İdare Hukuku

Tıbbi Müdahaleden Doğan Tam Yargı Davaları (Malpraktis)

Tıbbi müdahaleden doğan tam yargı davaları (Malpraktis) idari yargıda önemli bir yere sahiptir. İdari yargıdaki dava türlerinden biri olan tam yargı davası, idari işlemler veya idari eylemler sebebiyle hak kaybına uğrayanlar tarafından idareye (Devlet’e) karşı açılır. İdareye karşı açılan tam yargı davası özel hukuktaki tazminat davasına benzer nitelik taşır. Tam yargı davaları idare aleyhine açılabilen davalar olduğu bu yazımızda idareyi temsil edilen devlet(kamu) hastanesi sağlık personeli ve doktorları tarafından yapılan tıbbi muayeneler sonucu vücut bütünlüğü zarara uğrayan hastanın bu zararını nasıl tazmin edeceği anlatılacaktır.

Devlet(kamu) hastanesi kavramına devletin resmi hastaneleri, il özel idareleri ve belediyeler tarafından açılan hastaneler askeri hastaneler ve devlet üniversitelerine ait hastaneler dahildir. Devlet hastanelerinde görev yapan sağlık çalışanları ve doktorlar kamu görevlisi sıfatına sahiptir. Dolayısıyla devlet hastanesinde sağlık hizmeti alan bir hasta ile devlet hastanesi arasında kamu hukuku ilişkisi doğar ve buna bağlı olarak hastaya uygulanan tıbbi müdahale sebebiyle hastanın vücut bütünlüğü üzerinde bir zarar doğarsa bu zararın idare hukuku kuralları kapsamına tazmin edilmesi gerekir.

Tıbbi müdahale, tıbbı meslek edinmiş kişiler tarafından tedavi amaçlı olarak gerçekleştirilen her türlü faaliyeti ifade eder. Tıbbi müdahalenin yasal dayanağı Anayasamızın 17.maddesinin ikinci fıkrasıdır. Buna göre “Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.”

Eskiden beri sadece kaza geçiren veyahut da bir hastalığı olan insanların doktorlara, hastanelere, sağlık kuruluşlarına başvurduğu düşünülse de günümüzde sağlık hizmetlerinden faydalanmak için kişinin belli bir hastalığa sahip olması ya da kaza geçirmesi gerekmemektedir. Artık insanlar daha uzun yaşamak, yaşlanmayı geciktirmek ya da estetik kaygılarla dış görünüşlerini değiştirmek amacıyla da sağlık hizmetlerinden faydalanmaktadır. Bu bakımdan sağlık hizmeti artık sadece hastalıkları tedavi eden değil, hastalığı önceden önleyen, mevcut sağlığı korumayı ve yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen bir hizmeti ifade etmektedir. Hal böyle olunca yani sağlık hizmetinin kapsamı bu denli genişleyince bu alanda yaşanan sorunlar ve doktor hataları da artmış ve bu konunun incelenmesi gereği doğmuştur.

Tıbbi Müdahalelerde Doktor Hataları (Malpraktis)

Malpraktis yani doktor hatası doktorun, hastanenin, sağlık kuruluşunun ilgisiz veya özen yükümüne aykırı tutumları nedeniyle hastaya hatalı teşhis-tanı konulmasını, yanlış tedavi uygulanmasını ve tedavi sonrasında eksik bakım hizmeti verilmesini ifade eder.

Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın 13.maddesine göre tıbbi malpraktis: “Bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi hekimliğin kötü uygulanması anlamına gelir.”

Doktor hatası olarak değerlendirilebilecek hususlara örnek vermek gerekirse :

  • Tıbbi olarak gerekli olmasına rağmen doktor tarafından müdahalenin yapılmaması veya geç yapılması,
  • Doktorun yanlış tedavi yöntemi seçmesi,
  • Tanı konulmadan önce gerekli test ve tahlillerin yapılmaması,
  • Yanlış ilaç önerisi veya ilacın dozunun gereken miktardan az ya da fazla ayarlanması,
  • Gerçekleşen bir komplikasyonun doktor tarafından fark edilmemesi,
  • Hatalı ameliyat aletinin kullanılması vs.

