Kovuşturma Nedir?

Kovuşturma Nedir?

kovusturma ne demek

Kovuşturma, ceza yargılamasının ikinci ve son evresidir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 175. Maddesinin 1. Fıkrasında kovuşturma evresinin tanımı yapılmıştır. Yasaya göre kovuşturma evresi, şüpheli hakkında savcılık tarafından yapılan soruşturma sonucunda yeterli şüpheye ulaşılması halinde düzenlenen iddianamenin ceza mahkemesi tarafından kabul edilmesiyle başlayan yargılama sürecini ifade eder. (CMK 175/1. madde) Kovuşturma, iddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi tanımlamak üzere kullanılır. (CMK m.2/f) Kovuşturma evresi, savcılık tarafından hazırlanan iddianamedeki fiil ve fail hakkında yargılama yapılmasıdır. Kovuşturma, iddianamenin ceza mahkemesi tarafından kabulü ile hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreye denir. Savcılık, soruşturma neticesinde;

  • Yeterli şüpheye ulaşamadığı takdirde “kovuşturmaya yer olmadığı kararı”
  • Bazı suçlar bakımından kovuşturma aşamasına geçilmemesini, yani takipsizlik kararı verilmesine karar verir, bazı suçlar bakımından ise iddianame düzenlenerek kovuşturma aşamasına geçilmesi durumunda “Ek kovuşturmaya yer olmadığı kararı”
  • Yeterli şüpheye ulaşılması durumunda ise “iddianame” düzenleyerek dava açılmasını sağlar.

Ceza muhakemesinin iki evresi vardır. Belirtildiği gibi ilk evre soruşturma ikinci evre ise kovuşturma evresidir. Kovuşturma evresi 5271 sayılı Ceza Muhakemesi madde 175’ de belirtildiği gibi, Cumhuriyet savcısı tarafından yetkili mahkemeye verilen iddianamenin mahkemece kabulü veya dava açan belgenin yetkili mahkemeye verilmesiyle başlar ve hükmün kesinleşmesine kadar devam eder. Kovuşturma esas itibariyle dört evreden oluşmaktadır. Bunlar; duruşma hazırlığı, duruşma, karar, kanun yolu evreleridir.

kovusturma tck
kovusturma tck

Kovuşturma Evresi Nedir?

Kovuşturma, iddianameye konu olan olayın gerçekleşip gerçekleşmediği ortaya konulan deliller ışığında değerlendirilir, gerçek kestiğinin ispatlanması halinde hukuki değerlendirme yapılarak hüküm verilir. Eğer Cumhuriyet Savcısı iddianamenin iadesine karar verirse dosya kapanır. Ancak tam tersi iddianamenin kabulüyle kamu davası açılmış olur ve kovuşturma evresi başlar. Böylece soruşturma aşamasında “şüpheli” olan kişi artık “sanık”  sıfatını alır. Kovuşturma evresi, dört devreden oluşur.

  • Duruşma hazırlığı devresi,
  • Duruşma devresi.
  • Son karar devresi.
  • İstinaf ve temyiz

Mahkeme, iddianame üzerinde yaptığı inceleme sonucu, iadesine karar vermediği taktirde iddianamenin kabulüne karar vermelidir. İddianamenin iadesi için gerekli olan 15 günlük sürenin geçmesiyle, iddianame kendiliğinden kabul edilmiş sayılır. Ayrıca Mahkeme, iddianamenin iadesi veya kabulü kararı vermemesine karşın bu 15 günlük süre içerisin de duruşma hazırlık tutanağı (tensip zaptı) düzenler ise, bu tutanağın düzenlendiği tarih iddianamenin kabulü, dolayısıyla kovuşturma aşamasının başladığı tarih olacaktır.

Duruşma hazırlığı, davanın açılmasından sonra, duruşmanın başlamasına kadar geçen süre zarfında duruşmanın hazırlanması için yapılacak işlemlerdir. Bu devrede, bir sonraki devre olan duruşma devresine hazırlık yapılmaktadır. Amaç, duruşmayı kesintisiz şekilde tek celsede bitirebilmek. Bu nedenle, soruşturma aşamasında toplanamayan deliller var ise, duruşma hazırlığı devresinde bu delillerin de toplanması yoluna gidilmelidir. Duruşmaya hazırlık devresinde, muhakeme makamlarından “yargılama makamı” aktif bir durumdadır. Duruşma hazırlığını kimin yapacağının belirlenmesinde mahkemelerin toplu mahkeme veya tek hakimli mahkeme olması özellik arz etmektedir. Tek hakimlide hakim, toplu mahkemelerde ise başkan yürütür. Son karar evresi ise heyet halinde verilir. Tek hakimli mahkemelerde ise hakim karar verir.

Madde 175 – İddianamenin Kabulü ve Duruşma Hazırlığı

  1. İddianamenin kabulüyle, kamu davası açılmış olur ve kovuşturma evresi başlar.
  2. Mahkeme, iddianamenin kabulünden sonra duruşma gününü belirler ve duruşmada hazır bulunması gereken kişileri çağırır.

Kovuşturma Yapmakla Görevli Ceza Mahkemeleri

Soruşturma evresini savcılık, kovuşturma evresini ise ceza mahkemeleri tarafından yürütülür. Kovuşturma evresinde görevli ceza mahkemeleri şunlardır:

  • Ağır ceza mahkemesi (vergi suçları mahkemeleri, bilişim suçları mahkemeleri, finansal suçlar mahkemeleri)
  • Asliye ceza mahkemesi
  • Çocuk mahkemesi
  • Çocuk ağır ceza mahkemesi
  • Fikri ve sınai haklar ceza mahkemesi
  • İcra ceza mahkemesi

Kovuşturmaya Geçilmiş Olmasının Sonuçları

Kovuşturmaya geçilmesiyle kamu davası açılmış olur. Kamu davasının her ne kadar savcı tarafından açıldığı sıklıkla ifade edilse de, aslında teknik anlamda dava bir yargılama makamı olan mahkemenin kararıyla açılmaktadır. Kamu davası mahkemenin iddianamenin kabulü kararını vermesiyle açılır. Eğer bu kararı vermezse kamu davası açılmış olmayacaktır. Ancak bu kararın verilebilmesi için iddianamenin mahkemeye verilmiş olması gerekir. Bu işlemi ise savcılık yapar. Dolayısıyla kamu davasının açılması için gerçekleşmesi gereken süreci, iddianame hazırlayıp mahkemeye vermek suretiyle savcı başlatmakta, söz konusu süreç mahkemenin iddianamenin kabulü kararıyla da tamamlanmaktadır. Bu bağlamda kamu davasının açılması sürecini başlatması nedeniyle savcının kamu davasını açtığını söylemek de çok yanlış bir ifade değildir. Kaldı ki kanun koyucu da “Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir (CMK m.170/1).” demektedir. Bu düzenleme de, savcının davayı açtığını söylemenin yanlış olmadığını destekler nitelikte bir hükümdür.

Kovuşturmaya geçilmesiyle birlikte mahkeme, muhakemenin yürütücüsü olan makam haline gelir. Bir başka deyişle soruşturma sırasında birçok önemli muhakeme işlemini savcılığın talebi üzerine karara bağlayabilen sulh ceza hakiminin yerine, muhakemeyi etkin olarak yürüten bir yargılama makamı olan mahkeme devreye girer. Özellikle koruma tedbirleri bakımından geçerli olan “savcı talep eder hakım karar verir” şeklindeki ilke geçerliliğini kaybeder. Kovuşturma evresinde, bu tür işlemlere kural olarak re’sen veya savcının talebi üzerine mahkeme karar verir. Dolayısıyla ilkesel olarak artık kovuşturma evresinde, koruma tedbirlerine karar vermek bakımından, mahkemenin savcının talebini beklemesi zorunluluğu bulunmamaktadır.

Soruşturmayı yürüten makam olan savcılık, yürütücü olmaktan çıkar ve savcı iddia eden taraf konumuna gelir. Yargılama boyunca da iddia faaliyeti savcılık tarafından yürütülür. Savcının iddia makamı olarak yargılamaya katılmaması gerek CMK m.289 gerekse de yürürlükte bulunan CMUK m.308 gereğince, kesin hukuka aykırılık halıdır Buna karşın kanunda açıkça savcınım duruşmaya katılmayacağı öngörülmüşse, söz konusu hukuka aykırılık oluşmayacaktır. Bu bağlamda CMK Yürürlük K.’nın Geçici 9. maddesine göre, 31/12/2019 tarihine kadar, asliye ceza mahkemelerinde yapılan duruşmalarda Cumhuriyet savcısı bulunmaz ve katılıma hususunda Cumhuriyet savcısının görüşü alınmaz.

