Ceza Hukukunda Müsadere (TCK 54 – 55. Madde)

ceza hukukunda musadere

Müsadere, işlenen bir suç karşılığı olarak, suçla ilgili eşya veya bizatihi kendisi suç oluşturan eşyanın veya suçlunun malvarlığının veya bunların karşılık değerlerinin varsa semerelerinin tamamı ya da bir bölümü üzerindeki mülkiyetine mahkeme kararı ile son verilmesi ve bu mülkiyetin devlete geçirilmesine denir. Müsadereye hükmedilebilmesi için bir suçun işlenmesi zorunlu olmakla birlikte, failin bu suçtan dolayı cezaya mahkum edilmesi gerekmemektedir. Müsadere, işlenen bir suç ile ilgili bazı eşya ve kazançların mülkiyetinin devlete aktarılmasıdır. Müsaderenin 2 çeşidi vardır;

  • Genel müsadere: Genel müsadere, suç işleyen kişinin tüm malvarlığının devlete geçirilmesi anlamını taşır. Hukukumuzda genel müsadere kurumu yasaktır.
  • Özel müsadere:  Özel müsadere ise el konulacak malvarlığı değerinin suçla bir ilgisi olması koşulu aranan müsadere türüdür.

Anayasa madde 38 hükmünde de “genel müsadere cezası verilemez” denilerek, müsaderenin ancak bir suçun işlenmesi karşılığında uygulanabileceği kabul edilmiştir. Müsadere için malın işlenen suç ile bağlantısı olması önemli bir şarttır. Suç teşkil etmeyen haksızlıkların yaptırımı olarak müsadere öngörülemez. Müsadere edilecek mal değeri failin, bazı koşullarda üçüncü kişilerin elinden alınabilmektedir. Amacı; hukuka aykırı yollardan elde edilen kazancın kişiden alınmasını sağlamak ve böylece suçların işlenmesini önlemektir.

İlgili Makale: İnfaz Hesaplama

Müsadere Nedir?

Müsadereişlenen bir suç karşılığı olarak, suçla ilgili eşya veya bizatihi kendisi suç oluşturan eşyanın veya suçlunun malvarlığının veya bunların karşılık değerlerinin varsa semerelerinin tamamı ya da bir bölümü üzerindeki mülkiyetine mahkeme kararı ile son verilmesi ve bu mülkiyetin devlete geçirilmesine denir. Müsadereye hükmedilebilmesi için bir suçun işlenmesi zorunlu olmakla birlikte, failin bu suçtan dolayı cezaya mahkûm edilmesi gerekmemektedir. Müsadere, başkaca suçların işlenmesini önlemek amacıyla, cezalandırılan hukuka aykırı fiillerden kaynaklandığı veya bunların işlenmesiyle ilgili olduğu için suç düşüncesini ve suçun çekiciliğini canlı tutan eşyaya, Devlet tarafından el konulmasıdır. Diğer bir tanımla müsadere, işlenen bir suç ile ilgili olarak belirli bazı eşya veya kazançların mülkiyetinin devlete geçmesidir. Bu anlamda suça ait izlerin yok edilmesi amacına gerçekten hizmet eden yegâne güvenlik tedbiri müsaderedir.

Burada dikkat edilmesi gereken hususlar;

  • Müsadereye konu edilecek mal sanığa ait olan bir eşya olmalıdır. Mağdura ait eşya mağdura iade edilmelidir.
  • İşlenen suça delil teşkil eden mallar müsadereye konu olmaz. Bu mallar dosyada delil olarak saklanmalıdır.
  • Eşya 3. kişide ise mutlaka eşya sahibi duruşmaya çağrılmalıdır.

Müsadere yaptırımı 2 çeşittir. Ceza hukukunda suç işleyen kişinin malvarlığının tümünün devlete aktarılması anlamına gelen “genel müsadere” yasaktır. Genel müsaderenin hukukumuzda yasaklanmasının temel nedeni; suçluyla beraber onun ailesi üzerinde de etkili olup tüm aile fertlerinin zarar görmesine sebebiyet vermesidir. Hukukumuzda kabul edilen müsadere çeşidi; suçla ilgili belirli eşyaya ait mülkiyetin devlete aktarılması anlamına gelen “özel müsaderedir”. Bu kapsamda, ancak bir kimsenin suçla bağlantılı bir eşyası veya kazancının müsaderesine karar verilebilecektir.

Bir malvarlığı değerinin müsadereye konu edilmesi için suçu işleyen kişinin mahkûm edilmesi şart değildir. Çünkü yapılan düzenleme ile getirilen değişiklik müsaderenin güvenlik tedbiri olduğu yönündedir. Müsadereye hükmedilmesi için mahkûmiyet şart olmamakla beraber suç işlenmesi ve malın bu suç ile bağlantılı olması şarttır. Örneğin, suç işlenmesinde kullanılan tehlikeli eşya, bu kullanan fail çocuk veya akıl hastası olması nedeniyle cezalandırılmasa dahi, müsaderesine hükmedilebilir. Yine yargılanan kişiler hakkında beraat kararı verilse bile, suç ile ilgili para ve eşya müsadere edilebilir.

musadere nedir
musadere nedir

Müsaderenin Hukuki Mahiyeti

Türk Ceza Hukukunda, işlenen bir suç için cezalar ve güvenlik tedbirleri olmak üzere 2 tür yaptırım vardır. İzah edilmiş olan “müsadere yaptırımı” ise her çeşidiyle güvenlik tedbiri kapsamına girmektedir. Cezalar ve güvenlik tedbirleri arasındaki en temel fark; cezalar failin kusurluluğu üzerine kurulmuş iken güvenlik tedbiri yaptırımı failin “tehlikeli” olması üzerine inşa edilir. Güvenlik tedbirlerinin temel amacı toplumun zarar ve tehlikelerden korunmasıdır. Bu yüzden güvenlik tedbirleri kusur aranmaksızın uygulanan yaptırımlardır.

Müsaderenin, güvenlik tedbiri olarak nitelendirilmesinin önemli sonuçları vardır;

  • Müsadere hükümlerinin uygulanması açısından kazanılmış hak kavramı geçersizdir. Kazanılmış hak, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
  • Müsadere hükümlerinin uygulanması için suç işlenmiş olması önkoşuldur. Ancak mahkemenin bir kimseye mahkûmiyet kararı vermesi şartı aranmaz. Hatta yargılanan kişiler beraat kararı verilse ya da kamu davasının açılmaması, kamu davasının ortadan kaldırılması hallerinde bile müsadere yaptırımı uygulanabilir.