Doktorun hastaya tedavi uygularken özen yükümlülüğüne uygun davranması, tecrübeli uzman bir hekimden beklenen özeni göstermesi gerekir. Doktordan beklenen özenle kast edilen tıp ilminin gerektirdiği yöntemlerin uygulanması, tıp bilimindeki gelişmelerin takip edilmesi, hasta için en yararlı, en ekonomik ve en faydalı olan tedavinin uygulanması, tedavi öncesinde ve sonrasında hastanın detaylı şekilde bilgilendirmesidir.

Doktorun hastayı bilgilendirmesi ve bunun üzerine hastanın tedaviye razı olmasına aydınlatılmış onam denir. Hekim tarafından bu bilgilendirmenin yazılı olarak yapılmaması ve sonrasında bir zarar doğması halinde doktorun hukuki ve cezai sorumluluğu gündeme gelecektir. Ancak kaza anında veya acil müdahaleyi gerektiren bir durumda hastanın rızasının alınması mümkün olmadığı için aydınlatılmış onamın var olduğu kabul edilir. Dolayısıyla böyle bir durumda doktorun tıbbi müdahale uygulaması aydınlatılmış onam olmadığı gerekçesiyle hukuka aykırı kabul edilemez.

Tıbbi müdahale doğası gereği bir takım riskleri bünyesinde barındırır. Doktor müdahale öncesinde bu riskleri hastaya anlatmalı, onu bilgilendirmelidir. Doktorun her türlü özeni göstermesine ve üstüne düşen bütün yükümlülükleri yerine getirmesine rağmen meydana gelen zararlara komplikasyon denir. Komplikasyonlar tıbbi müdahalenin taşıdığı riskler kapsamındadır. Dolayısıyla meydana gelen zararın komplikasyon olduğunun anlaşılması halinde doktorun ne cezai ne de hukuki sorumluluğu doğar. Bu noktada tıbbı müdahale sonucunda ortaya çıkan olumsuz sonucun tıbbi hata(malpraktis) mı yoksa komplikasyon mu olduğunun incelemesini tıp ilminin uzmanları yapar.

Doktorun Tıbbi Müdahaleden Doğan Hukuki Sorumluluğu

Devlet hastaneleri kamu hizmeti sunduğu için bir hasta gidip devlet hastanesinde tedavi olduğunda hastane ile hasta arasında bir sözleşme ya da vekalet ilişkisi doğmaz; burada bir hizmet ilişkisinin doğduğu söylenir. Devlet hastanesinde çalışan doktorlar ve sağlık personelinin mesleki sorumluluklarına aykırı davranmaları hizmet kusuru olarak kabul edilmekte ve dolayısıyla tıbbi müdahaleleri sonucunda meydana gelen zarardan idare sorumlu olmaktadır. Çünkü devlet hastanelerinde çalışan doktorların uyguladığı tedavi ya da yaptığı ameliyat özünde bir idari eylemdir.

Dolayısıyla devlet hastanesinde yapılan tıbbi müdahale sonucunda bir zararın meydana gelmesi ve bu zararın giderilmesi için dava açılması durumunda söz konusu uyuşmazlığın idare hukuku kuralları çerçevesinde çözülmesi gerekir. Bu duruma kanuni dayanak olarak Anayasa madde 129/5 gösterilebilir: “…….kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.”

Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi devlet hastanelerinde çalışan doktor ve sağlık personeli kamu görevlisi sıfatını haizdir. Bu sebeple bir devlet hastanesi doktoru ya da sağlık personelinin hatalı tıbbi müdahale uygulaması sonucunda kişisel hakları veya vücut bütünlüğü zarar gören hasta idari yargıda idare aleyhine tam yargı(tazminat) davası açabilir.

