Miras Hukuku

Mirasın Denkleştirilmesi, Miras Payının Devri ve Emsal Karar

Mirasın Denkleştirilmesi

Mirasın hakkaniyete uygun bir şekilde ve adilane paylaştırılması için Kanunda mirasın denkleştirilmesi hükümlerine yer verilmiştir. Yasal mirasçılar, mirasbırakandan miras paylarına mahsuben elde ettikleri sağlar arası karşılıksız kazandırmaları, denkleştirmeyi sağlamak için terekeye geri vermekle birbirlerine karşı yükümlüdürler. Mirasın denkleştirilmesi, miras payının devri ve emsal karar yazımız aklınızda kalan soruların yanıtlanmasında size yardımcı olacaktır. Mirasın denkleştirilmesi mirasbırakanın henüz sağ iken miras bıraktığı mirasçısının, kendisinden karşılıksız aldıklarını aynen veya ederi tutarını geri vermesinden ve bunların mirasın paylaştırılması sırasında hesaplanmasına verilen isimdir.

Mirasbırakanın çeyiz veya kuruluş sermayesi vermek ya da bir malvarlığını devretmek veya borçtan kurtarmak gibi karşılık almaksızın altsoyuna yapmış olduğu kazandırmalar, aksi mirasbırakan tarafından açıkça belirtilmiş olmadıkça, denkleştirmeye tabidir.

Geri vermekle yükümlü olan mirasçı, dilerse aldığını aynen geri verir; dilerse payından fazla olsa bile değerini miras payına mahsup ettirir. Yapılan kazandırma miras payını aştığı takdirde mirasçı, mirasbırakanın bunu kendisine bırakmak istediğini ispat ederse, bu fazlalık denkleştirmeye tâbi olmaz.

Denkleştirme, kazandırmanın denkleştirme anındaki değerine göre yapılır. Alışılmış ölçülerdeki eğitim ve öğrenim giderleri, olağan hediyeler ve evlenme sırasında yapılan geleneğe uygun giderler denkleştirmeye tabi değildir.

Miras Payının Devri

Miras payının devri mirasçılar arasında yazılı, mirasçılar ile üçüncü kişiler arasında ise noterlikçe düzenlenen sözleşmelerle mümkündür. Miras payının devri üçüncü kişiye paylaşmaya katılma yetkisi vermez, sadece paylaşmasonunda mirasçıya özgülenen payın kendisine verilmesini isteme hakkını sağlar.Miras payının kardeşe devri bu sebeple mümkündür.

Mirasbırakanın sağlığında yapılan sözleşmeler ise mirasbırakan katılmadığı veya izin vermediği takdirde henüz açılmamış bir miras hakkında mirasçılar ve/veya üçüncü kişiler arasında yapılacak sözleşmeler geçersizdir. Böyle bir sözleşme gereğince yerine getirilmiş olan edimlerin geri verilmesi istenebilir.

Mirasın Denkleştirilmesinde Görevli ve Yetkili Mahkeme

Mirasın paylaşılmasından kaynaklanan davalarda görevli ve yetkili mahkeme mirasbırakanın son yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesidir.

Mirasın Denkleştirilmesi Yargıtay Kararları

Konuya ilişkin Yargıtay kararlarında vurgulanan hususlar aşağıda özetlenmiştir:

