Velayetin Değiştirilmesi ve Kaldırılması Davası

Velayetin değiştirilmesi ve kaldırılması davası çocukları ilgilendiren konuların en başında gelir. Kanunen reşit olmayan çocukların doğumundan reşit olana kadar olduğu dönem içerisinde çocuğun anne ve baba tarafından bakılması, eğitimi, korunması, yetiştirilmesi, sahip olduğu hakları, mallarının yönetilmesine kadar hepsine velayet denilmektedir.

TMK m.335 uyarınca “Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velâyeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velâyet ana ve babadan alınamaz. Hakim vasi atanmasına gerek görmedikçe, kısıtlanan ergin çocuklar da ana ve babanın velâyeti altında kalırlar.

Aile hukuku davaları hakkında detaylı bilgi almak için bu makalemizi okuyabilirsiniz. https://kadimhukuk.com.tr/makale/aile-hukuku-davalari-turk-medeni-kanunu/

Çocuğa ilişkin konularda dikkate alınması gereken temel ilke çocuğun yüksek yararı ilkesidir. Günümüzde velayet ana babanın çocuk üzerinde hakimiyet kurmasının aracı olarak değil, çocuğu hayata hazırlamasının bir aracı olarak kabul edilmektedir. Anne ve baba çocuğun bakımından, korunmasından, eğitiminden, temsilinden, çocuğun bedensel ve ruhsal iyiliğinden sorumludurlar.

Velayetin Kapsamı

Velayetin kapsamı genel olarak TMK m.339’ da, “Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar. Çocuk, ana ve babasının sözünü dinlemekle yükümlüdür. Ana ve baba, olgunluğu ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı tanırlar; önemli konularda olabildiğince onun düşüncesini göz önünde tutarlar. Çocuk, ana ve babasının rızası dışında evi terkedemez ve yasal sebep olmaksızın onlardan alınamaz. Çocuğun adını ana ve babası koyar.” şeklinde düzenlenmiştir. Çocuğun dini eğitimi, eğitimi gibi konular da velayetin kapsamı içindedir.

Türk Medeni Kanunun tamamını buradan okuyabilirsiniz. https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.4721.pdf

Ana ve baba, velâyetleri çerçevesinde üçüncü kişilere karşı çocuklarının yasal temsilcisidirler. İyiniyetli üçüncü kişiler, eşlerden her birinin diğerinin rızasıyla işlem yaptığını varsayabilirler. Vesayet makamlarının iznine bağlı hususlar dışında kısıtlıların temsiline ilişkin hükümlerin velâyetteki temsilde de uygulanacağı kanun koyucu tarafından düzenlenmiştir (TMK m.342).

Velâyet altındaki çocuğun fiil ehliyeti, vesayet altındaki kişinin ehliyeti gibi olup, çocuk, borçlarından ana ve babanın çocuk malları üzerindeki haklarına bakılmaksızın kendi malvarlığı ile sorumludur (TMK m.343). Çocuğun aileyi temsil etmesi konusunda ise, velâyet altındaki çocuk, ayırt etme gücüne sahip ise ana ve babanın rızasıyla aile adına hukukî işlemler yapabilir; ancak bu işlemlerden dolayı ana ve baba borç altına girer (TMK m.344). Çocuk ile ana veya baba arasında ya da ana ve babanın menfaatine olarak çocuk ile üçüncü kişi arasında yapılacak bir hukukî işlemle çocuğun borç altına girebilmesi hususu ise, bir kayyımın katılmasına ve hâkimin onayına bağlanmıştır (TMK m.345)

Velayet Hakkı Sahibi

Evlilik devam ettiği sürece ana ve babanın velâyeti birlikte kullanacağı; ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse de hâkimin, velâyeti eşlerden birine verebileceği hususu TMK m.336’da düzenlenmiştir. Velâyet, ana ve babadan birinin ölümü hâlinde sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan tarafa ait olacaktır.

Akrabalık derecesi ne kadar yakın olursa olsun velayet hakkı verilmez, ancak vesayet hakkı verilebilir. Boşanma davası sona erene kadar çocuğun velayet hakkı anne ve babanındır. Bu hak başkasına devredilemeyeceği gibi anne veya babanın bu haktan feragat etmesi de mümkün değildir. Ancak anne veya babanın yasal sebeplere dayanılarak velayet hakkı ellerinden alınabilir. Bu sebepler dışında velayet hakkı kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardandır, devredilemez ve feragat edilemez.

Ana ve baba evli değilse velayet anaya ait olacaktır; ancak ana küçük, kısıtlı veya ölmüş ya da velâyet kendisinden alınmışsa hâkim, çocuğun menfaatine göre, vasi atar veya velâyeti babaya verir (TMK m.337).

Üvey çocuklar açısından ise eşlerin, ergin olmayan üvey çocuklarına da özen ve ilgi gösterme yükümlülüğü bulunmaktadır. Kendi çocuğu üzerinde velâyeti kullanan eşe diğer eş uygun bir şekilde yardımcı olur; durum ve koşullar zorunlu kıldığı ölçüde çocuğun ihtiyaçları için onu temsil eder (TMK m.338).

Velayetin Kimde Kalacağının Belirlenmesi

Hakim velayet hakkının kimde kalacağını belirlerken çocuğun üstün yararını gözeterek karar vermektedir.

Çocuk 0-4 yaş aralığında ise anne bakımına muhtaç olan bir çocuk demektir. Hakim genellikle bu yaş aralığındaki çocukların velayet hakkını anneye vermektedir. Annenin maddi durumuna ya da yaşam tarzına bakılmaksızın velayet kararı verilir, çünkü bu yaş aralığındaki çocuklar anne bakımına muhtaçtır.