İsnat altında bulunan kişi şüpheli sıfatının kaybeder ve sanık olarak isimlendirilir. Bu sıfatı almış olması, onun hakkında suç işlediğine dair en azından yeterli delil olduğunu da göstermektedir. Bu bağlamda şüpheli olmaktan ayrılıp sanık konumuna gelmesi de isnat altındaki kişiye ilişkin minimum şüphe derecesini belirleme bakımından önemli bir göstergedir. Nitekim CMK m. 170/2’ye göre hakkında yeterli şüphe olmayan kimse hakkında iddianame düzenlenemeyecektir.

kovusturma sureci
kovusturma sureci

Kovuşturma Aşaması Süreci

Ceza hukukunda muhakeme yapılabilmesi için ithama gerek vardır, hakim kendiliğinden işe el koyamaz. İtham, toplum adına bir devlet organı tarafından yapılır. Bunun için savcılık makamı oluşturulmuştur. Muhakeme kural olarak, birincisi tahkik sisteminden, ikincisi ise itham sisteminden esinlenen iki safhadan oluşmaktadır. Soruşturma safhasında muhakeme kural olarak yazılı ve gizlidir. Çelişme ilkesi sınırlı olarak uygulanır. Buna karşılık kovuşturma safhasında sözlülük ve açıklık esastır. Bu safhada ise çelişme ilkesi tam olarak uygulanır.

Duruşma hazırlığı, duruşmayı hazırlayan bir bölümdür. Amacı kendisinden sonra gelen duruşma bölümünün en kısa zamanda yapılabilmesini sağlamaktır. Bunun için bu bölümde eksik hususlar tamamlanacağı gibi, duruşmanın yapılabilmesini sağlayacak işlerin de gerçekleştirilmesi gerekir. Duruşma hazırlığında yargılamanın taraflarının bir araya gelmeleri söz konusu değildir. Uygulamada bu devreye tensip adı verilir, işlemler bir tutanakla tespit edilir. Bu tutanağa ise tensip tutanağı denmektedir. Duruşma hazırlığında yapılması gereken işlemler şöyle sıralanabilir;

  • İddianamenin kabulü,
  • Duruşma gününün belirlenmesi
  • Duruşma için çağrıların yapılması
  • Delillerin toplanması
  • Tanık dinleme ya da Bilirkişiye başvurma
  • İddianamenin sanığa bildirimi

Ön soruşturma kısmında iddianamenin kabulü ile kovuşturma evresi başlamış olur. Duruşmaları belirlemek ve gerekli çağrıları yapmak mahkeme başkanının yetkisindedir. Çağrı kâğıtları mahkeme kalemlerinde yazılır ve bildirilir ancak kağıtta ihtar olma şartı aranmaktadır. Özrü olmaksızın duruşmada hazır bulunmayan sanığın zorla getirileceği de CMK madde 176 gereği ihtar edilir. Sanık tutukluysa, ona duruşma günü bildirilecektir. Bu bildirim çağrı yerine geçecektir. Müdafii ister baroca görevlendirilsin isterse sanık tarafından seçilmiş olsun, sanıkla birlikte duruşmaya çağrılması gerekir. Bunun için kendisine çağrı belgesi gönderilmelidir. Sanık tarafından seçilen avukatın çağrılabilmesi için ya mahkemeye adının bildirilmiş olunması ya da dosyada vekâletnamesinin bulunması gerekir. Sanığın avukatı birden çok ise, her birine ayrı ayrı çağrı kağıdı gönderilmelidir.

Çağrı belgesinin müdafiye, duruşma gününden en, azından savunmasını hazırlayabileceği bir süre önce tebliği gerekir. Müdafiinin çağrılmasının unutulması, savunmanın sınırlandırılmasına ve bozma kararı verilmesine yol açar. İddianame çağrı kağıdı ile birlikte sanığa tebliğ edilir. Müdafii ve tanıklar çağrı kağıdı ile çağrılırlar. Keşif gerekiyorsa gün belirlenip yargılamadan önce gerçekleştirilebilir. Adli tıp kurumundan görüş alınacaksa, tensiple birlikte görüş sorulmasına karar verilmesi zaman kazandırır. Nüfus ve sabıka belgeleri eksik ise getirilmesine karar verilmelidir. Sanık, bilirkişi veya tanıkların çokluğu nedeniyle, aynı oturumda tümünün dinlenmeleri olanaksız görülüyorsa, bir bölümü ilk oturuma, öbürleri ise başka oturumlara dinlenmek üzere çağrılmalarına karar verilebilir. Mağdur, sanık veya tanıklar başka yerde oturuyorlarsa istinabe yoluyla dinlenmeleri için yazı yazılabilir. Mahkeme iddianamede yer verilmeyen, Cumhuriyet savcısı ve sanığında bildirmediği tanık ya da bilirkişiyi kendiliğinden duruşmaya çağırabilir.

  • İddianamenin Sanığa Tebliği ve Sanığın Çağrılması

Sanığa çağrı belgesinin tebliği ile birlikte iddianamenin de tebliğ edilmesi gerekir. Çağrı kağıdı mahkeme tarafından doğrudan tebliğ olunur. Çağrı kağıdı mahkeme kalemlerinde yazılır. 1412 sayılı kanunun 208. maddesinde sulh ceza mahkemelerinde açılan davalara ait iddianameler sanığa tebliğ olunmayacağı öngörülmüşken, maddeyle bu ayrım kaldırılmış, bütün ceza yargılamalarında iddianamenin tebliğ edileceği belirtilmiştir. Sanığın ne ile suçlandığını öğrenmesi gerekmektedir.

Duruşma gününü bildiren kağıda çağrı kağıdı denir yani davetiye denir. Tutuklu olmayan sanığa çağrı belgesi çıkarılmış ise, bu belgede özrü olmaksızın gelmediğinde, zorla getirilme kararı ile getirileceği yazılır. Bu hüküm buyurucu olduğundan, çağrı belgesindeki uyarıların yapılmasının unutulmaması gerekir. Sanık gelmediği takdirde uyarı yapılmamış ise, yeniden çağrı belgesi çıkartılmalıdır. Mahkeme, sanığın hazır bulunmasına ve zorla getirilme kararı ile veya yakalama emriyle zorla getirilmesine her zaman karar verebilir. Ceza Muhakemesi Kanunu madde 195’ de, suç yalnız veya birlikte adli para cezasını veya müsadere cezalarını gerektirmekte ise, sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu gibi hallerde sanığa gönderilecek davetiyede kendisi gelmese de duruşmanın yapılacağı yazılır, denilmesi karşısında çıkacak davetiye de, özrü olmaksızın gelmediğinde, zorla getirileceği hususunun yazılmaması gerekir.

Kovuşturma evresinde sanık tutuklu ise, çağrı kendisine duruşma günü bildirilme suretiyle yapılır. Sanıktan, kendisini savunmak için bir istemde bulunup bulunmayacağı ve bulunacak ise neden ibaret olacağını bildirmesi istenir. Sanığın mahkemeye çağrılmasıyla birlikte müdafii de davetlidir. Bu işlem tutuklunun bulunduğu ceza infaz kurumunda, cezaevi katibi veya bu işle görevlendirilen personel yanına getirilmek suretiyle yapılır. Çağrı belgesinde, çağrıyı yapan mahkemenin adı, duruşma gün ve saati gösterilir. İddianamenin önceden sanığa tebliği, savunma açısından yararlıdır. Mahkemenin çağrı belgesini duruşma gününden en aşağı bir hafta önce sanığa tebliğ etmesi gerekir. Tebliğ ile duruşma gün arasında bir hafta ya da daha çok sürenin bulunması şarttır. Bir haftalık sürenin başlangıcı tebliğ edildiği günün ertesidir.

  • Sanığın Savunma ve Delillerinin Toplanması İstemi

Sanık, kovuşturma evresinde duruşma hazırlığı sırasında, tanık ya da bilirkişinin çağrılmasını ya da savunma kanıtlarının toplanmasını istiyorsa, duruşma gününden en az beş gün önce, bu konudaki dilekçesini vermelidir. Sanığın bu dilekçesinde, gösterdiği kanıtların hangi olayla ilgili olduğunu, tanık ya da bilirkişiyi hangi konuda dinletmek istediğini belirtmesi gerekir. Beş günlük süre konulmasındaki amaç, tanık ya da bilirkişinin duruşmada hazır bulundurulmasını ve yargılamanın kesintisiz sürmesini sağlamaktır.

Sanığın isteği kabul edildiği takdirde, bu karar kendisine ve Cumhuriyet savcısına bildirilir. Ayrıca tanık ya da bilirkişiye çağrı belgesi gönderilerek haber verilmesi gerekir. Sanığın isteğinin reddine kadar verilmesi durumunda ise, bu karar da kendisine bildirilmelidir. Sanık red kararlarına karşı, itiraz ya da temyiz yoluna gidemez ise de onun kanıt araçlarını kendiliğinden duruşmaya her zaman getirmesi olanaklıdır. Ceza Muhakemesi Kanunu madde 177’ de öngörülen beş günlük sürenin düzenleyici ve tavsiye edici nitelikte olduğu kabul edilerek, bu sürelere uyulmasını ret nedeni saymamak gerekir.