  • Mirasta denkleştirilmesi istemi mirasın paylaşılması tamamlanana kadar gerçekleştirilebilir. Mirasın taksimi halinde ise taksimin yapılmasından itibaren on yıllık zamanaşımı süresi içinde mirasta denkleştirmenin istenmesi gerekir. Mirasta denkleştirme davalarında son kararlar bu kapsamda ele alınmıştır.
  • Mirasın paylaşılması konusunda mirasçılar arasında yapılan sözleşmelerin geçerliliği yazılı olmaları şartına bağlıdır. Miras payının devri sözleşmesi yargıtay kararı aşağıda detaylıca açıklanmıştır.
  • Mirasın açılmasından önce yapılan sözleşmelerin geçerli olabilmesi için sözleşmeye mirasbırakanın katılması veya izin vermesi gereklidir.
  • Sağ kalan eşin konut ya da konut eşyası üzerinde ayni hak istemesi için mirasçı olması, tereke malları arasında eşlerin birlikte yaşadıkları konut veya konut eşyasının bulunması gerekmektedir.
  • Sağ kalan eşin miras bırakanın terekesinden olan alacağına mahsuben taşınmazın kendi adına özgülenmesi talebine ilişkin davada görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir.
  • Hakim, miras yoluyla intikal eden terekenin tamamı ve terekedeki malların her birini gözönünde tutarak, olanak varsa taşınmazlardan her birinin tamamını bir mirasçıya vermek suretiyle paylaştırma yapabilir. Bu yolla aynen paylaştırmayı gerçekleştirme olanağı olan mahkemenin mirasçıları satışa zorlayacak bir yöntemi benimsemesi olanaklı olmadığı gibi yasal düzenlemelere de aykırıdır.
  • Her mirasçı, terekedeki belirli malların aynen, olanak yoksa satış yoluyla paylaştırılmasına karar verilmesini Sulh Mahkemesinden isteyebilir.

Yukarıda öz olarak değinilen Yargıtay kararları aşağıda daha geniş bir şekilde ele alınmaktadır:

MİRASTA DENKLEŞTİRME İSTEMİ MİRASIN PAYLAŞILMASI TAMAMLANANA KADAR GERÇEKLEŞTİRİLEBİLİR.MİRASIN TAKSİMİ HALİNDE İSE TAKSİMİN YAPILMASINDAN İTİBAREN ON YILLIK ZAMANAŞIMI SÜRESİ İÇİNDE MİRASTA DENKLEŞTİRMENİN İSTENMESİ GEREKİR.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 16.01.2014 tarihli 2013/25017 E, 2014/573 K. Sayılı Kararı.

“Dava, mahkemece de kabul edildiği üzere denkleştirmeye ilişkindir. (TMK md. 669-675) Mirasta iade davasının açılabilmesi için terekenin paylaşılmış olması mecburiyeti bulunmamaktadır. Paylaşmadan önce, paylaşma sırasında veya paylaşmadan sonra mirasta iade davası açılabilir. Mirasta denkleştirme istemi mirasın paylaşılması tamamlanana kadar gerçekleştirilebilir. Başka bir anlatımla mirasta denkleştirme istemi miras paylaşılmadığı sürece zamanaşımına uğramaz. Mirasın taksimi halinde ise taksimin yapılmasından itibaren on yıllık zamanaşımı süresi içinde mirasta denkleştirmenin istenmesi gerekir.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında dava konusu olaya bakıldığında; tarafların ortak murisi olan Mustafa ..un 28.12.2005 tarihinde öldüğü, davacılar tarafından 27.12.2006 tarihinde bu davanın açıldığı, bu davadan önce ya da sonra murisin terekesinin taksimine yönelik ortaklığın giderilmesi davalarının ikame edildiği, yani iş bu dava tarihi itibariyle murisin terekesinin henüz paylaşılmadığına göre zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. O halde, taraf delillerinin mirasta iadeye (TMK md. 669-675) yönelik olarak değerlendirilerek, gerçekleşecek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, mirasın taksimi talep edilmedikçe denkleştirmenin yapılmayacağı gerekçesiyle davanın reddi isabetsiz olmuş ve bozmayı gerektirmiştir.”

Karardan da anlaşılacağı üzere,mirasta denkleştirme istemi miras paylaşılmadığı sürece zamanaşımına uğramamaktadır. Mirasın taksimi halinde ise taksimin yapılmasından itibaren on yıllık zamanaşımı süresi içinde mirasta denkleştirmenin istenmesi gerekmektedir.

YAZILI OLMAK KOŞULUYLA MİRASIN PAYLAŞILMASI KONUSUNDA MİRASÇILAR ARASINDA YAPILAN SÖZLEŞMELER GEÇERLİDİR.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 22.01.2013 tarihli 2012/6271 E., 2013/598 K. sayılı Kararı

“Davacılar vekili dava dilekçesinde; parsel numaraları ve miktarları belirtilen toplam 20 parça taşınmaz hakkında muristen intikal ve mirasçılar arasında yapılan Taksim Sözleşmesi hukuksal nedenine dayanarak, tapu kayıtlarının iptali ile Taksim Sözleşmesi’nde belirtildiği hisseler oranında tapuya tesciline karar verilmesini istemişlerdir.

