Soyut Norm Denetimi-Somut Norm Denetimi | Anayasa Mahkemesi

Soyut Norm Denetimi-Somut Norm Denetimi | Anayasa Mahkemesi

soyut somut norm denetimi nedir

Norm: kural, yasa ve anayasaya uygunluk terimlerinin birlikte yer almasıdır. Bu birliktelik içinde yasaya uygunluk durumunun denetlenmesine de norm denetimi adı verilmektedir. Başvurular üzerine sağlanan bu denetimler Anayasa Mahkemesi tarafından yapılmaktadır. Norm denetiminde “iptal davası” ve “itiraz yolu” olmak üzere iki tür başvuru usulü vardır. İptal davası yoluna “soyut norm denetimi” itiraz yoluyla denetime ise “somut norm denetimi” de denilmektedir. Bu makalemizde, Kadim Hukuk ve Danışmanlık olarak sizlere Somut Norm Denetimini, şartlarını, işleyişini; Soyut Norm Denetimini, soyut norm denetiminin şartlarını, işleyişini, soyut norm denetiminde dava açma yetkisini  açıklayacağız.

Yürütmenin durdurulması hakkında detaylı bilgiyi bu makalemizden okuyabilirsiniz. https://kadimhukuk.com.tr/makale/yurutmenin-durdurulmasi-sartlari-itiraz-iyuk-27-madde/

Soyut norm denetimi; Anayasa’da belirtilen kişi, grup, kurum veya organlar tarafından belli bir kanun aleyhine anayasaya aykırı olduğu savıyla yetkili yargı merciinde açılan davada yapılan denetimdir.

Somut norm denetimi; Somut norm denetimi, bir mahkemede görülmekte olan davanın karara bağlanmasının, o davada kullanılacak kanun hükmünün anayasaya uygun olup olmamasına bağlı olması halinde yapılan denetimdir.

Bireysel başvuru; yargılama sırasında kişinin savunma gibi kimi temel haklarının ihlal edildiği ve karara esas olan kanunun kişinin anayasayla korunan temel hakkını ihlal ettiği iddialarıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurmasıdır.

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkında detaylı bilgiyi bu makalemizden okuyabilirsiniz. https://kadimhukuk.com.tr/makale/anayasa-mahkemesine-bireysel-basvuru/

Anayasa yargısı, kanunların ve diğer bazı yasama işlemlerinin anayasaya uygunluğunun yargısal usullerle kontrol edilip, karara bağlanması faaliyetlerinin tümüne denir. Ülkemizde anayasa yargısı; soyut norm,  somut norm denetimi ve bireysel başvuru olarak uygulanmaktadır. Anayasa yargısının amacı, insan haklarının ve temel hürriyetlerin tam güvence altına alınmasıdır. Diğer bir ifadeyle anayasa yargısı insan haklarını güvence altına alan anayasanın yasama çoğunluğuna karşı etkili biçimde korunması ihtiyacından kaynaklanmıştır.

Somut Norm Denetimi

Soyut norm denetiminde, belli siyasal organlar tarafından, belli süreler içerisinde bir yasanın anayasaya aykırılığı iddiasıyla AYM’ de iptal davası açılması söz konusudur. Bu denetim yolu herhangi bir somut olayla bağlantılı olmaksızın soyut bir değerlendirmeye dayandığı için “soyut norm denetimi” olarak adlandırılmaktadır. Soyut norm denetimi, yani iptal davası açısından önemli olan, özellikle parlamentodaki muhalefet partilerine veya gruplarına dava açma hakkının tanınmasıdır. Siyasi iktidarın anayasaya uygun kullanılmasını sağlamak açısından muhalefete böyle bir hakkın tanınması hayati önem taşır.

Anayasa Mahkemesinin resmi internet sitesi: https://www.anayasa.gov.tr/tr/anasayfa/

Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi madde kenar başlıklı 152. Maddesine göre; bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir Kanun veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin Hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varılması üzerine bu konuda verilecek karara kadar dava geri bırakılarak işin Anayasa Mahkemesi’ne intikal ettirilmesiyle başlayan yargısal denetim sürecine, Somut Norm Denetimi denir.”

Görüleceği üzere somut norm denetimi; soyut norm denetimi gibi sınırlı insan tarafından işletilen bir yol olmayıp bu yola başvurmak için süre sınırlandırılması yoktur. Pratikte çokça başvurulması gereken somut norm denetimi fiili olarak çok az durumda işletilmektedir. Çünkü hakimler bu yola başvurma noktasında tereddütler yaşamaktadır. Bir diğer husus ise yargılama sürecinin bu yola başvurulması ile istenmedik şekil de uzamasıdır.