  • Çağrılması Reddedilen Tanığın ve Uzman Kişinin Doğrudan Mahkemeye Getirilmesi

CMK’nın 177. maddesi gereğince sanık/ müdafii veya katılan/vekili duruşma hazırlığı aşamasında ve ilk duruşma gününden en az beş gün önce, soruşturma aşamasında yer almayan, iddianamede belirtilenlerden başka delillerin toplanmasına dair dilekçesinde gösterdiği tanıkların/ delillerin duruşmada hazır edilmesini isteyebilir. Mahkeme başkanı ya da hakim, bu isteği kabul ederse, istenen deliller duruşmada hazır edilir. İstem reddedilirse, kanunun 178. maddesine göre sanık/müdafii veya katılan/vekili, dilekçesinde belirttikleri delillerle sınırlı olmak ve duruşmada hazır etmiş olmak koşulu ile mahkeme, bu delilleri incelemekle yükümlüdür.

Başka bir deyişle, sanık ya da katılan, ilk duruşmadan önce verdikleri bir dilekçe ile isim ve adreslerini verdikleri, bildikleri konuları ve neye ilişkin beyanda bulunacaklarını açıkladıkları tanıkları mahkemeye sunmuş, bunların dinlenmesini istemişler ise, mahkeme istemin reddine karar verirse, bahsedilen tanıklar duruşmada sanık ya da katılan vekilince hazır edildiğinde mahkemenin bunları dinlemesi zorunludur. Davayı uzatmak amacıyla yapılacak olan talepler de haliyle reddedilecektir.

  • Çağrılan Tanıkların Ad ve Adreslerinin Sanığa ve Cumhuriyet Savcısına Bildirilmesi

Duruşmaya hazırlık aşamasında sanığın, doğrudan doğruya mahkemeye çağırttırdığı ya da duruşma sırasında yanına getireceği tanık ve bilirkişinin adlarını ve oturdukları yeri, duruşma gününden önce Cumhuriyet savcısına bildirmesi gerekir. Cumhuriyet savcısı da, silahların eşitliği ilkesi gereği, iddianamede gösterdiği tanık ve bilirkişi dışında, yeni tanık ve bilirkişi çağırtması durumunda, aynı biçimde bunların adlarını ve oturdukları yerleri, duruşma gününden önce sanığa bildirmelidir.

Cumhuriyet savcısına ve sanığa, karşılıklı bildirme zorunluluğu yüklenmesindeki amaç, birbirlerini bilgilendirerek, yargılamada beklenmeyen kanıtların ileri sürülmesini veya bir sürprizle karşılaşmalarını önleyerek, iddia ve savunmalara olanak sağlamaktır. Bu düzenleme, her iki tarafın da duruşmaya hazırlıklı gelmesini sağlar ve duruşmanın ertelenmesi ile sürüncemede kalmasını önlemiş olur. Bu düzenleme sonucunda CMK 179. maddesi hükümlere, Cumhuriyet savcısı veya sanığın uymamalarının herhangi bir yaptırımı bulunmadığı için, maddenin fazlaca uygulama alanı bulunmamaktadır.

  • Tanık veya Bilirkişilerin Dinleneceği Günün Bildirilmesi

Duruşma hazırlığı aşamasında, işin aksamasına yol açıp açmayacağına bakılmaksızın, tanık ya da bilirkişinin dinlenmesi için belirlenen günden Cumhuriyet savcısına, suçtan zarar görene, vekiline, sanığa ve müdafiine haber verilmesi zorunludur. Cumhuriyet savcısı, zarar gören, sanık ya da müdafii veya vekilin hazır olma zorunlulukları yoktur. Bunların haber verilmesine karşın belirlenen günde hazır bulunmamaları halinde, tanık ve bilirkişilerin dinlenmeleri olanaklıdır. Düzenlenen tutanağın örneği hazır bulunan Cumhuriyet savcısına ve müdafiye verilir. Tutanağın sadece savcı ve müdafiye verilecek olması eleştirilebilir. Müdafiisi olmayan sanık veya katılan vekili de bu haktan faydalanmalıdır.

Duruşma hazırlığı aşamasında, yeniden keşif ve muayene yapılarak dosyayı olgunlaştırmak ve duruşmaya tam olarak hazırlanmaya ihtiyaç duyulursa, Cumhuriyet savcısı, suçtan zarar gören, vekili, sanık ve müdafii haberdar edilir. Bu düzenlemeyle, silahların eşitliği ilkesi gereği savunmanın güçlendirilmesi ve etkin bir ceza sistemi oluşturulması amaçlanmaktadır. Duruşma hazırlığı aşamasında, müdafii ve vekilin de hazır bulunduğu bir tanık dinleme, keşif, bilirkişi incelemesi işlemi yapıldığı takdirde, bunlara karşı olan görüşler bu aşamada ileri sürülerek çözümlenebileceğinden, duruşma hazırlığı aşaması uzasa bile, duruşma aşaması kısalacak ve davanın bir oturumda bitirilmesi ilkesi, gerçekleşmesi mümkün olabilecektir.

kovusturma ne demek
kovusturma ne demek
  • Duruşma

Ceza Muhakemesi Kanunu madde 182 ve devamı maddelerinde duruşma yapılması ve duruşma yapılırken esas olan durumlar belirtilmiştir. CMK yüze karşılık ve sözlülük, tartışmalılık ve işi bir duruşmada bitirme ilkeleri yanında, açıklık ilkesini de kabul etmiştir. Anayasanın 141/1, İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin 10 ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6/1. maddesinde de, yargılamanın açıklığı öngörülmüştür. İddianamenin kabulü ile başlayan kovuşturma evresi ve akabinde duruşmaya hazırlık evresi sonrasında duruşmalar yapılmaya başlar. Duruşma, mahkeme heyetinin, savcının, sanığın ve/veya müdafiinin, müşteki ve/veya vekilinin katılımı ile gerçekleştirilir. Dosya üzerinden başlanılan duruşma öncesi evreleri akabinde iddianamenin de kabulüyle yargılama heyeti ve yargılananlar yüz yüze gelir. Maddi gerçeğin ortaya çıkması için toplanılan mahkeme salonunda görülen davaların her biri birer duruşmadır yani celsedir. Ceza Muhakemesi Kanunu 182 ve devamı maddelerinde duruşmaya dair ilkeler, yasaklar ve normları belirtmiştir. Bunlar;

