İstihkak Davası

istihkak davasi

İstihkak davası, taşınır ve taşınmaz malların kime ait olduğunun belirlendiği bir dava türüdür. Yani istihkak davası, bir malikin mülkiyet hakkına dayanarak kendisine ait bir eşyayı haksız şekilde elinde bulunduran üçüncü kişiden geri isteme hakkına denir. Bir mal üzerinde hak iddia eden kişiler tarafından açılmaktadır. Borçlunun malları haczedilirken, aslında üçüncü bir kişiye ait olan mallar da haczedilmiş olabilir. Mesela, borçlunun evinde haciz yapılırken orada bulunan bir antika (çok değerli) halının borçluya değil, komşusu K’ya ait olduğu (komşunun, o antika halıyı, borçlunun kızını nişanlarken evinin iyi görülmesi için borçluya verdiği) iddia edilebilir; veya K’nın evindeki bir antika halının borçluya ait olduğu, borçlunun bu antika halıyı K’ya kullanmak için verdiği iddia edilebilir. Yani, haciz sırasında borçluya ait bulunduğu çekişmeli olan mallar ile karşılaşılabilir. Bu çekişmeli mallara, istihkak iddia edilen mallar denir. İstihkak iddia edilen bu (çekişmeli) malların hacizden kurtarılması için başvurulan yola, istihkak davası denir.

Çekişmeli malların hacizden kurtarılması için üçüncü kişinin haciz koyduran alacaklıya karşı açtığı davaya istihkak davası denir. Bu davaya “ haczin kaldırılması davası” da denebilir. İstihkak davası hukuksal bakımdan bir olumlu tespit davası niteliğindedir. Bu dava ile üçüncü kişinin, haczedilen mallar üzerinde iddia ettiği hakkının (mülkiyet, rehin vb) mevcut olduğu tespit edilmiş olur. İstihkak iddia edilen mallar da (fakat en sonra) haczedilir. Böyle bir mal hakkında açılacak istihkak davası üçüncü kişi (misalimizde K) lehine sonuçlanırsa, o mal üzerindeki haciz kalkar. Buna karşılık, istihkak davası o mali haczettirmiş olan alacaklı lehine sonuçlanırsa, mal borçlunun sayılır ve alacaklı malın satılmasını ve satış bedelinden alacağının ödenmesini isteyebilir.

İstihkak Davasının Konusu Nedir?

İcra ve İflas yasası, yalnızca mülkiyet ve rehin hakkından söz etmektedir. Ancak bu sayım sınırlayıcı olmayıp örnekleyicidir. Zira istihkak davasının amacının haczedilen şey üzerinde, alacaklıya karşı daha üstün bir hak ileri süren kişinin hakkını korumak olduğu göz önünde alındığında, bu sayımın sınırlı olmadığı açıkça anlaşılmaktadır. Bu nedenle irtifak hakkı, intifa hakkı, oturma hakkı, hapis hakkı, tapuya şerh verilen ön alım, geri alım ve alım hakları istihkak davasına konu olabilir. Mülkiyeti saklı tutma sözleşmesinden veya finansal kiralama sözleşmesinden doğan haklara dayanılarak da istihkak davası açılabilir. Maddi hukuka dayanan bir hakkın istihkak davasına konu olabilmesi için bu hakkın “ haczi olanaksız kılan veya sınırlandıran” nitelikte bir hak olması gerekir. Yani söz konusu hakkın haczi tamamen kapayan veya paraya çevirme veya paylaştırma sırasında gözetilmesi gereken bir hak olması gerekir. Bu kapsamda olmak üzere bütün ayni haklara dayanılarak istihkak davası açılabilir.

