Kovuşturma, ceza yargılamasının ikinci ve son evresidir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 175. maddesinin 1. fıkrasında kovuşturma evresinin tanımı yapılmıştır. Yasaya göre kovuşturma evresi, şüpheli hakkında savcılık tarafından yapılan soruşturma sonucunda yeterli şüpheye ulaşılması halinde düzenlenen iddianamenin ceza mahkemesi tarafından kabul edilmesiyle başlayan yargılama sürecini ifade eder. (CMK 175/1. madde)
Kovuşturma, iddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi tanımlamak üzere kullanılır. (CMK madde 2/f) Ceza mahkemesi, Cumhuriyet savcısı tarafından hazırlanan soruşturma evrakı ekli iddianamenin mahkemeye verildikten sonra 15 gün içerisinde iddianamenin iadesi ya da kabulü yönünde bir karar vermek zorundadır. Süresi içerisinde iade edilmeyerek kabul edilmiş sayılmasıyla veya iddianamenin kabul edilmesiyle birlikte kovuşturma evresi başlar. Kovuşturma evresi, savcılık tarafından hazırlanan iddianamedeki fiil ve fail hakkında yargılama yapılmasıdır. Savcılık, soruşturma neticesinde;
- Yeterli şüpheye ulaşamadığı takdirde “kovuşturmaya yer olmadığı kararı” vermektedir.
- Dava açılan dosyada yer alan bazı diğer suçlar yönünden dava açılmasına gerek görmezse, o suçlar hakkında “ek kovuşturmaya yer olmadığı kararı”
- Yeterli şüpheye ulaşılması durumunda ise “iddianame” düzenleyerek dava açılmasını sağlar.
Kovuşturma evresi itibariyle dört evreden oluşmaktadır. Bunlar; duruşma hazırlığı, duruşma, karar, kanun yolu evreleridir.

Ceza Davasında Kovuşturma Nedir?
Ceza mahkemesi, Cumhuriyet savcısının hazırladığı iddianameyi aldıktan sonra 15 gün içerisinde ya kabul eder ya da iade eder; bu süre içerisinde iade edilmeyen iddianame kabul edilmiş sayılır. İddianamenin kabulü ile kamu davası açılır ve kovuşturma aşamasına geçilir. Bu aşamada; iddianameye konu olan olayın gerçekleşip gerçekleşmediği ortaya konulan deliller ışığında değerlendirilir ve suç sabit görülürse hüküm verilir. İddianame iade edilirse dosya savcılığa geri gönderilir ve dava açılmamış olur. Kovuşturma evresinde kişi artık “şüpheli” değil “sanık” sıfatını taşır ve yargılama dört evrede yürütülür.
- Duruşma Hazırlığı: Mahkeme tarafından iddianamenin kabul edilmesiyle birlikte kovuşturma evresi başlamaktadır. Bu aşamada mahkeme yargılamanın nasıl yapılacağını belirlemek adına “tensip” adı verilen tutanak düzenlenir. Tensip ile örneğin basit yargılama usulünün uygulanıp uygulanmayacağı gibi hususlar belirlenir. Tensip ara kararları ile yapılması gereken bir diğer iş duruşma gününün belirlenmesidir. Belirlenen duruşma tarihi; sanığa, müştekiye, mağdura, suçtan zarar görene çağrı kağıdı aracılığı ile bildirilir. Duruşmaya hazırlık devresinde, muhakeme makamlarından “yargılama makamı” aktif bir durumdadır. Duruşma hazırlığını kimin yapacağının belirlenmesinde mahkemelerin toplu mahkeme veya tek hakimli mahkeme olması özellik arz etmektedir. Tek hakimlide hâkim, toplu mahkemelerde ise başkan yürütür. Son karar evresi ise heyet halinde verilir. Tek hakimli mahkemelerde ise hâkim karar verir.
- Duruşma Aşaması: Kanun koyucu duruşmanın ara verilmeden tek celsede bitirilmesini öngörmektedir. Ancak zaruri nedenlerin varlığı halinde duruşmaya ara verilmesinin önünde engel bulunmamaktadır. Uygulamada da genel olarak duruşmaların tek celsede bitirilmesi mümkün olmamaktadır. Duruşmada; hakim, cumhuriyet savcısı, zabıt katibi ve zorunlu müdafinin duruşmada hazır bulunması zorunludur. Duruşmanın idaresi ve düzeninden mahkeme hakimi ya da başkanı sorumludur.
- Son aşama (Hüküm): Sanığa son sözü sorulduktan sonra mahkemece başka bir işlem yapılmaksızın duruşmanın bittiği bildirilerek karar tefhim edilmelidir. Heyet halinde çalışan mahkemeler bakımından verilecek karar ile ilgili “müzakere” adı verilen bir değerlendirme yapılmaktadır. Sanığın son sözü tutanağa geçtikten sonra mahkeme müzakere için ara vermekte, müzakere tamamlandıktan sonra duruşmanın bittiğini bildirerek hükmü tefhim etmektedir. Müzakere görüşmelerinde, cumhuriyet savcısı da dahil kimsenin bulunması hukuken mümkün olmayıp; görüşmenin gizli şekilde yapılması gerekmektedir. Son aşamada; beraat, mahkumiyet, ceza verilmesine yer olmadığı, güvenlik tedbirlerine hükmedilmesi, davanın reddi, adli yargı dışındaki yargı organlarına görevsizlik şeklinde hüküm kurulabilir.
- İddianamenin kabulüyle, kamu davası açılmış olur ve kovuşturma evresi başlar.
- Mahkeme, iddianamenin kabulünden sonra duruşma gününü belirler ve duruşmada hazır bulunması gereken kişileri çağırır.
Kovuşturma Yapmakla Görevli Ceza Mahkemeleri
Ceza hukuku bakımından görev ve yetki önem arz eden kavramlardır. Görevli mahkeme, bir ceza davasının hangi yargı mercii tarafından görüleceğini belirleyen unsurdur. Yetkili mahkeme ise ceza davasının hangi coğrafi alanda görüleceğini ifade etmektedir. Mahkeme görevli olup olmadığına sadece tensip anında değil kovuşturma evresinin her aşamasında karar verebilmektedir. Zira yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında görevli olmayan hakim veya mahkemece yapılan işlemler hükümsüzdür.