  • Duruşmanın açıklığı (CMK m. 182) : Duruşmanın açıklığı hem iyi bir adaletin güvencesidir ve hem de suç yönünden genel önlemeyi sağlar. Açıklık; sanığın kamuoyu önünde hesap vermesini ve adaletin dağıtımının halk tarafından denetimini sağladığı gibi, sanık açısından da güvence oluşturur. Açıklık, kapalı kapılar ardında yapılacak yargılamanın sakıncalarını ortadan kaldırır. Duruşmanın herkese açık olduğu öngörülmüştür. Açıklık duruşmanın başlamasından hükmün bildirilmesi anına kadar sürer. Ancak yargıçlar arasındaki müzakere ve oylama gizlidir.
  • Ses ve görüntü alıcı aletlerin duruşmada kullanılması yasağı (CMK m. 183) : Adliye binası içerisinde ve duruşma başladıktan sonra duruşma salonunda, her türlü sesli veya görüntülü kayıt ve nakil olanağını sağlayan aletlerin kullanılması yasaklanmıştır. Söz konusu aletler ise, ses alıcı cihazlar ve görüntü alıcı cihazlardır. Ses ve görüntü alınmasının engellenmesi önce henüz yargılama aşamasında ve sanık durumunda olan kişinin bu evrede kamuoyuna suçlu gibi lanse edilmesini önlemektir çünkü yargılama henüz bitmediği gibi, maddi gerçek de henüz ortaya konmamıştır ve sanık hakkında suçlu ya da suçsuz isnadı yapılamayacaktır.
  • Açıklığın kaldırılması hakkında karar (CMK m. 184) : Ceza yargılamasında kural olarak duruşmalar alenidir. Fakat duruşmanın açıklığının kaldırılmasına dair karar verilebilir. Mahkeme açıklığın kaldırılmasına dair karar verirse, bu kararın nedenlerini gerekçelendirmeli ve tutanağa geçirmelidir. Mahkeme açıklığı kaldırma kararını Cumhuriyet savcısı, katılan ya da tanığın istemesi üzerine ya da istek olmadan kendiliğinden verebilir. Ancak kapalılık kararı verilmesi için yapılan kapalı duruşma sonunda, kapalılık kararının açık olarak bildirilmesi ve gerekçesinin de tutanağa geçirilmesi zorunludur.
  • Zorunlu kapalılık (CMK m. 185) : Duruşmaların zorunlu kapalılık hususu CMK madde 185’ de belirtilmiş olup, kural olarak açık yapılan duruşmaların bazı hallerde zorunlu şekilde kapalı olarak yürütüleceği kabul edilmiştir. Maddeye göre, onsekiz yaşını doldurmayan sanıkların, duruşmaları mutlaka kapalı yapılması gerektiğinden CMK 184 ile kıyaslandığında, mahkemenin takdir hakkı yoktur. Onsekiz yaşından küçük sanıkların duruşmasının kapalı yapılmasıyla yetinilmemiş ve onların teşhir edilmesini önlemek için, hükmün de kapalı bildirileceği öngörülerek, böylece hükmün açıkça bildirilmesi kuralına bir ayrık getirilmiştir.
  • Kapalılık kararının ve nedenlerinin yazılması (CMK m. 186) : Açıklık, adil yargılanma yönünden duruşmanın temel karakterini oluşturduğundan ve açıklığın kaldırılması ancak zorunlu ve kanunun belirlediği hallerde söz konusu olabileceğinden, açıklığı kaldırma kararının bütün nedenleriyle birlikte tutanağa geçirilmesi kabul edilmektedir.
  • Kapalı duruşmada bulunabilme (CMK m. 187) : Kapalı yapılan duruşmada taraflar, avukatları, tanıklar ve bilirkişiler bulunabilirler. Yargıç ya da mahkeme, başka kişilerin de kapalı duruşmada bulunmalarına, örneğin, stajyer yargıç ve stajyer avukatların kapalı duruşmayı izlemelerine izin verebilir. Bu karar toplu mahkemelerde heyet tarafından verilir. Bu durumda mahkeme başkanının duruşmaya katılanları, bilgi paylaşımı yapmamaları adına uyarır ve bu uyarı da tutanağa geçirilir. Duruşmanın kapalılığı beraberinde yayım yasağını da beraberinde getirir. Mahkemenin ayrıca bu hususta yayım yasağı koymasına gerek yoktur. Duruşmanın kapalı yapılması kararıyla birlikte, yayım yasağı da konmuş sayılır.
  • Duruşmada hazır bulunacaklar (CMK m. 188) : Duruşmada hükme katılacak hakimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt katibinin ve kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hallerde müdafiin hazır bulunması şarttır. Müdafiin mazeretsiz olarak duruşmayı terk etmesi halinde duruşmaya devam edilebilir. Sulh ceza mahkemelerinde yapılan duruşmalarda Cumhuriyet savcısı bulunmaz. Bir oturumda bitmeyecek davada, herhangi bir nedenle bulunamayacak üyenin yerine geçmek ve oya katılmak üzere yedek üye bulundurulabilir.
  • Birden çok Cumhuriyet savcısı ve avukatın duruşmaya katılması (CMK m. 189) : Madde ile duruşmaya katılacak Cumhuriyet savcısı ve avukat sayısı bakımından herhangi bir kısıtlama getirilemeyeceğini hükme bağlamış bulunmaktadır. İstisnalar dışında yargılamalarda Cumhuriyet Savcılığı makamının temsil edilmesi gerekir. Cumhuriyet savcısı katılmadan duruşma yapılamaz. Bir yerde birden çok Cumhuriyet savcısı varsa, yargılamaya birinin katılması yeterlidir. Yargılamada sanığı temsilen birden çok avukat da bulunabilir. Bu durum iddia ve savunma makamlarına eşit olanak tanımak için düzenlenmiştir.
  • Ara verme (CMK m. 190) : Duruşmaya, ara verilmeksizin devam edilerek hüküm verilir. Ancak, zorunlu hallerde davanın makul sürede sonuçlandırılmasını olanaklı kılacak surette duruşmaya ara verilebilir. Sanık, avukatının mazeretinin bulunması nedeniyle duruşmaya ara verilmesini isteyemez; avukat zorunlu vekil ise, yani kanunun zorunlu avukatlığı kabul ettiği bir hal varsa, duruşmaya ara verme isteminin kabulü gerekir. Bu halde en kısa sürenin verilmesi hüküm gereğidir. Başka ara verme nedeni olabilecek durumlar;
    1. Sanığın duruşmaya gelmemesi (md. 193)
    2. Müdafiinin özür bildirmesi (md. 151)
    3. Yeni delil ileri sürülmesi (md. 207)
    4. Ek savunma gerekmesi (md. 226/3)
    5. İddia ve savunma için süre istenmesi
    6. Bekletici sorun çıkması (md. 218)
    7. Savcısının ve sanığın getirdiği ya da mahkeme kararı ile çağrı kağıdı gönderilen tanık veya bilirkişilerin ve uzman kişilerin isimleri ile oturduğu yerlerin karşı tarafa geç bildirilmesidir.
  • Duruşmanın başlaması (CMK m. 191) : Belirlenen gün ve saatte, yargılamayı yapacak ve hükme katılacak olan yargıçlarla, C. savcısı ve tutanak yazmanın duruşma salonunda hazır bulunmasıyla oturum açılır. Taraflar yerlerine alınırlar. Daha sonra sanığın ve müdafiin hazır bulunup bulunmadıkları, çağrılmış tanık ve bilirkişilerin gelip gelmedikleri saptanır. Tanıklar duruşma salonundan dışarı çıkarılırlar. Duruşmada sırasıyla; sanığın açık kimliği saptanır, kişisel ve ekonomik durumu hakkında kendisinden bilgi alınır, İddianame veya iddianame yerine geçen belgede yer alan suçlamanın dayanağını oluşturan eylemler ve deliller ile suçlamanın hukuki nitelendirmesi anlatılır, sanığa yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğu ve 147. maddede belirtilen diğer hakları bildirilir ve sanık açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirdiğinde, usulüne göre sorgusu yapılır.
  • Başkan veya hakimin görevi (CMK m. 192) : Mahkeme başkanı veya hakim duruşmayı yönetir ve sanığı sorguya çeker; delillerin ikame edilmesini sağlar. Duruşmada ilgili olanlardan biri duruşmanın yönetimine ilişkin olarak mahkeme başkanı tarafından emrolunan bir tedbirin hukuken kabul edilemeyeceğini öne sürerse, mahkeme bu hususta bir karar verir.
  • Sanığın duruşmada hazır bulunmaması (CMK m. 193) : Kanunun ayrık tuttuğu haller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz. Gelmemesinin geçerli nedeni olmayan sanığın zorla getirilmesine karar verilir. Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir. CMK’ nın 206/1. maddesinde sanığın tebligata rağmen mazeretsiz olarak gelmemesi sebebiyle sorgusunun yapılamamış olması, delillerin ortaya konulmasına engel olmaz. Ortaya konulan deliller sonradan gelen sanığa bildirilir hükmüyle, duruşmanın başlatılmaması ancak sanığın geçerli mazereti olduğunu bildirmesi halinde olanaklıdır. Bu durumda deliller ortaya konulamaz. Sanık duruşmaya gelmeme nedenlerinin geçerliliğini kanıtlayamaması halinde, zorla getirilmesine karar verilir.
  • Sanığın mahkemeden uzaklaşması (CMK m. 194) : Mahkemeye gelen sanığın durulmanın devamı süresince hazır bulunması sağlanır ve savuşmasının önüne geçmek için mahkeme gereken tedbirleri alır. Gelen sanığın duruşma süresince hazır bulunmasının sağlanması için gereken tedbirlerin alınması, mahkeme başkanı veya hakimin görevidir. Bu amaçla, mahkeme başkanı veya ahkim sanığın bir yerde gözetim altında tutulmasına da karar verebilecektir. Sanık savuşur veya ara vermeyi izleyen oturuma gelmezse, önceden sorguya çekilmiş ve artık hazır bulunmasına mahkemece gerek görülmezse, dava yokluğunda bitirilebilir. Sanığın savuşması veya ara vermeyi izleyen duruşmaya gelmemesi halinde, sorguya çekilmiş olması ve artık huzuruna mahkemece gerek görülmemesi koşuluna ek olarak, sanığa diğer bir güvence sağlanması amacıyla, mahkemece bir avukatın atanması zorunluluğu kabul edilmiştir. Sanığın yargılanabilme ehliyetini henüz hüküm verilmeden önce elde etmesi halinde duruşmaya kabul edileceği ve duruşmaya yeniden alındığında yokluğunda yapılan işlemlerin ona açıklanacağı belirtilmektedir.
  • Sanığın yokluğunda duruşma (CMK m. 195) : Suç, yalnız veya birlikte adli para cezasını veya müsadereyi gerektirmekte ise; sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu gibi hallerde sanığa gönderilecek davetiyede gelmese de duruşma yapılacağı yazılır. Bu durumda sanık mahkemece sorguya çekilmeden hakkında hüküm kurulabilecektir. Suçun cezasının hapis olması ya da hapisle birlikte adli para cezasının seçenekli yaptırım içermesi durumunda, maddenin uygulama olanağı yoktur. Maddeye göre, suçun yalnız adli para, yalnız zoralım (md. 54-55) cezasını gerektirmesi ya da bunlardan ikisinin birden öngörülmesi durumlarında, sanığın sorgusu yapılmadan duruşma yapılıp hüküm kurulabilecektir.
  • Sanığın duruşmadan bağışık tutulması (CMK m. 196) : Mahkemece sorgusu yapılmış olan sanık veya bu hususta sanık tarafından yetkili kılındığı hâllerde müdafii isterse, mahkeme sanığı duruşmada hazır bulunmaktan bağışık tutabilir. Mahkemece sorgusu yapılmış olmak koşuluyla sanığın kendisinin veya bu hususta sanık tarafından yetkili kılındığı hallerde avukatının istemi ile duruşmada hazır bulunmaktan vareste tutulabileceği kabul edilmiştir. Sanık, alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere, istinabe suretiyle sorguya çekilebilir. Sorgu için belirlenen gün, Cumhuriyet savcısı ile sanık ve müdafiine bildirilir. Cumhuriyet savcısı ile müdafiin sorgu sırasında hazır bulunması zorunlu değildir. Sorgusundan önce sanığa, ifadesini esas mahkemesi huzurunda vermek isteyip istemediği sorulur. Sanığın kendisine ifadesini esas mahkemesi huzurunda vermek isteyip istemediği sorulduktan sonra istinabe suretiyle sorgusu yapılabilir. Ancak üst sınırı beş yıl veya daha fazla hürriyeti ağlayıcı cezayı gerektiren suçlarda istinabe yoluyla sorgu yapılamaz. Sanığın istinabe yoluyla sorgusunun yapılabileceği hallerde sorgu için belirlenen gün, Cumhuriyet savcısı ile avukata bildirilir; ancak bunların sorgu sırasında hazır bulunmaları zorunlu değildir. Sorgu tutanağı duruşmada okunur. Hâkim veya mahkemenin zorunlu gördüğü durumlarda, aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle yurt içinde bulunan sanığın sorgusu yapılabilir veya duruşmalara katılmasına karar verilebilir. Hastalık veya disiplin önlemi ya da zorunlu diğer nedenlerle yargılamanın yapıldığı yargı çevresi dışındaki bir hastane veya tutukevine nakledilmiş olan sanığın, sorgusu yapılmış olmak koşuluyla, hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlar için getirilmemesine mahkemece karar verilebilir. Yurt dışında bulunan sanığın, belirlenen duruşma tarihinde hazır bulunmasının zorluğu halinde, bu tarihten önce duruşma açılarak veya istinabe suretiyle sorgusu yapılabilir.
  • Sanığın müdafi gönderebilmesi (CMK m. 197) : Sanık hazır bulunmasa da müdafii bütün oturumlarda hazır bulunmak yetkisine sahiptir. Sanık hazır bulunmasa da müdafii bütün oturumlarda hazır bulunmak yetkisine sahiptir. Mahkeme, müdafiiyi duruşmaya kabule zorunludur. Tersine davranış, sanığın savunma hakkını sınırlar. Müdafii sanığın hazır bulunmasına gerek görülen duruşmadaki yetkilerine sahiptir. Sanığı temsil eder. Yapılan işlemlerin ayrıca sanığa tebliğine gerek yoktur. Sanığın sonradan duruşmaya gelmesi durumunda, mahkemenin sanığı kabul etmesi gerekir.
  • Sanık hazır bulunmaksızın yapılan duruşmada eski hale getirme koşulu (CMK m. 198) : Duruşma, sanık hazır bulunmaksızın yapılırsa, mahkemenin karar ve işlemlerinin kendisine tebliği tarihinden itibaren bir hafta içinde, sürenin geçmesinden doğan sonuçları gidermek için sanık, kanunî nedenlere dayanarak, mahkemenin o karar ve işlemleri hakkında eski hâle getirme isteminde bulunabilir. Ancak, sanık kendi istemi üzerine duruşmadan bağışık tutulmuş veya müdafii aracılığıyla temsil edilmek yetkisini kullanmış olursa artık eski hâle getirme isteminde bulunamaz. CMK madde 401/1’ de anlatılan eski hale getirme, kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişinin, sürenin bitmesinden doğan sonuca karşı başvurduğu yola denir. CMK 40/2’ de ise, kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmeyen kişinin kusursuz sayılacağı da belirtilmiştir.
  • Sanığın zorla getirilmesi (CMK m. 199) : Mahkeme, sanığın hazır bulunmasına ve zorla getirme kararı veya yakalama emriyle getirilmesine her zaman karar verebilir. Kovuşturma evresinin yüzyüze, sözlü, tartışmalı olması gereği hazır bulunmamasına önceden karar verilmiş olsa da, sanığın hazır bulunmasına her zaman karar verebilecek ve hakkında ihzar veya yakalama müzekkeresi kesilerek zorla getirilmesi sağlanacaktır. Yargılamada, sanığın duruşmada hazır bulunması bir hak olduğu kadar aynı zamanda bir görevdir. Maddede öngörülen özel tutuklama için, genel tutuklama koşulları aranmamakta ve tutukluluk sanığın duruşmaya getirilmesiyle sona ermektedir. Sanığın serbest kalması için mahkemenin zorla getirilme kararını veya yakalama emrini kaldırmasına ihtiyaç yoktur.
  • Sorgu sırasında sanığın mahkeme salonundan çıkarılabilmesi (CMK m. 200) : Sanığın yüzüne karşı suç ortaklarından birinin veya bir tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilirse, mahkeme, sorgu ve dinleme sırasında o sanığın mahkeme salonundan çıkarılmasına karar verebilir. Sanık tekrar getirildiğinde, tutanaklar okunur ve gerektiğinde içeriği anlatılır. Duruşmanın yüz yüze, sözlü ve tartışmalı olması ilkelerine uygun olarak, sanığın duruşmada hazır olması gerekmektedir. Ancak bu durumun bir ayrıcalığına yer verilmiştir. Sanığın yüzüne karşı suç ortaklarından birinin veya bir tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilirse, mahkeme, sorgu ve dinleme sırasında o sanığın mahkeme salonundan çıkarılmasına karar verilebilir. Bu konuda karar verme mahkemenin takdirindedir. Mahkemenin bu konuda bir karar vermesinden önce, Cumhuriyet Savcısının görüşünü alması gerekir. Bu kararı başkan değil, mahkeme heyeti verebilir. Belirtilen şartların varlığı halinde sadece sanığın dışarı çıkarılması söz konusu olup, bu durum müdafiisinin dışarı çıkarılması sonucunu doğurmaz. Müdafii duruşma salonunda kalacaktır.
  • Doğrudan soru yöneltme (CMK m. 201) : Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorabilir. Heyet halinde görev yapan mahkemelerde, heyeti oluşturan hâkimler, belirtilen kişilere soru sorabilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde, mahkeme başkanının sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine ilişkin bir karar vermesi gerekir. İtirazlar kendisine soru sorulacak olanlardan gelebileceği gibi, C. Savcısı ve taraflardan da gelmesi olanaklıdır. Ancak gerektiğinde ilgililer, yeniden sorularını düzelterek sorabilirler.
  • Tercüman bulundurulacak haller (CMK m. 202) : Sanık veya mağdur, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa; mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığıyla duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar tercüme edilir. Engelli olan sanığa veya mağdura, duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar, anlayabilecekleri biçimde anlatılır. Bu hususlar soruşturma evresinde dinlenen şüpheli, mağdur veya tanıklar hakkında da uygulanır. Bu evrede tercüman, hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından atanır. Ayrıca sanık;
    1. İddianamenin anlatılması,
    2. Esas hakkındaki mütalaanın verilmesi üzerine sözlü savunmasını, kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde yapabilir.