Anayasanın 152. maddesin de düzenlenen somut norm denetimi 2949 sayılı kanunun 28. maddesi birlikte değerlendirilerek ele almak gereklidir. Temel düzenleme olan 152. madde somut norm denetiminin tanımını, şartlarını ve işleyişini belirtirken, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 28. maddesi ayrıntılı olarak sürecin nasıl işleyeceğini düzenlemektedir.

soyut norm denetimi davasi
soyut norm denetimi nedir

Somut Norm Denetimi Unsurları

  • Görülmekte olan bir davanın bulunması
  • Davaya bakan mahkeme olmalıdır
  • Davada uyuşmazlığın çözümü için uygulanacak Kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi niteliğinde kural olması
  • Mahkeme hakiminin uygulanacak kuralı Anayasaya aykırı bulması ya da tarafların anayasaya aykırılık iddiasına ciddi bulması gerekir.

Anayasa Mahkemesi, işin kendisine noksansız olarak gelişinden başlamak üzere beş ay içinde kararını verir ve açıklar. Bu süre içinde karar verilmezse ilgili mahkeme davayı yürürlükteki hükümlere göre sonuçlandırır. Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse mahkeme buna uymak zorundadır.

Somut norm denetimi kimler tarafından yapılır sorusunun cevabı ise; öncelikle davaya bakan mahkeme tarafından Anayasa Mahkemesine götürülerek burada hukuka uygunluğu denetlenir. Tüm bu şartlar ayrıntılı olarak ele alınacak olursa;

  • Görülmekte Olan Bir Dava Olmalı

Somut norm denetiminin en temel ve ayırt edici özelliklerinden birisi, Anayasanın 152. Maddesinde de açıkça belirtildiği üzere, ortada “bakılmakta olan bir dava” (Örneğin; insan öldürme nedeniyle ceza davası veya zina nedeniyle boşanma davası gibi) olmasıdır. Somut norm denetiminin işletilebilmesi için derdest bir dava olması gerekmektedir. Fakat yetki, konu, süre gibi eksiklikler dikkate alınmaksızın yine de derdest bulunan bir dava ve uyuşmazlığın varlığı yeterli değildir. Bunun yanı sıra davayı görecek ya da uyuşmazlığı çözüme kavuşturacak yargı merciinin hem görevli hem yetkili olması gerekir. Öyle ki; ister yargı mercii ister mahkeme olsun fark etmeksizin kendi görev ve yetki alanları dışında kalan uyuşmazlıklarda deyim yerindeyse görev veya yetki gaspı yaparak anayasa mahkemesine müracaat etmemiş olmaları gerekmektedir.

Davaya bakılmış veya davanın esası hükme bağlanmış ise artık o davada somut norm denetimi yapılamaz. Buna rağmen davanın sonuçlanması Anayasa Mahkemesinin davaya bakmasına engel değildir.  Anayasa mahkemesi kararları ışığında bakılmakta olan dava şartı başlangıçta aranması gereken bir şart olup, başvuru yapıldıktan sonra davanın örneğin af, feragat, davacının isteğinin davalı tarafından yerine getirilmesi ile davanın ortadan kalkmış olması gibi herhangi bir sebeple ortadan kalkması halinde anayasa mahkemesi başvuruyu incelemeye devam edecektir.

Dava kavramından ise çekişmeli veya çekişmesiz yargı anlaşılmalıdır. Çünkü 2 durumda da uygulanacak bir norm vardır. Bu normun anayasaya aykırılığı ilerisi sürülmesi söz konusudur. Anayasanın 152. maddesi geniş şekilde tüm yargısal işlemleri içerisine almaktadır. Yine anayasa mahkemesinin 26.9.1968 tarih ve 1967/21-1968/36 sayılı kararı çekişmesiz yargı işlerinin somut norm denetimine konu olacağını ve karar alınmasına engel olmadığını belirtmiştir.

  • Mahkemenin Varlığı

Anayasanın 152/1. maddesinin ilk cümlesi “bir davaya bakmakta olan mahkeme…” ile başlamakta yine 6216 sayılı Kanunun 40/1. maddesinin ilk cümlesi de aynı şekilde başlayarak itiraz yolundaki başvurunun mahkemelerce yapılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Mahkeme kavramından ne anlamamız gerektiğini açıklamak gerekmekle birlikte, hangi organların mahkeme olduğu, hangilerinin olmadığı konusuna açıklık getirmek gerekmektedir.

Mahkeme kavramı Türk hukukunda; bağımsız ve tarafsız hakimler tarafından, yargısal usullere uyularak, yargısal işlemler yapmasıdır. Bu hususları birlikte bünyesinde barındıran kurumlar mahkeme olarak adlandırılır. Burada mahkeme kavramından idari, askeri ve adli tüm mahkemeleri algılamak gereklidir. Yine Anayasa Mahkemesi bir kararında mahkemeyi; “bir davaya bakmakta olan, hakim niteliğinde kişilerden kurulu, yargı yetkisine sahip, tarafların arasındaki uyuşmazlığın esasını çözümleyen merci” olarak tanımlamıştır.

