdur olması durumunda CMK m.234/2 uyarınca, akıl hastası kişinin meramını ifade edemeyecek derecede malul olması ve bir vekili de bulunmaması halinde, istemi aranmaksızın kendisi için bir vekil görevlendirilir.

Akıl hastası kişinin sanık veya şüpheli olması durumunda ise bu kişi gözlem altına alınır. Ayrıca gözlem altında iken bir müdafiin bulunmaması durumunda istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilerek ifadesi alınır.