Mağdurun – İlgilinin Rızası | TCK 26. Madde

Mağdurun – İlgilinin Rızası | TCK 26. Madde

ilgilinin rizasi nasil olur

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’n da birinci kitap, ikinci kısım ve ikinci bölümde düzenlenen ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlerden olan ilgilinin rızası, açıklanan hukuka uygun olarak verilmiş rıza neticesinde işlenen fiilden dolayı faile ceza verilmesine engel olan hukuka uygunluk sebebidir. Kelime anlamı ile rıza; razı gelmek, kabul etmek, onaylamak anlamlarına gelmektedir. Ceza hukukunda rıza ise, kişinin kendi iradesi ile bir fiile onay vermesi anlamını taşır.

İlgilinin (mağdurun) rızasının hukuka uygunluk nedeni olabilmesi için aşağıdaki şartların bir arada bulunması gerekir:

  • Rıza kişinin üzerinde mutlak surette tasarrufta bulunabileceği bir hakka ilişkin olmalı,
  • İlgili (mağdur) rıza açıklamaya ehliyeti olmalı,
  • Rıza en geç fiilin işlenmesi anında açıklanmış olmalı.

Ceza Kanununun 26/2. Maddesinde ilgilinin rızası düzenlenerek; “Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edilebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez.” denmektedir. İlgilinin rıza göstermesi, hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmekte ve eylemi baştan itibaren hukuka uygun kılmaktadır. İlgilinin rızasının olması her olay için hukuka uygunluğu sağlamaz.

[vc_row][vc_column][vc_column_text] [/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_message message_box_color=”alert-warning” icon_fontawesome=”fas fa-exclamation-triangle”]Güvenlik Tedbirleri (TCK 53-60. Madde) Hakkında Detaylı Bilgiyi Bu Makalemizden Okuyabilirsiniz. https://kadimhukuk.com.tr/makale/guvenlik-tedbirleri-tck-53-60-madde/[/vc_message]

ilgilinin rizasi nedir
ilgilinin rizasi nedir

Mağdurun – İlgilinin Rızası Nedir?

İlgilinin rızası; “kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edilebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızadır.” Türk Ceza Kanunu 26/2. maddede düzenlenen ilgilinin rızası için rıza açıklaması kanunun da açıkça belirttiği üzere ilgili kişileri ilgilendirmekte olup, bu rıza açıklaması ve fiilleri hukuka uygun hale getiren bu müessesenin işlemesi için kişinin mağdur sıfatını haiz olması gerekmemektedir. Buradan, rızanın mağduriyet ortaya çıkmadan açıklanması gerektiği anlaşılmaktadır.

Rızanın hukuki mahiyetiyle ilgili çeşitli görüşler bulunmakla birlikte, Türk Hukukunda rızanın hukuki işlem olduğu görüşü genelde benimsenmiştir. Kendisine hukuki sonuç bağlanan irade açıklamaları hukuki işlem sayıldığına göre, bir hakkı kullanma yetkisi veren rıza da (mutlak tasarrufa elverişli bir hakka ilişkin olduğunda) hukuki işlem niteliğinde olup, eylemi hukuka uygun kılmaktadır.

[vc_row][vc_column][vc_column_text] [/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_message message_box_color=”alert-warning” icon_fontawesome=”fas fa-exclamation-triangle”]Cinsel suçların ispatı nasıl olur? Sorunun cevabını bu makalemizden öğrenebilirsiniz. https://kadimhukuk.com.tr/makale/cinsel-suclarin-ispati/[/vc_message]

Rızanın hukuken korunması ile kişilerin kendi hayatları üzerinde ve gelecekleri üzerinde kendi kararlarını verebilmelerine olanak tanır. Bu şekilde korunan rıza ile kişilerin hür iradeleri de bir noktada desteklenmektedir. Sadece cezalandırma amacı gütmeyen ceza normları aynı zamanda suçları önleme işlevi ile kişisel hakları koruduğu gibi aynı zamanda kişinin hak ve menfaat üzerindeki haklarını da korur. Şikayet hakkı ve şikayetten vazgeçme hakkı bu duruma örnek olarak verilebilir.

Rızaya Dayalı Hukuka Uygunluğun Koşulları Nelerdir?