Anayasa Mahkemesince yapılan tanımda da belirtildiği gibi, mahkeme kavramına her derece mahkeme dahildir. İlk derece mahkemesi veya temyiz mercii olması bu hususu değiştirmez. Böylece Yargıtay, Danıştay ve Bölge İdare Mahkemeleri bu anlamda birer mahkemedir.

Mahkeme niteliğine sahip olup olmadığı yönünde en çok tartışma Sayıştay hakkında gerçekleşmektedir. Sayıştay’ın mahkeme niteliğinde olup olmadığı hususundaki tartışmalar özellikle 1961 Anayasası döneminde yaşanmıştır. Fakat 1982 Anayasası ile birlikte Sayıştay’ın yüksek mahkeme olup olmadığı hususu Sayıştay’ın Yargı başlığı altında düzenlenmesi ve kesin hükümleri dolayısıyla idari yargı yoluna başvurulamaması yönündeki düzenleme ile sona ermiş olup, Sayıştay’ın en azından somut norm denetimi bakımından Anayasa Mahkemesi tarafından mahkeme olarak kabul edildiği görülmektedir. Örneğin AYM’nin Sayıştay’ın kesin hükümleri dolayısıyla idari yargı yoluna başvurulamayacağına ilişkin bir kararında;

… Sayıştay’ın tazmin kararı vermesi, hukuka aykırılığın müeyyidesidir. Anayasa’nın 160. maddesinin birinci fıkrasında, Sayıştay’ın bu kararının kesin hüküm niteliğinde olduğunun açıkça belirtilmesi ve bu karara karşı herhangi bir hukuksal yola başvurma yolunun öngörülmemiş olması, Sayıştay kararının yargısal anlamda kesin hüküm niteliğinde olduğunu göstermektedir. (AYM, E.2012/102, K.2012/207, 27.12.2012 tarihli) şeklinde karar vermiştir.

Mahkeme niteliği hususunda tartışmalara sebep olan bir diğer önemli merci ise; İl ve İlçe Seçim Kurulları’dır. Anayasa Mahkemesinin kararları ile mahkeme kavramına bakış açısına göre bu kurullar mahkeme kavramı içinde sayılmamıştır.

“…Seçimle ilgili uyuşmazlıkları kesin nitelikte olarak çözümlemiş olmaları, Yüksek Seçim Kurulu’nun tümünün yüksek yargıçlardan kurulu bulunması, il ve ilçe seçim kurulu başkanların yargıç olmaları bu kurulların mahkeme olarak nitelendirilmeleri için yeterli değildir. Aynı şekilde ilçe seçim kurulu başkanının bazı cezai yaptırımlar uygulamaya yetkili olması da, bu kurul başkanlığının mahkeme sayılmasını gerektirmez. Seçim kurulları ve seçimlerle ilgili yasa hükümleri kendine özgü bir çözüm ve kurallar bütünüdür. Anayasa’nın 79. maddesinde dayanağını bulan seçim yasaları ile bu kurullara ve yargıçlara verilen görevler seçimin sınırlan içinde ve kendi bütünlüğü çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bu nedenlerle başvuran ilçe Seçim Kurulu Başkanlığı’nın “Mahkeme” deyimi içine girmediği kabul edilerek…   (AYM Kararı, E.1992/12, K.1992/7, 18.02.1992) şeklindeki kararı ile il ve ilçe seçim kurullarını mahkeme kavramı içinde kabul etmemiştir.

Fakat Uyuşmazlık Mahkemesi’nin bir mahkeme olup olmadığı tartışmalıdır. Somut norm denetimi dışında mahkeme olduğundan şüphe duyulmayan bu mahkeme somut norm denetimi bakımından bir tartışmaya sebep olmaktadır.

Anayasa Mahkemesi verdiği kararları ile sorgu hâkimliklerini, hakemleri ve vergi itiraz ve temyiz komisyonlarını mahkeme olarak kabul etmemiştir.

  • Davaya Uygulanacak Norm

Davada uygulanacak olan kural kavramı, Anayasanın 152. maddesinde “…uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini…” düzenlemesi ile somut norm denetimi yolunun işletilebilme koşullarından biri olarak sayılmaktadır. Soyut norm denetimi bakımından davaya uygulanacak normun kapsamı anayasa da çok geniş tutulmuştur. Buradan anlamamız gereken sonucu etkileyecek, taraflardan birine tatbik edilecek kanundur. İstisna hüküm niteliğinden olan 152. madde bu kapsamda dar yorumlanmalıdır.