Çocuk 6-12 yaş aralığında, yani okul çağında ise hakim ona göre bir değerlendirmede bulunacaktır. Okul çağında olan çocuğun hangi okula gittiği, gittiği okulun hangi ebeveynin oturduğu yere yakın olduğu, hangi ebeveynin çocuklarının dersine yardımcı olduğu ve onunla ilgilendiği gibi tüm hususlar değerlendirmeye alınacaktır. Sonuç olarak okul çağındaki çocuk adına verilecek olan velayet kararında çocuğun yararı ve geleceği gözetilecektir.

Ortak Velayet

Ortak velayet, Türkiye’de son yıllarda uygulamaya geçmiş olan bir müessesedir. Ortak velayet ile eşler, evliliğin sona ermesi ile çocukları ile ilişki ve medeni haklarından eşit şekilde yararlanmaktadır. Ülkemizde kanun maddesi olarak yürürlüğe giren bir düzenleme olmayıp Türkiye’nin taraf olduğu bir uluslararası anlaşmanın onaylanması ile yorum yoluyla uygulanmaktadır.

Ortak velayete hükmedilebilmesi için belli başlı şartlar bulunmaktadır:

  • Öncelikle çocuğun menfaati, yararı olmalıdır.
  • Anne ve babanın ortak velayete ilişkin ortak iradede bulunmaları gerekmektedir.
  • Anne ve babanın ortak velayete ilişkin ortak iradesini mahkemeye yazılı olarak sunması gerekmektedir.
  • Anne ve babanın ortak velayet hususundaki ortak iradede olduklarına dair hakimin kanaat getirdiği ve bu konuda tarafların ileride sorun yaratmayacağına dair öngörüsü olmalıdır.

Hakime ortak velayet kararına ilişkin takdir yetkisi tanınmaktadır; hakim, ortak velayete ilişkin çocuk yararını gözeterek karar vermektedir.

Mahkeme tarafından verilen velayet kararı, her daim kesin hüküm oluşturmayacaktır. Velayet, kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle hakimin ortak velayete ilişkin kurmuş olduğu hüküm, kesin bir hüküm olmayıp, şartların değişmesi halinde yeniden velayete ilişkin bir dava açılarak velayet konusunda yeni bir karar verilmesi talep edilebilecektir.

Velayetin Değiştirilmesi Davası

Velayet davası, çocuğun on sekiz yaşını doldurmamış ve velayeti diğer ebeveyne verilmiş kişilerin açacağı davadır. Çocuğunun velayetini talep eden kişi, velayetin değiştirilmesini, kendisine verilmesini talep edecektir.

Velayet, boşanma davası devam ederken hakimin doğrudan gözeteceği bir konu olup, çocuğun menfaati ve yararı bakımından velayetin anneye mi babaya mı verilmesi gerektiğini araştırarak karar verecektir. Boşanma sonucunda verilen velayet hakkı kötüye kullanılmış, hakkın gereklerinin yerine getirilmemiş olması halinde velayetin değiştirilmesi davası açılacaktır.

Velayet Görevinin Kötüye Kullanılması

Velayet hakkı nafakada olduğu gibi mahkemenin vermiş olduğu kesin hüküm içeren bir karar değildir. Değişen hayat koşulları, velayet hakkı sahibi tarafın çocuğun menfaatine göre hareket etmemesi gibi birçok faktör sebebiyle velayeti almak isteyen taraf, velayetin değiştirilmesi davası açabilir.

Velayetin değiştirilmesi davası için belli bir süre öngörülmemiştir. Çocuğun menfaati zedelendiği zaman velayetin değiştirilmesi davası açılabilir. Velayetin değiştirilmesi davasında, hakim, mutlaka sosyal inceleme raporunun düzenlenmesini talep edecektir. Sosyal inceleme raporu ile çocuğun hangi ebeveynde kalmasının çocuğun yararına olacağı ya da velayetin değiştirilmesinin gerekli olup olmadığını araştırmalıdır. Hakim, sosyal inceleme raporundaki görüş ve mahkemece toplanılacak olan deliller sonrası velayetin değiştirilip değiştirilmemesi gerektiğine dair bir hüküm kuracaktır.

Velayetin Değiştirilmesinin Sebepleri

Velayete ilişkin verilen kararların değiştirilmesi mümkündür. Bu hususta mahkeme kararı kesin hüküm niteliği taşımadığı gibi tarafların anlaşmalı boşanma protokolünde “velayet kendisine verilen taraf evlenirse velayet diğer tarafa geçer” ya da “taraflar ileride velayet davası açamaz” gibi hükümler yazmaları bağlayıcı değildir. Bu sebeple değişen şartlar varsa çocuğun velayeti kendisinde olmayan eş diğer eşe karşı velayetin değiştirilmesi davası yani velayet davası açabilecektir.

TMK madde 183’te yapılan düzenlemede;

Anne veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması halinde hakim, resen veya ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır.”

hükmüne yer verilmiştir. Burada önemli olan yeni olguların çocuğun menfaatine aykırılık teşkil edip etmediğidir. Velayet hakkını almak isteyen eş, velayet hakkı sahibinin çocuğu ihmal ettiğini, tehlikeli bir duruma soktuğunu, ruhsal gelişiminde olumsuzluklar olduğunu, çocukla ilgilenmediğini ileri sürerek velayet hakkının kendisine geçmesini isteyebilir.

Velayetin değiştirilmesi davasının açılma sebepleri şu şekilde ifade edilebilir;

  • Velayet hakkı olan anne ya da babanın, velayet hakkı olmayan diğer ebeveyn ile çocuğunun görüştürülmesinin engellenmesi.
  • Yeniden evlenme, velayetin değiştirilmesi için bir sebep olsa da tek başına velayetin değiştirilmesi için bir sebep değildir. Yeniden evlenme ile çocuğun bakımı, menfaati olumsuz yönde etkileniyor ise velayetin değiştirilmesi kararı verilebilecektir.
  • Başka bir yere giden, çocuğunu terk edip bakımını ihmal eden ebeveynin elinden velayet hakkı alınacaktır.
  • Ölüm gibi durumlarda hakim kendiliğinden ya da anne veya babanın talebi üzerine gerekli önlemleri alır.