Kanun Koyucu, güvenlik tedbirlerini 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun üçüncü kısımda yaptırımlar başlığı altında 53. ve devamındaki maddelerde düzenlemiştir. Bu bölümde;

  • “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” (md. 53)
  • “Eşya müsaderesi” (md. 54)
  • “Kazanç müsaderesi” (md. 55)
  • “Çocuklara özgü güvenlik tedbirleri” (md. 56)
  • “Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri” (md. 57)
  • “ Suçta tekerrür ve özel tehlikeli suçlular” (md. 58)
  • “Sınır dışı edilme” (md. 59)
  • “Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri” (md. 60) yer almaktadır.

Karar verilme usulü ise 5271 sayılı CMK’da düzenlenen bir konudur. Müsaderenin işlenmiş bir suça istinaden uygulanan bir tedbir veya daha ağır anlamda eşyaya ilişkin kişiyi cezalandırma amaçlı bir usul ya da eşya hakkında bir cezai işlem olduğu kabul edilmektedir. Türk Ceza Kanunu’nun 54. Maddesinde “eşya müsaderesi”, 55. Maddesinde ise “kazanç müsaderesi” öngörülmüştür.

Müsadere Çeşitleri

5237 sayılı Türk Ceza Kanununda müsadere, eşya ve kazanç müsaderesi olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Yeni düzenlemeyle birlikte kısmi müsadere, eşdeğer müsadere, kaim değerin müsaderesi, orantılılık ilkesi gibi kurumlar da hüküm altına alınmıştır. Bütün bu düzenlemelerde iyi niyetli üçüncü kişilerin durumu dikkate alınmıştır. Müsaderenin çeşitli sınıflandırmalara tabi tutulması mümkündür. Ancak, Türk Ceza Kanunu’nda iki farklı türde müsadere öngörülmüştür. Bunlar şu şekildedir:

  • Eşya müsaderesi (TCK 54. madde): Türk Ceza Kanununun 54. maddesinin 1. fıkrasında “suçla ilgili eşyanın”, diğer bir ifadeyle bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen veyahut suçtan meydana gelen veyahut da kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlâk açısından tehlikeli olması kaydıyla “suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşyanın” müsaderesi hüküm altına alınmıştır. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için, suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ve yahut suçtan meydana gelen eşya bakımından kasıtlı bir suçun işlenmesi ve eşyanın iyi niyetli üçüncü kişilere ait olmaması gerekir.
  • Kazanç müsaderesi (TCK 55. madde): Türk Ceza Kanununun 55. maddesine göre “kazanç müsaderesi”, suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddî menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların mülkiyetinin devlete geçmesi şeklinde ifade edilebilir.

Bu iki ayrımın yanı sıra gerek eşya müsaderesinde gerekse kazanç müsaderesinde, müsadereye konu eşya veya maddi menfaatlerin müsaderesi çeşitli sebeplerle mümkün olmayabilir. Böyle durumlarda müsadere edilemeyen malın karşılığı olan para tutarının müsaderesine karar verilmesi de mümkündür. Müsadere ancak kasten işlenen suçlarda uygulanabilmektedir. Taksirli suçlarda ne eşya müsaderesi ne de kazanç müsaderesinden bahsedilemez.

Bir kabahatin işlenmesi nedeniyle de bir eşyanın ya da malvarlığı değerinin mülkiyetinin devlete geçirilmesi “mülkiyetin kamuya geçirilmesi” kavramı ile açıklanmaktadır. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 18. Maddesi uyarınca, kabahatin konusu olan eşyanın veya işlenen kabahat neticesinde elde edilen eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesi suretiyle müsadere edilmesi de mümkündür. Örneğin, dilencilik yapan kişinin kullandığı eşya müsadere edilebilir. Bunun yanı sıra sadece gerçek kişilerde değil, özel hukuk tüzel kişilerinin de yararına suç işlenmesi halinde, yararına suç işlenen tüzel kişi hakkında eşya müsaderesi veya kazanç müsaderesi hükümleri uygulanabilir. (TCK m. 60/2) Ancak o suçla alakalı olan eşya ve maddi çıkarların müsaderesine hükmedilirken, iyi niyetli üçüncü kişilere ait olan malların müsaderesi mümkün olmayacaktır.

Eşya Müsaderesi Nedir? (TCK 54. madde)

Eşya müsaderesi, iyi niyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesiyle bağlantısı bulunan eşyaya devletin el koymasıdır. Müsadereye konu edilecek eşyanın, suçun işlenmesinde kullanılan, suçun işlenmesine tahsis edilen veya suçtan meydana gelen bir eşya olması gerekmektedir. Bu eşyanın zor alımı yani söz konusu eşyaya devlet tarafından el konulmasıyla söz konusu olmaktadır. Türk Ceza Kanunu’nun 54. Maddesi gereği; suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşyanın kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda da müsadere edilebileceği öngörülmüştür.

TCK m. 54’te şu şekilde düzenlenmektedir:

TCK 54. Madde

  1. İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir. Eşyanın üzerinde iyiniyetli üçüncü kişiler lehine tesis edilmiş sınırlı ayni hakkın bulunması hâlinde müsadere kararı, bu hak saklı kalmak şartıyla verilir.
  2. Birinci fıkra kapsamına giren eşyanın, ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka bir surette imkânsız kılınması halinde; bu eşyanın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilir.
  3. Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir.
  4. Üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir.
  5. Bir şeyin sadece bazı kısımlarının müsaderesi gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak olanaklı ise, sadece bu kısmın müsaderesine karar verilir.
  6. Birden fazla kişinin paydaş olduğu eşya ile ilgili olarak, sadece suça iştirak eden kişinin payının müsaderesine hükmolunur.

Türk Ceza Mahkemesi’nin 54. Maddesi gereğince el koyma ile birlikte eşyanın mülkiyeti devlete geçecektir. Müsadere konusu eşya, bir şekilde ortadan kaldırılırsa ve müsaderesi imkânsız hale getirilirse kanunda müsadere konusu malın değeri kadar para tutarının müsaderesi öngörülmüştür. Bu neticede müsadereye konu eşyanın yok edilmesi müsadere yaptırımını ortadan kaldırmaz. Bu konuda müsadere konusu eşyanın taşınır veya taşınmaz olması önem arz etmemektedir. Kanun hükmü uyarınca, müsadereye tabi eşya iki temel kategori altında incelenebilir.

Bunlar:

  • Suçla ilgili eşya; yani suçun işlenmesinde kullanılan ya da suçun işlenmesine tahsis edilen veya suçtan meydana gelen yahut suçta kullanılmak üzere hazırlanan eşya (TCK m. 54/1)
  • Üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşyadır. (TCK m. 54/4).