Anayasa Mahkemesinin davada uygulanacak olan usul kuralları ile ilgili yorumu ya da Mahkeme uygulanacak olan normun yürürlükten kalkması durumunda incelemesine devam edip etmeyeceği konusunda; Anayasa Mahkemesinin, mahkemenin görüşü ile bağlı olmayıp davada uygulanacak kural ile ilgili olarak kendi yaptığı belirlemeye göre başvuruları incelemektedir. Anayasa Mahkemesinin, davada başvurudan önce mülga olan bir norm ile ilgili olarak davada uygulanacak kural olduğu görüşüne varırsa anılan norm ile ilgili başvuruyu incelemekte olduğu görülmektedir. Bunun tersi bir durumda, yani başvuru yapılmadan önce yürürlükten kaldırılmış bir norm ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesine yapılan bir başvuruda, Mahkemenin başvuru konusu normun davada uygulanacak norm niteliğini taşımadığından bahisle mahkemenin yetkisizliği nedeniyle ret kararı verileceği açıktır.

Yine Anayasa Mahkemesi önüne gelen normun uygulanacak norm olup olmadığı noktasında mahkemenin kararıyla bağlı olmayıp, resen araştırma, belirleme yetkisine sahiptir. Burada her hangi bir kanun veya kanun hükmünde kararname olmayıp davanın esasına uygulanacak kanun veya kanun hükmünde kararnameler olduğuna dikkat edilmesi gereklidir. Kanun koyucu bu şekilde bir sınırlandırmaya giderek anayasa yargısında soyut norm denetimi gibi başvuru şartlarında kısıtlamaya gitmiştir. Son olarak soyut norm denetimine tabi olan içtüzük somut norm denetimine tabi değildir.

TBMM İçtüzüğü mahkemelerin davaya uygulayacağı bir yasal düzenleme olmayıp sadece meclisin işleyişini düzenleyen bir belgedir. Bu çerçeve de zaten itiraz yoluna konu edilmesi düşünülemez.

  • İddianın Mahkemece Ciddi Bulunması

Anayasanın somut norm denetimi yolunun düzenlendiği 152. maddesinde, bu yolun işletilebilmesi için bir davaya bakan mahkemenin, o davada uygulanacak kanun veya kanun hükmünde kararname hükümlerini anayasaya aykırı olduğuna resen karar vermesi ya da ikinci bir yol olarak bu dava esnasında taraflardan birinin anayasaya aykırılık iddiasında bulunması ve bu iddianın mahkemece “ciddi” bulunması gerekmektedir.

Mahkeme tarafların istemini ciddi bulmadığı takdirde somut norm denetimi ile Anayasa Mahkemesine gidilemez. Anılan bu halde “ciddilik” hususu ile kastedilenin ne olduğu yönünde ne Anayasada ne de 6126 sayılı Kanunda herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bununla birlikte davaya bakan mahkemece incelenen davada; davayı uzatma ya da engelleme amacına yönelik olduğu anlaşılan veya hukuki dayanaktan açıkça yoksun olduğu kanaatine varılan iddialar “ciddi” kabul edilmeyecektir.

Görüleceği üzere itirazın ciddiliğini davaya bakan mahkeme takdir etmektedir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi davaya bakan mahkemenin anılan takdir yetkisini denetleyemez, yani itirazın ciddi olup olmadığı hususunda bir inceleme yapması söz konusu değildir.

“Ciddilik” ten anlaşılması gereken bir diğer husus Anayasaya aykırılık iddiasının, hukuki bakımdan tartışılmaya değer olması gerekmektedir.  Aslında bu husus bir sınırlama sebebidir. Zira diğer türlü tüm davalarda uygulanacak norm Anayasa Mahkemesine taşınacak bu da yargılamayı sürünce de bırakacaktır.

Diğer taraftan mahkemelere bir yükümlülük yüklenmiş, uygulayacağı kuralın anayasaya uygun olup olmadığını araştırmasını görevi verilmiştir. Anayasaya aykırılık iddiasını; davalı, davacı, savcı veya suçtan zarar gören ileri sürebilir. Bunların özel veya tüzel kişi olmasının bir önemi olmamakla birlikte  davanın tarafı konumunda olmaları yeterlidir.

Somut Norm Denetiminin İşleyişi

Somut norm denetimi yolunun işletilmesi. Anayasa’nın 150. Maddesinde bu husus ayrıntılıca düzenlenmiştir. İlgili hüküm uyarınca; davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak kanun hükmünün anayasaya aykırılığına resen kanaat getirir veya taraflardan birinin ileri sürdüğü anayasaya aykırılık iddiasını ciddi bulursa, Anayasaya aykırılık ön meselesi oluşturur ve anayasa mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır. Temyiz mercii hem davanın esası bakımından hukukilik denetimi yapacak hem de anayasaya aykırılık iddiasının ciddi olup olmadığı hakkında karar verecektir. Böylece temyiz mercii her iki konu hakkında birlikte karar verecektir.