Mahkemece, Taksim Sözleşmesi geçerli kabul edilerek sözleşmede belirtilen hisseler oranında davanın kabulüne, dava konusu 3112 ve 3965 nolu parsellerin tapu kayıtlarının murislere ait olmadığı dava dışı 3.şahıslara ait olduğu gerekçesiyle bu parseller yönünden davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm davacılar vekili ile davalılar …, …, …, … vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava konusu diğer parseller bakımından yapılan temyiz itirazlarına gelince; dava konusu taşınmazların ortak muristen kaldığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. 4721 sayılı TMK’nun 676. maddesi hükmü uyarınca yazılı olmak koşuluyla mirasın paylaşılması konusunda mirasçılar arasında yapılan sözleşmeler geçerlidir.Somut olayda, davacıların dayandığı Taksim Sözleşmesi’nde adı geçen mirasçılar  …’ın  sözleşme altında parmak izleri bulunmakta olup 1086 sayılı HUMK’nun 297. maddesinde yazılı koşullara uygun olarak parmak izleri tasdik edilmediğinden sözleşme geçersiz olup davanın 3112 ve 3965 nolu parseller dışındaki taşınmazlar yönünden, davanın bu sebeple reddine karar verilmesi gerekirken Mahkemece Taksim Sözleşmesi’nin geçerli olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.”

Karardan da anlaşılacağı üzere, mirasın paylaşılması konusunda mirasçılar arasında yapılan sözleşmelerin geçerliliği, yazılı olmaları şartına bağlıdır.

MİRASIN AÇILMASINDAN ÖNCE YAPILAN SÖZLEŞMELERİN GEÇERLİ OLABİLMESİ İÇİN SÖZLEŞMEYE MİRASBIRAKANIN KATILMASI VEYA İZİN VERMESİ GEREKLİDİR.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 12.03.2013 tarihli ve 2013/705 E., 2013/3498 K. sayılı Kararı

“…Mirasın açılmasından önce yapılan sözleşmelerin geçerli olabilmesi için de, aynı kanunun 678. maddesi gereğince, sözleşmeye mirasbırakanın katılması veya izin vermesi gereklidir.Davacıların isteminin dayanağı olan 15.12.1973 tarihli paylaşma sözleşmesinin, mirasbırakan …’nın sağlığında, tüm mirasçıların ve mirasbırakanın katılımıyla yapıldığı dosya içerisinde bulunan bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Bununla beraber, sözleşme metnine göre dava konusu 1013 nolu parselin, paylaşımda davacılara bırakılan taşınmazlar arasında yer aldığı görülmektedir. Anılan Kanun hükümleri ve tüm dosya kapsamına göre, davanın tarafları olan … mirasçıları arasında 15.12.1973 tarihli hukuken geçerli bir paylaşma sözleşmesinin mevcut olduğunun kabulü gerekir. Davanın bu sebeplerle kabulüne karar verilmesi gerekirken Mahkemece paylaşma sözleşmesinin geçerli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.”

Karardan da anlaşılacağı üzere, mirasın açılmasından önce yapılan sözleşmelerin geçerli olabilmesi için sözleşmeye mirasbırakanın katılması veya izin vermesi gereklidir.

SAĞ KALAN EŞİN KONUT VE KONUT EŞYASI ÜZERİNDE AYNİ HAK İSTEMESİ İÇİN; MİRASÇI OLMASI VE TEREKE MALLARI ARASINDA EŞLERİN BİRLİKTE YAŞADIKLARI KONUT VEYA KONUT EŞYASININ BULUNMASI GİBİ KOŞULLAR ÖNGÖRÜLMEKTEDİR.SAĞ KALAN EŞİN MİRAS BIRAKANIN TEREKESİNDEN OLAN ALACAĞINA MAHSUBEN TAŞINMAZIN KENDİ ADINA ÖZGÜLENMESİ TALEBİNE İLİŞKİN DAVADA GÖREVLİ MAHKEME SULH HUKUK MAHKEMESİDİR.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 08.07.2014 tarihli ve 2014/5677 E., 2014/14501 K. sayılı Kararı