Müsadere konusu olacak mal veya eşyanın bu 2 temel kategoride olup olmadığı da ancak 3 kritere göre belirlenir.

  • Suçun işlenmesinde bizzat kullanılan eşya müsadere edilebilir.
  • Suçun işlenmesine tahsis edilen eşya müsadere edilebilir.
  • Suçtan elde edilen eşya müsadere edilebilir.
esya musaderesi
esya musaderesi

Eşya Müsaderesinin Şartları

Suçun işlenmesinde kullanılan, suçun işlenmesine özgülenen, suçun işlenmesinden meydana gelen veya niteliği gereği kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli mahiyeti olup suçta kullanılmak üzere hazırlanan eşyaya devlet tarafından el konulur. Bu müsadere çeşidi eşya müsaderesi olarak adlandırılır. Müsadere sistemi sayesinde suça bağlı olarak elde edilen eşyalar ve kazançlar artık devlet kontrolüne geçmiş olur. Mahkeme her zaman müsadere konusunda karar verebilir. Ancak eşya müsaderesinden söz edebilmek için şu koşulların varlığı aranmaktadır:

  • Müsadere edilecek eşyanın kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılmış olması gerekir: Müsaderenin söz konusu olabilmesi için gerekli ilk şart, kasıtlı bir suçun işlenmesidir. Çünkü müsadere, ancak kasten işlenen suçlarda uygulanacak bir güvenlik tedbiridir. Bu kasıt doğrudan olabileceği gibi, olası kast da olabilir. Ancak işlenen suç taksirli bir suç ise müsadere mümkün değildir. Aynı şekilde bir kabahatin işlenmesi nedeniyle de, bir eşyanın ya da malvarlığı değerinin mülkiyetinin devlete geçirilmesi “Mülkiyetin kamuya geçirilmesi” kavramıyla açıklanmaktadır.
  • Eşya suçla irtibatlı olmalıdır: Bir eşyanın müsadere edilebilmesi için o eşyanın kasten işlenen bir suç ile ilişki içerisinde olması gerekmektedir. Suçun kasten işlenmesi hususu yukarıda da izah edildiği üzere önem taşımakla beraber aynı zamanda suçla olan ilişkisi de önem taşımaktadır. Eşyanın suçla olan ilişkisi;
  1. Suçun işlenmesinde kullanılmak,
  2. Suçun işlenmesine tahsis edilmek,
  3. Suçtan meydana gelmek,
  4. Suçun işlenmesi için hazırlanmak şeklinde olabilmektedir. Bunun dışında kalan ve bulundurulması ile taşınması mümkün olmayan eşyaların müsaderesi de mümkün değildir. Yine suçun konusu olan eşyanın, örneğin çalınan eşyanın müsaderesi mümkün değildir.
  • Eşya iyi niyetli üçüncü kişilere ait olmamalıdır: Kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan eşya (örneğin hırsızlık yapmak için kullanılan maymuncuk, merdiven veya öldürmek yahut yaralamak için kullanılan silah, bıçak), iyi niyetli üçüncü kişilere ait olmamalıdır. Bu durum; kişinin suçun işlenmesine iştirak etmemesi, suçun işlenişinden haberdar olmaması durumunda, sahibi bulunduğu eşya bir suçun işlenmesinde kullanılmış olması halidir. Bahse konu iyi niyetli üçüncü kişinin eşyası müsadere edilmeyecektir. Buradaki iyi niyet Medeni Kanun anlamında iyi niyet değildir. Yargıtay yeni dönemki kararlarında, iyi niyeti, “malikin suç eşyasının suçta kullanacağı konusunda bilgisi ve rızasının olmaması” biçiminde anlamaktadır.
  • Eşya müsaderesi hakkaniyete aykırı olmamalıdır: Müsadere, devletin mülkiyet hakkına en ağır müdahalelerinden birisidir. Bu yüzden devletin bu müdahalesinin işlenen suçla orantılı olması gerekmektedir. TCK m.54/3’te “müsaderede orantılılık” kuralı düzenlenmiştir. Bu maddeye göre işlenen suç ile, suçta kullanılan eşyanın müsaderesi arasında orantı bulunmalıdır. Bir diğer ifade ile, suçta kullanılan eşyanın müsaderesinin, işlenen suça göre ağır sonuçlar doğuracağı ve müsaderenin hakkaniyete aykırı olacağı anlaşılırsa, hâkim tarafından müsadereye hükmedilmeyebilir.
  • Paylı mülkiyetli eşyada: Paylı mülkiyetin bir diğer adı müşterek mülkiyettir. Paylı ya da müşterek mülkiyeti Türk Medeni Kanunu’na göre bir şeyin üzerinde birden fazla kişinin hisse sahibi olmasına verilen isimdir. Paylı mülkiyette tek bir mülkiyet hakkı olur. Mal üzerindeki bu tek hak birden fazla kişiye aittir. Birden çok kişinin paydaşı olduğu eşyalarda sadece suça iştirak eden kişinin payının müsaderesi yapılabilecektir.
  • Eşyanın bir kısmının müsaderesinde: Suçun işlenmesiyle ilişkili olan eşya, mutlaka tamamen kullanılmış olma mecburiyetinde değildir. Eşyanın tamamı suçun işlenmesiyle ilgili olabileceği gibi kısmen de kullanılmış olabilecektir. Kanun, kısmi müsadereyi de düzenlemiştir. Bir eşyanın sadece bazı bölümlerinin müsaderesinin gerekliliği durumunda, bütünlüğe zarar vermeden bu kısmı ayırmanın mümkün olduğu hallerde sadece bu kısım açısından müsadere kararı verilebilmesi mümkündür. Devlet müsadere tedbirini eşyanın suç ile ilişkisi olan kısmı için uygular.