İlgilinin rızası her suç tipi için geçerli değildir. Rızanın hukuka uygunluğu için kanunun bu duruma izin veriyor olması gerekmektedir. Bu husus affetme (suç tipini ortadan kaldıran rıza) yahut izin verme (hukuka uygunluk nedeni olan rıza) şeklinde tezahür edebilir. Rızanın suçlara etkisini anlayabilmek için kast varsa kastın içeriği, rızanın ve hatanın şartlarının belirlenebilir olması gerekmektedir.

Hukuka uygunluğun koşullarından olan rıza açıklaması mutlaka yapılmalıdır. Bu açıklama açık bir şekilde yapılacağı gibi kapalı yani zımmi bir şekilde de yapılabilir. Kapalı yani zımmen bile ortaya konmamış rıza açıklaması yoksa, fiil hukuka uygun hale gelmeyecektir. Unutulmamalıdır ki, kişinin başkaca tehditlerden korunması için suça sessiz kalıyor olması zımmi rıza gösterme anlamına gelmemektedir. Hata, hile, tehdit ve cebir gibi iradeyi sakatlayan haller neticesinde kişi irade açıklamasında bulunursa da bu durumda rıza gösterilmiş sayılmamaktadır.

  • Rızaya Ehliyet

Bir kişinin açıkladığı ilgilinin rızası olabilmesi için; rıza açıklamaya ehil ve ilgili hakkın sahibi bulunması gerekir. Medeni Kanun uyarınca bütün insanlar hak sahibi olabilirler. Hak sahibi olanların, hakları üzerinde rıza açıklama yetkileri de olmalıdır. Rızanın konusunu oluşturan hakkın sahibi olmayan bir kişinin rıza beyanının hukuken bir değeri yoktur.

  • Bir mala paylı olarak sahip olanlar, oybirliğiyle rıza açıklamalıdırlar.
  • Tüzel kişiler rızalarını yetkili temsilcileri aracılığı ile açıklarlar.
  • Gerçek kişiler bakımından rıza açıklamaya yetkili olmak için ise öncelikle ayırt etme/temyiz gücüne sahip olması zorunludur.

Ayırt etme gücü, kişinin eylem ve işlemlerinin neden ve sonuçlarını, önem ve kapsamlarını anlayabilmeleri için gerekli olan bilinç, anlayış ve iradeye sahip olmaları olarak tanımlanmaktadır. Medeni Kanununun 13. maddesi uyarınca, reşit olan ve kendisinde akıl hastalığı, zayıflığı, yaş küçüklüğü veya sarhoşluk gibi bir neden bulunmayan kişinin ayırt etme gücünün var olduğu karine olarak kabul edilmektedir. Kural olarak, yaş küçüklüğü ve akıl hastalığı bulunmayan herkesin rıza açıklama ehliyeti vardır.

[vc_row][vc_column][vc_column_text] [/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_message message_box_style=”outline” message_box_color=”blue” icon_fontawesome=”fas fa-balance-scale”]“15.04.1942 gün ve 14-9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve Ceza Genel Kurulunun 15.02.1972 gün ve 43-50 ile 02.03.2004 gün ve 44-58 sayılı kararlarında; ayırt etme gücüne sahip küçüklerin doğrudan doğruya kişiliklerine karşı işlenmiş bulunan suçlardan dolayı dava ve şikayet hakkına sahip oldukları belirtilmektedir… Bu düzenlenen (TCK m.6/1-a, 103) hareketle çocuklara karşı işlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun da iki kategoride ele alınması gerekmektedir: Birinci kategoride yer alan “onbeş yaşını tamamlamış” çocukların kendi iradeleriyle serbestçe hareket etme hakkı, niteliği itibariyle üzerinde mutlak surette tasarruf edebilecekleri bir hak olmadığından, bu haklarının ihlaline yönelik olarak gerçekleştirilen eylemlerle ilgili gösterdikleri rıza, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden bir hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmeyecektir. Buna karşın ikinci kategoride yer alan “onbeş yaşını bitirmiş olup da onsekiz yaşını tamamlamamış” çocuklara karşı işlenen suçlarda (cinsel istismar) ise, mümeyyiz olmaları halinde rızaları hukuka uygunluk nedeni olabilecektir.” (YCGK 30.06.2015, 2014/14-678 – 2015/267)[/vc_message]

  • Yaş

Hukukumuzda 12 yaşını tamamlamayan küçüklerin hiçbir durumda rıza açıklama ehliyetleri yoktur. 12-15 yaş arasındakiler, temyiz gücüne sahiplerse bazı konularda rıza açıklama ehliyetleri olabilir. 15 yaşını tamamlayıp, 18 yaşını tamamlamayanların ise çoğu konuda rıza açıklama ehliyetlerinin bulunduğu kabul edilmektedir.