Velayetin Kaldırılması Davası

Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye düştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezse hakim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır (TMK m.346)

Çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesi tehlikede bulunur veya çocuk manen terk edilmiş halde kalırsa hâkim, çocuğu ana ve babadan alarak bir aile yanına veya bir kuruma yerleştirebilir. Çocuğun aile içinde kalması ailenin huzurunu onlardan katlanmaları beklenemeyecek derecede bozuyorsa ve durumun gereklerine göre başka çare de kalmamışsa, ana ve baba veya çocuğun istemi üzerine hakim aynı önlemleri alabilir.

Ana ve baba ile çocuğun ödeme gücü yoksa bu önlemlerin gerektirdiği giderler Devletçe karşılanır (TMK m.347). Durumun değişmesi halinde, çocuğun korunmasına ilişkin önlemlerin yeni koşullara uydurulması gerekir.

Çocuğun korunmasına ilişkin yukarıda belirtmiş olduğumuz diğer önlemlerden sonuç alınamaz ya da bu önlemlerin yetersiz olacağı önceden anlaşılırsa, hâkim aşağıdaki hâllerde velâyetin kaldırılmasına karar verir:

  1. Ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi.
  2. Ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması.

Velayet ana ve babanın her ikisinden kaldırılırsa çocuğa bir vasi atanır. Kararda aksi belirtilmedikçe, velâyetin kaldırılması mevcut ve doğacak bütün çocukları kapsar. Velayetin kaldırılmasını gerektiren sebep ortadan kalkmışsa hakim, resen ya da ana veya babanın istemi üzerine velayeti geri verir.

Velayetin kaldırılması halinde ana ve babanın çocuklarının bakım ve eğitim giderlerini karşılama yükümlülükleri devam eder. Ana ve baba ile çocuğun ödeme gücü yoksa bu giderler Devletçe karşılanır. Nafakaya ilişkin hükümler saklıdır. Velayetin kaldırılması davası son derece önemli bir dava türüdür.

Velayetin Değiştirilmesi ve Kaldırılması Davalarında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Müşterek çocuğun velayetini almak adına açılacak olan velayet davasında görevli mahkeme Aile Mahkemeleridir. Aile Mahkemelerinin olmadığı yerlerde görevli olan mahkeme ise Asliye Hukuk Mahkemeleridir. Görevli olmayan mahkemede davanın açılması halinde mahkeme görevsizlik kararıyla davanın reddine karar verecektir. Vasi atanması noktasında ise, vasi atanması hususunda Sulh Hukuk Mahkemeleri görevlidir.

Velayetin kaldırılması davası hakkında yer yönünden yetkili mahkeme ise kesin yetkili mahkeme değildir. Yetkili mahkeme, genel yetkili mahkeme olup davalının yerleşim yeri mahkemesidir. Ayrıca velayetin değiştirilmesi davasında, davacının kendi oturduğu yerde de dava açabilme hakkı bulunmaktadır. Zira velayetin düzenlenmesi (değiştirilmesi ve kaldırılması) talebi, bir “çekişmesiz yargı” işidir ( HMK m. 382/2-13 ). Çekişmesiz yargı işlerinde de, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça talepte bulunan kişinin veya ilgililerden birinin oturduğu yer mahkemesinin yetkili olduğu kabul edilmiştir ( HMK m. 384). Velayetin kaldırılması veya ebeveynlerden birinden alınarak diğerine verilmesine, yahut kaldırılan velayetin iadesine dair davalardaki yetki konusunda, Türk Medeni Kanununda aksine bir düzenleme bulunmadığına göre, Hukuk Muhakemeleri Kanunundaki “çekişmesiz yargı ile” ilgili genel yetki kuralı burada da uygulanacaktır. O halde, davacı kendi oturduğu yer mahkemesinde de bu davayı açabilir.

Velayetin Değiştirilmesi ve Kaldırılması Davasında Yargılama Usulü

Velayet davaları, basit yargılama usulüne tabidir. Basit yargılama usulü, diğer yargılama usullerinden daha farklı olup basit yargılama usulüne tabi olan davalar daha kısa sürmektedir. Basit yargılama usulüne tabi olan davada, dilekçeler aşaması da yazılı yargılama usulünden daha kısa sürmektedir. Dilekçeler aşaması, dava dilekçesi ve cevap dilekçesinden oluşmaktadır. Dilekçeler aşamasının tamamlanmasından sonra hakim, duruşma yaparak dosya üzerinden karar verecek ise duruşma gününü tayin edecektir. Dosya süreci kısa süreceğinden dava dilekçesinde ve cevap dilekçesinde belirtilen belgelerin dilekçe ekinde sunulması gerekmektedir.

Ayrıca dilekçe ekine, getirilmesi istenilen belgelerin hangi yerlere yazılacağının da bildirilmesi gerekmektedir. Mahkeme, delillerin toplanmasından sonra bir karara varacaktır, deliller toplanmış ise en fazla iki duruşma yapmaktadır.

Velayet davaları, kamu düzenine ilişkin davalardır. Bu nedenle velayete ilişkin davalarda re’sen araştırma ilkesi uygulanmaktadır. Re’sen araştırma ilkesi, tarafların davaya konu edilecek olan belgelerin getirilmesi yanında hakimin kendiliğinden araştırması anlamına gelmektedir. Hakim, tarafların getirmiş olduğu belgeler yanında, getirilmeyen belgeleri de dikkate almalıdır. Re’sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu velayet davalarında, hakim sosyal inceleme uzmanına velayete ilişkin araştırma yapıp görüş bildirmesi için rapor hazırlanmasını isteyebilecektir.