Buna karşılık sanık yetkisizlik iddiasını ancak ilk duruşmada sorgusundan evvel dile getirmek ve mahkemede sorgudan önce bu iddiaya ilişkin kararını vermek zorundadır. Bu aşamadan sonra yetkisizlik iddiası ileri sürülemeyeceği gibi mahkemede bu hususta re’sen karar veremez. Soruşturma evresi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmekte iken; kovuşturma evresini ceza mahkemeleri yürütmektedir. Kovuşturma evresinde görevli ceza mahkemeleri şunlardır:
- Ağır ceza mahkemesi (vergi suçları mahkemeleri, bilişim suçları mahkemeleri, finansal suçlar mahkemeleri); bu mahkeme türü Türk ceza yargı sisteminde en ağır suçlara bakan ceza mahkemesidir.
- Asliye ceza mahkemesi; ağır ceza mahkemesinin görev alanına girmeyen suçlara bakmakla görevlendirilmiş ceza mahkemesidir.
- Çocuk mahkemesi; suça sürüklenen çocuklar ile mağdur ve korunmaya ihtiyaç duyan çocuklara ilişkin davalara bakan özel görevli mahkemelerdir.
- Çocuk ağır ceza mahkemesi; suça sürüklenen çocukların ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren ciddi suçlar bakımından yargılandığı özel görevli mahkemedir.
- Fikri ve sınai haklar ceza mahkemesi; fikri mülkiyet haklarına ilişkin suçlara bakan özel görevli ceza mahkemesidir.
- İcra ceza mahkemesi; icra ve iflas hukukundan kaynaklanan bazı suç ve yaptırım gerektiren fiillere bakan özel görevli ceza mahkemesidir.
Soruşturma Evresinden Kovuşturma Evresine Geçiş
Kovuşturmaya geçilmesiyle kamu davası açılmış olur. Kamu davasının açılması için gerçekleşmesi gereken süreci, iddianame hazırlayıp mahkemeye vermek suretiyle savcı başlatmakta, söz konusu süreç mahkemenin iddianamenin kabulü kararıyla da tamamlanmaktadır. Kaldı ki kanun koyucu da “Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir (CMK m.170/1).” demektedir. Kovuşturmaya geçilmesiyle birlikte mahkeme, muhakemenin yürütücüsü olan makam haline gelir. Bir başka deyişle soruşturma sırasında birçok önemli muhakeme işlemini savcılığın talebi üzerine karara bağlayabilen sulh ceza hakiminin yerine, muhakemeyi etkin olarak yürüten bir yargılama makamı olan mahkeme devreye girer.
Özellikle koruma tedbirleri bakımından kovuşturma evresinde mahkemenin savcının talebini beklemesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Soruşturmayı yürüten makam olan savcılık, yürütücü olmaktan çıkar ve savcı iddia eden taraf konumuna gelir. Savcının iddia makamı olarak yargılamaya katılmaması gerek CMK m.289 gerekse de yürürlükte bulunan CMUK m.308 gereğince, kesin hukuka aykırılık halidir. Buna karşın kanunda açıkça savcının duruşmaya katılmayacağı öngörülmüşse, söz konusu hukuka aykırılık oluşmayacaktır. Ayrıca soruşturma evresinin tamamlanıp kovuşturma evresine geçilmesinin en önemli sonuçlarından birisi; isnat altında olan şüphelinin kovuşturma aşamasına geçilmesiyle sanık sıfatını almasıdır.

Kovuşturma Süreci
Ceza hukukunda kovuşturma evresi mahkeme tarafından iddianamenin kabul edilmesiyle birlikte başlamaktadır. Kovuşturmanın başlamasıyla birlikte mahkeme tarafından yapılacak yargılama işlemlerine ilişkin “tensip” adı verilen tutanak düzenlenir. Tensip işlemleri kapsamında öncelikle dosyanın yetki ve görev yönünden değerlendirilmesi gerekmektedir. Tensip tutanağının düzenlenmesi ve tensip kararlarının verilmesi kovuşturma evresinin duruşma hazırlığı kısmını oluşturmaktadır. Duruşma hazırlığının amacı; kendisinden sonra gelen duruşma bölümünün en kısa zamanda yapılabilmesini sağlamaktır.
Duruşma hazırlığında yargılamanın taraflarının bir araya gelmeleri söz konusu değildir. Duruşma hazırlığında yapılması gereken işlemler şöyle sıralanabilir;
- İddianamenin kabulü,
- Duruşma gününün belirlenmesi,
- Duruşma için çağrıların yapılması,
- Delillerin toplanması,
- Tanık dinleme ya da Bilirkişiye başvurma,
- İddianamenin sanığa bildirimi
Duruşma tarihini belirlemek ve gerekli çağrıları yapmak mahkeme başkanının yetkisindedir. Keşif gerekiyorsa duruşmadan evvel günü belirlenerek gerçekleştirilebilir; adli tıp görüşü isteniyorsa tensiple beraber talep edilebilir. Nüfus ve sabıka belgeleri eksikse mahkeme bunların getirilmesine karar verir.
- İddianamenin Sanığa Tebliği ve Sanığın Çağrılması
Sanığa çağrı belgesinin tebliği ile birlikte iddianamenin de tebliğ edilmesi gerekir. Duruşma gününü bildiren kâğıda çağrı kâğıdı denir yani davetiye denir. Çağrı kâğıtları mahkeme kalemlerinde yazılır ve bildirilir ancak kâğıtta ihtar olma şartı aranmaktadır. Özrü olmaksızın duruşmada hazır bulunmayan sanığın zorla getirileceği de CMK madde 176 gereği ihtar edilir. Mahkeme, sanığın hazır bulunmasına ve zorla getirilme kararı ile veya yakalama emriyle zorla getirilmesine her zaman karar verebilir. Ceza Muhakemesi Kanunu madde 195’ de, suç yalnız veya birlikte adli para cezasını veya müsadere cezalarını gerektirmekte ise, sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu gibi hallerde sanığa gönderilecek davetiyede “kendisi gelmese de duruşmanın yapılacağı” yazılır.
