Miras hukuku gerçek kişilerin ölümü sonucu onlara ait mal varlığının ve özel hukuk ilişkilerinin geleceğinin nasıl olacağını inceleyen hukuk dalıdır. 4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 17.maddesi uyarınca mirasçılık ve mirasın geçişi miras bırakanın ölüm tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. Bu nedenle miras bırakan 01.01.2002 tarihinden önce vefat etmişse 743 Sayılı Medeni Kanun, sonra vefat etmişse 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümleri uygulanacaktır. 743 Sayılı Medeni Kanun 04.10.1926, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ise 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu üçüncü kitabında miras hukuku 495 ile 683.maddeler arasında düzenlenmiştir. Kişinin ölümü ile geride bıraktığı malvarlığının mirasçılara intikali ve paylaşımı gibi uyuşmazlıkların çeşitli davalara konu olduğu tartışmasızdır. Anılan davaların bazıları sıklıkla mahkemeleri meşgul etmektedir. Örneğin mirasçılık belgesi istemi, mirastan mal kaçırmak- muris muvazaası, tenkis, mirasta denkleştirme, mirasta hak ediş, ölüme bağlı tasarrufların iptali, vasiyetin yerine getirilmesi, mirasın reddi, mirastan yoksunluk, mirastan çıkarma gibi çekişmeler oldukça yoğundur.

Uygulamada hangi miras çekişmesinin çözümü için hangi davanın açılması konusunda kuşku duyulduğu görülmektedir. Örneğin mirasçılardan biri miras bırakan adına kayıtlı taşınmazı kullanmakta ve öteki mirasçıların haklarını inkar etmesi gibi bir olguda miras sebebiyle istihkak davası açılması gerektiğinde kuşkuya düşülmektedir. Miras hukuku uyarınca mirasçılık belgesi verilmesi istemi mirasçılık hak ve sıfatını kanıtlamak için sulh hukuk mahkemesine veya notere başvurmak suretiyle mirasçılara mirasçılık belgesi verilir. Bu belgelerin aksi her türlü kanıtla ispat edilebilir.

Miras hukuku alanında mirasçılık belgesinin iptali ve yenisinin verilmesi istemi davasının kendi mirasçılığına ya da payına yapılan sataşmayı gidermek gerçeğe uygun mirasçılık belgesi verilmesini sağlamaktır. Özellikle mirasçının veraset belgesinde gösterilmemiş olması miras payının hatalı gösterilmesi, mirasçı olmayacak kişinin belgede mirasçı olarak yer verilmesi gibi sebeplere dayalı olarak iptal davası açılmaktadır.

Miras Hukuku Nedir?

Miras hukuku bir kişinin vefatı veya gaipliği sonrasında malvarlığı, hak ve borçlarının ne şekilde devredileceği hususunu konu alan hukuk dalıdır. Miras hukukuna göre; ölümü ya da gaipliği nedeniyle hak ve borçları hukuki anlamda başkalarına devredilen kimseye “miras bırakan” adı verilir. Miras bırakanın bir diğer adı ise; “muristir”. Miras bırakanın ölümü veya gaipliği nedeniyle miras bırakanın malvarlığı, hak ve borçlarında hak sahibi olan kimseye ise; “mirasçı” adı verilmektedir. Miras bırakanın vefatı ya da gaipliği sonrasında geride bıraktığı malvarlığı, hak ve borçlarının mirasçılarına intikal süreci ve mirasçıların söz konusu prosedürdeki hak ve borçlarını düzenleyen hukuk kurallarının bütünü; miras hukukudur.

4271 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümleri miras hukukunun temel ilke ve kurallarını düzenlemektedir. Miras hukuku, miras bırakanın ölümü sonrasında gerisinde bıraktığı malvarlığı, hak ya da borçlarının düzenli ve hakkaniyete dayalı bir şekilde mirasçılara intikalini amaçlamaktadır. Uygulamada mirasın taksimi sürecinde ortaya çıkan anlaşmazlıklar genellikler aile bireyleri arasında yaşanmaktadır. Kişiler arasında miras paylaşımına ilişkin ihtilaf çıkması halinde devreye miras hukuku girmekte ve söz konusu uyuşmazlıkları anlaşmaya bağlamaktadır. Miras hukuku, özellikle miras taksimine ilişkin uyuşmazlıklarda tarafların hak kaybına uğramaması noktasında belirleyici rol oynamaktadır.