Mahkeme anayasaya aykırılık iddiasını ciddi bulursa; yargılama faaliyetini beş ay bekletici sebep yapar. Bu süre boyunca dosya bekletilir. Anayasa mahkemesi işin kendisine gelmesinden itibaren beş ay içinde kararını verir ve açıklar. Fakat bu süre içinde karar verilmezse mahkeme davaya yürürlükteki kanun hükümlerine göre karar verir. Aksi durumda yargılama sürümce de kalır ki bu husus adil yargılama hakkının ihlali anlamına gelir. Anayasamız beş ay süre tanıyarak kişinin hakları ile devletin yargılama faaliyeti arasında bir denge mekanizması kurmaya çalışmıştır. Anayasa mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse mahkeme buna uymak zorundadır. 1982 anayasasının 152. maddesine göre” AYM’ nin işin esasına girerek verdiği ret kararının resmi gazetede yayınlanmasından sonra 10 yıl geçmedikçe aynı kanun hükmüne anayasaya aykırılık iddiası ile tekrar başvuruda bulunulamaz.

Anayasa Mahkemesi, aykırılık iddiasına konu kanunu kabul ederse yani kanunu iptal ederse; bu karar sadece o davayla sınırlı olmayacak, genel etki doğuracak ve herkese uygulanacaktır.

Anayasa Mahkemesi, aykırılık iddiasına konu kanunu reddederse; hiçbir etki doğurmayacak yürürlükteki kanun maddesine göre dava sonuçlanacaktır. Bu durumda red kararının hukuki anlamda etkisi ilgili kanun hükmünün 10 yıl boyunca anayasaya aykırılığının ileri sürülememesine sebep olmasıdır. Başvurudaki şekli eksiklikler sebebiyle yani esasa girmeden ret halinde ise 10 yıllık süre söz konusu olmaz. Bu halde ilgili eksiklik giderilmek suretiyle süre sınırı olmaksızın yeniden başvuru yapılabilir.

Bir kanun veya CBK hükmünün soyut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesi tarafından incelenerek esastan ret kararı verilmesi halinde aynı kanun veya CBK’nın iptali için somut norm denetimi yoluna başvurulmasına anayasal bir engel bulunmamaktadır. Fakat Anayasa Mahkemesi son yıllarda verdiği kararlarında, “10 yıllık süre sınırı” sadece somut norm denetimleri ile sınırlı tutmamakta bu süreyi soyut norm denetimine genişletmektedir ve son on yıl içinde aynı konuda başvuru yapılmış olması halinde ret kararı vermektedir.

“10 yıllık süre sınırı”, Anayasanın aynı maddesine aykırılık nedeniyle tekrar başvuru hallerinde geçerlidir. Dolayısıyla olayda uygulanan ancak son on yıl içinde Anayasa Mahkemesine somut norm denetimi yoluyla götürülmesine rağmen reddedilen bir normun Anayasanın başka bir maddesine aykırılığı dolayısıyla def’i yoluna konu edilmesine bir engel yoktur.

Zira Anayasa Mahkemesi, talebe bağlı gerekçeyle bağlı olmaksızın karar verir. Bu nedenle olaya uygulanmakta olan normun Anayasanın hangi maddesine aykırılığı ileri sürülmüşse inceleme onunla sınırlı yapılır. Bu nedenle aynı normun Anayasanın başka bir hükmüne aykırılığı sebebiyle Anayasa Mahkemesine müracaat edilmesi halinde bunun incelenmesine bir engel söz konusu değildir. Bu çerçevede, 10 yıl veya daha kısa süre içerisinde aynı kuralın Anayasanın farklı maddelerine aykırılığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine başvuru yapılabilir.

Eski Kanundan farklı olarak 6216 sayılı yeni Kanunun, Anayasa Mahkemesinin kendi baktığı davalar (siyasi partilerin kapatılması davaları, Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar gibi)  bakımından nispi yargılama yapma yetkisini vermediğini ifade etmek gerekir, Dolayısıyla Anayasa Mahkemesini bu gibi davalarda ön mesele yapmak suretiyle Anayasaya aykırılık incelemesi yapması yasal dayanaktan yoksundur.

Somut Norm Denetimi Karar Örnekleri 

(AYM E.2021/29, K.2021/17,18/3/2021)– (10 YIL SÜRE ŞARTI –KANUN- RED)

İtiraz Yoluna Başvuran: Hatay 6. Asliye Ceza Mahkemesi

İtirazın Konusu: 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 41. maddesinin (2) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2., 36. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.

Olay: Bakmakta olduğu başka bir dava dosyasında 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 324. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri…” ibaresinin iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine yaptığı itiraz başvurusu derdest olan Mahkeme, aynı fıkra hükmünün uygulanacağı muhafaza görevini kötüye kullanma suçuna ilişkin olarak yaptığı yargılama sırasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına vararak, iptali için başvurmuştur.