Borçlar hukuku alanındaki “kişisel haklar” kural olarak istihkak davasına konu olmaz. Örneğin kiracılık hakkına dayanarak istihkak davası açılamaz. Yani kiracının istihkak iddiasında bulunma hakkı yoktur. Zira borç ilişkisinden kaynaklanan kişisel haklar sözleşmenin tarafı olmayan kişilere karşı ileri sürülemez. Ancak malik olmayan bir kimsenin başkasına kiraya verdiği şeyi kiracıdan geri isteme hakkı, malik olmayan mudinin tevdi ettiği şeyi müstevdadan geri isteme hakkı ve malik kimsenin başkasına ariyet olarak verdiği şeyi ariyet alandan geri isteme hakkı istihkak davasına konu olabilir. Yine tapu siciline şerh verilen kişisel haklar da istihkak davasının konusunu oluşturabilirler. Zira kişisel haklar tapu siciline şerh verilince (ayni hak durumuna gelmese bile) ayni etki doğuracakları için sonradan hak kazanan kişilere karşı da ileri sürülebilirler ve bu durum haczin kaldırılması veya sınırlanması sonucunu doğurabilir. Bunun dışında, alacaklar da istihkak davasına konu olabilir. Borçlunun borçlusu, alacağın varlığını kabul ediyor; ancak bir üçüncü kişi o alacağın takip borçlusuna değil, kendisine ait olduğunu ileri sürüyorsa bu konudaki uyuşmazlık istihkak davası yoluyla çözümlenir. Borçlunun borçlusu, alacağın varlığını inkâr ediyorsa istihkak davası açılmaz. Uyuşmazlık İİY’nin 89 veya 120. maddelerine göre çözümlenir.

istihkak davasi nedir
istihkak davasi nedir

Hacizde İstihkak Davasında İspat Yükü Nedir?

İstihkak davasında özel ispat kuralları getirilmiştir (istihkak davasında mülkiyet karinesi):

  • Davacı üçüncü kişi, öncelikle mali ne suretle edindiğini ve malın borçlunun elinde bulunmasını gerektiren hukuksal ve fiili neden ve olayları göstermek ve bunları ispat etmekle yükümlüdür (İİY m. 97/a-son).
  • Taşınır malı elinde bulunduran kimse (borçlu) onun maliki sayılır (İİY m. 97a/1, c. 1). Mülkiyet karinesi, borçlu dolayısıyla onun mallarını haczettiren davalı alacaklı yararınadır. Davacı üçüncü kişi bu yasal karinenin aksini ayrıca ispat etmek zorundadır (İİY m. 97a/1, c. 4). Yargıtay’a göre, davacı üçüncü kişi yasal karinenin aksini kesin ve güçlü (inandırıcı) kanıtlarla ispatlayabilir. Üçüncü kişi karinenin aksini her türlü kanıtla ispatlayabilir. Ancak karinenin aksini ispatlayacak nitelikte herhangi bir mülkiyet belgesi sunulamazsa dava reddedilir. Yargıtay, her zaman temini mümkün belgelerin mülkiyet karinesinin aksini ispatlamaya elverişli olmadığı görüşündedir. Örneğin kira sözleşmesi adi nitelikte bir belge olup her zaman temini mümkün olduğun- dan mülkiyet karinesinin aksini ispatlamaya elverişli değildir.
  1. Genel olarak borcun doğumundan sonra düzenlenen faturalar her zaman temini mümkün belgelerdendir. Bu nedenle üçüncü kişi faturaya dayanıyorsa faturaların gerçek olup olmadığı ve haczedilen mallara uygunluğu araştırılmalıdır. Faturalar borcun doğumundan sonra düzenlenmişse ve haczedilen malların ayırt edici özelliklerini de içermiyorsa davanın reddi gerekir.
  2. Davaya konu haciz borçluya ödeme emri tebliğ edilen adreste yapılmış ve haciz sırasında borçlu hazır bulunmuşsa İİY’nin 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı yararınadır.
  3. Üçüncü kişi şirket yetkilisi ile borçlu şirket yetkilisinin kardeş olmaları ve üçüncü kişi şirket yetkilisinin borçlu şirketin eski ortağı olması da tek başına karinenin borçlu lehine işletilmesi için yeterli değildir.
  4. Çiftçilik belgeleri ve ödeme emri tebligatı, mülkiyet karinesinin aksini ispatlamaya elverişli değildir.
  5. Vergi levhası adi nitelikte olup her zaman temini mümkün belgelerdendir; bu nedenle mülkiyet karinesinin aksini ispatlamaya elverişli değildir.
  6. Hayvan pasaportları, ilgilinin beyanına dayalı olarak düzenlendiklerinden, istihkak davalarında güçlü kanıt oluşturmazlar.
  7. Sevk irsaliyesi, borcun doğumundan sonra düzenlenmişse ve teslim alanın imzasını da içermiyorsa mülkiyet karinesinin aksini ispatlamaya elverişli değildir.
  8. Yargıtay uygulamasına göre, haciz üçüncü kişinin adresinde yapılmış olsa bile haciz mahallinde borçluya ait belgeler (evraklar) bulunmuşsa İİY’nin 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı yararınadır.” Ancak haciz sırasında borçlu adına bulunan evraklar borcun doğumundan ve hacizden önceki tarihli ise tek başına, mülkiyet karinesinin borçlu lehine işletilmesi için yeterli olmaz.
  9. İcra müdürlüğü tarafından takibin devamı kararının alınması, ispat yükünün yer değiştirmesi sonucunu doğurmaz.
  • Borçlu ile üçüncü kişinin malı birlikte ellerinde bulundurmaları durumunda da mal borçlunun elinde sayılır. Birlikte oturulan yerlerdeki mallardan nitelikleri bakımından kadın, erkek ve çocuklara aidiyeti açıkça anlaşılanlar veya örf ve adet, sanat, meslek veya meşgale icabı olanlar da bu kişilerin sayılır (İİY m. 97a/1, c. 2, 3). Bunun aksini iddia eden ispat etmelidir. Örneğin borçlunun erkeğin evinde yapılan hacizde bulunan eşyalardan, oyuncak ayı ve küçükler için kullanılan oyun konsolunun niteliği itibariyle çocuğa, burma bilezik ve küpenin ise eşine (kadına) ait olduğu kabul edilir.
  • Tanık, istihkak davalarında güçlü delil değildir. Diğer kanıtlarla desteklenemeyen tanık beyanları ispata yeterli değildir. Bu nedenle mülkiyet karinesinin aksini ispata yeterli bir kanıt sayılmaz.