Sanığın mahkemeye çağrılmasıyla birlikte müdafi de davetlidir. Müdafi ister baroca görevlendirilsin isterse sanık tarafından seçilmiş olsun, sanıkla birlikte duruşmaya çağrılması gerekir. Bunun için kendisine çağrı belgesi gönderilmelidir. Çağrı belgesinde, çağrıyı yapan mahkemenin adı, duruşma gün ve saati gösterilir. Mahkemenin çağrı belgesini duruşma gününden en aşağı bir hafta önce sanığa tebliğ etmesi gerekir.
- Sanığın Savunma ve Delillerinin Toplanması İstemi
Sanık, kovuşturma evresinde duruşma hazırlığı sırasında, tanık ya da bilirkişinin çağrılmasını ya da savunma kanıtlarının toplanmasını istiyorsa, duruşma gününden en az beş gün önce, bu konudaki dilekçesini vermelidir. Beş günlük süre konulmasındaki amaç, tanık ya da bilirkişinin duruşmada hazır bulundurulmasını ve yargılamanın kesintisiz sürmesini sağlamaktır. Sanığın isteği kabul edildiği takdirde, bu karar kendisine ve Cumhuriyet savcısına bildirilir. Ayrıca tanık ya da bilirkişiye çağrı belgesi gönderilerek haber verilmesi gerekir.
Sanığın isteğinin reddine kadar verilmesi durumunda ise, bu karar da kendisine bildirilmelidir. Sanık ret kararlarına karşı, itiraz ya da temyiz yoluna gidemez ise de onun kanıt araçlarını kendiliğinden duruşmaya her zaman getirmesi olanaklıdır. Başka bir deyişle, sanık ya da katılan, ilk duruşmadan önce verdikleri bir dilekçe ile isim ve adreslerini verdikleri, bildikleri konuları ve neye ilişkin beyanda bulunacaklarını açıkladıkları tanıkları mahkemeye sunmuş, bunların dinlenmesini istemişler ise; ancak mahkeme bu istemin reddine karar vermiş ise, bahsedilen tanıklar duruşmada hazır edildiğinde mahkemenin bunları dinlemesi zorunludur. Davayı uzatmak amacıyla yapılacak olan talepler de haliyle reddedilecektir.
- Çağrılan Tanıkların Ad ve Adreslerinin Sanığa ve Cumhuriyet Savcısına Bildirilmesi
Duruşmaya hazırlık aşamasında hem sanık hem de cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya mahkemeye çağırttırdığı ya da duruşma sırasında yanına getireceği tanık ve bilirkişinin adlarını ve adreslerini, duruşma gününden önce bildirmelidir. Cumhuriyet savcısına ve sanığa, karşılıklı bildirme zorunluluğu yüklenmesindeki amaç; birbirlerini bilgilendirerek, yargılamada beklenmeyen kanıtların ileri sürülmesini veya bir sürprizle karşılaşmalarını önleyerek, iddia ve savunmalara olanak sağlamaktır. Bu düzenleme, her iki tarafın da duruşmaya hazırlıklı gelmesini sağlar ve duruşmanın ertelenmesi ile sürüncemede kalmasını önlemiş olur. Bu düzenleme sonucunda CMK 179. maddesi hükümlere, Cumhuriyet savcısı veya sanığın uymamalarının herhangi bir yaptırımı bulunmadığı için, maddenin fazlaca uygulama alanı bulunmamaktadır.
Duruşma hazırlığı aşamasında, işin aksamasına yol açıp açmayacağına bakılmaksızın, tanık ya da bilirkişinin dinlenmesi için belirlenen günden Cumhuriyet savcısına, suçtan zarar görene, vekiline, sanığa ve müdafiine haber verilmesi zorunludur. Bunların haber verilmesine karşın belirlenen günde hazır bulunmamaları halinde, tanık ve bilirkişilerin dinlenmeleri olanaklıdır. Düzenlenen tutanağın örneği hazır bulunan Cumhuriyet savcısına ve müdafiye verilir. Duruşma hazırlığı aşamasında, yeniden keşif ve muayene yapılarak dosyayı olgunlaştırmak ve duruşmaya tam olarak hazırlanmaya ihtiyaç duyulursa, Cumhuriyet savcısı, suçtan zarar gören, vekili, sanık ve müdafii haberdar edilir.
- Duruşma
Ceza Muhakemesi Kanunu madde 182 ve devamı maddelerinde kovuşturma evresinde duruşma aşamasına ilişkin hususlar belirtilmiştir. İddianamenin kabulü ile başlayan kovuşturma evresi ve akabinde duruşmaya hazırlık evresi sonrasında duruşmalar yapılmaya başlar. Duruşma, mahkeme heyetinin, savcının, sanığın ve/veya müdafinin, müşteki ve/veya vekilinin katılımı ile gerçekleştirilir. Maddi gerçeğin ortaya çıkması için toplanılan mahkeme salonunda görülen davaların her biri birer duruşmadır yani celsedir.

Kovuşturma Evresinde Duruşma
Ceza Muhakemesi Kanunu 182 ve devamı maddelerinde duruşmaya dair ilkeler, yasaklar ve normları belirtmiştir. Buna göre;
- Duruşmanın açıklığı (CMK m. 182):Türk Ceza Hukuku kapsamında duruşmaların açıklığı ilkesi benimsenmiştir. Bu ilke; sanığın kamuoyu önünde hesap vermesini ve adaletin dağıtımının halk tarafından denetimini sağladığı gibi, sanık açısından da güvence oluşturur. Açıklık, kapalı kapılar ardında yapılacak yargılamanın sakıncalarını ortadan kaldırır. Açıklık duruşmanın başlamasından hükmün bildirilmesi anına kadar sürer. Ancak yargıçlar arasındaki müzakere ve oylama gizlidir.
- Ses ve görüntü alıcı aletlerin duruşmada kullanılması yasağı (CMK m. 183): Adliye binası içerisinde ve duruşma başladıktan sonra duruşma salonunda, her türlü sesli veya görüntülü kayıt olanağını sağlayan cihazların kullanılması yasaklanmıştır. Ses ve görüntü alınmasının engellenmesi henüz yargılama aşamasında olan kimsenin bu evrede kamuoyuna suçlu gibi lanse edilmesini önlemektir.