“…TMK’nun 652. maddesinde ise, eşler arasındaki mal rejimi ne olursa olsun, sağ kalan eşin, tereke malları arasında yer alan konut veya konut eşyası üzerinde mirastan kaynaklanan ayni hakkını düzenlemektedir. TMK’nun 240. maddesi gereğince sağ kalan eşin, konut ve ev eşyası üzerinde ayni hak isteğinde bulunabilmesi için bazı koşulların varlığı aranmaktadır. Örneğin, eşler arasında katılma rejiminin bulunması, katılma rejiminin ölüm nedeniyle son bulması, sağ kalan eşin olması, sağ kalan eşin katılma alacağının doğması ve sağ kalan eşin ayni hak talep etmesi gibi koşulların gerçekleşmesi gerekmektedir. TMK’ nun 652. maddesi gereğince, sağ kalan eşin konut ve konut eşyası üzerinde ayni hak istemesinin koşulları ise; ölüm olması, sağ kalan eşin varlığı ve mirasçı olması, tereke malları arasında eşlerin birlikte yaşadıkları konut veya konut eşyasının bulunması ve sağ kalan eşin konut veya konut eşyasında ayni hak talep etmesi gibi koşullar öngörülmektedir.

Görüldüğü gibi, TMK’nun 240 ve 652. maddeleri görünürde ortak yönleri bulunduğu halde uygulama alanları ve aranan koşullar açıklandığı gibi farklıdır. Katılma alacağı ya da değer artış payı alacağı yok ise, mülkiyet hakkının tanınması TMK’nun 240. maddesi gereğince istenemez. TMK’ nun 652. maddesine dayanan ölüm halinde ise, mal rejimi türü ne olursa olsun, konut ve konut eşyası üzerinde sağ kalan eşin ayni hakkı tanınmıştır.TMK’nun 240. maddesinde yer alan benzer hüküm TMK’nun 255 (paylaşmalı mal ayrılığı rejimi) ve 279. (mal ortaklığı rejimi) maddelerinde öngörülen mal rejimlerindede yer almıştır. Diğer bir deyişle sağ kalan eşin TMK’nun 240. maddesi gereğince mülkiyet hakkını talep edebilmesi için bu rejimin tasfiyesi sonucunda ölen eşten alacaklı olması koşuluna bağlıdır. Aksi halde bu hakkı talep etmeyecektir. TMK’nun 652. maddesinde, böyle bir koşul söz konusu olmayıp miras hakkı karşılığında mülkiyet hakkının tanınması istenilmektedir.

Bundan ayrı; davacı vekili TMK’nun 652. maddesi uyarınca miras payına ilişkin olarak taşınmazın vekil edenine özgülenmesini istemiştir. Mahkemece tarafların taşınmaz üzerindeki miras payları belirlenmek suretiyle, taşınmazın davacı adına tesciline, davalılara ait miras payından kaynaklanan ve mahkeme veznesine depo edilen 22.500 TL’nın davalılar ödenmesine karar verilmiştir. Sağ kalan eşin miras bırakanın terekesinden olan alacağına mahsuben taşınmazın kendi adına özgülenmesi (TMK.nun 652.md) talebine ilişkin davada görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir. Mahkemece bu maddeye dayalı istek yönünden davanın tefrik edilerek görevli ve yetkili Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilmesi gerekirken görevsiz mahkemece karara bağlanması doğru görülmemiştir.”

Karardan da anlaşılacağı üzere, sağ kalan eşin konut ve konut eşyası üzerinde ayni hak istemesi için; sağ kalan eşin mirasçı olması, tereke malları arasında eşlerin birlikte yaşadıkları konut veya konut eşyasının bulunması gibi koşullar öngörülmektedir. Sağ kalan eşin miras bırakanın terekesinden olan alacağına mahsuben taşınmazın kendi adına özgülenmesi talebine ilişkin davada görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir.