İstihkak davasında taraflar kanıt sunma bakımından Hukuk Muhakemeleri Yasası’nda yer alan kanıtlarla bağlı ve sınırlı değildir. Her türlü kanıt kullanılabilir. Yargıç, kanıtları serbestçe takdir eder. Borçlunun üçüncü kişinin savını kabul etmesi, alacaklı bakımından sonuç doğurmaz. Dava konusu haczin yapıldığı icra takibine dayanak senet ile ilgili sahtecilik iddiası ile açılmış kamu davası varsa ceza davasında verilecek karar, istihkak davasının sonucunu etkileyecek nitelikte olduğundan, ceza davasının sonucunun bekletici sorun (HMY m.165) sayılması gerekmektedir.

Üçüncü Kişinin Açtığı İstihkak Davasında Mahkeme Nasıl Bir Araştırma Yapmalıdır?

Öncelikle tarafların dayandıkları kanıtlar toplanmalı ve özellikle davacının ticari defterleri getirtilmelidir. Mahkemece ticari defterlerinin bilirkişi tarafından yerinde incelenmesine karar verilmiş ise taraflara ticari defterlerini hangi tarihte hazır etmesi gerektiği hakkında gün belirleyerek bir ihtarat yapılmalıdır. Daha sonra dosya muhasebe uzmanı bir bilirkişiye tevdi edilerek mahcuzlar bakımından; davacı tarafından sunulan faturaların ticari defter kayıtlarıyla uyumlu olup olmadığı, incelenen defterlerin açılış ve kapanış onayının yapılıp yapılmadığı, defterlerin usule uygun tutulup tutulmadığı, sahibi lehine kanıt olma niteliği taşıyıp taşımadığı hususları araştırılmalıdır.

  • Üçüncü kişi faturaya dayanıyorsa faturaların gerçek olup olmadığı ve haczedilen mallara uygunluğu araştırılmalıdır.