Müsadereyi Etkileyen Durumlar

  • Hukuka Uygunluk Sebeplerinin Varlığı: Hukuka uygunluk sebepleri, suç teşkil eden her fiilde bulunan hukuka aykırılık unsurunu ortadan kaldıran, fiil, ceza kuralının amacına aykırı olmaktan çıkarıp meşru bir zemine çeken nedenlerdir. Bu nedenler tüm hukuk düzenine etki ederek fiili hukuka uygun kabul edilmesini sağlar. Hukuka uygunluk nedenlerine Türk Ceza Kanunu’nda yer verilmiştir. Buna göre;
    1. Kanunun hükmünü yerine getirme
    2. Meşru savunma
    3. Hakkın kullanılması
    4. İlgilinin rızası
    5. Amirin emrini yerine getirme
    6. Zorunluluk hali şeklindedir. Somut fiilin var olmasına sebep veren bir hukuka uygunluk sebebinin bulunması halinde suçun hukuka aykırılığı ortadan kalkacağı için müsadere kararı verilmesi için de bir sebep kalmayacaktır.
  • Kişinin Beraat Hali: Kişinin beraat hali de müsadereye etki eden hususlardan biridir. Mahkemenin beraat kararı vermesi halinde müsaderenin durumunun belirlenmesi noktası kritiktir. Bu hususta mahkemenin beraatı neye dayanarak verdiği önem arz etmektedir. Verilen kararın içeriğine göre müsadereye ilişkin karar çıkacaktır. Sanığın suçun unsurlarının oluşmaması veya kanunda suç olarak tanımlanmamasından dolayı verilen beraat kararlarında eşyanın müsadere edilmesi mümkün değildir.
  • Kusurluluk Hali: Kusurluluk suçun bir unsuru olup, failin psişik faaliyeti ile sonuç arasındaki iradi ilişkidir. Kusur ve kusurluluk, işlenen fiille ilgili olarak failin sorumlu tutulup tutulamayacağı konusundaki değer yargılarıdır. Kişinin kusurluluğunu etkileyen hallerde kişi suç teşkil eden eylemlerden ya hiç sorumlu tutulmamakta ya da sorumluluğu azalmaktadır. Cezai sorumluluğun varlığında failin kusurluluğunun bulunması gerekli iken güvenlik tedbirlerinin uygulanabilmesi için kişinin kusurluluğuna bakılmamaktadır. Bu sebeple cezai bir yaptırım gerektirmese de somut fiilin özelliklerine göre tehlike arz eden durumlarda müsadere kararı verilebilecektir.
  • Yaş Küçüklüğü ve Akıl Hastası Kişiler: Ceza hukukunda çocuk; başka suretle ergin olsa bile “henüz 18 yaşını doldurmamış kişi” olarak kabul edilmektedir. Suça konu fiilin işlenmesi sırasında kişinin yaş küçüklüğü ve TCK m.31’deki kusur yeteneğine haiz olmayan kişilere yönelik güvenlik tedbirlerinin uygulanması açısından bir engelin olmaması sebebi ile müsadere kararı verilebilir. Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli ölçüde azalmış olan kişiye ceza verilmez. Yani kişinin akıl hastalığının varlığı durumlarında kusurlu olmayacağı kabul edildiği için cezai sorumluluğu olmayacak. Ancak burada dahi güvenlik tedbirlerinin uygulanması açısında bir engel olmayacağı için suç eşyalarının müsaderesine karar verilebilmesi mümkündür.

Eş Değer Müsaderesi (TCK 54/2)

Bazen suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın ortadan kaldırılması, elden çıkarılması veya tüketilmesi nedeniyle, müsadereye konu bu eşyaya el konulmamış, bu eşyanın ele geçirilmemiş olması mümkündür. Böyle durumlarda TCK m.54/2 hükmü uyarınca; müsadereye konu eşyanın, ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya başka bir surette müsaderesinin imkânsız hale getirilmesi durumunda, bu eşyanın yerine değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilebilir. Buna eş değerin müsaderesi denilmektedir. Diğer adı kaim değer müsaderesidir. Bu düzenleme hem eşya hem de kazanç müsaderesi olmak üzere tüm müsadere çeşitlerinde söz konusudur.

İlgili madde hükmünde bahsedilen “değer” kavramı, madde gerekçesinde de açıkça ifade edildiği üzere müsadere konusunu oluşturan eşya veya maddi menfaatin parasal karşılığıdır.  Burada müsadereye konu eşyaya el konulamamış veya merciine teslim edilememiştir.  Örneğin, bir kimse plakasını söküp tanınmaz hale getirdiği bir araçla, bir kimseye çarparak ölüme neden olması durumunda, araç ele geçirilemediğinde, bu aracın değeri bilirkişi marifetiyle hesaplanarak, bu değer kadar tutarında bir meblağ kadar paranın müsaderesine karar verilebilir. Eşya müsaderesini düzenleyen 54. maddenin 2. Fıkrasında bu hususa; “Birinci fıkra kapsamına giren eşyanın, ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka bir surette imkânsız kılınması halinde; bu eşyanın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilir.” Şeklinde yer verilmiştir.

Üçüncü Kişilere Ait Eşyaların Müsaderesi

Hükmün gerekçesi ile birlikte suçun işlenmesi ile bağlantılı olan eşyaların devlete geçirilmesine karar verilir. Kural olarak suç ile ilgili olan eşya kime ait olursa olsun müsadere edilir. Ancak müsadere konu malın iyi niyetli üçüncü kişiye ait olması durumunda, bu kişinin suçla bir bağlantısının olmaması sebebi ile sahip olduğu malın mülkiyetinin devlete geçirilmesi Anayasa m.35’i açıkça ihlal edeceğinden sebeple müsadere edilmesi mümkün olmayacaktır. Bir suçun meydana gelmesinde kullanılan eşyaların iyi niyetli üçüncü kişinin mülkiyetine ait olması durumunda örneğin kaçak malın kolilere gizlenerek ülkeye tır ile sokulması durumunda kolilerin içeriğinden haberdar olmayan araç sahibinin aracının suçta kullanılması bu arabanın müsaderesine yol açmayacaktır. Sonuç olarak bakıldığında sevkiyatta kullanılan iyi niyetli üçüncü kişiye ait aracın güvenlik tedbirine konu olması mümkün olmadığından dolayı, sanıklara ek ceza verilmesi mümkün olmayacaktır.

Bir güvenlik tedbiri olarak adlandırılsa bile müsaderenin bir ceza mahiyetinde olduğu açıktır. Buna rağmen bu durum müsadereyi güvenlik tedbiri olmaktan da uzaklaştırmamaktadır. Şöyle ki; güvenlik tedbiri değil de bir ceza mahiyetinde nitelendirilmesi yapılsaydı, iyi niyetli üçüncü kişilere geri iade edilen malın sonucunda suçlulara malın değeri kadar para cezasının devlete ödenmesi yönünde ceza verilebilirdi. Bunun yanı sıra müsadere edilecek eşyanın üzerinde iyiniyetli üçüncü kişiler lehine tesis edilmiş sınırlı yani hak (ipotek, sükna hakkı gibi) varsa müsadere kararı, bu hak saklı kalmak şartıyla verilir. Yani iyi niyetli üçüncü kişilerin sınırlı ayni hakları da korunmaktadır.

Kazanç Müsaderesi Nedir?