miras hukuku nedir
miras hukuku nedir

Miras Hukukuna İlişkin Temel Kavramlar

Miras hukuku, miras bırakanın vefatı ya da gaipliği ile birlikte geride bıraktığı maddi ve manevi varlıklarının mirasçılarına adil ve dengeli biçimde aktarımı sürecini inceleyen hukuk dalıdır. 4271 sayılı Medeni Kanun, miras hukukuna ilişkin temel kuralları düzenlemektedir. Miras hukukunun diğer hukuk dallarında olduğu gibi kendine has bazı temel kavramları bulunmaktadır. Bu kavramların doğru şekilde bilinmesi olası uyuşmazlıkların anlaşılması ve önlemesi noktasında büyük önem taşır. Bu kavramlar ve anlamları aşağıda açıklanmıştır.

  • Miras: Kelime anlamı “varis olunan şey”, “kalıntı” şeklindedir. Miras hukukunda; ölen bir kimsenin yakınlarına bıraktığı malvarlığı miras kelimesinin anlamını karşılamaktadır. Bu malvarlığı kapsamında sadece ölen kimsenin serveti ya da hakları bulunmaz. Aynı zamanda miras bırakanın borçları da miras kavramına dahildir. Yani miras, ölen kişinin aktif ve pasifinin bütününü karşılar.
  • Tereke: Kelimenin sözlük anlamı “ölen bir kimseden kalan her şey” şeklindedir. Buna göre tereke; miras bırakanın vefatı sonrasında geride kalan aktifi ve pasifinin tamamı şeklinde tanımlanabilir. Aktif değer; miras bırakanın mevcut malları ve alacaklarıdır. Pasif değerler ise; miras bırakanın borçlarıdır. Tereke eşyası kanunda sınırlı sayıda değildir. Buna göre murisin aktif ve pasifinin tamamının belirlenebilmesi içi mirasçıları tarafından terekenin tespiti davası açılabilir.
  • Zümre sistemi: Türk Miras Hukukunda, miras bırakanın malvarlığının devrinde temel alınan sistemdir. Mira bırakanın malvarlığı, hak ve borçları devredilirken zümre sistemine göre devredilir. Kan hısımlığına dayanan miras paylaşım şeklidir. Zümre sisteminde mirasçılar; derecelere ayrılır ve miras bırakanın mirası bu zümrelere göre paylaştırılır. Zümre sistemine göre; öncelikli zümre de en az bir mirasçının var olması halinde daha alttaki zümrelere miras payı geçmez. Her zümrenin başındaki kişiler sağ ise; o kişilerin altsoyuna miras payı geçmez.
  • Külli Halefiyet (Mirasın Geçişi): Türk Miras Hukuku, mirasın mirasçılara geçişinde külli halefiyet prensibini kabul etmiştir. Miras bırakanın vefatı ile birlikte mirasın tümü bir bütün halinde kendiliğinden mirasçılara geçmesine külli halefiyet kuralı denilmektedir. Başka bir deyişle mirasın mirasçılara geçişinde mirasçıların onayı aranmaz. Miras hukuku gereğince mirasçılar, murisin külli halefidir. Bu anlamda mirasçıların atanmış veya kanuni mirasçı olmaları arasında fark yoktur. Mirasçılara geçen tereke içerisinde yer alan mallara ve haklara ilişkin özel kurallara gerek olmaksızın mirasçılar tereke üzerinde hak sahibi olurlar. Bu anlamda taşınmazların tapuya tesciline, taşınırların teslimine, alacak hakkının devrine veya borcun üstlenilmesine gerek yoktur. Murisin ölümüyle mirasçıların tümü terekeye dahil mallar üzerinde hak kazanırlar ve böylece ortaya “miras ortaklığı” adı verilen ve tüzel kişiliği olmayan bir topluluk çıkar. Miras bırakanın vefatı ile birlikte külli halefiyet gereği borçları da mirasçılarına geçer. Mirasçılar kural gereği murisin borçlarından alacaklılarına karşı müteselsil, sınırsız ve şahsen sorumludurlar.