Genel olarak borcun doğumundan sonra düzenlenen faturaların her zaman temini mümkün belgelerden olduğunun kabulü gerekir. Ayırt edici özellikleri bulunmayan faturalar, istihkak davalarında güçlü kanıt oluşturmazlar ve mülkiyet karinesinin aksini ispata yeterli değildir. İstihkak davasında sunulan faturaların dava konusu hacizli malları kapsayıp kapsamadığının uzman bilirkişi aracılığıyla gerekirse mahallinde keşif yapılarak tespiti, daha sonra faturaların hacizli malları kapsadığının tespiti durumunda bu faturaların gerçekliğinin saptanması, bunun içinde faturayı düzenleyen firma ile davacı üçüncü kişinin defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi aracılığıyla inceleme yaptırılarak faturaların ticari defterlerde, hacizli malların da şirket envanterinde kayıtlı olup olmadıkları tespit edilerek rapor alınması ve gerektiğinde firma yetkililerinin tanık sıfatıyla dinlenilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir. Üçüncü kişi tarafından sunulan faturaların üçüncü kişinin ticari defterlerinde kayıtlı olduğu bilirkişi raporunda belirlenmiş olsa bile Yargıtay, haciz tutanağında ve bilirkişi raporunda mahcuzların ayırt edici özelliklerinin belirtilmediği durumlarda, isteyen her kişi adına düzenlenmesi olanaklı ve ayırt edici niteliği bulunmayan faturaların, mülkiyet karinesinin aksini ispata yeterli olmadığını kabul etmektedir. Davacının ticari defterlerindeki kayıtlar belge ile doğrulanmadığı sürece tek başına davacının lehine kanıt olarak değerlendirilemez.

  • Kira ilişkisi olduğu ileri sürülmüşse bunun gerçek olup olmadığı araştırılmalıdır.

Üçüncü kişi ile kiralayan arasında gerçek bir kira ilişkisi olup olmadığının belirlenmesi için kiraya verenin ticari defterleri getirtilip kira bedeli ödemelerinin defter kayıtlarına işlenip işlenmediğinin, kira sözleşmesinin ilgili vergi dairesine bildirilip bildirilmediğinin ve şirketin kira parası, stopaj ödeyip ödemediğinin, incelenen defterlerin açılış ve kapanış onayının yapılıp yapılmadığının, defterlerin usule uygun tutulup tutulmadığının ve sahibi lehine kanıt oluşturup oluşturmayacağının bilirkişiye inceletilmesi gerekir.

  • İşyeri devri yapıldığı ileri sürülüyorsa bunun İİY’nin 44. ve Türk Borçlar Yasası’nın 202. maddelerinde öngörülen usule uygun olarak yapıldığının ispatlanması gerekir. Aksi takdirde işyeri devri alacaklılara karşı ileri sürülemez.

İş yerini devralan üçüncü kişi, borçlu ile birlikte işletmenin borçlarından müteselsilen (zincirleme) sorumlu olur. Borçlunun ticari faaliyetini fiili olarak ne zaman terk ettiğinin kolluk aracılığıyla araştırılması, daha sonra ise ilgili vergi dairesi ve belediye başkanlığına müzekkereler yazılarak borçlunun haciz adresini terk ettikten sonra başka adreste faaliyetine devam edip etmediğinin sorulması gerekir.

Borçlu tarafından devredilen işletmede haciz yapılabilmesi, devrin muvazaalı olduğunun ispat edilmesine bağlıdır. Davacı üçüncü kişi ile borçlu arasında yapılan devir işlemi, başlı başına devrin muvazaalı olduğunu göstermez. Bu durumda mahkemece yapılacak iş, borçlu ile üçüncü kişinin tutması zorunlu ticari defterleri üzerinde inceleme yaptırılmak sureti ile davacının dayandığı olgulara ilişkin ticari defterlerde kayıt bulunup bulunmadığı, bu defterlerin usulüne uygun tutulup tutulmadığı, açılış ve kapanış onaylarının yapılıp yapılmadığı hususlarının banka kayıtları da dikkate alınarak açıklığa kavuşturulması, bundan sonra kanıt olarak dayanılmış ise borçlu şirketin haciz tarihini de kapsayacak şekilde vergi kaydı, ticaret sicil kaydı ile SGK kayıtlarının da getirtilerek ve tanık kanıtına dayanılmış ise tanıklarının kimlik bilgilerini ve adreslerini bildirmesi için süre ve olanak tanınıp bildirmesi durumunda tanıklar da dinlendikten sonra dosya içerisinde mevcut diğer bilgi ve belgeler ile birlikte değerlendirilerek uyuşmazlık hakkında bir karar verilmesi gerekir