Velayetin Değiştirilmesi Davası Dilekçe Örneği

ANKARA NÖBETÇİ AİLE MAHKEMESİNE

DAVACI : Ad Soyad (TC Kimlik No) Adres

VEKİLİ   :  Av. Umur YILDIRIM Adres

DAVALI : Ad Soyad (TC Kimlik No) Adres

KONU    : Velayetin değiştirilmesi ve iştirak nafakası talepli dava dilekçesidir.

AÇIKLAMALAR:

1-) Taraflar Ankara ( ). Aile Mahkemesinin …/… Esas …/… Karar Sayılı dosyası üzerinden boşanmışlardır. Tarafların bu evlilikten bir müşterek çocukları bulunmakta olup boşanma tarihinde çocuk 4 yaşında ve anne bakımına muhtaç olduğu bir yaşta olduğundan velayet anneye bırakılmıştır.

2-) Ancak müşterek çocuk şu anda on dört yaşındadır ve idrak çağındadır. Çocuk, artık davacı babanın yanında kalmak istemekte, onunla yaşamayı tercih etmektedir. İdrak çağında olan çocuğun mahkeme huzurunda velayete ilişkin görüşünün sorulmasını talep etmekteyiz.

3-) Boşanma davası adına verilen kişisel ilişki günleri haricinde baba ile çocuk çok fazla geçirmektedir. Hatta çocuk, hafta içi babada kalmakta, hafta sonları ise velayet hakkı olan annede kalmaktadır. Ayrıca taraflar, velayete ilişkin konuda mutabık olup çocuğun velayetinin davacı babaya verilmesi konusunda davalı annenin de onayı bulunmaktadır.

4-) Mahkemenizde görülecek olan davanın devamı sırasında çocuğun velayetinin geçici olarak babaya verilmesini talep etmekteyiz. Davacı baba, çocuğun okul kaydını da mahkeme kararına göre biran evvel yaptırmak istemektedir.

5-) Tüm bu nedenlerle mahkemenin devamı sırasında geçici, mahkeme sonrasında ise kalıcı olarak velayetin davacı babaya verilmesi yönündeki talebimiz ile iştirak nafakasının dava tarihinden itibaren işlenmesi talebimizin kabulüne karar verilmesini talep etmekteyiz.

HUKUKİ SEBEPLER: TMK, HMK ve ilgili her türlü mevzuat.

HUKUKİ DELİLLER: Nüfus kayıt örneği, Ankara ( ). Aile Mahkemesi’nin …/… Esas Sayılı dosyası, tanık, sosyal inceleme raporu ve ilgili her türlü yasal delil.

SONUÇ ve İSTEM  : Yukarıda açıklana nedenlerle, müşterek çocuk ………. ’in velayetinin davacı müvekkile verilmesine, müvekkil tarafından ödenen iştirak nafakasının kaldırılarak davalının …….. TL iştirak nafakası ödemesine, müşterek çocukla davalı arasında kişisel ilişki kurulmasına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini vekaleten arz ve talep ederiz.

                                                            Davacı Vekili

                                                    Av. Umur YILDIRIM

                                                                  İmza

Velayetin Kaldırılması Davası Dilekçe Örneği

ANKARA NÖBETÇİ AİLE MAHKEMESİNE

DAVACI: Ad Soyad (TC Kimlik No) Adres

VEKİLİ : Av. Umur YILDIRIM Adres

DAVALI: Ad Soyad (TC Kimlik No) Adres

KONU    : Velayetin kaldırılması talepli dava dilekçesidir.

AÇIKLAMALAR:

1-) Davalı ile … evlenmiş, bu evliliklerinden ….. isimli kız çocukları olmuştur. Taraflar anlaşamadığından Ankara ( ). Aile Mahkemesinin …/… Esas Sayılı dosyası üzerinden boşanmış, çocuğun velayeti anneye verilmiştir.

2-) Anne, boşanma davası süresince ve boşanmadan itibaren 4 ay boyunca annesi ile babasının evinde kalmıştır. Anneye bağlanan yoksulluk ve iştirak nafakasının çocuğa ve kendisine yeterli gelmemesi nedeniyle maddi bakımını tamamıyla anneanne ve dede üstlenmiştir.

3-) Müşterek çocuğun hastalığı, okul kaydı, okul alışverişi, derslerine yardımcı olma gibi birçok konuda anneanne ve dede yardımcı olmakta, sorumluluk ve bakım anneanne ile dede üzerindedir. Boşanma tarihinin kesinleşmesinden itibaren 4 ay geçtikten sonra çocuğu evde bırakarak anne evi terk etmiştir. Anneden haber alamayan ve nerede olduğunu bilmeyen anneanne ve dede, çocuğun bakımını üstlenmeye devam etmiştir.

4-) Velayet hakkına sahip olan anne çocuğunun bakımını, yükümlülüğünü ve sorumluluğunu ihmal etmektedir. Bunun yanında çocuğun babası da başka birisi ile evlenmiş, çocuğu arayıp sormamakta, maddi durumu da çocuğa bakmaya yeterli değildir.

5-) Anneanne ve dede, birtakım günlük işlerde vasi olmadıkları için sorunlar yaşamaktadır. Tüm bu nedenlerle işbu dava ile çocuğun velayetinin kaldırılması talepli dava açma zarureti doğmuştur.

HUKUKİ SEBEPLER: TMK, HMK ve ilgili her türlü mevzuat.

HUKUKİ DELİLLER : Nüfus kayıt örneği, sosyal inceleme raporu, bilirkişi, tanık ve her türlü yasal delil.