İptali İstenen Kanun Hükmü

6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin itiraz konusu (2) numaralı fıkrası şöyledir:

(2) İtiraz yoluna başvuran mahkemede itiraz konusu kuralın uygulanacağı başka dava dosyalarının bulunması hâlinde, yapılmış olan itiraz başvurusu bu dosyalar için de bekletici mesele sayılır.” Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Gülbin AYNUR tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: Anayasa’nın “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” başlıklı 152. maddesinin dördüncü fıkrasında “Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz” denilmiştir. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Başvuruya engel durumlar” başlığını taşıyan 41. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da “Mahkemenin işin esasına girerek verdiği ret kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından itibaren on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla itiraz başvurusu yapılamaz” hükmüne yer verilmiştir. 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin itiraz konusu (2) numaralı fıkrasına yönelik iptal talebi, Anayasa Mahkemesinin 28/5/2013 tarihli ve E.2013/55, K.2013/67 sayılı kararıyla esastan reddedilmiş ve bu karar 27/3/2014 tarihli ve 28954 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesince işin esasına girilerek reddedilen itiraz başvurusuna konu kural hakkında yeni bir başvurunun yapılabilmesi için önceki kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı 27/3/2014 tarihinden başlayarak geçmesi gereken on yıllık süre henüz dolmamıştır. Açıklanan nedenle 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (2) numaralı fıkrasına yönelik başvurunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ve 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince reddi gerekir.

(AYM, E.2020/15, K.2020/78, 24/12/2020 )– ( Danıştay -Kanun -Esas-İptal)

İtiraz Yoluna Başvuran: Danıştay Dokuzuncu Dairesi

İtirazın Konusu: 

1/7/1964 tarihli ve 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’nun 15/7/2016 tarihli ve 6728 sayılı Kanun’un 27. maddesiyle değiştirilen ek 2. maddesinin (4) numaralı fıkrasında yer alan “…ve yabancı firmalarca da teklif verilen…” ibaresinin,

2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 6728 sayılı Kanun’un 35. maddesiyle değiştirilen ek 1. maddesinin (4) numaralı fıkrasında yer alan “…ve yabancı firmalarca da teklif verilen…” ibaresinin,

Anayasa’nın 2. ve 73. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.

Olay: Vergi, resim ve harç istisnası belgesi verilmesine ilişkin başvurunun reddinin ve bu işlemin dayanağını teşkil eden düzenleyici işlemlerin iptalleri talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur…Kurallar Anayasa’nın 13., 48. ve 73. maddelerine aykırıdır. İptalleri gerekir. Kuralların Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13., 48. ve 73. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Anayasa’ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE  24/12/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

Soyut Norm Denetimi

Somut norm denetiminde ise, somut bir olaya ilişkin görülmekte olan bir davada uygulanan yasanın anayasaya aykırılığı tartışılmaktadır. Soyut norm denetiminin diğer ismi iptal davasıdır. Bu denetim türünde yargıç, tarafların iddiası üzerine veya kendi inisiyatifiyle, yargılamayı durdurarak söz konusu yasayı anayasaya uygunluk denetimi için AYM’ ye gönderir. Dolayısıyla, burada denetim sürecini başlatan siyasal organlar değil belli bir davaya bakmakta olan yargıçtır.

İptal, bir normun ortaya çıkmasından sonra o normun anayasaya aykırılığı halinde uygulanan bir müeyyidedir. Soyut norm denetimi yolu (İptal Davası Yolu), Anayasada belirtilen bazı organların bir norm aleyhinde ve bir somut dava olmaksızın Anayasa Mahkemesine başvurulmasıdır. 1982 Anayasasının 150. maddesi uyarınca iptal davası olarak adlandırılan denetim türünde dava açma hakkı sınırlı sayıda organ tarafından kullanılabilir. Sayılan organlar dışında kimse kanunların anayasaya aykırılığını ileri süremez. Bahse konu durumda, kanunun uygulandığı somut bir olay yoktur.

soyut norm denetimi nedir
soyut norm denetimi

İptal Davası Açma Yetkisi

Kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün veya bunların belirli madde ya da hükümlerinin Anaya saya aykırılığı iddiasıyla doğrudan doğruya iptal davası açmaya yetkili olanlar şunlardır:

  • Cumhurbaşkanı
  • Türkiye Büyük Millet Meclisinde en fazla üyeye sahip iki siyasi parti
  • Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az beşte biri oranındaki üyeleri grubuna

Anayasa değişikliklerinin ve kanunların şekil bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla iptal davası açmaya Cumhurbaşkanı veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının en az beşte biri oranındaki milletvekili.

Ancak, olağanüstü hallerde ve savaş hallerinde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesine dava açılamaz. Ayrıca usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası antlaşmalar hakkında da Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.

Sıkça tarafımıza yöneltilen; “bütçe kanununa iptal davası açılabilir mi?” sorusunun cevabı ise açılamayacağı yönündedir. Bütçe kanunları özel nitelikte kanunlar olup iptali istenemez. Fakat bütçe kanunlarına ekleme yapılarak farklı kanunların iptalinin istenmesi engellenmek istenirse Anayasa Mahkemesi tarafından incelenebilecektir.