  • Miras bırakan/Muris: Miras bırakan bir diğer adıyla muris; ölümü ya da gaipliği nedeniyle hak ve borçları hukuki anlamda başkasına devredilen kimseye denilmektedir. Kural olarak miras bırakan sadece gerçek kişiler olabilmektedir. Tüzel kişilerin miras bırakan olması miras hukukuna göre mümkün değildir. Muris kavramı yerine miras hukukunda pek çok kelime kullanılabilir. “Müteveffa”, “Müverris”, “Vefat eden kimse”, “Vasiyetçi” gibi kavramlar bunlardan yalnızca bazılarıdır.
  • Mirasçı/Varis: Miras bırakanın vefatı sonrasında malvarlığı, hak ve borçları üzerinde hak sahibi olan kimseye denilmektedir. Mirasçının bir diğer adı varistir. Kısaca mirasçı, miras bırakanın ölümüyle birlikte malvarlığı, hak ve borçlarını devralacak kişidir. Miras hukukuna göre mirasçılar; “yasal mirasçı” ve “atanmış mirasçı” şeklinde ikiye ayrılır. Bir kimsenin mirasçı sıfatına haiz olabilmesi için miras bırakanın vefatından sonra sağ olması şartı aranır.
  • Ölüme bağlı tasarruflar: Kişinin ölümünden sonra sonuç doğuran hukuki işlem olarak tanımlanabilir. Ölüme bağlı tasarruflar, kişinin sağlığında yapılmaktadır. Ancak yapılan işlem kişi vefat ettikten sonra hukuki sonuçlarını doğurur. Miras hukukunda ölüme bağlı tasarruflar; vasiyetname ve miras sözleşmesi olarak ikiye ayrılmaktadır. Ölüme bağlı tasarruflar miras bırakanın terekesinin akıbetini belirleme imkânı sağlar.
  • Yasal/Kanuni mirasçı: Yasal mirasçı bir diğer adıyla kanuni mirasçı; Türk Medeni Kanunu’nun 495 ila 501. Maddeleri arasında düzenlenmiştir. Yasal mirasçının atanmış mirasçıdan en önemli farkı; kanun kapsamında belirlenen mirasçıların istisnai durumlar dışında mutlak olarak mirastan alacakları pay oranının saklı tutulmasıdır. 4271 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda bu husus “saklı pay” olarak adlandırılmıştır. Yasal mirasçılar kendilerine kanun kapsamında belirlenen saklı pay oranlarından daha düşük miktarda miras payı aldıklarında; saklı payın ihlali nedeniyle dava açma hakkına sahiptirler. Kanuna göre yasal mirasçılar; kişinin altsoyu (çocukları, evlatlıkları ve torunları), anne ve babası, büyükanne ve büyükbabası (altsoyu sağ değilse), sağ kalan eş ve mirasbırakanın hiç mirasçısı yoksa devlettir.
  • Atanmış mirasçı: Kanunen miras bırakanın mirasçısı olmamasına rağmen; miras bırakanın vasiyetname ya da miras sözleşmesi ile mirasçı sıfatını kazanma hakkına sahip olan kişilerdir. Atanmış mirasçıların kanunda belirlenmiş saklı payları bulunmamaktadır. Atanmış mirasçıları gerçek kişiler olabileceği gibi, vakıf ya da dernek gibi tüzel kişilerde olabilmektedirler. Miras bırakanın mirasçı atayabilme hakkı; kendi malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunma hakkını korur. Ancak bu tasarruf, saklı paylı mirasçıların haklarını ihlal etmemek kaydıyla geçerlidir.