HAKİM, MİRAS YOLUYLA İNTİKAL EDEN TEREKENİN TAMAMI VE TEREKEDEKİ MALLARIN HER BİRİNİ GÖZÖNÜNDE TUTARAK, OLANAK VARSA TAŞINMAZLARDAN HER BİRİNİN TAMAMINI BİR MİRASÇIYA VERMEK SURETİYLE PAYLAŞTIRMA YAPABİLİR.BU YOLLA AYNEN PAYLAŞTIRMAYI GERÇEKLEŞTİRME OLANAĞI OLAN MAHKEMENİN MİRASÇILARI SATIŞA ZORLAYACAK BİR YÖNTEMİ BENİMSEMESİ OLANAKLI OLMADIĞI GİBİ YASAL DÜZENLEMELERE DE AYKIRIDIR.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 29.06.2015 tarihli ve 2014/13185 E., 2015/7202 K. sayılı Kararı

“Türk Medeni Kanunu’nun 642. maddesine göre; “Mirasçılardan her biri, sözleşme veya kanun gereğince ortaklığı sürdürmekle yükümlü olmadıkça, her zaman mirasın paylaşılmasını isteyebilir. Her mirasçı, terekedeki belirli malların aynen, olanak yoksa satış yoluyla paylaştırılmasına karar verilmesini sulh mahkemesinden isteyebilir. Mirasçılardan birinin istemi üzerine hakim, terekenin tamamını ve terekedeki malların her birini göz önünde tutarak, olanak varsa taşınmazlardan her birinin tamamının bir mirasçıya verilmesi suretiyle paylaştırmayı yapar. Mirasçılara verilen taşınmazların değerleri arasındaki fark para ödenmesi yoluyla giderilerek miras payları arasında denkleştirme sağlanır…”; 650. maddesinde ise; “Mirasçılar, tereke mallarından mirasçı veya ortak kök sayısınca pay oluştururlar. Anlaşma olmazsa, mirasçılardan her biri, payların oluşturulmasını sulh mahkemesinden isteyebilir. Payların oluşturulmasında hakim, yerel adetleri, mirasçıların kişisel durumlarını ve çoğunluğun arzusunu göz önünde bulundurur. Payların özgülenmesi mirasçıların anlaşması uyarınca yapılır. Buna olanak bulunmazsa kur’a çekilir.” hükmü yer almaktadır.

Bu hükümlerden açıkça anlaşılacağı üzere hakim, miras yoluyla intikal eden terekenin tamamı ve terekedeki malların her birini gözönünde tutarak, olanak varsa taşınmazlardan her birinin tamamını bir mirasçıya vermek suretiyle paylaştırma yapabilir.

Kanun koyucunun bu düzenlemedeki amacı öncelikle aynen paylaştırma isteyen mirasçılar arasındaki paylaşma konusundaki ihtilafın en uygun biçimde çözümlenmesi ve taşınmazların değerleri arasında fark bulunması halinde, gerektiği takdirde para ödetmek yoluyla denkleştirmenin sağlanmasıdır. Ayrıca payların özgülenmesinde mirasçıların anlaşması asıl olup anlaşamazlarsa kura çekilecektir.

Bu yolla aynen paylaştırmayı gerçekleştirme olanağı olan mahkemenin mirasçıları satışa zorlayacak bir yöntemi benimsemesi olanaklı olmadığı gibi açıklanan yasal düzenlemelere de aykırıdır.

Somut olaya gelince; dava konusu taşınmazın tapu kaydı incelendiğinde, kat mülkiyeti kurulu binada mesken niteliğinde 5 adet bağımsız bölümün tarafların murisi ….. adına kayıtlı olduğu görülmektedir. …. Sulh Hukuk Mahkemesinin 08.07.2011 tarihli 2011/745 Esas, 2011/722 Karar sayılı mirasçılıkbelgesine göre de muris …..’nun mirasının eşit pay şeklinde çocukları olan davacı ve davalılara kaldığı anlaşılmaktadır.