Müsadere başkaca suçların işlenmesini önlemek amacıyla, cezalandırılan hukuka aykırı fiillerden kaynaklandığı veya bunların işlenmesiyle ilgili olduğu için suç düşüncesini ve suçun çekiciliğini canlı tutan eşyaya Devlet tarafından el konulmasıdır. Müsadere; eşya müsaderesi ve kazanç müsaderesi olmak üzere 2 çeşittir. Eşya müsaderesi yukarıda izah edilmiştir. TCK m.55 yine bir güvenlik tedbiri olarak kazanç müsaderesine de yer vermiştir. Kazanç müsaderesinin konusu, suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddî menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançlardır.

Bu kapsamda kazanç müsaderesi dört şekilde karşımıza çıkmaktadır:

  • Suçun işlenmesi ile elde edilen maddi menfaatler kazanç müsaderesine konu olabilir.
  • Suçun konusunu oluşturan maddi menfaatler kazanç müsaderesine konu olabilir.
  • Suçun işlenmesi için sağlanan maddî menfaatler kazanç müsaderesine konu olabilir.
  • Suçun konusu olan veya suçun işlenmesiyle elde edilen veya suçun işlenmesi için temin edilen maddi menfaatlerin değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan her türlü ekonomik değer kazanç müsaderesine konu olabilir.

Ancak bu nitelikteki eşya hakkında bu fıkra hükmüne göre müsadere kararı verilebilmesi için maddî menfaatin suçun mağduruna iade edilememesi gerekir. Örneğin dolandırıcılık suçundan kişinin elde ettiği menfaat mağdura ait olduğundan müsadereye konu olmayacak ve ona iade edilecektir. Keza uyuşturucu madde ticareti yapmak suretiyle elde ettiği parasal değeri taşınmaza çevirmiş olması halinde bu taşınmazın müsaderesine hükmedilecektir. Müsadere konusu eşya veya maddi menfaatlere el konulması mümkün olmadığı takdirde bunların karşılığı olan değerlerin müsaderesine karar verilir. Kanun lafzına bakıldığında kazanç müsaderesi de bazı şartlara tabidir.

Kazanç Müsaderesi – TCK m.55

  1. Suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilir. Bu fıkra hükmüne göre müsadere kararı verilebilmesi için maddi menfaatin suçun mağduruna iade edilememesi gerekir.
  2. Müsadere konusu eşya veya maddi menfaatlere el konulamadığı veya bunların merciine teslim edilmediği hallerde, bunların karşılığını oluşturan değerlerin müsaderesine hükmedilir.
  3. Bu madde kapsamına giren eşyanın müsadere edilebilmesi için, eşyayı sonradan iktisap eden kişinin 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun iyiniyetin korunmasına ilişkin hükümlerinden yararlanamıyor olması gerekir.

Kazanç Müsaderesinin Şartları

  • Kasıtlı bir suç işlenmelidir: İlk şart, kasıtlı bir suçun işlenmesidir. Eşya müsaderesinde olduğu gibi kazanç müsaderesinde de suç ile ilişkisi bulunan eşyanın müsadere edilebilmesi için söz konusu suçun kastla işlenmesi gerekmektedir. Buradaki kasıt doğrudan kast olabileceği gibi olası kast da olabilecektir. Bu husus TCK m.55’te açıkça yer almamasına karşın, müsaderenin hukuki niteliği ve maddede yer alan “suçun işlenmesi” ibaresinden anılan hususu çıkarmak mümkündür. İşlenen suç taksirli ise, kazanç müsaderesi kararı verilemez.
  • Kazanç suçla bağlantılı olarak elde edilmelidir: Kazancın suçla bağlantılı olduğu kabul edilen haller;
  1. Suçun işlenmesi ile elde edilen maddi menfaatler,
  2. Suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler,
  3. Suçun konusunu oluşturan maddi menfaatler,
  4. Suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatlerin değerlendirilmesi ve dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançlardır.
  • Kazancın suç ile bağlantısının kurulabilmesi ve kanıtlanması gerekir: Suç ile kazanç arasındaki bağlantı müsadere tedbirinin uygulanmasında önem teşkil etmektedir. Öyle ki suç ile arasında bağ olmayan kazanç veya ekonomik değerlerin müsaderesi de mümkün olmayacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, yargılanan suç ile bu eşyalar arasında bir bağlantının bulunması gerektiğidir. Yoksa daha önceden işlenen ve yargılama konusu olmayan bir suç ile bağlantısı olduğu iddia edilen maddi menfaatlerin ya da ekonomik kazançların kazanç müsaderesine tabi tutulması söz konusu değildir. Ayrıca kazanç ile suç arasındaki bağlantının kanıtlanması da gerekmektedir.
  • Elde edilen maddi menfaat veya ekonomik kazançların iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmaması yahut mağduruna iade edilmemiş olması gerekir: Müsadere konusu eşya veya maddî menfaatlere el konulamadığı veya bunların merciine teslim edilmediği hâllerde, bunların karşılığını oluşturan değerlerin müsaderesine hükmedilir. Aynı şekilde Kazanç müsaderesinin düzenlendiği 55. maddeye göre bu madde kapsamına giren eşyayı sonradan iktisap eden kişinin Medeni Kanun’un iyiniyetin korunmasına dair hükümlerinden istifade edemiyor olması halinde söz konusu eşyanın müsaderesi mümkün olabilecektir. Bu durum; kişinin suçun işlenmesine iştirak etmemesi, suçun işlenişinden haberdar olmaması durumunda, sahibi bulunduğu eşya bir suçun işlenmesinde kullanılmış olması halidir. Bahse konu iyi niyetli üçüncü kişinin eşyası müsadere edilmeyecektir. Buradaki iyi niyet Medeni Kanun anlamında iyi niyet değildir. Yargıtay yeni dönemki kararlarında, iyi niyeti, “malikin suç eşyasının suçta kullanacağı konusunda bilgisi ve rızasının olmaması” biçiminde anlamaktadır.

Kaim Değer Müsaderesi

Suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan veya suçun işlenmesi için sağlanan menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi ile ortaya çıkan ekonomik kazançlar, failin veya iyiniyetli olmayan kimselerin elinde ise müsadere kararı verilir. Ancak maddi menfaatler veya ekonomik kazançların elden çıkarılması veya saklanması gibi nedenlerle bunlara el konulamadığı veya teslim edilmediği hallerde bunların karşılığının müsadere edilmesi hususu gündeme gelmektedir.

Müsadere konusu maddi menfaat veya ekonomik kazancın, harcama, imha ve tüketme gibi failin elinde olan nedenlerle yahut ekonomik kazancın yanma, hırsızlık, kaybolma gibi failin elinde olmayan nedenlerle elden çıkması ve yeniden ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde, bu menfaat veya kazancın yerine, mahkemece menfaat ve kazancın özellikleri belirlenerek, gerektiğinde bilirkişi aracılığıyla, belli bir miktar para belirlenip, anılan kaim değerin müsaderesine karar verilir.