Gerek medeni hukuk, gerekse ceza hukukunda küçüklük, rıza ehliyeti konusunda kuraldan ayrılmayı gerektirmektedir. Medeni hukuk bakımından ayırtım gücünün olay bazında değerlendirilmesi gerekirken, ceza hukukunda bazı suçların mağdurları yönünden yaş sınırı getirilmiş, yine failin yaş küçüklüğü incelenirken de 15 yaşın tamamlanmamış olması, algılama ve irade etme yeteneği bakımından olaysal değerlendirme zorunlu kılınmıştır.

Kanunda belirli bir konuyla ilgili olarak rıza açıklamak için belirli bir yaşta olmak aranıyorsa, bu yaşın esas alınması gerekir. Örneğin 103. madde yönünden 15 yaşın, 234/1. madde bakımından 16 yaşın sınır yaş olarak esas alındığı görülmektedir. Çocuklar üzerinde bilimsel deney yapılabilmesi için ana, baba veya vasinin yazılı muvafakatinin alınması da zorunlu görülmüştür (TCK M.90/3). Ayrıca 1219 sayılı Kanunun 70. Maddesi uyarınca küçükler ile ayırtım gücü olmayanların tedavisi için veli veya vasilerinden rıza alınması gerekir. Kanun koyucu yaşla ilgili sınır öngörmek istediğinde bunu ilgili maddede düzenlemekte, suskun kaldığı durumda ise genel hükümlere atıf yapmaktadır.

[vc_row][vc_column][vc_column_text] [/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_message message_box_style=”outline” message_box_color=”blue” icon_fontawesome=”fas fa-balance-scale”]Türk Ceza Kanunu’nun küçüklerle ilgili 31. maddesinin 2. fıkrasında 15 yaşını doldurmayanların cezai ehliyetinin araştırılması öngörülmesine karşın, 15 yaşını dolduranlar bakımından böyle bir zorunluluk bulunmamaktadır. Yargıtay da uygulamada 15 yaşını bitiren kişilerin temyiz güçlerinin yerinde olduğunu karine olarak kabul etmektedir. Buna karşın 15 yaşını doldurmayan küçüklerin de belirli konularda rıza açıklama ehliyetlerinin bulunduğu düşünülmelidir. Basit ve rutin tedavi girişimleri için yapılacak tıbbi girişimin anlam ve önemini kavrayabilecek olgunluktaki 15 yaşından küçüklerin rızalarının hukuken geçerli olduğu değerlendirilmelidir. (Bkz. Gökcan, Tıbbi Müdehaleden Doğan Hukuki ve Cezai Sorumluluk, 3.B 2017,s 205-210)[/vc_message]

  • Kişinin Mutlak Surette Tasarruf Edebileceği Hakkın Varlığı

Madde gereği, rızanın hukuken geçerli olabilmesi için, üzerinde serbestçe tasarruf edilebilecek hak mevcudiyeti gerekir. Rıza, hukuken koruma altına alınmış, mutlak suretle tasarruf edilebilen hukuksal değerler üzerinde kullanılabilir. Kişi, hukuken koruma altına alınmış hukuksal değerlerden de sadece kendisine ait olanlar üzerinde tasarruf yetkisini kullanabilir.

Kanunda kişilere, tüm hakları üzerinde mutlak tasarruf yetkisi verilmiştir. Tasarruf, sahip olunan haklar üzerinde serbest hareket etmek ve bu hakları kullanmak anlamına gelmektedir. Mutlak surette tasarruf edilebilen haklara ilişkin rıza açıklamasının hukuka uygunluk nedeni oluşturacağı kabul edilmiştir. Kişinin üzerinde mutlak tasarrufa yetkili bulunmadığı hakları ile ilgili olarak rızası hukuka uygunluk nedeni sayılmaz. Aynı zamanda hukuk düzeni kişiye kendisine ait haklar üzerinde tasarruf etme yetkisi vermiş olsa da, bu yetkiyi sınırsızca kullanamaz. Kişinin tasarruf etme yöntemine ve başka menfaatlere olan etkisine göre bu yetki sınırlanabilir. Tasarruf yetkisi başkaca hukuksal değerleri ihlal edecek şekilde ya da tehlikeye düşürecek şekilde kullanılamaz.