Yasal/Kanuni Mirasçılar

Türk Miras Hukukuna göre mirasçıları ikiye ayrılmaktadır. Bu ayrım;

  • Yasal mirasçı,
  • Atanmış mirasçı şeklindedir.

Yasal mirasçılar Türk Medeni Kanunu’nun 495 ila 501. Maddeleri arasında düzenlenmiştir. Buna göre mirasçılık sıfatının, miras bırakanın iradesinden değil doğrudan kanundan alan kimseler yasal mirasçılardır. Kanuni mirasçılar, murisin kan hısımları, evlatlığı, sağ kalan eşi ve Devlettir.

Kan hısımı olan kanuni mirasçıların, mirasta sırasını ve sınırını belirlemede Türk hukukunda zümre sistemi kabul edilmiştir. Buna göre, kan hısımları, miras bırakana yakınlıkları esas alınmak suretiyle belirli zümrelere göre gruplanmıştır. Zümre, bir şahıstan üreyenlerin o şahısla birlikte meydana getirdikleri hısımlık topluluğunu ifade etmektedir. Zümreler miras bırakana göre belirlenir ve bu bağlamda birinci zümre miras bırakandır. Ancak doğaldır ki miras bırakan kendisine mirasçı olamaz.

Her zümrede, zümre başından sonra gelen asıllar ile bunların altsoylarının oluşturduğu bütüne ise kök adı verilmekte olup zümre sisteminin esas alındığı miras hukukunda mirasın devri noktasında bazı temel ilkeler benimsenmiştir. Buna göre;

  • Önce gelen zümrede mirasçı varken, ondan sonra gelen zümredekiler mirasçı olamazlar. Zümreler arasındaki sıra mirasçıyı tayin eder. Mesela, birinci zümredeki mirasçılar (çocuklar veya torunlar) hayatta iken, ikinci zümredeki mirasçılar (ana baba ve ana babasının alt soyu) miras alamaz.
  • Aynı zümre içindeki mirasçılardan, miras bırakana daha yakın olan hısım; ondan sonra gelen hısımların mirasçılığını engeller. Mesela, birinci zümrede olan çocuklar hayatta iken, onların çocukları (torunlar) mirasçı olamazlar.
  • Aynı zümre içerisinde bulunan mirasçılardan, miras bırakandan önce ölmüş olanlar varsa miras bırakana mirasçı olamaz; onların yerini altsoy hısımları alır. Mesela miras bırakanın çocuklarından biri, miras bırakandan önce ölmüşse mirasçı olamaz. O çocuğun yerini çocuklar (torunlar) alır. Bu şekilde mirasçı olan torunlar, miras bırakandan önce ölmüş, babalarına düşen miras payı üzerinde eşit mirasçı olurlar.
  • Aynı zümre içinde, miras bırakana aynı yakınlıktaki mirasçılar, mirastan eşit pay alırlar. Mesela miras bırakanın dört çocuğu varsa, bunlara isabet eden kısım dörde bölünür.
  • Sebebi ne olursa olsun mirasçı olamayan en yakın hısımlardan birinin altsoyu yoksa, onun miras hakkı diğer en yakın mirasçıya geçer. Mesela miras bırakanın iki çocuğundan biri, miras bırakandan önce ölmüşse ve altsoy bırakmamışsa onun miras hakkı diğer kardeşe geçer.

Zümre sistemine gören miras bırakanın mirasçıları aşağıdaki şekilde sınıflandırılır:

  • Birinci zümre mirasçılar: Miras bırakanın altsoyunu ifade eder. Bunlar miras bırakanın; çocukları, torunları, torun çocukları ve devamıdır. Çocuklar eşit olarak mirasçıdırlar. Miras bırakandan önce ölmüş olan çocukların yerini, her derecede halefiyet yoluyla kendi altsoyları alır.
  • İkinci zümre mirasçılar: Miras bırakanın üstsoyunu ifade etmektedir. Altsoyu bulunmayan miras bırakanın mirasçıları, ana ve babasıdır. Bunlar eşit şekilde mirasçıdırlar. Miras bırakandan önce ölmüş olan ana ve babanın yerini, kendi altsoyları alır. Bir diğer ifadeyle ana ve babanın miras bırakandan önce ölmüş olması halinde onun yerini, miras bırakanın kardeşleri, kardeş çocukları (yeğenleri) alır.
  • Üçüncü zümre mirasçılar: Miras bırakanın büyükannesi ve büyükbabasıdır. Altsoyu, ana ve babası ve onların altsoyu bulunmayan miras bırakanın mirasçıları, büyük ana ve büyük babalandır ve bunlar üçüncü zümreyi oluştururlar. Üçüncü zümre mirasçıları da eşit mirasçılardır. Miras bırakandan önce ölmüş olan büyükanne ve büyükbabanın yerlerini, kendi altsoyları alır. Anne ve baba tarafından olan büyükanne ve büyükbabalardan biri altsoyu bulunmaksızın miras bırakandan önce ölmüşse, ona düşen pay aynı taraftaki mirasçılara kalır. Anne veya baba tarafından olan büyükanne ve büyükbabanın ikisi de altsoyları bulunmaksızın miras bırakandan önce ölmüşlerse, bütün miras diğer taraftaki mirasçılara kalır.