- Duruşmanın açıklığı ilkesinin istisnaları (CMK m. 184): Ceza yargılamasında kural olarak duruşmalar alenidir. Fakat duruşmanın açıklığının kaldırılmasına dair karar verilebilir. Mahkeme açıklığın kaldırılmasına dair karar verirse, bu kararın nedenlerini gerekçelendirmeli ve tutanağa geçirmelidir. Mahkeme açıklığı kaldırma kararını talep üzerine veya resen verebilir. Ancak kapalılık kararı verildiği durumlarda yapılan kapalı duruşma sonunda, kapalılık kararının açık olarak bildirilmesi ve gerekçesinin de tutanağa geçirilmesi zorunludur.
- Zorunlu kapalılık (CMK m. 185-186): Duruşmaların zorunlu kapalı yapılması hususu CMK madde 185’ de belirtilmiş olup, kural olarak açık yapılan duruşmaların bazı hallerde zorunlu şekilde kapalı olarak yürütülmesidir. Maddeye göre, onsekiz yaşını doldurmayan sanıkların, duruşmaları mutlaka kapalı yapılması gerektiğinden CMK 184 ile kıyaslandığında, mahkemenin takdir hakkı yoktur. Onsekiz yaşından küçük sanıkların duruşmasının kapalı yapılmasıyla yetinilmemiş ve onların teşhir edilmesini önlemek için, hükmün de kapalı bildirileceği öngörülerek hükmün açıkça bildirilmesi kuralına bir istisna getirilmiştir. Açıklık, adil yargılanma yönünden duruşmanın temel karakterini oluşturduğundan ve açıklığın kaldırılması ancak zorunlu ve kanunun belirlediği hallerde söz konusu olabileceğinden; açıklığı kaldırma kararının bütün nedenleriyle birlikte tutanağa geçirilmesi gerekmektedir.
- Kapalı duruşmada bulunabilme (CMK m. 187): Kapalı yapılan duruşmada taraflar, avukatları, tanıklar ve bilirkişiler bulunabilirler. Hakim ya da heyet; örneğin, hakim, savcı yardımcılarının ve stajyer avukatların kapalı duruşmayı izlemelerine izin verebilir. Bu durumda mahkeme başkanının duruşmaya katılanları, bilgi paylaşımı yapmamaları adına uyarır ve bu uyarı da tutanağa geçirilir. Duruşmanın kapalılığı beraberinde yayım yasağını da getirir. Mahkemenin ayrıca bu hususta yayım yasağı koymasına gerek yoktur.
- Duruşmada hazır bulunacaklar (CMK m. 188): Duruşmada hükme katılacak hakimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt katibinin ve zorunlu müdafiin hazır bulunması şarttır. Müdafiin mazeretsiz olarak duruşmayı terk etmesi halinde duruşmaya devam edilebilir. Sulh ceza mahkemelerinde yapılan duruşmalarda Cumhuriyet savcısı bulunmaz. Bir oturumda bitmeyecek davada, herhangi bir nedenle bulunamayacak üyenin yerine geçmek ve oya katılmak üzere yedek üye bulundurulabilir.
- Birden çok Cumhuriyet savcısı ve avukatın duruşmaya katılması (CMK m. 189): Madde ile duruşmaya katılacak Cumhuriyet savcısı ve avukat sayısı bakımından herhangi bir kısıtlama getirilemeyeceğini hükme bağlamış bulunmaktadır. İstisnalar dışında yargılamalarda Cumhuriyet Savcılığı makamının temsil edilmesi gerekir. Bir yerde birden çok Cumhuriyet savcısı varsa, yargılamaya birinin katılması yeterlidir. Yargılamada sanığı temsilen birden çok avukat da bulunabilir. Bu durum iddia ve savunma makamlarına eşit olanak tanımak için düzenlenmiştir.
- Ara verme (CMK m. 190): Duruşmaya ara verilmeksizin devam edilerek hüküm verilir. Ancak, zorunlu hallerde davanın makul sürede sonuçlandırılmasını olanaklı kılacak surette duruşmaya ara verilebilir. Sanık, avukatının mazeretinin bulunması nedeniyle duruşmaya ara verilmesini isteyemez; avukat zorunlu vekil ise, yani kanunun zorunlu avukatlığı kabul ettiği bir hal varsa, duruşmaya ara verme isteminin kabulü gerekir. Bu halde en kısa sürenin verilmesi hüküm gereğidir. Ayrıca;
- Sanığın duruşmaya gelmemesi (md. 193)
- Müdafiinin özür bildirmesi (md. 151)
- Yeni delil ileri sürülmesi (md. 207)
- Ek savunma gerekmesi (md. 226/3)
- İddia ve savunma için süre istenmesi
- Bekletici sorun çıkması (md. 218)
- Savcısının ve sanığın getirdiği ya da mahkeme kararı ile çağrı kağıdı gönderilen tanık veya bilirkişilerin ve uzman kişilerin isimleri ile oturduğu yerlerin karşı tarafa geç bildirilmesi gibi hallerde de duruşmaya ara verilmesi mümkündür.
- Duruşmanın başlaması (CMK m. 191): Belirlenen gün ve saatte, yargılamayı yapacak ve hükme katılacak olan hakimler, Cumhuriyet savcısı ve zabıt katibinin duruşma salonunda hazır bulunmasıyla oturum açılır. Sanığın ve müdafiin hazır bulunup bulunmadıkları, çağrılmış tanık ve bilirkişilerin gelip gelmedikleri saptanır. Tanıklar duruşma salonundan dışarı çıkarılırlar. Duruşmada sırasıyla; sanığın açık kimliği saptanır, kişisel ve ekonomik durumu hakkında kendisinden bilgi alınır, iddianame veya iddianame yerine geçen belgede yer alan suçlamanın dayanağını oluşturan eylemler ve deliller ile suçlamanın hukuki nitelendirmesi anlatılır, sanığa hakları bildirilir ve sanık açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirdiğinde, usulüne göre sorgusu yapılır.
- Başkan veya hâkimin görevi (CMK m. 192): Mahkeme başkanı veya hakim duruşmayı yönetir ve sanığı sorguya çeker; delillerin ikame edilmesini sağlar. Duruşmada ilgili olanlardan biri duruşmanın yönetimine ilişkin olarak mahkeme başkanı tarafından emrolunan bir tedbirin hukuken kabul edilemeyeceğini öne sürerse, mahkeme bu hususta bir karar verir.