Üçüncü kişilerdeki kazancın müsaderesi: 

Türk ceza kanununun 55/3 maddesine göre müsadere kapsamına girecek ve üçüncü kişilerde bulunan eşyaların müsadere edilebilmesi için üçüncü kişinin iyi niyetli olmaması veya iyi niyetinin kanunen korunmaması gerekmektedir. Bu konuda Türk Medeni Kanununun iyi niyete ilişkin hükümleri incelenmelidir. “Failin bizzat pişmanlık göstererek, satın alan iyiniyetli ise; sattığı yeri veya kişiyi söyleyerek çalınan malın hırsızlık suçunun mağduruna iadesini sağlaması yanında aynen geri verme veya tazmin suretiyle satın alanın zararını da gidermesi, kötü niyetliyse; satın alandan elde ettiği para veya sağladığı menfaati, kazanç müsaderesine konu edilmek üzere soruşturma makamlarına teslim etmesi gerekir…” (Yargıtay 13. CD Esas: 2012/3590 Karar: 2013/13966 Tarih: 13.5.2013)

Kaçakçılık Kanununa Göre Müsadere

5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 13. Maddesine göre, bu kanunda tanımlanan suçlarla ilgili olarak eşya ve kazanç müsaderesini düzenleyen TCK m.54 ve TCK m.55 hükümlerine gidilebilir. Buna göre; iyi niyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşya müsadere edilecektir. Kaçakçılık Kanunu ile ilgili eylemlerde de itibari değer müsaderesi, üçüncü kişi hakkının korunması ve kısmi müsadere mümkündür. Bununla birlikte Kaçakçılık Kanununa göre, kaçak eşya taşımasında bilerek kullanılan veya kullanılmaya teşebbüs edilen her türlü taşıma aracının müsadere edilebilmesi için aşağıdaki koşulların birinin gerçekleşmesi gerekmektedir:

  • Kaçak eşyanın, suçun işlenmesini kolaylaştıracak veya fiilin ortaya çıkmasını engelleyecek şekilde özel olarak hazırlanmış gizli tertibat içerisinde saklanmış veya taşınmış olması.
  • Kaçak eşyanın, taşıma aracı yüküne göre miktar veya hacim bakımından tamamını veya ağırlıklı bölümünü oluşturması veya naklinin, bu aracın kullanılmasını gerekli kılması.
  • Taşıma aracındaki kaçak eşyanın, Türkiye’ye girmesi veya Türkiye’den çıkması yasak veya toplum veya çevre sağlığı açısından zararlı maddelerden olması.

Burada sayılan hareketler seçimlik hareketlidir. Yani bunlardan birinin gerçekleşmesi müsadereye karar verilebilmesi için yeterlidir.

musadere cesitleri
musadere cesitleri

Müsadere Usulü

Müsadere usulü ve kararların infazı hukuk sistemimizde suçla mücadele ve adaletin sağlanması noktasında önem taşımaktadır. Müsadere suç faaliyetlerinden elde edilen veya suça konu olan malvarlıklarının devlet tarafından el konulmak suretiyle kamuya geçirilmesidir. Müsadere yaptırımı, kişinin malvarlığı haklarına yapılan en büyük ihlaldir. Bu nedenle ancak adli makamlar tarafından verilen kararlar doğrultusunda yürütülür ve çoğunlukla ceza davalarının bir parçasıdır. Müsadere bir güvenlik tedbiri olduğundan koruma tedbirlerinden ayrı olarak ancak mahkeme kararı ile hükmolunabilir. Ayrıca bu kararı ancak ceza hâkimi verebilir. Hukuk hakiminin müsadereye konu eşya hakkında karar verme yetkisi bulunmamaktadır.

Müsadere istemini, iddianame ile savcı yapar. İddianamede bu hususta bir açıklık yoksa ek savunma ile müsadere yapılabilir. Genellikle mahkûmiyet kararı ile birlikte müsadere kararı verilir. Sanık hakkında beraat veya düşme kararı verilirse müsadere kararı verilemez. Bu durumda eşya iade edilmelidir.

Müsadere usulü CMK m.256-259 arası hükümlerde düzenlenmektedir. Bu düzenlemeye göre; müsadere kararı verilmesi gereken hâllerde, kamu davası açılmamış veya kamu davası açılmış olup da esasla beraber bir karar verilmemişse; karar verilmesi için, Cumhuriyet savcısı veya katılan, davayı görmeye yetkili mahkemeye başvurabilir. Kamu davası açılmış olup da iade edilmesi gereken eşya veya malvarlığı değerleri ile ilgili olarak esasla birlikte bir karar verilmemiş olması durumunda, mahkemece re’sen veya ilgililerin istemi üzerine bunların iadesine karar verilir. Bu duruma ilişkin verilmesi gereken kararlar, duruşmalı olarak verilir. Müsadere veya iade olunacak eşya veya diğer malvarlığı değerleri üzerinde hakkı olan kimseler de duruşmaya çağrılır.

Bu kişiler, sanığın sahip olduğu hakları kullanabilirler. Çağrıya uymamaları, işlemin ertelenmesine neden olmaz ve hükmün verilmesini engellemez. Mahkemece verilecek hükümlere karşı Cumhuriyet savcısı, katılan ve Müsadere veya iade olunacak eşya veya diğer malvarlığı değerleri üzerinde hakkı olan kimseler için istinaf yolu açıktır. Öte yandan, suç konusu olmayıp sadece müsadereye tâbi bulunan eşyanın müsaderesine sulh ceza hâkimi tarafından duruşma yapılmaksızın karar verilir. Müsadere konusunda karar vermeye görevli ve yetkili mahkeme, asıl suç için görevli ve yetkili mahkemedir.

Suça Teşebbüs Durumunda Müsadere

Müsadere bir güvenlik tedbiridir. Güvenlik tedbirlerinin uygulanması için bir suçun varlığı şarttır. Ancak bu suçun tamamlanmış olması gerekmemektedir. Müsadere için eşyanın suçta kullanılmasının mümkün olması yeterli değildir Mutlaka icra hareketlerine başlanmış olması gerekir. Bu nedenle bir suçun teşebbüs aşamasında kalmış olması müsadere kararı verilmesine engel teşkil etmeyecektir.