  • Takip borçlusu şirket ile lehine istihkak iddiasında bulunulan üçüncü kişi şirket arasında organik bağ olup olmadığı araştırılmalıdır.

Organik bağ kavramının kaynağını dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır. Organik bağ olup olmadığı ve muvazaa iddiaları araştırılırken; bu şirketlerin ayrıntılı ticaret sicil kayıt örneklerinin, bu kapsamda olmak üzere ilk kuruluşundan itibaren tüm ortak ve yetkili temsilcilerinin, şirket adreslerinin, pay (hisse) ve ortaklık değişikliklerinin, ortaklık yapılarının ve bu şirketlere ait vergi kayıtlarının getirtilerek incelenmesi gerekir. İspat yükünün ve takip borçlusu şirket ile üçüncü kişinin arasında organik bağ olup olmadığı şu şekilde belirlenmektedir;

  1. Haczin ödeme emrinin tebliğ edildiği takip adresinde yapılması,
  2. Haciz sırasında borçlu şirket yetkilisinin hazır bulunması,
  3. Üçüncü kişi şirket ile borçlu şirketin kurucu ortaklarının aynı kişiler ve akraba olmaları,
  4. Takip borçlusu şirket ile üçüncü kişinin aynı iş kolunda faaliyet göstermesi, mahcuzların üçüncü kişiye ait olduğuna ilişkin fatura bulunmaması,
  5. Kira sözleşmesine ilişkin faturanın yasal süreden ve haciz tarihinden sonra düzenlenmiş olması nedeniyle tahakkuk ettirilen verginin cezalı olarak haciz tarihinden sonra ödenmesi,
  6. Ödeme makbuzlarının deftere işlenmemiş adi yazılı belge niteliğinde olması,
  7. Demirbaş defterinde yazılı malın mahcuz mal ile aynı olduğunu tespite yarayacak hiçbir özelliğinin bulunmaması ölçüt olarak kullanılabilir.

Şirketlerde Organik Bağ ve Tüzel Kişiliğin Perdesinin Kaldırılması Nasıl Olmaktadır?

Tüzel kişilerde benimsenen mal ayrılığı (bağımsızlığı) ilkesi gereğince tüzel kişiliği oluşturan gerçek veya tüzel kişiler, oluşturdukları tüzel kişiliğin borçlarından sorumlu olmazlar. Ancak yasayı dolanma (kanuna karşı hile yapma), ayrı tüzel kişilik kavramına sığınarak onun ardında yer alan kişilerin taraf oldukları sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal etme ya da üçüncü kişilere zarar verme, sonra da tüzel kişilik kavramının ardına gizlenme dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı ilkelerine açıkça aykırı olup hukuk düzenince de korunamaz. Öğreti ve uygulamada kabul edilen tüzel kişilik perdesinin kaldırılması kuramı; bazı koşulların varlığı durumunda, tüzel kişilik ve mal ayrılığı ilkesi dikkate alınmadan, mevcut tüzel kişiliğin arkasına saklanan gerçek veya tüzel kişinin borçtan sorumlu tutulmasını ifade etmektedir.