Bilirkişi raporunda her bir bağımsız bölümün eşit şekilde 102.253.12’şer TL değerinde olduğu belirtilmiş ise de bir apartmandaki beş adet dairenin değerinin birbirine eşit kabul edilmesi eşyanın tabiatına aykırıdır. Bu nedenle aynen paylaştırılması istenen 5 adet bağımsız bölüm ve bunları paylaşacak beş mirasçı bulunduğuna göre yukarıda belirtilen ilke ve esaslar doğrultusunda tarafların bağımsız bölümlerin aidiyeti konusunda kurasız uzlaşmaları halinde her mirasçıya bir adet bağımsız bölüm isabet edecek şekilde ortaklık giderilmeli, bu konuda taraflar arasında uzlaşma sağlanamaz ise mahkemece değer tespiti yaptırılarak ivaz ilavesi suretiyle her bir bağımsız bölüm bir mirasçıya isabet edecek şekilde kura çekimi yoluna gidilerek, kura sonucunda kendisine daha kıymetli taşınmazlar isabet eden tarafa ivaz bedeli farkını hükümden önce depo etmesi için uygun bir süre verilmeli, depo edildiği takdirde taksim suretiyle ortaklık giderilmeli, depo edilmediği takdirde aynı hak diğer mirasçılara tanınmalı, tarafların ivaz bedelini kesin süre içerisinde depo etmemesi durumunda ise şimdiki gibi satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verilmelidir.

Mahkemece, değinilen hususlar gözetilmeksizin eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.”

Karardan da anlaşılacağı üzere, hakim, miras yoluyla intikal eden terekenin tamamı ve terekedeki malların her birini gözönünde tutarak, olanak varsa taşınmazlardan her birinin tamamını bir mirasçıya vermek suretiyle paylaştırma yapabilir. Bu yolla aynen paylaştırmayı gerçekleştirme olanağı olan mahkemenin mirasçıları satışa zorlayacak bir yöntemi benimsemesi olanaklı olmadığı gibi yasal düzenlemelere de aykırıdır.

HAKİM MİRAS YOLUYLA İNTİKAL EDEN TEREKENİN TAMAMINI VEYA TEREKEDEKİ MALLARIN HER BİRİNİ GÖZÖNÜNDE TUTARAK OLANAK VARSA TAŞINMAZLARIN HER BİRİNİN TAMAMINI BİR MİRASÇIYA VERMEK SURETİYLE PAYLAŞTIRMA YAPABİLİR

Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 10.02.2014 tarihli ve 2014/17081 E., 2016/1980 K. sayılı Kararı

“4721 sayılı TMK’nın 642/2 maddesi uyarınca “Her mirasçı, terekedeki belirli malların aynen, olanak yoksa satış yoluyla paylaştırılmasına karar verilmesini sulh mahkemesinden isteyebilir. Mirasçılardan birinin istemi üzerine hakim, terekenin tamamını ve terekedeki malların her birini göz önünde tutarak, olanak varsa taşınmazlardan her birinin tamamının bir mirasçıya verilmesi suretiyle paylaştırmayı yapar. Mirasçılara verilen taşınmazların değerleri arasındaki fark para ödenmesi yoluyla giderilerek miras payları arasında denkleştirme sağlanır.”

650.maddesinde ise “Mirasçılar, tereke mallarından mirasçı veya ortak kök sayısınca pay oluştururlar. Anlaşma olmazsa, mirasçılardan her biri, payların oluşturulmasını sulh mahkemesinden isteyebilir. Payların oluşturulmasında hakim, yerel adetleri, mirasçıların kişisel durumlarını ve çoğunluğun arzusunu göz önünde bulundurur.

Payların özgünlenmesi mirasçıların anlaşması uyarınca yapılır. Buna olanak bulunmazsa kur’a çekilir.” hükmü yer almaktadır.

642. maddesinin gerekçesinde de bu düzenlemenin uygulamada terekede yer alan değerlerin her birinin ayrı ayrı ele alınması nedeniyle aynen paylaşılmasının mümkün olmadığı, bunun da taşınmazların el değiştirmesine ve mirasçıların miras bırakanın terekesinden uzaklaştırılmasına sebep olduğu gözetilerek getirildiği açıklanmıştır. Bu hükümlerden açıkca anlaşılacağı üzere hakim miras yoluyla intikal eden terekenin tamamı veya terekedeki malların her birinin gözönünde tutarak olanak varsa taşınmazların her birinin tamamını bir mirasçıya vermek suretiyle paylaştırma yapılabilir. Yargıtay HGK’nın 27.04.2011 günlü 2011/6-55 Esas, 2011-222 Karar sayılı ilamında da TMK 642 ve 650. maddelere göre uyuşmazlığın çözümü öngörülmüştür.