- Sanığın duruşmada hazır bulunmaması (CMK m. 193): Kanunun saklı tuttuğu haller saklı kalmak üzere; hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz. Gelmemesinin geçerli nedeni olmayan sanığın zorla getirilmesine karar verilir. Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir. CMK’nın 206/1. maddesinde sanığın tebligata rağmen mazeretsiz olarak gelmemesi sebebiyle sorgusunun yapılamamış olması, delillerin ortaya konulmasına engel olmaz. Ortaya konulan deliller sonradan gelen sanığa bildirilir hükmüyle, duruşmanın başlatılmaması ancak sanığın geçerli mazereti olduğunu bildirmesi halinde olanaklıdır. Bu durumda deliller ortaya konulamaz.
- Sanığın mahkemeden uzaklaşması (CMK m. 194): Mahkemeye gelen sanığın duruşmanın devamı süresince hazır bulunması gerekmekte olup bu hususta gereken tedbirlerin alınması, mahkeme başkanı veya hakimin görevidir. Sanık uzaklaşır veya ara vermeyi izleyen oturuma gelmezse, önceden sorguya çekilmiş ve artık hazır bulunmasına mahkemece gerek görülmezse dava yokluğunda bitirilebilir. Ancak sorguya çekilmiş olması ve artık huzuruna mahkemece gerek görülmemesi koşuluna ek olarak, sanığa diğer bir güvence sağlanması amacıyla mahkemece bir avukatın atanması zorunluluğu kabul edilmiştir. Sanığın yargılanabilme ehliyetini henüz hüküm verilmeden önce elde etmesi halinde duruşmaya kabul edileceği ve duruşmaya yeniden alındığında yokluğunda yapılan işlemlerin ona açıklanacağı belirtilmektedir.
- Sanığın yokluğunda duruşma (CMK m. 195): Suç, yalnız veya birlikte adli para cezasını veya müsadereyi gerektirmekte ise; sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu gibi hallerde sanığa gönderilecek davetiyede gelmese de duruşma yapılacağı yazılır. Bu durumda sanık mahkemece sorguya çekilmeden hakkında hüküm kurulabilecektir. Suçun cezasının hapis olması ya da hapisle birlikte adli para cezasının seçenekli yaptırım içermesi durumunda, maddenin uygulama olanağı yoktur.
- Sanığın duruşmadan bağışık tutulması (CMK m. 196): Mahkemece sorgusu yapılmış olan sanık veya bu hususta sanık tarafından yetkili kılındığı hâllerde müdafii isterse, mahkeme sanığı duruşmada hazır bulunmaktan bağışık tutabilir. Sanık alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere, istinabe suretiyle sorguya çekilebilir. Sorgu için belirlenen gün, Cumhuriyet savcısı ile sanık ve müdafiine bildirilir. Cumhuriyet savcısı ile müdafiin sorgu sırasında hazır bulunması zorunlu değildir. Sorgusundan önce sanığa, ifadesini esas mahkemesi huzurunda vermek isteyip istemediği sorulduktan sonra istinabe suretiyle sorgusu yapılabilir. Sorgu tutanağı duruşmada okunur. Hâkim veya mahkemenin zorunlu gördüğü durumlarda; aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle yurt içinde bulunan sanığın sorgusu yapılabilir veya duruşmalara katılmasına karar verilebilir. Hastalık veya disiplin önlemi ya da zorunlu diğer nedenlerle yargılamanın yapıldığı yargı çevresi dışındaki bir hastane veya tutukevine nakledilmiş olan sanığın, sorgusu yapılmış olmak koşuluyla, hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlar için getirilmemesine mahkemece karar verilebilir. Yurt dışında bulunan sanığın, belirlenen duruşma tarihinde hazır bulunmasının zorluğu halinde, bu tarihten önce duruşma açılarak veya istinabe suretiyle sorgusu yapılabilir.
- Sanığın müdafi gönderebilmesi (CMK m. 197): Sanık hazır bulunmasa da müdafi bütün oturumlarda hazır bulunmak yetkisine sahiptir. Mahkemenin müdafiyi duruşmaya kabulü zorunlu olup aksi durum sanığın savunma hakkını sınırlar. Müdafi sanığın hazır bulunmasına gerek görülen duruşmadaki yetkilerine sahip olup sanığı temsil eder. Yapılan işlemlerin ayrıca sanığa tebliğine gerek yoktur. Sanığın sonradan duruşmaya gelmesi durumunda, mahkemenin sanığı kabul etmesi gerekir.
- Sanık hazır bulunmaksızın yapılan duruşmada eski hale getirme koşulu (CMK m. 198): Duruşma, sanık hazır bulunmaksızın yapılırsa, mahkemenin karar ve işlemlerinin kendisine tebliği tarihinden itibaren bir hafta içinde, sürenin geçmesinden doğan sonuçları gidermek için sanık, kanunî nedenlere dayanarak, mahkemenin o karar ve işlemleri hakkında eski hâle getirme isteminde bulunabilir. Ancak, sanık kendi istemi üzerine duruşmadan bağışık tutulmuş veya müdafi aracılığıyla temsil edilmek yetkisini kullanmış olursa artık eski hâle getirme isteminde bulunamaz.
- Sanığın zorla getirilmesi (CMK m. 199): Mahkeme, sanığın hazır bulunmasına ve zorla getirme kararı veya yakalama emriyle getirilmesine her zaman karar verebilir. Kovuşturma evresinin yüz yüze, sözlü ve tartışmalı olması gereği hazır bulunmamasına önceden karar verilmiş olsa da sanığın hazır bulunmasına her zaman karar verebilecek ve hakkında yakalama kararı çıkarılarak zorla getirilmesi sağlanacaktır. Yargılamada, sanığın duruşmada hazır bulunması bir hak olduğu kadar aynı zamanda bir görevdir.