SONUÇ ve İSTEM   : Yukarıda açıklanan nedenlerle; çocuğun velayetinin kaldırılması ve vasiliğin davacı müvekkile verilmesi adına vesayet makamına ihbarda bulunulması yönünde karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

                                                             Davacı Vekili

                                                   Av. Umur YILDIRIM

                                                                  İmza

Velayetin kaldırılması davası açmak için iletişime geçiniz.

Velayet Değiştirilmesi ve Kaldırılması Davası Kararları

“Dava çocukların büyükbabası tarafından açılmış, velayetin kaldırılması talepli bir davadır. Davacı olan büyükbaba, çocukların annesinin boşanma davası sonucunda velayetinin kendisine verildiğini belirtmiştir. Çocukların babası ise boşanma tarihinden sonra vefat etmiştir. Davacı olan büyükbaba, annesinin çocukları kendisine bıraktığını ve velayet görevini yerine getirmediğini, çocukları ile ilgilenmediğini belirtmiştir. Bu nedenle çocukların velayetinin anneden kaldırılmasına ve çocuklara vasi tayin edilmesini talep etmiştir. Yerel mahkeme, davalı annede bulunan velayet hakkının kaldırılmasına ve küçük çocuklara vasi tayin edilmesi için ihbarda bulunulmasına yönelik hüküm kurmuştur.

Temyiz yoluna başvurulan hüküm gereği Yargıtay, dosya incelemesinde, velayet sahibi anne ile çocuk arasında menfaat çatışması olduğundan davada çocukları temsil etmek üzere kayyım atanması için vesayet makamına ihbarda bulunulması, çocukları temsilen kayyımın davaya katılması sağlanarak delillerin toplanılması sonucu karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurmasını doğru bulmamıştır. Bu nedenle Yargıtay BOZMA kararı vermiştir.” (Yargıtay 2.HD.2016/11784 E., 2016/11291 K.)


“Taraflar arasında görülen boşanma davasında, tarafların eşit kusurlu olduğu kabul edilerek mahkeme tarafların boşanması kararını vermiştir. Mahkeme, nafaka, tazminat ve velayet konusunda toplanılan delillere göre bir karar vermiştir. Ancak mahkeme, velayet düzenlemesinde, çocuğun velayetinin babaya verilmesi yönünde karar vermiştir. Dava açıldığı tarihte henüz üç aylık olan çocuk dava devamında baba yanında kaldığı dönemde, halaları fiilen bakmaya yardımcı olmuştur. Mahkeme tarafından atanan uzman ile sosyal inceleme raporu hazırlanmış ve annenin çocuk konusunda hassas olduğu, çocuğa yönelik olumsuz bir davranışının olmadığı ve psikolojik rahatsızlığının çocuklarından ayrı olması nedeniyle olarak rapor edilmiştir. Davalı annenin intihar girişiminde bulunduğu belirtilmiş olsa da bu durum mahkemede kanıtlanamamıştır.

Davalı annenin çocuklara karşılık herhangi bir kötü muamelesi bulunmamaktadır, bu durum da ayrıca kanıtlanmamıştır. Çocuklar yaşları gereği anne bakımına ve şefkatine muhtaç olduğundan ortak çocukların velayetinin babaya verilmesi doğru bulunmamıştır. Yargıtay, bütün bu nedenlerle bozma kararı vermiştir.” (Yargıtay 2.HD. 2016/8324 E., 2017/3133 K.)


“Davacı kurum tarafından çocuğun velayeti olan babanın velayet hakkının kaldırılmasına ve çocuk hakkında bakım tedbirinin uygulanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucu, davalı babanın velayet hakkını kötüye kullandığı gerekçesi ile velayet hakkı kaldırılmış ve bakım tedbir uygulanmasına karar verilmiştir. Davalı baba tarafından mahkemenin vermiş olduğu karara karşılık temyiz yoluna gidilmiştir.

Yargıtay, dosya incelemesinde, çocuğun annesinin vefat ettiğini ve velayetinin babada bulunduğunu tespit etmiştir Dava, babaya karşılık olarak kurum tarafından açılmış ancak çocuk bir kurum ya da şahıs tarafından temsil edilmemiştir. Davada, velayet sahibi baba ile çocuk arasında menfaat çatışması bulunmaktadır. Bu nedene Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’ne göre kayyım atanması için vesayet makamına ihbarda bulunulması ve çocuğu temsilen kayyım atanması sağlanması gerekirken bu hususun atlanarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.” (Yargıtay 2. HD. 2017/6883 E., 2018/788 K.)


“Taraflar arasında görülen boşanma davasında, davalı erkek evlilikte daha ağır kusurlu kabul edilmiş ve kadının davası kabul edilmiştir. Davalı erkek, temyiz yoluna başvurarak boşanma, velayet ve fer’ileri konusundan itiraz yoluna başvurmuştur.

Yargıtay, toplanılan delillerden davacı-karşı davalı olan annenin çocukların elleri ve gözleri morarıncaya kadar dövdüğü anlaşıldığını belirtmiştir. Mahkeme, velayet düzenlemesinde çocuk yararını gözetmekle yükümlü olduğundan şiddet uygulayan bir anneye çocukların velayetinin verilmesi kararını doğru bulmamıştır. Şiddet uygulayan anneye çocukların velayetinin verilmesinin çocuk yararına olduğu düşünülemeyeceği ve bu nedenlerle çocukların velayetinin davacı-karşı davalı anneye değil babaya verilmesi yönünde hüküm kurulmasının doğru olduğundan hükmün bozulması gerekmektedir.” (Yargıtay 2. HD. 2016/2170 E., 2017/7272 K.)