İptal davası açabilme hakkı Cumhurbaşkanına, TBMM’de en fazla üyeye sahip iki siyasi parti grubuna (AKP ve CHP) ve TBMM üye tamsayısının en az beşte biri (120 milletvekili) kadar üyelere aittir.

Soyut norm denetimi Anayasa Mahkemesi tarafından yapılır. Soyut norm denetiminde tek ve nihai karar verici merci Anayasa Mahkemesidir.

İptal Davası Açma Süresi

  • Anayasa değişiklikleri ile kanunların şekil yönünden Anayasaya aykırılıkları iddiası ile doğrudan doğruya iptal davası açma hakkı, bunların Resmi Gazetede yayımlanmalarından başlayarak 10 GÜN;
  • Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün veya bunların belli madde ve hükümlerinin şekil ve esas yönden Anayasaya aykırılıkları iddiasıyla doğrudan doğruya iptal davası açma hakkı, bunların Resmî Gazetede yayımlanmaların dan başlayarak 60 GÜN sonra düşer.
  • Kanunların sadece esas yönlerinden Anayasaya aykırılıkları iddiasıyla doğrudan doğruya iptal davası açma hakkı, bunların Resmî Gazetede yayımlanmalarından başlayarak 60 GÜN sonra düşer.

Soyut Norm Denetiminin İşleyişi

2949 Sayılı Kanunun 26.maddesi uyarınca Türkiye Büyük Millet Meclisinde en fazla üyeye sahip iki siyasi parti grubunun iptal davası açabilmesi için üye tamsayısının salt çoğunluğu ile karar almaları gerekir. Meclis grubunda üye tamsayısının salt çoğunluğuyla karar alınır, ardından dava grup başkanları veya başkan vekilleri tarafından açılır. Anayasa Mahkemesi grup kararında kanunun iptali istenilecek maddelerinin de belirtilmesini istemektedir. Ek olarak, Anayasa Mahkemesinin, iptal davası açılabilmesi için grup kararının söz konusu kanunun yayımlanıp yürürlüğe girmesinden sonra alınmasını gerektiği yönünde kararları mevcuttur.

2949 Sayılı Kanunun 27. Maddesinde iptal davası açılması halinde uyulması gereken esaslar belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesinde iptal davası açan taraf, iptal nedenlerini ve ihlal maddelerini açıkça belirtmelidir. Mahkeme taleple bağlı olmayıp resen araştırma yetkisine sahiptir. Yapılan başvuru üzerine Anayasa Mahkemesi dava dilekçesinin şartları taşıyıp taşımadığı, kayıt tarihinden itibaren 10 gün içinde inceler. Açık bir şekilde ihlal maddelerini ve iptal nedenleri açıklanmazsa bu yöndeki eksiklikler en az 15 gün içinde giderilmediğinde genel kurulca dava açılmamış sayılacaktır. Eğer eksiklikler yoksa ya da bu eksiklikler giderilmişse  mahkeme esastan incelemeye başlayacaktır.

Soyut Norm Denetimi Karar Örnekleri

(AYM, E.2018/162, K.2020/66, 12/11/2020) – (Tbmm Üyeleri-Kanun-Esas-Red)

İptal Davasını Açan: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 137 milletvekili

İptal Davasının Konusu:11/10/2018 tarihli ve 7147 sayılı Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun’un; 3. Maddesinin birinci cümlesinde yer alan “…ya da Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle,…” ibaresinin; İkinci cümlesinin Geçici 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…Bankanın ihtiyaç duyduğu uygun işlerde…” ibaresinin, Anayasa’nın 2., 7., 49., 87., 104. ve 161. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiş olup;

Dava iptal gerekçesi özetle; Bankanın tüm görev ve işlemlerinin 7147 sayılı Kanun’da ayrıntılı olarak düzenlendiği, buna karşın kuralla Bankanın Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (CBK) ile görevlendirilebilmesine imkân tanındığı, bu durumun kanunlarda CBK’larla değişiklik yapılmasının mümkün olmadığına ilişkin anayasal ilkeyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 104. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. İlk inceleme sonucu esas incelemesine geçilen kararda “Kuralın Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 128. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 7. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.”esastan reddedilmiştir.

(AYM, E.2018/119, K.2020/25, 11/06/2020, § …)– (Cbk Hükmü-Esas-Red )

İptal Davasını Açan: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL ve Engin ÖZKOÇ ile birlikte 139 milletvekili

Davanın Konusu: 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Karamamesi’nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2. ve 123. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebidir.

Anayasa’nın 148. maddesinde CBK’ların şekil ve esas bakımdan Anayasa’ya uygunluğunun denetlenmesi öngörülmüş, yargısal denetim görev ve yetkisi de Anayasa Mahkemesine verilmiştir.