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması, öğreti ve uygulamada genel olarak üç durumda mümkün görülmektedir: Birincisi şirketin borcu için şirkete ek olarak ortakların da borçtan sorumlu tutulmasıdır (perdenin düz kaldırılması). İkincisi ortağın borcu için ortağın yanında şirketin de borçtan sorumlu tutulmasıdır (perdenin ters çevrilerek kaldırılması). Üçüncüsü ise borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir kardeş şirketin sorumluluğuna gidilmesidir (perdenin çapraz kaldırılması). Perdenin çapraz kaldırılması yalnızca ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olmaktadır. Kardeş şirketler arasında perdenin kaldırılması kuramına başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur. Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeyi oluşturmaktadır.

“Organik bağ” ile “tüzel kişilik perdesinin kaldırılması kuramını” birbirine karıştırmamak gerekir: Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, pay (hisse) devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını gerektirmez. Organik bağ tespit edilse bile tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için salt alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz kaldırılmasında; her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı sonucunda, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir.

Organik bağın varlığı durumunda bir şirketin borçlarından dolayı bir başka şirketin mal varlığına el atılabilmekte iken tüzel kişilik perdesinin çapraz kaldırılması durumunda borçlu şirketin yanı sıra kardeş şirketin hatta istem durumunda kardeş şirketin ortaklarının mal varlığına bile el atılması mümkündür. Organik bağ ile perdenin çapraz kaldırılması kavramları birbirinin alternatifi olan kavramlar değildir. Bu nedenle aynı olayda hem organik bağ hem de tüzel kişilik perdesinin çapraz kaldırılması yolları işletilerek sonuca ulaşılabilmesi mümkündür.

İstihkak Davasında Yargılama Usulü Nedir?

İstihkak davası genel hükümlere göre görülür ve basit yargılama usulü uygulanır. İstihkak davaları ivedilikle ve diğer davalardan önce görülerek karar bağlanır. Bu nedenle istihkak davası adli tatilde görülebilir. İstihkak davası sırasında icra mahkemesince yalnızca bu davanın konusunu oluşturan mallar ve bu malların paraya çevrilmesi sonucu dosyaya giren bedelleri hakkında takibin durdurulmasına karar verilebilir. Takibin tümden durdurulmasına karar verilmemelidir. Zira tedbir kararı, ancak dava konusu olan şey hakkında verilebilir.

İstihkak davası devam ettikçe 106. Maddedeki satış isteme süreleri işlemez. İstihkak davaları maktu başvurma harcı ile nispi karar ve ilam harcı alınır. Yargıtay’a göre istihkak davalarında,” takip konusu alacak” ile dava konusu “ haczedilen malın değerinden “ hangisi az ise o değer üzerinden nispi karar ve ilam harcının dörtte biri (1/4’ü) peşin olarak alınır. Nispi karar ve ilam harcının peşin yatırılması gereken dörtte biri (1/4’ü) eksik yatırılmışsa veya hiç yatırılmamışsa dava harcı tamamlatıldıktan sonra, yargılamaya devam olunması gerekir. Bu durumda mahkemece ara karar ile tamamlanması istenilen harcın ne kadar olduğu ve nereye yatırılacağı eksiksiz olarak belirlenip uyulmamasının sonucu açıkça ihtar edilmek suretiyle davacı tarafa kesin süre verilmelidir. Süresi içinde harç yatırılmaz ise dosya işlemden kaldırılmalı ve HMY’nin 150. maddesi uyarınca süresinde tamamlanarak yenilenmez ise davanın açılmamış sayılmasına karar verilmelidir. Süresi içerisinde harç eksikliği tamamlanır ise yargılamaya devam edilerek esastan inceleme yapılmalıdır.

İstihkak davası açan üçüncü kişi yabancı uyruklu ise yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır (MÖHUY m. 48/1). Ayrıca dava açanın karşılıklılık esasına göre, teminattan bağışık tutulabileceği düzenlendiğinden (MÖHUY m. 48/2), bu husus mahkemece re’sen gözetilmelidir. Üçüncü kişi, hacze dayalı olarak istihkak davası açtığında (İİY m. 97/6- 9), davalı takip alacaklısı, aciz belgesi sunmak zorunda olmaksızın, karşı dava olarak tasarrufun iptali davası açabilir. (İİY m. 97/17, c. 1). Karşı dava olarak açılan iptal davası, genel mahkemelerde değil, icra mahkemesinde görülür. Karşı dava olarak açılan tasarrufun iptali davasının yanıt verme süresi içerisinde açılması gerekir.

istihkak davasi sureci
istihkak davasi sureci

İstihkak Davasının Tarafları Kimdir?