“Davacı baba, çocukların velayetinin boşanma kararı ile birlikte annesine verilen velayet hakkının değiştirilmesi talebi ile dava açmıştır. Mahkeme, annenin başka bir erkekle evli olmaksızın yaşaması ve dava devamında evlenmesi ile velayetinin değiştirilmesi sebeplerinden birisi olduğunu, annenin çocukların okula gidiş geliş saatlerinde yeterli özeni gösterilmediğinden bahisle davacının davasını kabul etmiştir.

Yargıtay, davalı kadının temyiz başvurusu sonucu dosyayı incelemiş ve mahkemenin vermiş olduğu karara karşılık bozma kararı vermiştir. Velayet düzenlemesinin çocuk yararına üstünlük tanınması, çocuğun bedensel ve fikri olarak en iyi şekilde gelişebilmesi sağlanmış olması gerektiği belirtilmiştir. Velayet davası, kamu düzenine ilişkin olduğundan re’sen araştırma ilkesi geçerlidir. Mahkeme tarafından 2009 doğumlu ve 2016 doğumlu çocukların görüşünün alınarak velayete ilişkin soru sorulması doğru bulunmamıştır, çocuklar idrake sahip yaşta değildir.

Çocukların dava açılış ve dava devamınca velayeti değiştirecek ve velayet hakkını savsakladığına dair bir kanıt bulunamamıştır. Bunun yanında, çocukların okul servisinden anne tarafından alınması ya da başka bir erkekle evlenmesi velayetin değiştirilmesi için tek başına bir sebep unsuru teşkil etmemektedir. Bu nedenle davacının davasının kabulüne kararı bozma gerektirip reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. (Yargıtay 2. HD. 2016/16629 E., 2017/1767 K.)


“Davacı taraf, velayeti anneye verilen çocuğun velayetinin değiştirilmesi davası ile çocuğunun velayetini kendisine verilmesini talep etmiştir. Davalı ise davacıya cevap dilekçesi ile davacının davasının reddedilmesini talep etmiş, cevap dilekçesinde tanık deliline dayanmıştır. Davalı her ne kadar tanık deliline dayanmışsa da tanık ismi bildirmemiştir.

Mahkeme, dosya üzerinden ön inceleme yapmış, tahkikat aşamasına geçmiş ve tanık dinletme talebinin birinci celseye karar isimlerinin bildirilmesi belirtilmiştir. Ancak tanık isimleri bildirilmediğinden ve duruşmada hazır edilmediğinden reddine karar verilerek dosya sonuçlandırılmıştır. Yargıtay, temyiz başvurusu sonrası mahkemenin eksik inceleme ile hüküm kurduğunu belirtmiştir. Velayetin değiştirilmesine ilişkin davaların çekişmesiz yargı işi olduğunu ve re’sen araştırma ilkesi geçerli olduğunu belirterek tüm delillerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğinden bahisle bozma kararı vermiştir. Mahkeme, direnme kararı vermiştir.

Bunun üzerine Hukuk Genel Kurulu, velayetin değiştirilmesine ilişkin davanın çekişmesiz yargı işi olarak düzenlendiğini ve re’sen araştırma ilkesinin geçerli olduğunu belirtmiştir. Velayetin değiştirilmesi davasında, çocuğun yararını korumak ve geleceğini güvence altına alınması benimsenmektedir. Bu nedenle velayete ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olup çocuğun üstün yararı dikkate alındığında her zaman yeniden değerlendirme ve yargılamanın her aşamasında ileri sürülen hususların nazara alınması gerektiği de eklenmiştir. Bu nedenle mahkemenin tahkikat duruşması olarak birinci celseye kadar tanık isimlerinin bildirilmemesi nedeniyle tanık dinletme talebinin reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1887 E., 2017/1196 K.)


“Davacı anne, eşi ile 27.02.2015 tarihinde boşandıklarını, ortak çocuklarının velayetinin kendisine verildiğini belirtmiştir. Davacı olan anne, çocuğunun annesi ile aynı soyadı taşımamasından rahatsız olduğunu, annesi ile soyadının farklı olmasından kaynaklı sorun yaşadığını, annesi olduğunu kanıtlamak amacıyla sürekli olarak nüfus kayıt örneğini ibraz etmek zorunda kaldığını belirtmiştir. Aynı zamanda babanın çocuğuna karşı ilgisiz olduğu, nafakasını da ödemediğini belirterek davacı kendi soyadının çocuğunun kullanması talebiyle dava açmıştır.

Mahkeme, davacının açmış olduğu davaya karşılık davanın reddine kararını vermiştir. Ret gerekçesinde ise babanın soyadını aldığını kanunen velayet hakkının alınması ile soyadının değiştirilmesinin mümkün olmadığını belirtmiş ve ergin olduktan sonra çocuğun soyadını değiştirmek için başvuruda bulunacağını belirtmiştir. Davacı, mahkemenin vermiş olduğu ret kararına karşılık itiraz ederek istinaf mahkemesine başvurmuştur. Davacının istinaf talebinin esastan reddedilmesine karşılık, davacı anne tarafından karar temyiz edilmiştir.

Yargıtay, dosya incelemesinde, velayet hakkı verilen annenin çocuğun kendi soyadı ile değiştirilmesi yönündeki talebinin velayet hakkı kapsamında olduğu ve çocuğun annenin soyadını alması konusunda engelleyici bir hüküm bulunmadığı, çocuğun soyadının değiştirilmesi ile çocuğun kişisel durumunda değişiklik olmayacağı dikkate alındığında mahkemenin vermiş olduğu karara karşılık bozma kararı verilmiştir. Yargıtay, davacının açmış olduğu davanın kabulüne yönelik karar verilmesinin doğru olacağını belirtmiştir.” (Yargıtay 2. HD. 2018/1306 E., 2018/4719 K.)