Anayasa’da Cumhurbaşkanı’na CBK çıkarma yetkisi verilmekle birlikte bu yetki sınırsız değildir. Kanunlardan farklı olarak Anayasa’da CBK’yla düzenlenecek konular sınırlandırılmıştır. Konu bakımından yetki yönünden getirilen bu sınırlamalar Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ilk dört cümlesinde düzenlenmiştir.

Anılan fıkranın birinci cümlesinde Cumhurbaşkanı’nın yürütme yetkisine ilişkin konularda  CBK çıkarabileceği ifade edilmiştir. Buna göre yürütme yetkisine ilişkin konular dışında CBK ile düzenleme yapılması mümkün değildir.

Fıkranın ikinci cümlesinde “Anayasa’nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevlerin” CBK’yla düzenlenemeyeceği belirtilmiştir. Bu hüküm uyarınca belirtilen alanlarda CBK ile düzenleme yapılamaz.

Fıkranın üçüncü cümlesinde de Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda CBK çıkarılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak Anayasa’da hangi konuların münhasıran kanunla düzenleneceğine ilişkin özel bir hüküm bulunmamaktadır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadında anayasa koyucunun kanunla düzenlenmesini öngördüğü konuların bu kapsamda görülmesi gerektiği kabul edilmektedir (AYM, E.2016/150, K.2017/179, 28/12/2017, § 57; E.2016/180, K.2018/4, 18/1/2018, § 17; E.2017/51, K.2017/163, 29/11/2017, § 13; E.2016/139, K.2016/188, 14/12/2016, § 9; E.2013/47, K.2013/72, 6/6/2013). Buna göre Anayasa’da kanunla düzenleneceği belirtilen alanlarda Cumhurbaşkanı’nın CBK çıkarma yetkisi bulunmamaktadır.

Fıkranın dördüncü cümlesinde ise kanunda açıkça düzenlenen konularda CBK çıkarılamayacağı ifade edilmiştir. Anılan hükme göre Cumhurbaşkanı’nın, yürütme yetkisine ilişkin konularda CBK çıkarabilmesi için CBK’yla düzenlenecek konunun kanunlarda açıkça düzenlenmemiş olması gerekir.

CBK’ların yukarıda belirtilen konu bakımından yetki kurallarına uygun olarak çıkarılması gerekmektedir. Aksi takdirde içeriği Anayasa’ya aykırılık oluşturmasa bile bu düzenlemelerin Anayasa’ya uygunluğundan söz edilemez. Dolayısıyla CBK’ların yargısal denetiminde öncelikle Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında belirtilen konu bakımından yetki kurallarına uygunluğunun ele alınması gerekir. Anılan fıkra yönünden herhangi bir aykırılık tespit edilmemesi durumunda ise bu defa CBK’ların içerik yönünden Anayasa’ya uygunluk denetimi yapılmalıdır.

İptal gerekçesi Özetle; 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Karamamesi’nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2. ve 123. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi ile ilgilidir. Anayasa’nın 123. maddesinde idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğunun ve kanunla düzenleneceğinin hükme bağlandığı, idare kavramının belli bir amacın gerçekleştirilmesi için kurulan örgüt veya bu amaca ulaşmak için yürütülen planlı insan faaliyeti olarak tanımlandığı, Anayasa’nın anılan maddesinde yer verilen idarenin ise devletin bir organı olduğu, idare hukukuna göre idare organının, yürütme organının Cumhurbaşkanı ve bakanlar dışında kalan kısmı ile devlet dışındaki diğer kamu tüzel kişilerini kapsadığı, idareyi oluşturan temel unsurlardan birisinin de kadrolar olduğu, kuruluşu kanunla gerçekleştirilmesi gereken devlet idare organının kadrolarının da yine kanunla belirlenmesinin anayasal bir zorunluluk olduğu, Anayasa’nın söz konusu hükmü uyarınca devlet kurumlarında istihdam edilecek personele ilişkin kadro ve pozisyonların ihdası ile bunlara ilişkin temel ilke ve esasların kanunla belirlenmesi gerektiği, buna karşın dava konusu kural ile devletin idare organını oluşturan CBK kapsamındaki tüm kamu kurum ve kuruluşlarına ait kadro ve pozisyonların CBK’yla ihdas edilmesine imkân tanındığı, kadro ihdasına ilişkin bu yetkinin yasama organınca herhangi bir temel ilke ve kurala bağlanmadan, çerçevesi belirlenmeden yürütme organı tarafından kullanılmasının hem devlet faaliyetlerinin öngörülebilirliğini ortadan kaldırdığı hem de takdir yetkisinin keyfî olarak kullanılmasına yol açtığı, diğer yandan kadro ve pozisyonların yürütme organınca keyfî olarak belirlenebilecek olmasının bireylerin hukuka olan güvenlerini de zedeleyeceği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Anayasa Mahkemesince konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE karar verilmiştir.

X