Bu durumda tercüme hizmetleri, beşinci fıkra uyarınca oluşturulan listeden, sanığın seçeceği tercüman tarafından yerine getirilir. Bu tercümanın giderleri Devlet Hazinesince karşılanmaz. Bu imkân, yargılamanın sürüncemede bırakılması amacına yönelik olarak kötüye kullanılamaz. Tercümanlar, il adlî yargı adalet komisyonlarınca her yıl düzenlenen listede yer alan kişiler arasından seçilirler. Cumhuriyet savcıları ve hâkimler yalnız bulundukları il bakımından oluşturulmuş listelerden değil, diğer illerde oluşturulmuş listelerden de tercüman seçebilirler. Bu listelerin düzenlenmesine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.

kovusturma nedir
kovusturma nedir
  • Duruşma Tutanağı

Ceza Muhakemesi Kanunu 219 ve devamı maddelerde kovuşturma evresinde duruşma tutanağı düzenlenmiştir. Kanuna göre, duruşmalarda tutanak tutulur. Tutanak mahkeme başkanı veya yargıç ve tutanak katibince imzalanır. Tutanak tutulmasındaki amaç, yargılama işlemlerini belgelendirmektir. Tutanak, tutanak katibi tarafından tutulur. Uygulamada bilgisayar kullanılarak yapılan işlemler o anda tutanağa geçirilir. CMK 219. madde gereğince teknik araçlarla da kayda alınması halinde yapılan saptamaların sonradan tutanağa geçirilip, duruşmada yapılan işlemlere uygun olduğu mahkeme başkanı veya yargıç ve katip tarafından onaylanması gerekir.

Kanun koyucu, duruşmada neler olduğunu tespit etmek üzere bir tutanak tutulmasını hükme bağlamış ve bu tutanağı hukukumuzdaki ispat kuvveti en fazla olan belgelerden saymıştır. Bu bağlamda; duruşma için tutanak tutulur Tutanak, mahkeme başkanı veya hakim ile zabıt katibi tarafından imzalanır. Duruşmada yapılan işlemlerin teknik araçlarla kayda alınması halinde, bu kayıtlar vakit geçirilmeksizin yazılı tutanağa dönüştürülerek mahkeme başkanı veya hakim ile zabıt katibi tarafından imzalanır (CMK m. 219/1). Mahkeme başkanının mazereti bulunursa tutanak, üyelerin en kıdemlisi tarafından imzalanır (CMK m.219/2).