“Velayetin değiştirilmesi davasında kesin ve özel yetki kuralı bulunmaz. Ancak davalılar tarafından bu hususun ilk itiraz olarak ileri sürülmesi durumunda yetki hususu dikkate alınır. Hâkim, yetkinin kesin olmadığı hallerde, bu durumu resen nazara alamaz.” (Yargıtay 20. HD. 2019/2220 E., 2019/4091 K.)


Velayet değiştirme davasının çekişmesiz yargı işi olarak düzenlenmesinin bir sonucu da Bölge Adliye Mahkemesince çekişmesiz yargı işlerinde verilen kararlar üzerinedir. Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararları kesin niteliktedir, bu kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamaz. Bu sebeple, davalı-davacının bu yöne ilişkin temyiz dilekçesinin reddi gerekir.(2. Hukuk Dairesi 2019/3013 E., 2019/5474 K. ve 06.05.2019 tarihli ilam) Yani Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararlarına karşı temyiz yoluna gidilemez.

 “Davacı baba, boşanma ile velayeti davalı anneye bırakılan ortak çocuk 29.03.2003 doğumlu …’nın velayetinin değiştirilerek kendisine verilmesini talep etmiş, mahkemece davacının bu talebinin reddine karar verilmiştir. Velayet düzenlemesinde; çocukla ana ve baba yararının çatışması halinde, çocuğun yararına üstünlük tanınması gereklidir. Çocuğun yararı ise; çocuğun bedensel, fikri ve ahlaki bakımdan en iyi şekilde gelişebilmesi ve böyle bir gelişmenin gerçekleştirilmesi için, çocuğa sosyal, ekonomik ve kültürel koşulların sağlanmış olmasıdır. Çocuğun bu konulardaki üstün yararını belirlerken; çocuk yetişkin biri olmuş olsaydı, kendisini ilgilendiren bir olayda, kendi yararı için ne gibi bir karar verebilecekti ise, çocuk için karar verme makamındaki kişinin de aynı yönde vermesi gereken karar; yani çocuğun farazi düşüncesi esas alınacaktır. Velayet kamu düzenine dair olup, re’sen araştırma ilkesi geçerlidir. Bu sebeple yargılama sırasında meydana gelen gelişmelerin bile göz önünde tutulması gerekir.

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin, iç hukuk tarafından yeterli idrake sahip olduğu kabul edilen çocuklara, kendilerini ilgilendiren davalarda görüşlerini ifade etmeye olanak tanınmasını ve görüşlerine gereken önemin verilmesi gerektiğini öngörmektedir. Çocukların üstün yararı gerektirdiği takdirde görüşlerinin aksine karar verilmesi mümkündür. Velayet hususu, çocukları ilgilendiren konuların en başında gelir.

Mahkemece yaşı sebebiyle idrak çağında bulunan ortak çocuk velayeti konusunda görüşüne başvurulmuş ise de, aradan geçen zaman ve çocuğun baba ile kişisel ilişki sırasında beyanın alınması sebebiyle ortak çocuğun bizzat ya da istinabe yoluyla; eğitim, kültür, yaşam olanakları bakımından nerede yaşamak istedikleri konusunda bilgilendirilerek, velayet hakkındaki tercihinin tekrardan hakim tarafından kendisine sorulması ve psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı niteliğindeki uzman ya da uzmanlardan (4787 Sayılı Kanun m.5) ortak çocuğun anne ve baba yanındaki barınma ve yaşama koşullarını da değerlendirir içerikte sosyal İnceleme raporu alınması ve tüm deliller birlikte değerlendirilip, ebeveynlerinden hangisi yanında kalmasının çocuğun menfaatine olacağı tespit edilip, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetli bulunmamıştır.” (Yargıtay 2.HD. – 2017/2656 K.)


“… İdrak çağında olan müşterek çocuğun uzmanlar tarafından alınan beyanında hem annesi hem de babası ile olmak istediğini ifade ettiği, herhangi bir tercihte bulunmadığı belirtilmiştir. 17.06.2015 tarihli raporun sonuç kısmında da küçüğün kendi arzu ve isteklerini belirleyebilecek, bunları ifade edebilecek olgunlukta olduğu, bu nedenle çocuğun beyanlarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Ayrıca dosya içerisinde bulunan ve çocuğun devam ettiği okulda görevli olan rehber öğretmen tarafından tutulan 01.06.2015 tarihli raporda da, küçüğün içe dönük ve dalgın olduğu, konuşurken bacaklarını salladığı, sorulan sorulara “hı hı” gibi net olmayan, kolayca değiştirilebilen çelişkili cevaplar verdiği hususları dile getirilmiştir. Kaldı ki, dava tarihinden itibaren küçüğün yaşadığı veya yaşamak istediği ortamı değerlendirmesine imkân verecek, dolayısıyla velayeti konusunda görüşünün alınmasını gerektirecek ölçüde uzun süre geçtiği de görülmektedir.

Açıklanan nedenlerle mahkemece yapılacak iş; yeterli idrak gücüne sahip olduğu kabul edilen çocuğa, kendisini doğrudan ilgilendiren velayet konusunda danışılarak, görüşünü gerekçeleriyle birlikte ifade etme olanağının sağlanması; ifade edeceği bu görüşün, çocuğun kendi çıkarına ters düşmediği takdirde, buna önem verilerek sonucuna göre bir karar verilmesi olmalıdır.” (YHGK – 2018/1278 K.)


“Dava, kesinleşen boşanma kararı ile birlikte velayeti anneye verilen ortak çocuk 2005 doğumlu Emre’nin velayetinin değiştirilerek babaya verilmesi istemine ilişkindir.