- Sorgu sırasında sanığın mahkeme salonundan çıkarılabilmesi (CMK m. 200): Sanığın yüzüne karşı suç ortaklarından birinin veya bir tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilirse, mahkeme sorgu ve dinleme sırasında o sanığın mahkeme salonundan çıkarılmasına karar verebilir. Sanık tekrar getirildiğinde, tutanaklar okunur ve gerektiğinde içeriği anlatılır. Mahkemenin bu konuda bir karar vermesinden önce, Cumhuriyet Savcısının görüşünü alması gerekir. Belirtilen şartların varlığı halinde sadece sanığın dışarı çıkarılması söz konusu olup, bu durum müdafisinin dışarı çıkarılması sonucunu doğurmaz.
- Doğrudan soru yöneltme (CMK m. 201): Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir. İtirazlar kendisine soru sorulacak olanlardan gelebileceği gibi, C. Savcısı ve taraflardan da gelmesi olanaklıdır. Ancak gerektiğinde ilgililer, yeniden sorularını düzelterek sorabilirler.
- Tercüman bulundurulacak haller (CMK m. 202): Sanık veya mağdur, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa; mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığıyla duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar tercüme edilir. Engelli olan sanığa veya mağdura, duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar, anlayabilecekleri biçimde anlatılır. Bu hususlar soruşturma evresinde dinlenen şüpheli, mağdur veya tanıklar hakkında da uygulanır. Bu evrede tercüman, hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından atanır. Ayrıca sanık; iddianamenin anlatılması ve esas hakkındaki mütalaanın verilmesi üzerine sözlü savunmasını, kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde yapabilir. Bu durumda tercüme hizmetleri, beşinci fıkra uyarınca oluşturulan listeden, sanığın seçeceği tercüman tarafından yerine getirilir. Bu tercümanın giderleri Devlet Hazinesince karşılanmaz. Bu imkân, yargılamanın sürüncemede bırakılması amacına yönelik olarak kötüye kullanılamaz. Cumhuriyet savcıları ve hâkimler yalnız bulundukları il bakımından oluşturulmuş listelerden değil, diğer illerde oluşturulmuş listelerden de tercüman seçebilirler. Bu listelerin düzenlenmesine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.
Duruşma Aşamasında Uyulması Gereken İlkeler
- Aleniyet İlkesi: Duruşmada gerçekleştirilen muhakeme işlemlerinde, bulunması zorunlu olan kimseler dışındaki kimselerin de bulunabilmesini ve duruşmada görüp işittiklerini dışarıda başkalarıyla paylaşabilmesini ifade eder. Duruşmaya isteyen herkesin katılabilmesi “doğrudan aleniyet” kavramını; katılımcıların duruşma salonunda görüp işittiklerini dışarıda başkalarıyla paylaşabilmesi ise “dolaylı aleniyet” kavramını ifade eder. Kural olarak yargılamalarda hem doğrudan hem de dolaylı aleniyet olmalıdır. Nitekim soruşturmada gizlilik esas iken kovuşturma aşamasında esas olan aleniliktir.
- Sözlülük İlkesi: Soruşturmada esas olan ilke yazılılık iken; kovuşturmada ve duruşmalarda sözlülük ilkesi geçerlidir. Sözlülük ilkesi, duruşmada yapılan işlemlerin kural olarak sözlü yapılmasını ifade eder. Her ne kadar duruşma sırasında yapılacak tüm işlemlerin tutanağa geçirilmesi şart ise de ceza yargılamasında sözlülük esastır ve muhakeme sonunda verilecek hükme sadece duruşmada sözlü olarak söylenen hususlar esas teşkil edebilir. Bu itibarla adil bir muhakemenin söz konusu olabilmesi için, iddia ve savunmanın konusunu oluşturan tanık ifadeleri, sanık ve müdafi savunması, savcının iddiası, bilirkişi raporu, olay yeri inceleme ve keşif tutanakları gibi muhakemeye ilişkin tüm hususlar duruşmada sözlü olarak ortaya konulmalı ve sözlü olarak tartışılmalıdır.
- Bağlılık İlkesi: Duruşmada yapılacak işlemlerle bunları yapacak kişiler, bunların yapılacağı yer ve zaman arasında bir bağlılık olmasını ifade eder. Buna göre duruşma işlemleri, önceden ilan edilen zaman ve yerde, kural olarak aynı kişiler tarafından yapılır. Duruşma sonuçlanıncaya kadar hakim ve sanık değişmez. Özellikle mahkeme hakiminin duruşma boyunca aynı kişi olması, adil yargılanma açısından büyük önem ifade etmektedir. Ancak bu ilkenin istisnaları da bulunmaktadır. Bu bağlamda, sanıktan sonra duruşmada değişmesine en mesafeli yaklaşılması gereken muhakeme süjesi olan hakim bakımından bile, izin, tayin, vs. gibi nedenlerle değişiklik olması söz konusu olabilmektedir.
- Doğrudan Doğruyalık İlkesi: Bu ilke hükmü verecek olan hakim ya da hakimlerin, delillerle birebir karşı karşıya gelmelerini, onlarla arada bir vasıta olmaksızın temas etmelerini ve delil ikamesinin hükmü verecek hakimden başka hakim önünde yapılmamasını ifade eder. Bu ilkeye uygun hareket edilmemesi halinde, delillerle doğrudan temas etmemiş bir hakimin vereceği hükmün adil olması ve tarafların adil bir kararın verildiğine ilişkin inanç taşımaları neredeyse imkansız olacaktır. Doğrudan doğruyalık ilkesinin istisnaları da bulunmaktadır. Bunlar niyabet ve istinabenin söz konusu olduğu hallerdir.

Duruşma Tutanağı Nedir?
Ceza Muhakemesi Kanunu 219 ve devamı maddelerde kovuşturma evresinde duruşma tutanağı düzenlenmiştir. Kanuna göre, duruşmalarda tutanak tutulmakta olup bu tutanak mahkeme başkanı veya yargıç ve zabıt katibince imzalanır. Tutanak tutulmasındaki amaç, yargılama işlemlerini belgelendirmektir. Tutanak, zabıt katibi tarafından duruşma esnasında bilgisayara aracılığı ile tutulur. CMK 219. madde gereğince gerekli görülürse teknik araçlarla duruşmanın kayda alınması halinde kaydın tutanağa geçirilip, duruşmada yapılan işlemlere uygunluğu mahkeme başkanı ve katip tarafından onaylanmalıdır.