Kanunun müsadereye ilişkin hükümlerinde pek çok düzenlemeye yer verilmiştir. Ancak bakıldığında, suça teşebbüs ve gönüllü vazgeçme konularında herhangi bir müsadere engeli teşkil eden durumdan bahsedilmediği de görülmektedir. Suça teşebbüs durumunda icra hareketlerinin başlamaktadır. Bu durumun suçtan ayrı olarak değerlendirilemeyeceği için müsadere hükümlerinin uygulanmasında bir engel yoktur. Suça teşebbüs aşamasına geçilmediği takdirde ise yasaklı maddelerin müsaderesi dışında, genel müsadere hükümlerinin uygulanması Anayasamızın 38/9. maddesine aykırı düşecektir ve hakkaniyete aykırı sonuçlar teşkil edecektir.

Müsadereye Karşı Gidilebilecek Kanun Yolları

Müsadere usulü ancak mahkemenin belirlediği hukuki çerçevede işlemektedir. Süreç suçun niteliğine, el konulan malın türüne ve suçla ilişkisinin türüne göre değişkenlik göstermektedir. İlk derece ceza mahkemesi tarafından kişi hakkında asıl suç nedeni ile yapılan yargılama sonucunda esasa hüküm yanında müsadere kararı da çıkmış olabilir. Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen müsadere kararı hüküm niteliğindedir. Bu nedenle kanun yoluna konu olacağı da açıktır.

Verilen karara karşı;

  • Cumhuriyet savcısı,
  • Katılan,
  • Müsaderesi yapılan üzerinde hak sahibi bulunan kimseler kanun yoluna gidebileceklerdir.

Ceza Muhakemeleri Kanunu madde 258 hükmü gereğince müsadere kararı verildiği hallerde ilgili kişiler 2 hafta içerisinde istinaf yoluna gidebilmektedir. Kişi hakkında verilmiş müsadere kararının kaldırılması talepli dilekçeler kararın verildiği mahkemeye sunulmalıdır. Bu konuda verilen müsadere kararları eşyaya ilişkin ise eşya üzerinde bulunan müsadere kararının kaldırılması talepli dilekçe sunulmalıdır. Yine de verilen müsadere kararı kazanç müsaderesi ile ilgili ise bu bağlamda yine kararın kaldırılması talepli dilekçe sunulması gereklidir.

ceza hukukunda musadere zamanasimi
ceza hukukunda musadere zamanasimi

Müsaderede Zamanaşımı

Suçun işlenmesinde kullanılan, suçun işlenmesine tahsis edilen suçtan meydana gelen ya da suçun işlenmesi için hazırlanan eşyanın müsaderesi zamanaşımı, asıl fiil için öngörülen zamanaşımı süresi kadardır. Durma ve kesilme nedenleri de asıl suça göre belirlenecektir. Üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşyanın müsaderesi konusunda ise, herhangi bir zamanaşımı yoktur. Bu eşyalar her zaman müsadere olunabilir. Müsadere yargılaması dava zamanaşımı itibariyle genel hükümlere tabidir.

Ancak müsadere kararı verildikten sonra ayrıca bu kararın uygulanabilmesi için Türk Ceza Kanunu’nda ayrı bir süre öngörülmüştür. Yani müsaderenin yerine getirilmesi, infazına ilişkin zamanaşımı, TCK m.70’te düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, müsadereye ilişkin hükümler, hükmün kesinleşmesinden itibaren 20 yıl geçtikten sonra artık infaz edilmesi gerekir. Aksi takdirde kararın infaz kabiliyeti kalmayacaktır. Burada müsadere zamanaşımından anlaşılması gereken, dava zamanaşımı değil; kesin hükümle birlikte müsadere edilme kararıdır.

Müsadere Yargıtay Kararları

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 16/01/2018 tarih ve 2017/7-967 E.- 2018/3 K. Sayılı karar

Sanığın yetkilisi olduğu şirkete ait iş yerinde katılan Kurum yetkilisi ile Maliye vergi denetmeni ve yoklama memuru tarafından yapılan denetimde 31.777 adet (şişe) bandrolsüz içkinin tespit edilerek ele geçirildiği anlaşılmakla; ithal edilecek alkollü içkilere yurt dışı üretim mahallinde (gümrük hattını geçmeden önce serbest bölgede ve antrepoda da bandrol yapıştırılması mümkündür) ya da ithal edilen alkollü içkiler gümrük hattını geçtikten sonra yetkili firma tarafından İstanbul, İzmir ve Mersin illerinde kurulacak tesislerde ürünler üzerine bandrollerin yapıştırılmasının gerekmesi, ithal edilen alkollü içkilerin satışı aşamasında ürün üzerine bandrol yapıştırılmasına imkân veren yasal bir düzenlemenin bulunmaması ve 4733 sayılı Kanun’un 5752 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle değişik 8. maddesinin dördüncü fıkrasında ambalajlarında bandrol bulunmayan ürünleri ticari amaçla bulundurmanın ve satışa arz etmenin suç olarak düzenlenmiş olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, bandrolsüz alkollü içkilerin ticari amaçla bulundurulduğu ve satışa arz edildiği sabit olan, 5607 sayılı Kanun kapsamında kaçak eşya niteliğindeki suça konu eşyanın müsadere koşullarının oluştuğu, bu hususta karar verilebilmesi için başkaca bir inceleme ve araştırma yapılması gerekmediğinden usul ekonomisi de gözetilerek Ceza Genel Kurulunca müsadere kararı verilebileceği kabul edilmelidir.

Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, suça konu eşyanın müsaderesi yerine sahibine iadesine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına, ancak yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK’nun, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, yediemin sıfatıyla sanığa teslim edilen 31.770 adet alkollü içki ile adli emanette kayıtlı 6 adet alkollü içkinin 5607 sayılı Kanunun 13/1. maddesi delaletiyle TCK’ nun 54/1. maddesi uyarınca müsaderesine, sanığın yediemin sıfatıyla kendisine teslim edilen 31.770 adet alkollü içkiyi teslim edememesi hâlinde ise, nezdinde bulundurduğu müsadereye konu eşyanın karşılığını oluşturan tutarın, kesin teminat mektubu alındığı da göz önünde bulundurularak 5607 sayılı Kanunun 13/1. maddesi delaletiyle TCK’nun 55/2. maddeleri uyarınca müsaderesine karar verilmelidir.