İhlali söz konusu olan hukuksal değer birden çok kişi tarafından tasarruf edilebiliyorsa, tasarruf yetkisine sahip olan tüm kişilerin razı olması gerekir. Hukuksal normlarla korunan bir değer hakkında tasarruf yetkisini haiz olanlardan sadece biri tarafından verilecek olan rıza, failin ceza sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı gibi olayı tamamen hukuka uygun hale de getirmeyecektir.

Kanunda düzenlenen birtakım ceza normları ile sınırlı bir şekilde tasarruf edilebilen hukuksal değerler belirtilmiştir. TCK’ nın 99. maddesi ikinci fıkrasında belirtildiği gibi, rızaya dayalı olsa bile gebelik süresi on haftadan fazla olan bir kadının çocuğunu düşürten kişi hakkında hapis cezası belirlemesi yapılmıştır. Maddede belirtilen durum neticesinde, on haftadan erken olan gebeliklerde kanun rızaya izin vermiş fakat on haftalık hamilelik sonrasında rıza verilmiş olsa bile verilen bu rızanın kabul edilmeyeceği yani hukuksal düzeyde bir sonuç oluşturmayacağı belirtilmiştir. Aynı maddenin beşinci fıkrasında ise, rızaya dayalı olsa bile, gebelik süresi on haftayı doldurmamış olan bir kadının çocuğunun yetkili olmayan bir kişi tarafından düşürtülmesi halinde de kanun cezaya hükmetmiştir. Burada da maddenin ilk fıkrasıyla aynı olan durum ve verilen rıza mevcuttur fakat kanun koyucu durumu, yetkili olmayan kişi tarafından yapılan çocuk düşürme işleminde rıza olsa dahi hukuka aykırı eylem olarak nitelendirmiştir. Kanun koyucu rızayı her zaman sadece kişinin mutlak surette tasarruf edebileceği hukuksal değerler üzerinde işlememekte ve aynı zamanda, sınırlı bir şekilde tasarrufun söz konusu olduğu durumları ise başkaca menfaatleri ve hukuk düzenini korumak amacıyla işletmektedir.

Mağdurun – İlgilinin Rızasının Olamayacağı Haklar

  • Yaşam Hakkı

Yaşam hakkı en temel hak olarak, kişiye tanınan diğer tüm hakların yaşam hakkından sonra geldiği söylenebilir. En temel hak olduğundan ötürü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde de mutlak hak olarak tanımlanmaktadır. Anayasa madde 17, AİHS madde 2, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilmiş olan Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme madde 6 gibi normlarca korunmakta olan yaşam hakkı herkese karşı ileri sürülebilen, devredilmeyen ve herkesin saygı duymakla yükümlü olduğu bir haktır.

Yaşam hakkı mutlak korunan bir hak olduğu için hukuken kişinin üzerinde mutlak tasarrufta bulunamayacağı hakların başında gelmektedir. Kişiler, yaşam haklarından vazgeçtiklerini beyan etseler dahi, bu irade açıklamaları hukuken geçerli değildir.

Ceza normları bireysel hukuksal değerleri, üçüncü kişilerden gelebilecek olan saldırılara karşı korumaktadır. Kişilerin kendi hukuksal değerlerine karşı işleyebilecekleri suçlara bir engelleyici sistem oluşturulmamıştır. Bu nedenle birinin bir başka kişiyi öldürmesi yahut yaralaması suç iken, kişinin kendisini öldürmesi yahut yaralaması suç olarak tanımlanmamıştır. Bu hareketlerin neticesinde bir cezaya hükmedilmemesi bireysel rıza olduğundan bahisle hukuka uygun olduklarından değil, kanunda suç olarak tasvir edilmemelerinden kaynaklanmaktadır.

  • Devlete Karşı İşlenen Suçlar

Devlete karşı işlenecek suçlar 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dördüncü kısımda işlenmiş olup, mağduru rıza gösterecek olan bir kişi olmamaktadır. Devletin bağımsızlığına, egemenliğine, bütünlüğüne ve saygınlığına karşı işlenebilen suçlar olarak, suçtan zarar gören devlet olduğu için, o suçun mağduru olan gerçek kişi rıza gösterse dahi, eylem suç olmaya devam eder.

Burada bulunan mağdurun devleti temsile yetkili bir kişi olduğu gerçeği ile birlikte, kişinin şahsına yapılacak olan saldırı yahut şahsına karşı işlenecek olan suç, kişinin devleti temsilen orada bulunmasına binaen olmaktaysa, bu suça mağdurun rıza göstermesi bir sonuç doğurmayacaktır. Bu nedenle üzerinde rıza yahut tasarrufta bulunabilecek bir husus değildir.