Mahkeme başkanı duruşmada söylenenleri ve yaşananları, uyuşmazlık bakımından önem arzeden noktaları atlamaksızın özetleyerek duruşma tutanağına geçirtir. Duruşma tutanağının başlığında;
- Duruşmanın yapıldığı mahkemenin adı,
- Oturum tarihleri,
- Hakimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt katibinin adı ve soyadı belirtilir.
Böylece, tutanağın hangi mahkemeye ait olduğu, hangi oturuma ilişkin bulunduğu, duruşmaya yargıç, Cumhuriyet savcısı ve tutanak katiplerinden kimlerin katıldığı anlaşılmış olunur. Duruşma tutanağında;
- Oturumlara katılan sanığın, müdafiin, katılanın, vekilinin, kanuni temsilcisinin, bilirkişinin, tercümanın, teknik danışmanın adı ve soyadı,
- Duruşmanın seyrini ve sonuçlarını yansıtan ve yargılama usulünün bütün temel kurallarına uyulduğunu gösteren unsurlar,
- Sanık açıklamaları,
- Tanık ifadeleri,
- Bilirkişi ve teknik danışman açıklamaları,
- Okunan veya okunmasından vazgeçilen belge ve yazılar,
- İstemler, reddi halinde gerekçesi,
- Verilen kararlar,
- Hüküm, yer alır.
Duruşmanın nasıl yapıldığı, kanunda belirtilen usul ve esaslara uygun olarak yapılıp yapılmadığı, ancak tutanakla ispat olunabilir. Tutanağa karşı yalnızca TCK madde 204 kapsamında resmî belgede sahtecilik iddiası yöneltilebilir. Duruşma tutanağında TCK madde 204 kapsamında bir hususun saptanması halinde tutanağın yalnızca sahte olan bölümü değil; bütün tutanak kanıt gücünü yitirir. Kopya kâğıdı konularak çoğaltılmış tutanakların kanıtlama güçleri bulunmadığından, bunlara dayanılarak hüküm kurulması da bozma nedenidir.
Duruşmanın Sona Ermesi ve Hüküm
Ceza Muhakemesi Kanunu madde 223 kapsamında belirtildiği üzere mahkeme yargılama sonucunda hüküm kurar. Hangi tür kararların hüküm sayılacağının belirlenmesi, başvurulacak yasa yolunu da göstereceği için önemlidir. İstinaf ve temyiz kanun yolu ancak hüküm niteliğindeki kararlar bakımından geçerlidir. Hüküm dışında kalan kararlar (tutuklama, güvence bedeli alma, katılma isteminin reddi gibi ara kararlar ya da yetkisizlik, yargı yolunu değiştirmeyen görevsizlik gibi son kararlar) temyiz değil, itiraz yasa yoluna tabidir. Kanunda açıkça gösterilmemiş olsa bile, yaş düzeltilmesi, katılma isteminin reddi, yargılama giderleri gibi kendisi hüküm niteliğinde olmadığı halde temyiz edilmesi durumunda hükümle birlikte incelenen kararlar vardır.
Hükümle birlikte duruşma son bulmakta ve mahkeme işten el çekmektedir. Mahkeme, ancak duruşmada ortaya konan ve tartışılan delillerden hareketle hükmünü verebilecek olup duruşmaya getirilip tartışılmayan hiçbir delil hükme esas alınamaz. Ancak, duruşmayı başından itibaren izlemiş, duruşmada ortaya konup tartışılan delillerden kişisel olarak kanaat edinmiş olan hakimler hüküm verebilirler.
- Beraat: Sanık hakkında CMK madde 223 kapsamında; isnat edilen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması, sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması, failin kast veya taksirinin bulunmaması, olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması, sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması hallerinde beraat kararına hükmedilmesi mümkündür.
- Ceza verilmesine yer olmadığı kararı: Failin suç sayılan tipik eylemi gerçekleştirmesine karşın, kusurunun bulunmadığı durumlar ile cezalandırmaya engel diğer bazı durumlarda verilir. Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya sağır ve dilsiz hali ya da geçici nedenlerin bulunması, yüklenen suçun bağlayıcı emrin yerine getirilmesi suretiyle veya zorunluluk hali ya da cebir ya da tehdit etkisiyle işlenmesi, meşru savunmada sınırın heyecan, korku ve telaş nedeniyle aşılması, kusurluluğu ortadan kaldıran hataya düşülmesi durumlarında, ceza vermeye yer olmadığı kararı verilir. Ayrıca etkin pişmanlık, şahsi cezasızlık sebeplerinin varlığı karşılıklı hakaret, işlenen fiilin haksızlık içeriğinin azlığı hallerinde de ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilebileceği kanun koyucu tarafından belirtilmiştir.
- Mahkûmiyet: Mahkumiyet, faile yüklenen ve suç olduğu iddia edilen eylemi işlediğinin kanıtlanması durumunda verilen karardır. Mahkumiyet kararı için fiilin, karar tarihinde suç olarak tanımlanmış olması da gerekir.
- Güvenlik tedbiri: Güvenlik tedbiri failin yüklenen suçu işlediğinin sabit olması halinde, mahkumiyete ek olarak veya belli bir cezaya mahkûmiyet yerine hükmolunan, ceza olmayan tedbirlerdir.
- Davanın reddi kararı: Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa verilecek karar davanın reddidir.
- Düşme Kararı: Sanığın ölümü, af, dava zamanaşımı, ceza zamanaşımı, şikayetten vazgeçme, şikayet süresini geçirme, ön ödeme durumlarında verilir.
- Yargı Yolunu Değiştiren Görevsizlik Kararı: Adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı da hüküm olarak kabul edilmiştir. Ceza Muhakemeleri Kanunu 223/10 maddesine göre, adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı hükümdür ve temyiz kanun yoluna tabidir. CMK’nın 223/10 maddesindeki yargı mercii ibaresi, yargılama yetkisi kullanan kurum olarak değil, uyuşmazlığı sonlandırma yetkisi olan kurum olarak anlaşılmalıdır.