Duruşma tutanağı mahkeme başkanı veya hakim tarafından dikte ettirilir ve zabıt katibi tarafından kaleme alınır. Zabıt katibinin hakim tarafından dikte ettirilen hususlar dışında kendince belirleyeceği bazı hususları tutanağa geçirmesi yasaktır. Mahkeme başkanı duruşmada söylenenleri ve yaşananları, uyuşmazlık bakımından önem arzeden noktaları atlamaksızın özetleyerek duruşma tutanağına geçirtir. Yoksa duruşmada söylenen ve yaşanan her şeyin ayrıntısıyla duruşma tutanağına geçirilmesine ne imkan ne de zaman vardır. Uygulamada özellikle avukatlarla hakimler arasında, bu konuda uyuşmazlıklar çıktığı görülmektedir. Avukat uzun uzun emek verip hazırladığı her şeyin tutanağa geçirilmesini isterken, hakim bunları üç cümle ile özetleyip tutanağa geçirmek isteyebilmektedir. Gerçekten de avukat beyanlarını yazılı olarak da dosya içeriğine koyabilirken, özellikle kanunyolu aşamasında duruşma tutanağının daha dikkatli okunacağı düşüncesiyle, bu beyanlarının ayrıca duruşma tutanağına geçirilmesini isteyebilmektedir. Yukarıda da açıkladığımız üzere hakimin her şeyi tutanağa geçirme imkanı yoktur. Duruşma tutanağının başlığında;

  • Duruşmanın yapıldığı mahkemenin adı,
  • Oturum tarihleri,
  • Hakimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt katibinin adı ve soyadı belirtilir.

Böylece, tutanağın hangi mahkemeye ait olduğu, hangi oturuma ilişkin bulunduğu, duruşmaya yargıç, Cumhuriyet savcısı ve tutanak katiplerinden kimlerin katıldığı anlaşılmış olunur. Duruşma tutanağında;

  • Oturumlara katılan sanığın, müdafiin, katılanın, vekilinin, kanuni temsilcisinin, bilirkişinin, tercümanın, teknik danışmanın adı ve soyadı,
  • Duruşmanın seyrini ve sonuçlarını yansıtan ve yargılama usulünün bütün temel kurallarına uyulduğunu gösteren unsurlar,
  • Sanık açıklamaları,
  • Tanık ifadeleri,
  • Bilirkişi ve teknik danışman açıklamaları,
  • Okunan veya okunmasından vazgeçilen belge ve yazılar,
  • İstemler, reddi halinde gerekçesi,
  • Verilen kararlar,
  • Hüküm, yer alır.

Duruşmanın nasıl yapıldığı, kanunda belirtilen usul ve esaslara uygun olarak yapılıp yapılmadığı, ancak tutanakla ispat olunabilir. Tutanağa karşı yalnız sahtecilik iddiası yöneltilebilir. Tutanakta yazılı olan bir hususun öyle olmadığı başka kanıtlarla kanıtlanamaz. Tanık dinlenemez. Tutanak, duruşmanın, yasanın buyruğuna uygun olarak cereyan edip etmediği konusunda tek kanıttır. Tutanağa karşı bulunulabilen sahtelik iddiası da, TCK’nın 204. maddesi anlamında bir sahteciliktir. Sahteliğin saptanması halinde, tutanağın yalnızca sahte olan bölümü değil, bütün tutanak kanıt gücünü yitirir. Çoğaltılıp ortaklaştırılmış tutanak örnekleri, duruşma tutanağı niteliğinde kabul edilmez. Bu biçimde kopya kağıdı konularak çoğaltılmış tutanakların kanıtlama güçleri bulunmadığından, bunlara dayanılarak hüküm kurulması da bozma nedenidir.

  • Delillerin Tartışılması ve İspat

Ceza muhakemesi faaliyeti, tarafların çelişmesiyle gerçekleştirilen kolektif bir faaliyettir. Çelişmeli muhakemenin etkin bir şekilde gerçekleştirilebilmesi ise ancak silahların eşitliği ilkesinin hayata geçirilebilmesi ile mümkün olmaktadır. Bu itibarla savunma ile iddia aşağı-yukarı eşit bir pozisyonda olmalı ve her iki taraf da muhakemede en güçlü oldukları hususları rahatlıkla ileri sürme imkanına sahiptirler. Delillerin yargılama makamı önünde, taraflarca doğrudan tartışılması, özellikle savunma bakımından büyük önem arz etmektedir. çünkü suçluluğu gösteren delillerle doğrudan temas etmeksizin ne sanığın ne de müdafiinin etkin bir savunma yapabilmesi mümkün olacaktır. Bu hak sayesinde sanık, tanık beyanlarının ve aleyhine olan diğer hususların zayıf noktalarını ortaya koyup güvenilirliklerinin test edilmesini sağlayabilecek, sorduğu sorularla kendi lehine sonuçlar ortaya çıkartabilecek ve yargılama makamının sadece iddianın ortaya koyduğu şekliyle olayı algılamasını önleme imkanına sahip olacaktır.

İç hukukumuzda da delillerin tarafların huzurunda tartışılması ve sanığın aleyhine olan delilleri test edebilmesini güvenceleyen hükümler yer almaktadır. CMK’nın 215. maddesine göre; “Suç ortağının, tanığın veya bilirkişinin dinlenmesinden ve herhangi bir belgenin okunmasından sonra bunlara karşı bir diyecekleri olup olmadığı katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine sorulur.” denilmekte ve bu şekilde duruşmada beyan delilleri üzerinde tarafların tartışabilmesine olanak sağlanmaktadır. Çelişmeli muhakemenin tam olarak gerçekleşebilmesi için, savunmanın tanıklara soru sormasının kapsamı, aleyhe olan tüm açılardan soru sorabilmeyi de kapsar şekilde olmalıdır. Bu itibarla sanık iddia tanıklarına bir soru sorduktan sonra, tanığın verdiği yeni bilgilerle başka aleyhe durumlar ortaya çıkarsa bu durumda soru sorma hakkının sanığa yeniden tanınması gerekir.

  • Duruşmanın Sona Ermesi ve Hüküm

Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkumiyet, güvenlik tedbirlerine hükmedilmemesi, davanın reddi ve düşmesi kararı hükümdür. Ceza Muhakemesi Kanunu madde 223’ de belirtildiği üzere mahkeme yargılama sonucunda hüküm kurar. Maddede nelerin hüküm sayılacağı açıklanmıştır. Hangi tür son kararların hüküm sayılacağının belirlenmesi, başvurulacak yasa yolunu da göstereceği için önemlidir. İstinaf ve temyiz yasa yolu ancak hükümler için geçerlidir. Ceza yargılamasında, iddianamede yer alan her istek bir davadır, her davanın kararı bağlanması, hüküm altına alınması zorunludur. Suç olduğu iddia edilen bir fiil hakkında bir karar verilir. Aynı fiil hakkında iki karar verilemeyeceği gibi, fiil bölünerek farklı vasıflarla tavsif edilip vasfına göre hükme konu edilemez. Hükümde olmasa bile gerekçede, yüklenen fiil, fiilin işlenmesiyle oluşan suç/suçlar, bu suçlara verilen cezalar, içtima durumu açıkça belirtilmelidir. Maddeye göre duruşmanın bittiği bildirildikten sonra verilecek hükümler şunlardır;

  • Beraat,
  • Ceza verilmesine yer olmadığı,
  • Mahkumiyet,
  • Güvenlik tedbirine hükmedilmesi,
  • Davanın reddi,
  • Davanın düşmesi,
  • Yargı yolunu değiştiren görevsizlik kararı

Bunların dışında kalan kararlar, tutuklama, güvence bedeli alma, katılma isteminin reddi gibi ara kararla ya da yetkisizlik, yargı yolunu değiştirmeyen görevsizlik gibi son karar verilmiş olsun, hüküm niteliği taşımadığından temyiz değil, itiraz yasa yoluna tabidir. Kanunda açıkça gösterilmemiş olsa bile, yaş düzeltilmesi, katılma isteminin reddi, yargılama giderleri gibi kendisi hüküm niteliğinde olmadığı halde temyiz edilmesi durumunda hükümle birlikte incelenen kararlar vardır.

Hükümle birlikte duruşma son bulmakta ve mahkeme işten el çekmektedir. Mahkeme, ancak duruşmada ortaya konan ve tartışılan delillerden hareketle hükmünü verebilecektir. Duruşmaya getirilip tartışılmayan hiçbir delil hükme esas alınamaz. Ancak, duruşmayı başından itibaren izlemiş, duruşmada ortaya konup tartışılan delillerden kişisel olarak kanaat edinmiş olan hakimler, hüküm verebilirler. Mahkeme eğer sanık hakkında beraat karar veriyorsa hangi nedenden dolayı beraat kararı verdiğini 223. maddeye göre belirtmelidir. Kanuna göre beraat kararları;

  • Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması,
  • Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması,
  • Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması,
  • Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen, olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması,
  • Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması, hallerinde verilir.