Mağdurun – İlgilinin Rızasının Olabileceği Haklar

  • Kişi Özgürlüğü Hakkı

Kişi özgürlüğü, kişinin iktidar karşısında koruma görmesi anlamına gelmekle birlikte özgürlüklerin tümünün güvencesi niteliğindedir. Kişi özgürlüğü, kişinin hukuka aykırı bir biçimde yakalanmaması veya tutuklanmaması demektir. Temel olarak, keyfi hukuki uygulamalara karşı kişiyi koruyan bu hak, kişinin serbest hareket etmesini engelleyen keyfilikler karşısında korunma sağlamaktadır. Bu hak sadece kişinin hukuka aykırı yahut hukuki eylemlerin keyfiliğini önlemekle kalmayıp, aynı zamanda kişilerin sahip olduğu konut dokunulmazlığı, haberleşme özgürlüğü, evlenme özgürlüğü gibi özel hayatına dair hakları da korumaktadır.

Kişi özgürlüğü en temel özgürlük olarak çeşitli kanun ve sözleşmeler tarafından da güvenceye alınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Özgürlük ve Güvenlik Hakkı başlıklı beşinci maddesine göre: “Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır” denmektedir. Türk Medeni Kanunu madde 23/2 uyarınca ise, kişi özgürlüğünden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlaka aykırı olarak sınırlayamaz denmektedir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin üçüncü maddesinde ise “Herkesin yaşama ve kişi özgürlüğü ve güvenliğine hakkı vardır.” ilkesi benimsenmiştir.

Kişiler özgürlükten tamamen vazgeçme anlamını taşımayan ve hukuka ve ahlaka aykırı olmayan sınırlayıcı tasarruflarda bulunabilirler. Kişinin özgürlüğünün bir süre için kısıtlanmasına ilişkin irade beyanı hukuken geçerli olacağından, özgürlükten yoksun kılan bir eylem de hukuka uygun sayılacaktır.

  • Cinsel Özgürlük Hakkı

Birey ile sosyal yapılar arasındaki etkileşim aracılığı ile oluşan cinsellik, bireylerin kişiliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Kişi özgürlüğü ve yaşam hakkı gibi evrensel bir hak olan cinsel özgürlük hakkı özgürlüğe, onura ve insanların eşitliğine dayanır. Bu hak bireylerin; cinsel özgürlük hakkı,  cinsel otonomi, cinsel bütünlük ve beden güvenliği hakkı, cinsel mahremiyet hakkı, özgürce cinsel ilişkiler oluşturma hakkı (bireylerin evlenip evlenmemekte boşanıp boşanmamakta ve her türlü cinsel ilişkiye girip girmemede özgür olmaları), üremeyle ilgili özgür ve sorumlu bir seçim yapabilme hakkı ( çocuk sahibi olup olmamayı seçme, çocuk sayısına ve hangi aralıklarla olacağına karar verme, doğurganlık düzenlemesi ile alakalı tüm tedavilere tam erişim..) gibi özgürlükleri kapsar.

Cinsel özgürlük hakkı, mutlak tasarruf yetkisi bulunan haklardandır. Bu nedenle bir kişinin cinsel davranışlarını özgürce oluşturması hukuka uygundur. Ancak, cinsel özgürlüğünden tümüyle feragat etmek şeklinde ya da hukuka aykırı biçimde herkesle ilişki kurmaya rıza gösteren irade açıklamaları hukuken korunmaz ve bu tür rıza beyanına dayanan eylemler suç oluşturur. Nitekim Ceza Kanununda fuhuş maksadıyla kadın tedarik edilmesi eylemi suç olarak düzenlenmiş ve fuhuş için rıza gösteren kadının iradesi hukuka uygun kabul edilmemiştir.

  • Vücut Bütünlüğü Hakkı

Vücut bütünlüğü hakkı yaşam hakkı içerisinde değerlendirilir. Bu temel hak hem uluslararası sözleşme ve beyannamelerle hem de ulusal hukukta koruma altına alınmıştır. İnsan hakları Evrensel Beyannamesi beşinci maddesinde “Hiç kimseye işkence ya da zalimce, insanlık dışı ya da onur kırıcı davranış ve ceza uygulanmaz” denilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi üçüncü maddesine göre de, “Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz denmektedir. Anayasanın onyedinci maddesinde de vücut bütünlüğü hakkı koruma altına alınmış, “Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz. Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz” denmiştir.