… Somut olayda, mahkemece baba ve ortak çocuk yönünden rapor tanzim ettirilmiştir. Ancak, 04.03.2016 tarihli psikolojik danışman ve rehber öğretmen bilirkişi tarafından velayete dair düzenlenen sosyal inceleme raporu hüküm tesisi için yeterli değildir. O halde yukarıda belirtilen kıstaslar dikkate alınarak oluşturulacak üçlü heyetten her iki ebeveyn ve çocuk için bulundukları yerde inceleme yapılıp rapor alınarak, diğer delillerle birlikle değerlendirildikten sonra, gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırmayla velayet yönünden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. (Yargıtay 2.HD. – 2017/319 K.)


“Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, velayetin değiştirilmesine konu davada cevap dilekçesinde tanık deliline dayanan davalının tanık isimlerini tahkikat duruşmasında bildirmesi üzerine tanık dinletme talebinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

HMK’nın 382. maddesinin birinci fıkrasında çekişmesiz yargı işlerinin neler olduğu önce genel çerçevesi belirlenerek, daha sonra da mümkün olduğunca sayılarak belirtilmiştir. Velayetin değiştirilmesi isteği de Kanunun sözü edilen maddesinde bir “çekişmesiz yargı” işi olarak düzenlenmiştir. Aynı Kanunun 385. maddesinin ikinci fıkrasında ise “çekişmesiz yargı işlerinde aksine hüküm bulunmadıkça re’sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu” düzenlemesine yer verilmiştir.

Bu genel açıklamadan sonra bilindiği üzere, Türk Medeni Kanunu (TMK) uyarınca velayet çocukların bakım, eğitim, öğretim ve korunması ile temsil görevlerini kapsar. Aynı zamanda ana babanın velayeti altındaki çocukların kişiliklerine ve mallarına ilişkin hakları, ödevleri, yetkileri ve yükümlülükleri de içerir.

Ana ve babanın çocukların kişiliklerine ilişkin hak ve ödevleri, özellikle çocukların şahıslarına bakmak, onları görüp gözetmek, geçimlerini sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir. Bu bağlamda sağlayacağı eğitim ile istenilen ölçüde dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi ahlak sahibi, çalışkan ve bilgili bir insan olarak yetiştirmek hak ve yükümlülüğü bulunmaktadır. Öte yandan ayrılık ve boşanma durumunda velayetin düzenlenmesindeki amaç, küçüğün ileriye dönük yararlarıdır. Eş söyleyişle, velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almaktır.

Velayet, kamu düzenine ilişkin olup bu hususta ana ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 23.5.2001 gün ve 2001/2-430 E., 2001/432 K sayılı kararında da velayetin düzenlenmesinin kamu düzenine ilişkin olduğu, usuli kazanılmış hak ilkesinin istisnasını oluşturduğu benimsenerek aynı ilkeye vurgu yapılmıştır.

Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında velayetin kamu düzeni ile ilgili olması ve çocuğun üstün yararı da dikkate alındığında değişen şartlara göre her zaman yeniden değerlendirilmesi ve yargılamanın her aşamasında ileri sürülen hususların nazara alınması mümkündür. Bu durumda somut olayda, mahkemece tahkikat duruşması olarak görülen birinci celseye kadar tanık isimlerinin bildirilmemesi ve duruşmada da hazır edilmemesi gerekçesiyle davalının tanık dinletme talebinin reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu – 2017/1887 K.)


“Velayetin değiştirilmesi davası, velayet hakkının anne veya babaya verilmesinden sonra velayet kendisine verilen tarafın durumunun değişmesi ve sonradan ortaya çıkan çeşitli nedenlerden ötürü velayeti alan anne ya da babanın velayet hakkını gereği gibi kullanamaması ile çocuğun menfaatinin gerektirdiği durumlarda açılan bir davadır.

Velayetin değiştirilmesi için bir olayın olması ve bu durumun velayet görevini aksatmış olması gerekir. Bu durum velayetin değiştirilmesini velayetin kaldırılmasından ayırır. Çünkü velayetin kaldırılmasında velayet görevinin ağır bir şekilde kötüye kullanılması veya aşırı bir şekilde ihmal edilmiş olması aranır.

Velayetin değiştirilmesine ilişkin şartlar TMK’da açıkça düzenlenmiştir. TMK’nın “Durumun Değişmesi” başlıklı 183. maddesinde; “Ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması hâlinde hâkim, resen veya ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır.” hükmüne yer verilmiştir.

Söz konusu madde, velayetin değiştirilmesi sebeplerini hüküm altına almıştır. Buna göre; çocukla kişisel ilişki kurulmasının engellenmesi, çocuğun fiilen velayet hakkı olmayan annede ya da babada bırakılması veyahut çocuğun üçüncü kişinin yanında bırakılması, çocuğun menfaatinin gerektirdiği nedenler (örneğin sağlık, eğitim, ahlâk, güvenlik), velayeti kendisinde bulunan annenin ya da babanın yeniden evlenmesi, velayet hakkı kendisine verilen tarafın bir başka yere gitmesi, ölüm veya velayet görevinin kullanılmasının engellenmesi velayetin değiştirilmesi sebepleri olarak sayılabilir.

Velayetin yukarıda sayılan sebeplerin gerçekleşmesi durumunda değişmesinin birtakım sonuçları da ortaya çıkmaktadır. Velayetin değiştirilmesi ile birlikte velayeti kendisinde bulunmayan anne veya babanın çocukla kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı bulunmakta olup, mahkemece de bu ilişkinin kurulması gerekir. Yine velayeti kendisine verilmeyen tarafın çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorunda olduğu da unutulmamalıdır. Burada bahsi geçen katılma durumu iştirak nafakası olarak karşımıza çıkar. Bu nafaka velayetin değiştirilmesine yönelik yerel mahkeme kararının kesinleşme tarihinden itibaren hükmedilmesi gereken bir nafakadır.” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu -2018/1148 K.)




Paylaş