Açılacak davada kamu hastaneleri kamu hizmeti sunduğu için kamu hastanesinin sorumluluğu hizmet kusuruna dayandırılır. Hizmet kusuru, idarenin yerine getirdiği kamu hizmetini eksik yapması, ihmal etmesi ya da geciktirmesidir. Hizmet kusuru nedeniyle idarenin hukuken sorumlu kabul edilebilmesi için hizmet ile zarar arasında nedensellik bağı şarttır. Yani hastanın vücut bütünlüğünde meydana gelen zarara doktorun tıbbi müdahalesinin sebebiyet verdiği Aynı zamanda açılan davada idarenin hizmet kusurundan sorumlu tutulabilmesi için idarenin ağır kusur ile zarara sebebiyet vermiş olması gerekir. Eğer ağır kusur söz konusu değilse ne idare ne de eylemi yapan doktor/sağlık personeli ortaya çıkan zarardan sorumlu tutulabilir.

Tıbbi Müdahale Dolayısıyla İdareye Aleyhine Açılan Tam Yargı Davasında Görevli Mahkeme, Dava Açma Süresi, Zamanaşımı Süresi

Tam yargı davasını zarar gören hasta açar; eğer hasta ölmüşse yakınları da dava açabilir. Devlet hastanelerinde yapılan tıbbi müdahale sonucunda meydana gelen zarar için açılacak olan maddi ve manevi tazminat talepli tam yargı davasında görevli mahkeme İdare Mahkemesindir. Davaya bakmaya genel yetkili mahkeme ise devlet hastanesinin bulunduğu yer idare mahkemesidir.

Devlet hastaneleri aleyhine idare mahkemesinde hizmet kusuruna dayalı olarak doktor hatası(malpraktis) nedeniyle maddi ve manevi tazminat talepli dava açmadan önce, zararın ve doktor hatasının öğrenilmesinden itibaren 1 yıl içinde ve her halükarda olayın olduğu tarihten itibaren 5 yıl içinde idareye yazılı şekilde başvurarak maddi ve manevi tazminatın talep edilmesi gerekir. Yani doğrudan doğruya idare mahkemesinde dava açılamaz, zararın öncelikle yazılı olarak idareden talep edilmesi gerekir.

İdarenin tazminat talebini kısmen ya da tamamen reddetmesi halinde ret işleminin hastaya tebliğini izleyen günden itibaren 60 gün içinde tam yargı davası açılması gerekir. Eğer idare yazılı tazminat talebine 60 gün içinde cevap vermezse bu sürenin bitiminde istek reddedilmiş sayılır ve o günden itibaren 60 gün içerisinde tam yargı davasının açılması gerekir. Malpraktis davalarında zamanaşımı 1-5 yıl ve idarenin cevabından itibaren 60 gündür. Bu süreler hak düşürücü süredir.

İnsan sağlığının önemi düşünüldüğünde tıbbi müdahalelerden kaynaklanan tam yargı davalarında yetkin bir idare hukuku avukatının yardımından faydalanmak hak kaybı yaşamamak adına yerinde bir hareket olacaktır. Zira idare hukukunda görülen davalar teknik ve mesleki bilgiyi gerektirmektedir. Yukarıda da belirtildiği gibi idare davalarında takip edilmesi gereken bir usul vardır. Bir avukatın yardımı olmaksızın bu usuli gerekliliklerin öngörülerek yerine getirilmesi oldukça güçtür. Dolasıyla bu konuda hukuki işlemlerinizi yapmadan önce bir idare hukuku avukatına danışmanız ilerde karşılaşabileceğiniz hukuki sorunları önleyecek, işin mahkemeye intikal etmesi halinde uğrayacağınız zaman, emek ve maddi kayıplarınızın önüne geçecektir.