Yargıtay 6. Ceza Dairesi 02.07.2020 tarihli 2019/700 E.-2020/2534 K. Sayılı Karar

Sanık M.A. hakkında kazanç müsaderesine ilişkin hükmün incelenmesinde; Dairemizin 12/02/2014 tarih, 2013/23089 Esas- 2014-1981 karar sayılı bozma ilamında TCK’nin 55. maddesinde düzenlenen kazanç müsaderesi hususunda ayrıntılı açıklamanın yapıldığı, bozma ilamı doğrultusunda sanık hakkında Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığından (MASAK) bilirkişi raporu aldırıldığı, ilgili raporun 77. Sayfasında kazanç müsaderesine konu taşınmazlardan Gölbaşı … Mahallesi … Ada … Parselde bulunan 1056 metrekare yüzölçümlü taşınmazdaki 67/1056 oranında 3 ayrı hissenin sanık tarafından 26/09/2006 tarihinde satın alındığı, 79. numaralı sayfada belirtilen tablodaki verilere göre bu hisselerden bir tanesinin 24/01/2007 tarihinde sanık tarafından satışının yapıldığı, 80. sayfada yer alan sanık adına halen kayıtlı bulunan taşınmazlar arasında ise … Ada … Parsel numaralı aynı yüzölçümünde (67/1056) kat mülkiyeti tesis edilen 2 ayrı taşınmaz kaydının bulunduğu, adı geçen raporun 81 numaralı sayfasında ise kararda bahsi geçen “Satış yolu ile 26/09/2006 tarihinde edinilen Gölbaşı … Mahallesi … Ada … Parselde bulunan 1056 metrekare yüzölçümlü taşınmazdaki 67/1056 hissenin” TAKBİS’de yapılan sorgulama bilgileri ile eşleştirilemediğinin belirtildiği, bu haliyle bozma sonrası eşleştirmesi yapılamayan Gölbaşı … Mahallesi … Ada … Parselde bulunan 1056 metrekare yüzölçümlü taşınmazdaki 67/1056 oranındaki iki ayrı hissenin, 29/01/2008 tarihinde kat mülkiyeti tesis edilen … Ada 26 parsel numaralı taşınmazdaki iki ayrı bağımsız bölümle aynı taşınmaz olup olmadığının ilgili tapu sicil müdürlüğünden tedavüle ilişkin tüm kayıtlar getirilmek suretiyle tespiti ile oluşan tereddüt giderildikten sonra, sonucuna göre sanık hakkında kazanç müsaderesine ilişkin hususun bir bütün halinde değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeyerek, yazılı şekilde hüküm kurulması…


Yargıtay 18. Ceza Dairesi 17.02.2020 tarihli 2019/22137 E.-2020/4495 K. Sayılı Karar

AİHM Calabro-İtalya kararında “Gizli ajanın ifadeleri, başvuranın mahkumiyetinde belirleyici faktör olmamıştır. Buna ek olarak başvurana yargılama aşamasında, soruşturmada görev alan polis memurlarını sorgulama, polis operasyonunun niteliği ve kullanılan usulleri netleştirme fırsatı vermiştir. Bu nedenle adil yargılama hakkı ihlal edilmemiştir” sonucuna ulaşmıştır. (Başvuru No:58895/0011 Mart 2002)

Ayrıca bir suç işlendiğini öğrenen kolluk görevlilerinin, gecikmeksizin durumu Cumhuriyet Savcısına bildirerek şüphelilerin yakalanması ve suç delillerinin elde edilmesini temin amacıyla CMK’nın 116 ve devamı maddeleri uyarınca usulüne uygun arama kararı alarak işlem yapması gerektiği, CMK’nın 119. maddesi uyarınca konutta yapılacak aramanın ancak hakim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabileceği, CMK’nın 123. maddesi uyarınca, ispat aracı olarak yararlı görülen ya da eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan malvarlığı değerlerinin, muhafaza altına alınabileceği, yanında bulunduran kişinin rızasıyla teslim etmediği bu tür eşyaya ise elkonulabileceği, CMK’nın 127. maddesinde ise, hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlilerinin, elkoyma işlemini gerçekleştirebileceği, hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işleminin, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulması gerektiği, hâkimin, kararını elkoymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklaması; aksi hâlde elkoymanın kendiliğinden kalkacağı düzenlenmiştir.

Somut olayda yukarıda sözü edilen yasal düzenlemelere aykırı şekilde kolluk görevlilerinin gelen ihbar üzerine, Cumhuriyet savcısının CMK’nın 160 vd. maddelerine göre yaptığı yazılı veya sözlü bir görevlendirme bulunmaksızın, ihbara konu cep telefonu aranarak fuhuş pazarlığı yapıldığı, iki kolluk görevlisinin müşteri olarak sanıkla suçta kullandığı araçta buluşulduğu, önceden seri numarası alınmış parayı temyize gelmeyen diğer sanık …’e verdikten sonra polislerin kimliğini açıkladığı, ardından kolluk görevlileri tarafından olay tespit tutanağında yazılı delillere el konulduğu, araçta bulunan sanık ve mağdurların kimlik tespitleri yapıldıktan sonra konu ile ilgili Cumhuriyet savcısına bilgi verilerek, mağdurların ifadesinin alınması, şüphelilerin gözaltına alınması, el konulan suç unsurları ile tahkikat evrakının mevcutlu olarak gönderilmesi talimatı alındığı, daha sonra Sulh Ceza Hakimliğinden, elde edilen delillerin rızaen teslim edildiğine dair tutanakta bir ibare bulunmamasına rağmen, CMK’nın 127. maddesi uyarınca el koyma kararı alındığı anlaşılmıştır.

Olay kapsamında yapılan işlemlerin arama ve el koyma niteliğinde olduğu, bu işlemlerin CMK’nın 116 vd. ile 123 ve 127. maddelerine aykırı olduğu, bu nedenle elde edilen delillerin de hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş delil niteliğinde bulunduğunun anlaşıldığı, yine mağdurların kolluk ifadelerine de yukarıda sözü edilen açıklamalar nazara alındığında, Cumhuriyet savcısının CMK’nın 160 vd. maddelerine göre yaptığı yazılı veya sözlü bir görevlendirme bulunmaksızın yapılan işlemlerle sonucu ulaşıldığından, bu ifadelere de itibar edilemeyeceği, kaldı ki mağdurların tercüman bulundurulmadan alınan kolluk ifadelerinden sonra dosyada bilgi sahibi olarak ifadesi alınan …’nın mahkemeye sunduğu tercümeli dilekçesinde de, yeteri kadar Türkçe bilmeden alınan ifadesini kabul etmediği, okuyup anlamadan kolluk görevlilerinin baskısıyla imzaladığını beyan etmesi karşısında, bu ifadenin de mahkumiyete esas teşkil edecek nitelikte bulunmadığı, diğer mağdur Dildora Khazratkulova’nın mahkeme aşamasında ifadesine başvurulmadığı, dolayısıyla sanığın üzerine atılı fuhuş suçunu işlediğine ilişkin, hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş delil bulunmadığının anlaşılması karşısında, sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi…

X
kadim hukuk ve danışmanlık