- Durma Kararı: Soruşturma ve kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa, gerçekleşmesini beklemek üzere durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir. Kaybolan ya da kaçan sanığın yakalanmasını, kovuşturulması şikayete veya izne bağlı durumlarda, şikayet veya izin koşullarının gerçekleşmesini beklemek için veya yasama dokunulmazlığı hallerinde durma kararı verilmesi gerekir. Ancak koşulun gerçekleşmeyeceği anlaşılmış ya da gerçekleşme olanağı yoksa, durma kararı değil, düşme kararı verilmelidir.
- Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı: Hükmün açıklanmasının geriye bırakılması Ceza Muhakemesi Kanunu 231. maddesinde düzenlenmiştir. Sanığa verilen ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası ise, gerekli olan koşulların varlığı halinde verilerek hükmün açıklanmasının beş yıl süreyle geriye bırakılmasıdır. Hükmün açıklanmasının geriye bırakılması kişi hakkında hüküm ve sonuç doğurmayacak olup adli sicil kaydında görünmez. Bu kararın istinaf kanun yoluna götürülebilmesi mümkündür.
- Cezanın Ertelenmesi: Bu karar, davayı sonlandıran bir karar olmadığından hüküm değildir. İşlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmamış veya altmış beş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır. Ancak, erteleme kararının verilebilmesi için kişinin; daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması, suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması gerekir. Cezası ertelenen hükümlü hakkında, bir yıldan az, üç yıldan fazla olmamak üzere, bir denetim süresi belirlenmekte olup bu sürenin alt sınırı, mahkûm olunan ceza süresinden az olamaz.
Hükümlünün denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, hâkimin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi halinde; ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine karar verilir. Denetim süresi yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirildiği takdirde, ceza infaz edilmiş sayılır. Ceza Kanunu’ndaki bu düzenlemeyle eski Kanun’dan farklı olarak; cezasının ertelenmesi bir koşullu af olmaktan çıkarılıp ceza infaz kurumu haline getirilmiştir.

Ceza Yargılamasında Hükmün Şekli ve İçeriği
Hükmün başına, “Türk Milleti adına” verildiği yazılmalıdır. Ayrıca hükümde;
- Hükmü veren mahkemenin adı,
- hükmü veren mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hakimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt katibinin, katılanın, mağdurun, vekilinin, kanuni temsilcisinin ve müdafin adı ve soyadı,
- Sanığın açık kimliği,
- Suçun işlendiği yer, tarih ve zamanı,
- Sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı yazılır.
Hükmün gerekçesi ve varsa karşı oy gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur. Karar ve hükümler bunlara katılan hâkimler tarafından imzalanır. Hüküm sonucu tefhim edildikten sonra gerekçeli karar imzalanmadan hâkim ölür veya herhangi bir sebeple kararı imzalayamayacak hâle düşerse, yeni hâkim, tefhim edilen hükme uygun olarak gerekçeli kararı bizzat yazarak imzalar. Toplu mahkemelerde böyle bir durumun gerçekleşmesi hâlinde, hüküm diğer hâkimler tarafından imzalanır ve başkan veya en kıdemli hâkim tarafından, hükmün altına diğer hakimin imza edememesinin sebebi yazılarak imza olunur.
Hüküm fıkrasında; 223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir. Hüküm, yargılamayı bitiren bir son karardır. Lakin, ceza yargılamasında ceza miktarlarına göre istinaf ve temyiz incelemesi için gerekli şartlar oluşmuşsa ve istinaf veya temyiz incelemesi ile yargılama devam edecekse, ilk derece yargılamasında verilen hüküm bir son olmayacaktır.
Kovuşturma Evresine İlişkin Yargıtay Kararları
- Yargıtay 5. Ceza Dairesi 547/1198 E/K ve 15.02.2007 Tarihli Kararı
- Kovuşturma Evresi
“Reşit olmayan mağdure ile rızası ile cinsi münasebette bulunma suçundan kuru- lan şikayet yokluğu sebebiyle 5237 sayılı Kanunun 73/4. maddesi uyarınca düşme kararına yönelik yapılan incelemede, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen kararları doğrultusunda; lehe yasanın saptanıp uygulanması sırasında, herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmasının, kanıt toplanmasının ve takdir hakkının kullanılmasının gerekmediği, eylemin suç olmaktan çıkarıldığı ve ceza sorumluluğunun kaldırıldığı durumlarda 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddesine göre duruşma açılmadan da karar verilebileceğinin mümkün bulunması karşısında; bu suç yönünden duruşma açılmadan 5237 sayılı Yasanın 73. maddesine göre verilen düşme kararında isabetsizlik görülmediğinden bu suça yönelik Kanun Yararına Bozma isteminin ye- rinde olmadığı kanaatine varılmakla tebliğnamedeki bozma isteminin REDDİNE.”
- Yargıtay 1. Ceza Dairesi 5525/4512 E./K. ve 14.07.2011 Tarihli Kararı
- Kovuşturma Evresi
“Ceza Genel Kurulu’nun 27.12.2005 gün ve 162-173 sayılı kararı başta olmak üzere aynı konu ile ilgili diğer kararlarında da duraksamasız olarak belirtildiği üzere; lehe yasanın saptanıp uygulanması, herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmasını, kanıt toplanmasını, takdir hakkının kullanılmasını gerektiriyorsa ya da cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin bir hükmün uygulanması olanağı sonraki yasa ile doğmuşsa, hükümde değişiklik yargılamasının duruşmalı yapılması zorunludur. Evrak üzerinde inceleme yapılabilmesi ise ancak belirtilen haller dışında söz konusu olabilecektir.
Somut olayda; hükümlü hakkında iştirak halinde adam öldürme suçundan 765 sayılı TCK’nın 64/1, 448/1, 51/1, 55/3 ve 59. maddeleri uyarınca 10 yıl ağır. hapis cezasına hükmedilmiş ve bu hüküm kesinleşmişken, kesin hükümde değişiklik yargılaması sonunda daha lehe olduğu belirlenen 5237 sayılı TCK’nın 81, 29, 31/3 ve 62. maddeleri uygulanmak sure- tiyle 7 yıl 6 ay hapis cezasına hükmedilmiştir. Bu durumda, 29 ve 62. maddelerin uygulanması takdir hakkının kullanılmasını gerektirdiğinden, duruşmalı yapılması gereken uyarlama yargılamasının evrak üzerinde yapılması.”