Ceza verilmesine yer olmadığı kararı ise, failin suç sayılan tipik eylemi gerçekleştirmesine karşın, kusurunun bulunmadığı durumlar ile cezalandırmaya engel diğer bazı durumlarda verilir.

  • Yüklenen suçla bağlantılı olarak yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya sağır ve dilsiz hali ya da geçici nedenlerin bulunması,
  • Yüklenen suçun hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi suretiyle veya zorunluluk hali ya da cebir ya da tehdit etkisiyle işlenmesi,
  • Meşru savunmada sınırın heyecan, korku ve telaş nedeniyle aşılması,
  • Kusurluluğu ortadan kaldıran hataya düşülmesi durumlarında, ceza vermeye yer olmadığı kararı verilir.

Ceza Muhakemesi Kanunu madde 223/4’ te ceza vermeye engel durumlar gösterilmiş ve bu halde de ceza vermeye yer olmadığı kararı verileceği açıklanmıştır. Düzenlemeye göre;

  • Etkin pişmanlık (93/1,192/1-2-4, 201/1-2, 221)
  • Şahsi cezasızlık sebebinin varlığı, (TCK 22/6, 127/1, 167/1, 281/1, 316/2)
  • Karşılıklı hakaret, (TCK 129/3)
  • İşlenen fiilin haksızlık içeriğinin azlığı hallerinde, ceza vermeye yer olmadığı kararı verilir. (TCK 145, 129/1)
  • Mahkumiyet ve Güvenlik Tedbiri

Mahkumiyet, faile yüklenen ve suç olduğu iddia edilen eylemi işlediğinin kanıtlanması durumunda verilen karardır. Mahkumiyet kararı için fiilin, karar tarihinde suç olarak tanımlanmış olması da gerekir. Güvenlik tedbiri ise, failin, yüklenen suçu işlediğinin sabit olması halinde, belli bir cezaya mahkumiyet yerine veya mahkumiyetin yanı sıra hükmolunan, ceza olmayan tedbirlerdir. Güvenlik tedbiri, davanın esasının çözümü sonucunda gerek bir mahkumiyete ek, gerekse bağımsız olarak verilen kararlardır. Belli haklardan yoksunluk gibi güvenlik tedbirlerinin bazıları mahkumiyetle birlikte hüküm altına alınırken, bazıları da ceza yerine ikame edilir.

  • Red Kararı

Red kararı, aynı eylem nedeni ile iki defa yargılama yapılamayacağına ilişkin kural, AİHS 7 numaralı ek protokolünün 4/1. maddesinde, aynı suçtan iki kez yargılamama ve cezalandırılmama hakkı başlığıyla, hiç kimse bir devletin ceza yargılaması usulüne ve yasaya uygun olarak kesin bir hükümle mahkum edildiği ya da beraat ettiği bir suçtan dolayı aynı devletin yargısal yetkisi altındaki yargılama usulleri çevresinde yeniden yargılanamaz veya mahkum edilemez, şeklinde ifade edilmiştir. Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa verilecek karar davanın reddidir.

  • Düşme Kararı
  1. Sanığın ölümü (TCK madde 64)
  2. Af (TCK madde 65)
  3. Dava zamanaşımı (TCK madde 66)
  4. Ceza zamanaşımı (TCK madde 68)
  5. Şikayetten vazgeçme (TCK madde 73/4)
  6. Şikayet süresini geçirme (TCK madde 73)
  7. Ön ödeme (TCK madde 75/2) durumlarında verilir.
  • Yargı Yolunu Değiştiren Görevsizlik Kararı

Adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı da hüküm olarak kabul edilmiştir. Bir adliye mahkemesinin, diğer adliye mahkemesinin görevli olduğu yolundaki kararı ise itiraza tabidir. Ceza Muhakemeleri Kanunu 223/10 maddesine göre, adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı hükümdür ve temyiz kanun yoluna tabidir. CMK’nın 223/10 maddesindeki yargı mercii ibaresi, yargılama yetkisi kullanan kurum olarak değil, uyuşmazlığı sonlandırma yetkisi olan kurum olarak anlaşılmalıdır.

  • Durma Kararı

Soruşturma ve kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa, gerçekleşmesini beklemek üzere durma kararı verilir. Bu karar itiraz edilebilir. Duruşma sırasında karşılaşılan engelin kalkmasıyla, yargılamanın kaldığı yerden sürdürülmesi olanağı bulunan durumlarda durma kararı verilir. Kaybolan ya da kaçan sanığın yakalanmasını, kovuşturulması şikayete veya izne bağlı durumlarda, şikayet veya izin koşullarının gerçekleşmesini beklemek için durma kararı verilmesi gerekir. Ancak koşulun gerçekleşmeyeceği anlaşılmış ya da gerçekleşme olanağı yoksa, durma kararı değil, düşme kararı verilmelidir.

Durma kararının verilmesini gerektiren durumlardan birisi de, yasama dokunulmazlığı nedeniyle olmaktadır. Yasama dokunulmazlığı, milletvekillerinin görevlerini özgürce yapabilmelerine olanak sağlayan yasal bir kurumdur. Tam ve geçici olmak üzere ikiye ayrılır. Tam dokunulmazlık; milletvekillerinin görevleri sırasında ve görevlerinden dolayı işledikleri eylemlerden sorumlu tutulmamalarını gerektirir. Bu sorumsuzluk hali milletvekilliği süresinin bitiminden sonra da devam eder. Geçici dokunulmazlık ise, milletvekillerinin göreviyle ilgili olmayan suçlarından dolayı, görevleri süresince haklarında kovuşturma yapılmamasını öngörmektedir. Seçimden önce ya da sonra bir kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz, yargılanamazlar.

  • Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (CMK madde 231) Kararı

Hükmün açıklanmasının geriye bırakılması Ceza Muhakemesi Kanunu 231.maddede düzenlenmiştir. Sanığa verilen ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası ise, gerekli olan koşulların varlığı halinde verilerek hükmün açıklanmasının beş yıl süreyle geriye bırakılmasıdır. Hükmün açıklanmasının geriye bırakılması kişi hakkında hüküm ve sonuç doğurmaz. Hükmün açıklanmasının geriye bırakılması kararına sadece itiraz edilebilir. Temyiz, istinaf mümkün değildir. Adli sicil kaydında görünmez. Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında bir hüküm değildir. İlgili hakim savcılar hariç ulaşılması mümkün değildir. Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında yasal süresi geçtikten sonra dosyanın düşmesine karar verilir.

  • Cezanın Ertelenmesi

Bu karar, davayı sonlandıran bir karar olmadığından CMK 223. maddesine göre hüküm değildir. Kişi, işlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmamış veya altmış beş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır. Ancak, erteleme kararının verilebilmesi için kişinin;

  • Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması,
  • Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması gerekir.

Cezası ertelenen hükümlü hakkında, bir yıldan az, üç yıldan fazla olmamak üzere, bir denetim süresi belirlenir. Bu sürenin alt sınırı, mahkûm olunan ceza süresinden az olamaz. Mahkeme, hükümlünün kişiliğini ve sosyal durumunu göz önünde bulundurarak, denetim süresinin herhangi bir yükümlülük belirlemeden veya uzman kişi görevlendirmeden geçirilmesine de karar verebilir. Hükümlünün denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, hâkimin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi halinde; ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine karar verilir. Denetim süresi yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirildiği takdirde, ceza infaz edilmiş sayılır. Ceza Kanunu’ndaki bu düzenlemeyle eski Kanun’dan farklı olarak; cezasının ertelenmesi bir koşullu af olmaktan çıkarılıp ceza infaz kurumu haline getirilmiştir.

kovusturma
kovusturma
  • Hükmün Gerekçesi ve Hüküm Fıkrasının İçereceği Hususlar

Hükmün başına, “Türk Milleti adına” verildiği yazılır. Hükmün başında hükmü veren mahkemenin adı, hükmü veren mahkemenin adı, hükmü veren mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hakimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt katibinin, katılanın, mağdurun, vekilinin, kanuni temsilcisinin ve müdafiin adı ve soyadı ile sanığın açık kimliği, beraat kararı dışında suçun işlendiği yer, tarih ve zamanı, sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı yazılır.

Hükmün gerekçesi ve varsa karşı oy gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur. Karar ve hükümler bunlara katılan hâkimler tarafından imzalanır. ) Hüküm sonucu tefhim edildikten sonra gerekçeli karar imzalanmadan hâkim ölür veya herhangi bir sebeple kararı imzalayamayacak hâle düşerse, yeni hâkim, tefhim edilen hükme uygun olarak gerekçeli kararı bizzat yazarak imzalar. Toplu mahkemelerde böyle bir durumun gerçekleşmesi hâlinde, hüküm diğer hâkimler tarafından imzalanır ve başkan veya en kıdemli hâkim tarafından, hükmün altına diğer hakimin imza edememesinin sebebi yazılarak imza olunur. Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir. Hüküm, yargılamayı bitiren bir son karardır. Lakin, ceza yargılamasında ceza miktarlarına göre istinaf ve temyiz incelemesi için gerekli şartlar oluşmuşsa ve istinaf veya temyiz incelemesi ile yargılama devam edecekse, ilk derece yargılamasında verilen hüküm bir son olmayacaktır.