Tam yargı davası açmadan önce idareye başvuru dilekçesi verilmesi gereklidir. Bu dilekçe verilmeden direkt idari dava açılırsa idari merci tecavüzü gerekçesiyle dosyanız ilgili idareye gönderilecektir.

Malpraktis davaları idare hukuku avukatı ile yürütülmesi zaman ve menfaatlerin korunması bakımından önemlidir. Zira idari davaların bir çeşidi olan tam yargı davaları uzmanlık gerektiren bir alandır. Usul veya esasta yapılacak bir hata davanızı kaybetmenize neden olabilir.

Tam Yargı Davası Dilekçe Örneği

ESKİŞEHİR NÖBETÇİ İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA

DAVACI:

ADRESİ:

DAVALI: Sağlık Bakanlığı-ANKARA

DAVANIN KONUSU: 02.07.2018 tarihinde rutin kan tahlili için Eskişehir Devlet Hastanesine giden müvekkilin kan alınırken hatalı uygulama sebebiyle sol kolunda kalıcı olarak Radial Sinir Lezyonu oluşmasına ağır hizmet kusuruyla sebebiyet veren davalı idareden fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak üzere 1.000 TL maddi, 40.000 TL manevi tazminatın idari başvuru tarihinden itibaren tazmini istemidir.

DAVA DEĞERİ:

TEBLİĞ TARİHİ:

AÇIKLAMALAR

  • Müvekkilim Eskişehir Adliyesinde zabıt katibi olarak görev yapmaktadır.
  • Müvekkilim 02.07.2018 tarihinde rutin kontrol ve tahliller için Eskişehir Devlet Hastanesi Dahiliye polikliniğine başvurmuştur.
  • Kan alımı sırasında müvekkilimin her iki kolundan da kan alınmıştır. Kan tahlili için numune alınırken kolun iç kısmındaki atar damardan kan alınması gerekirken, iki kez iç kısımdan kan alınmış, bir kez de kolun dış tarafındaki sinire yakın kısımdan kan alınmıştır. Sol kolun dış tarafından kan alınması esasında müvekkilimin kolunda aşırı derecede ağrı oluşmuş ve ağrı devam edince ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçlar verilmiştir.
  • Müvekkilimin bilahare başvuru yaptığı özel hastanede yapılan tetkik ve muayene sonrası kendisine Radial Sinir Lezyonu tanısı konulmuş ve 30 gün iş göremez raporu verilmiştir.
  • Anılan hatalı tedaviye bağlı olarak müvekkilim çeşitli ilaçlar kullanmak zorunda kalmış ve özel fizik tedavi merkezlerinde fizik tedavisi görmüş ve tedaviler için fark ücretleri ödenmek zorunda kalınmıştır.
  • Nihai olarak … Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesince yapılan nörolojik muayene sonrasında düzenlenen sağlık kurulu raporu ile müvekkilimin sol el parmaklarında %27 oranında işlev kaybı saptanmıştır.
  • Eskişehir Adliyesinde zabıt katibi olarak görev yapan müvekkilimin 10 parmak klavye kullanması nedeniyle sol el parmaklarındaki kayıp mesleki yaşamını olumsuz etkileyecektir.
  • Davalı idarenin ağır hizmet kusuru nedeniyle müvekkilimin iş gücü kaybına, maddi ve manevi zararlara uğradığı açık olduğu için bu zararların tazmini gerekmektedir.

SONUÇ VE İSTEM: Fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak üzere; idarenin ağır hizmet kusuru sebebiyle müvekkilimin uğradığı bedensel zararlar, işgücü kaybı ve yapmış olduğu tedavi giderleri neticesinde 1.000 TL maddi tazminat ve 40.000 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 41.000 TL’nin haksız eylem tarihi olan 02.07.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tarafımıza ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı idareye yükletilmesine karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz. 21.11.2018                                  

kadim-law-consultancy-office-09-04-2018-656                                                                                                                                                                  

Başa dön tuşu