Dört adet bağımsız bölümün ortaklığının giderilmesi istendiğine ve davacı ile davalı veraseteniştirakli bulunduğuna göre mahkemece öncelikle son tapu kayıtları celb edilerek bağımsız bölümlerin herbirinin bir paydaşa düşecek şekilde gerekirse ivaz ilavesi suretiyle aynen taksiminin mümkün olup olmadığı uzman bilirkişiler aracılığı ile araştırılarak oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken belirtilen hususlar gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş hükmün bozulması gerekmiştir.”

Karardan da anlaşılacağı üzere, hakim miras yoluyla intikal eden terekenin tamamını veya terekedeki malların her birini gözönünde tutarak olanak varsa taşınmazların her birinin tamamını bir mirasçıya vermek suretiyle paylaştırma yapabilir.

HER MİRASÇI, TEREKEDEKİ BELİRLİ MALLARIN AYNEN, OLANAK YOKSA SATIŞ YOLUYLA PAYLAŞTIRILMASINA KARAR VERİLMESİNİ SULH MAHKEMESİNDEN İSTEYEBİLİR.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 09.12.2010 tarihli ve  2010/7462 E., 2010/20692 K.sayılı Kararı

“Türk Medeni Kanununun 652. maddesinde yeralan, tereke malları arasında bulunan eşlerin birlikte yaşadığı konutun veya ev eşyasının sağ kalan eşe miras hakkına mahsuben özgülenmesi, paylaştırma niteliğinde olup, o mal üzerindeki mirasçıların “elbirliği” şeklindeki ortaklığının izalesi sonucunu hasıl eder. O nedenle Türk Medeni Kanununun 652. maddesine dayanan isteklerde görevli mahkeme, paylaşma isteklerindeki görev kurallarına göre belirlenmelidir. Her mirasçı, terekedeki belirli malların aynen, olanak yoksa satış yoluyla paylaştırılmasına karar verilmesini Sulh Mahkemesinden isteyebilir. (TMK. m. 642) Taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırmasına ve ortaklığın giderilmesine ait davalarda Sulh Hukuk Mahkemesi görevlidir. (HUMK. m. 8/II-2) Açıklanan yasal hükümler karşısında Türk Medeni Kanununun 652. maddesine dayalı özgüleme isteklerinde görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir. Göreve ilişkin kurallar kamu düzeninden olup, davanın her aşamasında, ileri sürülebileceği gibi, mahkeme de kendiliğinden görevli olup olmadığına karar verir. (HUMK. m. 7/1) Gerçekleşen bu hukuki duruma göre, özgüleme isteği yönünden görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, işin esasının incelenmesi doğru bulunmamıştır.”

Karardan da anlaşılacağı üzere, her mirasçı, terekedeki belirli malların aynen, olanak yoksa satış yoluyla paylaştırılmasına karar verilmesini Sulh Mahkemesinden isteyebilir.

Avukat Tutmak Zorunlu mu?

Yukarıda kısaca özetlenenlere ek olarak Kanun diğer konuların yanında özellikle mirasçıların birbirlerine karşı hakları ve sorumlulukları hakkında önemli hükümler içermektedir. Bu  makalemiz de miras hukuku soruları cevaplanmıştır.

Miras hukuku son derece teknik bir konu olan ve uzmanlık gerektiren bir alandır. Aile içi ilişkileri etkileme potansiyeli nedeniyle de hassas bir nitelik taşıyan miras paylaşımı sürecinde profesyonel hukuki destek alınması gereklidir. Aynı zamanda muhtemel zararların önlenmesi ve hakların korunması açısından büyük önem taşımaktadır.

kadim-law-consultancy-office-09-04-2018-656

Başa dön tuşu