Duruşma Aşamasında Uyulması Gereken İlkeler

  • Aleniyet İlkesi: Aleniyet ilkesi, duruşmada gerçekleştirilen muhakeme işlemlerinde, bulunması zorunlu olan kimseler dışındaki kimselerin de bulunabilmesini ve duruşmada görüp işittiklerini dışarıda başkalarıyla paylaşabilmesini ifade eder. Duruşmaya isteyen herkesin katılabilmesi “doğrudan aleniyet i; katılımcıların duruşma salonunda görüp işittiklerini dışarıda başkalarıyla paylaşabilmesi ise dolaylı aleniyet” ifade eder. Kural olarak yargılamalarda hem doğrudan hem de dolaylı aleniyet olmalıdır Nitekim soruşturmada gizlilik esas iken (Bkz. CMK m 157), duruşma bakımından esas olan aleniliktir.
  • Sözlülük İlkesi: Soruşturmada esas olan ilke yazılılık iken; duruşmada sözlülük ilkesi geçerlidir. Sözlülük ilkesi, duruşmada yapılan işlemlerin kural olarak sözlü yapılmasını ifade eder. Her ne kadar duruşma sırasında yapılacak tüm işlemlerin tutanağa geçirilmesi şart ise de ceza yargılamasında sözlülük esastır ve muhakeme sonunda verilecek hükme sadece duruşmada sözlü olarak söylenen hususlar esas teşkil edebilir. Bu itibarla duruşmada tanıklar sözlü dinlenecek, belgeler okunacak, sözlü olarak verilecek, ayrıca yazıya geçirilmiş olsa bile istisnalar haricinde tüm işlemler sözlü olarak yapılacaktır. Bu ilkenin amacı yargılama makamının vicdanına hitap edebilmelerini sağlamaktır.

Ayrıca hem kamu vicdanı hem de duruşmanın tarafları sözlü duruşma sonucunda muhakemenin adilliğinden emin olma imkânına sahip olurlar. Sözlü duruşma sonucunda muhakemenin tarafları ileri sürdükleri hususların yargılama makamınca dinlendiğinden emin olacaklardır. Eğer sadece yazılı olarak iddia ve savunmanın yapılması söz konusu olsaydı, taraflar hiçbir zaman bu hususların yargılama makamınca incelendiğinden emin olamazlardı. Bu itibarla adil bir muhakemenin söz konusu olabilmesi için, iddia ve savunmanın konusunu oluşturan tanık ifadeleri, sanık ve müdafi savunması, savcının iddiası, bilirkişi raporu, olay yeri inceleme ve keşif tutanakları gibi muhakemeye ilişkin tüm hususlar duruşmada sözlü olarak ortaya konulmalı ve sözlü olarak tartışılmalıdır.

  • Bağlılık İlkesi: Bağlılık ilkesi, duruşmada yapılacak işlemlerle bunları yapacak kişiler. bunların yapılacağı yer ve zaman arasında bir bağlılık olmasını ifade eder. Buna göre duruşma işlemleri, önceden ilan edilen zaman ve yerde, kural olarak aynı kişiler tarafından yapılır. Duruşma sonuçlanıncaya kadar hakim ve sanık değişmez. Maddi gerçek kolektif bir faaliyet sonucunda ortaya konulmaya çalışıldığına göre, savcının ve müdafiin de değişmesi arzulanan bir durum değildir. Özellikle mahkeme yargıcının duruşma boyunca ayı kişi olması, adil yargılanma açısından büyük önem ifade etmektedir. Nitekim duruşmanın celselerine farklı hakimin girdiği hallerde, hükmü kuracak hakimin delillerin bir kısmıyla dosya üzerinden temas etmesi söz konusu olacaktır ki, bu hem vicdanı kanaatin oluşması hem de adil bir kararın verilebilmesi bakımından kabul edilemez bir durumdur. Bu itibarla tek celsede bitirilemeyecek duruşmalarda, hakimin her türlü ihtimale karşın muhakemeden ayrılması söz konusu olur diye yedek hakim bulundurulmaktadır.

“Kaldı ki insan zihninin çalışma şekli ve bilgiye ulaşırken izlediği safhalar dikkate alındığında da, algılamayı yapan ile sonuç çıkaranın, yanı bilgiye ulaşanın ayı kışı olması gerektiği görülür. Her ne kadar sanığın değişmesi ihtimali bulunmasa da (CMK m.225/1), yargılamaya katılan diğer kişilerin duruşma sırasında da zaman zaman değişebildiği görülmektedir. Bu haller genel bağlılık ilkesinin istisnasını oluşturur. Nitekim bu istisnalar kabul edilmeksizin muhakemenin gerçekleştirilebilmesi imkanı kalmaz veya çok zorlaşır. Bu bağlamda, sanıktan sonra duruşmada değişmesine en mesafeli yaklaşılması gereken muhakeme süjesi olan hakim bakımından bile, izin, tayin, vs gibi nedenlerle değişiklik olması söz konusu olabilmektedir.

  • Doğrudan Doğruyalık İlkesi: Doğrudan doğruyalık ilkesi, hükmü kuracak hakimin, olay hakkındaki kanaatini şekillendirme süreci ile ilgilidir. Bu itibarla bu ilke hükmü verecek olan hakim ya da hakimlerin, delillerle bire bir karşı karşıya gelmelerini, onlarla arada bir vasıta olmaksızın temas etmelerini ve delil ikamesinin hükmü verecek hakimden başka hakim önünde yapılmamasını ifade eder. Dolayısıyla duruşmanın doğrudan doğruyalığı, hakimin delillerle doğrudan temas etmesi suretiyle vicdani kanaate ulaşmasması garanti altına alır. Bu ilkeye uygun hareket edilmemesi halinde, delillerle doğrudan temas etmemiş bir hakimin vereceği hükmün adil olması ve tarafların adil bir kararın verildiğine ilişkin inanç taşımaları neredeyse imkansız olacaktır. Doğrudan doğruyalık ilkesinin istisnaları da bulunmaktadır. Bunlar niyabet ve istinabenin söz konusu olduğu hallerdir. Bu bağlamda kanunun cevaz verdiği kapsamda, örneğin sanığın istinabe yoluyla sorgusunun yapılması, tanığın naip hakim yoluyla dinlenmesi gibi durumlarda, doğrudan doğruyalık ilkesinin istisnaları ortaya çıkar.

Kovuşturma Hakkında Mahkeme Kararları

Yargıtay 5. Ceza Dairesi 547/1198 E/K ve  15.02.2007 Tarihli Kararı

Reşit olmayan mağdure ile rızası ile cinsi münasebette bulunma suçundan kuru- lan şikayet yokluğu sebebiyle 5237 sayılı Kanunun 73/4. maddesi uyarınca düşme kararına yönelik yapılan incelemede, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen kararları doğrultusunda; lehe yasanın saptanıp uygulanması sırasında, herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmasının, kanıt toplanmasının ve takdir hakkının kullanılmasının gerekmediği, eylemin suç olmaktan çıkarıldığı ve ceza sorumluluğunun kaldırıldığı durumlarda 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddesine göre duruşma açılmadan da karar verilebileceğinin mümkün bulunması karşısında; bu suç yönünden duruşma açılmadan 5237 sayılı Yasanın 73. maddesine göre verilen düşme kararında isabetsizlik görülmediğinden bu suça yönelik Kanun Yararına Bozma isteminin ye- rinde olmadığı kanaatine varılmakla tebliğnamedeki bozma isteminin REDDİNE.


Yargıtay 1. Ceza Dairesi 5525/4512 E./K. ve 14.07.2011 Tarihli Kararı 

Ceza Genel Kurulu’nun 27.12.2005 gün ve 162-173 sayılı kararı başta olmak üzere aynı konu ile ilgili diğer kararlarında da duraksamasız olarak belirtildiği üzere; lehe yasanın saptanıp uygulanması, herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmasını, kanıt toplanmasını, takdir hakkının kullanılmasını gerektiriyorsa ya da cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin bir hükmün uygulanması olanağı sonraki yasa ile doğmuşsa, hükümde değişiklik yargılamasının duruşmalı yapılması zorunludur. Evrak üzerinde inceleme yapılabilmesi ise ancak belirtilen haller dışında söz konusu olabilecektir.

Somut olayda; hükümlü hakkında iştirak halinde adam öldürme suçundan 765 sayılı TCK’nın 64/1, 448/1, 51/1, 55/3 ve 59. maddeleri uyarınca 10 yıl ağır. hapis cezasına hükmedilmiş ve bu hüküm kesinleşmişken, kesin hükümde değişiklik yargılaması sonunda daha lehe olduğu belirlenen 5237 sayılı TCK’nın 81, 29, 31/3 ve 62. maddeleri uygulanmak sure- tiyle 7 yıl 6 ay hapis cezasına hükmedilmiştir. Bu durumda, 29 ve 62. maddelerin uygulanması takdir hakkının kullanılmasını gerektirdiğinden, duruşmalı yapılması gereken uyarlama yargılamasının evrak üzerinde yapılması.

Yorum Gönderin

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

X
kadim hukuk ve danışmanlık