Vücut bütünlüğü hakkı kural olarak mutlak tasarrufa elverişli değilse de, belirli ölçüde tasarrufa uygun kabul edilmektedir. Vücut bütünlüğüne tıbbı gereklilikler nedeniyle müdahalede bulunulması veya bütünlüğü önemsiz derecede etkileyen, sağlığını ciddi bir tehlikeye düşürmeyen veya sürekli bir zaafiyete, noksanlığa sebep olmayan, hukuka ve ahlaka aykırı bulunmayan eylemler bakımından rıza açıklamasının hukuken geçerli olduğu görüşü benimsenmektedir. Fakat, bu hallerde de hangi ölçü ve dereceye kadar rızanın geçerli olacağı tartışmalıdır.

Doktrinde kişinin sağlığı açısından önemli sayılmayacak derecedeki, şikayete tabi kasten etkili eylemlere (kişinin kendisine şaka niteliğinde tekme veya tokatla vurulmasını istemesi, dövme yaptırması, küpe taktırması, kozmetik müdahalelere izin vermesi vs.) ilişkin rızanın hukuka uygunluk nedeni sayılacağı ancak resen kovuşturmaya tabi olan ağır eylemler için gösterilen rızanın hukuken kabul görmeyeceği düşünülmektedir.

  • Mal Varlığı Üzerindeki Hak

Malvarlığı hakları ekonomik değeri olan ve kural olarak başkalarına devredilebilen haklardır. Malvarlığı, kişinin para ile ölçülebilen yani maddi bir değeri olan hak ve borçların tümünü kapsar. Malvarlığını; alacak hakları, ayni haklar, maddi değeri olan yenilik doğuran haklar, maddi değeri olan fikri haklar oluşturur.

Kişinin mutlak surette tasarruf edebileceği haklar içerisindedir. Bu nedenle mal varlığına yönelik suçlara ilişkin olarak rıza açıklamaları, eylemi hukuka uygun hale getirir. Bir kişi malının karşılıksız alınmasına, kırılmasına ya da bozulmasına rıza göstermişse eylem hukuka uygun kabul edilir. Fakat bu hallerde de eylemin hukuka ve ahlaka aykırı bir içerikte bulunmaması gerekir. Kanun kamu sağlığına ve kamu ahlakına aykırı olan ve hukuksuzluk yaratan rıza açıklamalarını kabul etmemektedir.

  • Şeref Üzerindeki Hak

Şeref üzerindeki hak, kişinin manevi varlıkları üzerindeki haklarındandır. Manevi bir değer olarak şeref hakkı da hukuken korunmaktadır. Şeref, kişiye toplum tarafından verilen objektif değer yargıların bütünü olduğu için, korunması kişi açısından oldukça önemlidir. Her ne kadar manevi varlıklar içerisinde sayılsa da şeref üzerindeki hak hem anayasa tarafından hukuki korumaya alınmış hem de Türk Ceza Kanunu tarafından önleyici ve cezalandırıcı sistem içerisinde yer almıştır.

Şeref üzerindeki hak, kişinin mutlak tasarrufuna açık bir haktır. Bir kimsenin şerefiyle ilgili bir fiile önceden rıza göstermesi hukuka uygun sayılır. Rızanın ahlaka aykırı bir içerikte veya şeref hakkından tümüyle ya da büyük ölçüde vazgeçtiğine yönelik bulunması durumunda, insan onuru ve haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı kapsamında açıklanan rızanın hukuken geçerli olmadığı kabul edilecektir.

  • Özel Yaşam, Sır Alanı, Haberleşme ve Kişisel Veriler Üzerindeki Haklar

Kişinin kendisinin belirlediği insanlara açtığı, paylaştığı ve korunmasını talep ettiği hayata özel hayat denir. Herkes mahrem ve özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Sır alanı, hususi alan, mahrem alan ve kişisel veriler de kişilerin hür iradesiyle belirlediği kitle ile paylaşabileceği en temel haklardandır. Bu hususlar anayasanın ikinci kısmının ikinci bölümünde düzenlenmiş olup, korunmaktadır.