Miras Hukukunda Sağ Kalan Eşin Mirasçılığı

Sağ kalan eşin miras payı, onun tek başına veya birlikte mirasçı olduğu zümreye göre değişiklik göstermektedir. Buna göre;

  • Sağ kalan eş miras bırakanın altsoyu (çocukları, torunları, torun çocukları) ile mirasçı olursa mirasın dörtte birine hak kazanmaktadır.
  • Sağ kalan eş miras bırakanın üstsoyu (ana ve baba ve bunların altsoyu) ile birlikte mirasçı olursa mirasın yarısını kazanmaktadır.
  • Sağ kalan eş miras bırakanın büyük ana ve büyük babaları ve onların çocukları ile birlikte mirasçı olursa, mirasın dörtte üçünü alır.
  • Hiçbiri yoksa mirasın tamamı eşe kalır.

Eşin mirasçılığından bahsedebilmek için, miras bırakanın ölümü anında devam eden bir evliliğin bulunması şarttır. Ancak miras bırakanın ölümü anında ayrılık kararı gereğince eşlerin ayrı yaşamakta olmaları, sağ kalan eşin mirasçılığına engel değildir. Zira ayrılık kararı evliliği sona erdirmez. Boşanma davası açılmış ve boşanma davası sırasında eşlerden biri ölmüşse, ölen eşin mirasçıları boşanma davasına devam edebilirler. Dava sonunda sağ kalan eş kusurlu bulunursa, mirasta hak sahipliğini yitirir.

Evlilik birliği hükümsüzlük nedenlerinden biriyle sakat olsa dahi, mirasçılar hükümsüzlük davası açamazlar. Buna karşılık böyle bir dava açılmış ve dava devam ederken eşlerden biri ölmüşse, mirasçılardan biri hükümsüzlük davasına devam edebilir. Dava sonucunda, sağ kalan eşin kötü niyetli olduğu ortaya çıkarsa gerek kanuni mirasçılık bakımından gerekse davadan önce yapılmış ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan haklar bakımından sağ kalan eş, mirasta hak sahipliğini kaybeder. Eşlerden biri hakkında gaiplik kararı alınmış olması durumunda ise işler değişmektedir. Buna göre gaiplik kararı alınmış olmasına rağmen evlilik devam ettiği için, gaiplik kararı hayatta kalan eşin mirasçılığına engel değildir.

Miras Hukukunda Evlatlığın Mirasçılığı

Evlatlığın mirasçılığından söz edebilmek için her şeyden önce geçerli bir evlatlık ilişkisinin kurulmuş olması gerekir. Miras bırakanın öldüğü anda geçerli bir evlatlık ilişkisi mevcut değilse evlatlık evlat edinenin mirasçısı olamaz. Evlatlık ve altsoyu, evlat edinene kan hısımı gibi mirasçı olurlar. Evlatlığın kendi ailesindeki mirasçılığı da devam eder. Bu husus evlatlığın miras hukukunda çift yönlü bir mirasçılık statüsüne sahip olduğunu göstermektedir.

Evlatlık tek başına mirasçı olabilir ki bu durumda bütün miras onun olur. Ancak evlatlık evlat edinenin diğer çocuklarıyla mirasçı olursa, mirastan onlarla eşit pay alır. Önemle belirtmek gerekir ki evlat edinen ve onun hısımları, evlatlığa mirasçı olmazlar. Bu husus evlatlık ile miras bırakan arasındaki miras ilişkisinin tek yönlü olduğunu gözler önüne sermektedir. Evlatlık yalnızca evlat edineni mirasçısı sıfatını kazanırken evlat edinen taraf açısından karşılıklı bir mirasçılık ilişkisi kurulmamaktadır.

Miras Hukuku Alanında Avukatlık Hizmetlerimiz

  • Veraset İlamı Alınması.
  • Ortaklığın Giderilmesi Davası.
  • Veraset İlamının İptali Davası.
  • Mirastan Feragat Sözleşmeleri.
  • Mirasın Reddi Davası.
  • Mirasın Reddinin İptali Davası.
  • Vasiyetnamenin Hazırlanması.
  • Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi.
  • Mirasın Paylaştırılması ve Devri Sözleşmeleri.
  • Mirasta İade Davası.
  • Muris Muvazaası.
  • Tenkis Davaları.
  • Mirasta Denkleştirme Davaları.
  • Miras Şirketine Temsilci Atanmasına İlişkin Davalar.
X
kadim hukuk ve danışmanlık