Özel yaşam, sır alanı, haberleşme hakkı ve kişisel veriler, kişinin mutlak tasarrufu içerisindedirler. Kişilerin yaşam alanı, sırları, haberleşmesi ve kişisel verileri hukuk düzeni tarafından korunan kişilik haklarındandır. Anayasa ile güvenceye alınan bu hakların ihlal edilmesi de Türk Ceza Kanunun ilgili maddelerince yaptırıma bağlanmıştır. Ancak kişinin belirli bir olayla ilgili olarak bu haklarından vazgeçmesi, hakkı ihlal eden eylemi hukuka uygun kılar. Öte yandan, bu haklardan sınırsız bir biçimde veya hukuka ve ahlaka aykırı amaçlarla vazgeçilmesi kabul edilemez.

Kişilik hakları ihlal edilen kişilerin verecekleri rıza hukuka uygun olmak koşuluyla, haksız fiilin hukuka aykırılığını kaldıran bir nedendir. İlgilinin rızasının geçerli olabilmesi için;

  • Kişilik hakkından hür iradesi ile vazgeçmesi (sınırlı ve kanuna uygun olarak vazgeçmesi),
  • Kişilik hakkından vazgeçme iradesini açık olarak belirtmesi,
  • Rıza sahibinin ayırt etme gücünün bulunması,
  • Verilen rızanın ahlaka ve kanunlara aykırı olmaması gerekmektedir.

Rıza açıklaması, olay öncesinde yahut olay anında verilmelidir. Sonradan verilen rıza daha önce de belirtildiği üzere olayı hukuka uygun kılmayacak, sadece suç için gerekli unsurların oluşmadığından bahisle tipiklik unsurunu eksiltecektir. Verilen rıza bu bağlamda her zaman geri alınabileceği gibi, rızayı geri alma hakkından da önceden feragat edilemeyecektir.

Mağdurun – İlgilinin Rızası Açıklaması

  • Rızanın, kişinin özgür iradesine dayanması zorunludur. Kişinin iradesinin tehdit veya şiddetle zorlanarak ya da hile ile aldatılarak elde edilmesi halinde, rıza hukuken geçersizdir. Rızanın özgür iradeye dayanması zorunluluğu dolayısıyla, kişinin rıza göstereceği konu hakkında bilgi sahibi olması da gerekmektedir.
  • Bir hakka yönelen eyleme rıza göstermek, şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak niteliğindedir. Bu nedenle hak sahibi tarafından açıklanmalıdır. Ancak, hak sahibinin açıkladığı rıza beyanının, temsilcisi aracılığıyla açıklanması olanaklıdır.
  • Rıza, suçun işlenmesinden önce veya en son işlenmesi sırasında bulunmalıdır. Rıza, fiil tamamlanıncaya kadar geri alınabilir. Geri almanın da açık, şüpheye yer vermeyecek biçimde olması gerekir. Geri alındığı halde rızaya dayanılarak fiil işlenmişse, suç tamamlanmış sayılır. Suç işlenmekte iken rızanın geri alınması, o andan itibaren eylemin hukuka aykırı sayılmasına yol açar. Suç işlendikten sonra rıza beyanında bulunulması, icazet verilmesi, eylemi hukuka uygun hale getirmez.
  • Rıza açık veya örtülü biçimde ortaya çıkması mümkündür. Aynı şekilde, rızanın sözlü veya yazılı olması da geçerli olması bakımından farksızdır. Önemli olan, somut olayda örtülü/zımni olarak da olsa, rıza gösterildiğinin anlaşılmasıdır. 

Mağdurun – İlgilinin Rızası Konusu

Üzerinde mutlak tasarruf yetkisi olan bir hakka ilişkin olsa dahi, rıza açıklamasının konusunun hukuka ve ahlaka uygun bulunması zorunludur. Kişinin tasarruf edebileceği haklar üzerinde vereceği rıza bu nedenle sınırsız değildir. Rızanın konusunu oluşturan hakkın hukuka ve ahlaka aykırı biçimde kullanılmasına yönelik rıza beyanı hukuken geçerli olmadığından, bu tür bir rızaya dayanılarak yapılan eylemler de suç teşkil edecektir.

Örneğin, cinsel dokunulmazlık hakkı üzerinde mutlak tasarruf yetkisi bulunmakta ise de, kişinin bu hakkından tümüyle vazgeçtiğini beyan etmesi hukuka ve ahlaka aykırı olduğundan, bu konudaki rızası geçerli sayılamaz. Kişinin emeği üzerinde mutlak tasarruf yetkisi bulunuyorsa da bu konudaki hakkından angarya oluşturur şekilde uzun sürelerle veya süresiz olarak vazgeçmesi kabul edilemez.

İlgilinin Rızasına İlişkin Örnek Yargıtay Kararları

CGK 22.11.2018, 2017/14-394-2018/555

  • İlgilinin Rızası

İlgilinin rızası, 5237 sayılı TCK’nın “Hakların kullanılması ve ilgilinin rızası” başlıklı 26/2. maddesinde; “Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilemez” şeklindeki düzenleme ile bir hukuka uygunluk nedeni olarak sayılmıştır. Sözü edilen hukuka uygunluk nedeninin doğabilmesi, rızanın kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakka ilişkin olmasına ve kişinin bu hakla ilgili olarak rıza açıklama ehliyetinin bulunmasına bağlıdır. Yine rızanın bir hukuka uygunluk nedeni olabilmesi için fiilin işlenmesinden önce ve en geç işlendiği sırada mevcut olması gerekir. Fiilin işlendiği sırada olmayıp sonradan ortaya çıkan rıza bir hukuka uygunluk nedeni değildir.

Askeri Yargıtay Daireler Kurulu 26.04.2007, 2007/44- 2007/44 Askeri YKD 2008

  • İlgilinin Rızası

…Onbeş yaşından büyük onsekiz yaşından küçük olan ve Medeni Kanun kapsamında ayırt etme gücüne haiz bulunan, ancak fiil ehliyetine sahip bulunmayan mağdure ile mağdurenin rızası zımnında cinsel ilişkiyi gerçekleştiren fail hakkında, suçtan zarar gören sıfatıyla, veli veya vasinin de şikayet hakkının bulunduğunun kabulü gerekir…. Velisinin rızası dışında, evi dışında bir yerde kalma ve bir yere gitme konusunda tercihte bulunmas serbestisine sahip bulunmayan onbeş yaşından büyük, onsekiz yaşından küçük çocuğun, hukuka, yani MK.’ nın 339. maddesine aykırı olarak, velisinin muvakkati olmadan, evinden uzaklaştırılması ile, çocuğu hürriyetinden yoksun kılma suçu oluştuğundan, çocuğun rızasının bulunması, suçun oluşumunu engellemeyecektir.

CGK 15.11.2016, 2014/14-467 – 2016/420; aynı yönde CGK 20.09.2016, 2014/14-601- 2016/314

  • İlgilinin Rızası

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu düzenleyen TCK’ nın 109. maddesinde ise mağdurun rıza açıklama ehliyetini belirleme noktasında bir yaş sınırı getirilmemiştir. Bu halde yalı küçük mağdurun rızasının failin ceza sorumluluğunu ortadan kaldırıp kaldırmayacağı, failin amacının toplumda kabul gören bir davranış ya da genel ahlak kurallarına uygun olup olmadığı nazara alınarak belirlenmelidir. Bu anlamda küçük yaştaki çocuğun gideceği yere bırakılması ya da çocuğun ailesini evde bulamadığı için komşularına gitmesi örneklerinde olduğu gibi kişinin meşru amaçla hareket ettiği durumlarda yaşı küçük çocuğun rızası geçerli olacak, kişinin haksızlık bilinciyle hareket ettiği hallerde ise yaşı küçük çocuğun rızası geçerli olmayacaktır. Bu sebeple yaşı küçük mağdurun rızasının failin ceza sorumluluğunu ortadan kaldırıp kaldırmayacağı her olayın özelliğine göre değerlendirildiği belirlenmelidir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; sanığın yaşı küçük mağdureyi rızasıyla dağlık alana götürüp bir gün süre ile alıkoyduğu olayda, mağdurenin rızası haksızlık bilinciyle hareket eden sanığın ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmayacaktır. Dolayısıyla yaşı küçük mağdurenin hukuken geçerli sayılan rızası bulunmadan gerçekleşen bu eylem kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturmaktadır. Bu nedenle, yerel mahkeme hükmünün, Özel Dairece mağdurenin sanıkla gönüllü olarak kaçması ve sanığın mağdureye yönelik hukuka aykırı herhangi bir eyleminin olmaması gerekçeleriyle eylemin çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunu oluşturduğundan bahisle bozulmasına karar verilmesi isabetli değildir.

[vc_message]İlgilinin rızası ve diğer ceza hukuku konularında danışmanlık veya avukatlık hizmeti almak için Kadim Hukuk ve Danışmanlık ile irtibata geçebilirsiniz.[/vc_message]

ankara avukat ofisi

Yorum Gönderin

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

X
kadim hukuk ve danışmanlık