İstihkak davasında davacı, istihkak iddiasında bulunan üçüncü kişidir. Davalı ise haciz koyduran alacaklı ve şayet borçlu da üçüncü kişinin istihkak iddiasına itiraz etmişse borçludur. Kural olarak istihkak davasında borçlunun davalı gösterilmesi için üçüncü kişinin istihkak iddiasına karşı çıkmış olması gerekir.

Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre; borçlunun, istihkak iddiasına karşı tutumu belirli ise veya duruşmalara dahil edilmesi, işin esasına etki etmeyecekse davada taraf olarak gösterilmesi gerekmez. Başka bir anlatımla borçlunun, davacı üçüncü kişi yararına istihkak iddiasında bulunması veya haciz sırasında hazır bulunmasına karşın üçüncü kişinin istihkak iddiasına karşı çıkmaması (İİY m. 96/1) ya da yokluğunda yapılan hacizdeki üçüncü kişinin istihkak iddiası kendisine bildirilmesine karşın üç günlük süre içinde itiraz etmemesi (İİY m. 96/2) durumunda istihkak davasında davalı gösterilmesine gerek yoktur. Zira bu durumda borçlu istihkak iddiasını kabul etmiş sayılır. Haciz borçlunun yokluğunda yapılmış ve borçlu hacizden haberdar edilmemişse (103 davet kâğıdı tebliğ edilmemişse) onun istihkak iddiasına karşı tutumu belirlenememiş olur. Bu durumda borçlunun davalı sıfatı ile davaya katılmasının sağlanması amacıyla dava dilekçesi ekli duruşma davetiyesinin borçluya tebliğ edilmesi ve taraf teşkilinin sağlanması, bundan sonra karar verilmesi gerekir.

İstihkak Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme Nedir?

Görevli mahkeme, hacizden doğan istihkak davalarında görevli mahkeme icra mahkemesidir. Ancak 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Yasa’ya göre konulan hacizlerin kaldırılması için açılan davalarda görevli mahkeme, asliye hukuk mahkemesidir (6183 sayılı Y. m. 68, HMY m. 2)

Yetkili mahkeme, hacizden doğan istihkak davalarında yetkili mahkeme “asıl icra takibinin yapıldığı yer mahkemesi” ile “davalının yerleşim yeri mahkemesi”dir. Dava bu iki mahkemeden birinde açılabilir (İİY m. 4, 50, HMY m. 5, 6). Davalı birden fazla ise dava bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir (HMY m. 7/1). Hacizde istihkak davalarında kesin yetki kuralı öngörülmediğinden yetki itirazı ancak yanıt dilekçesinde ve ilk itiraz olarak ileri sürülebilir (HMY m. 19, 331). Yetki itirazı haklı bulunursa yetkisizlik kararı verilmesi gerekir.

İstihkak Davası Açma Süresi Nedir?

Üçüncü kişi, takibin ertelenmesi veya devamına ilişkin icra mahkemesi kararının kendisine tefhim veya tebliği tarihinden itibaren 7 içinde icra mahkemesinde istihkak davası açabilir (İİY m 97/6). Bu karar tefhim veya tebliğ edilmediği takdirde, hacizli mal satılıp bedeli alacaklıya ödeninceye kadar davacı üçüncü kişi tarafından istihkak davası açılabilir. Dava süresi içerisinde açılmazsa üçüncü kişi haciz koyduran alacaklıya karşı iddiasından vazgeçmiş sayılır ve alacaklı o malın satılmasını isteyebilir (İİY m. 97/6). Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, üçüncü kişinin yalnızca alacaklıya karşı istihkak isteminden vazgeçmiş olduğudur. Yoksa üçüncü kişi, borçluya karşı da istihkak iddiasından vazgeçmiş sayılmaz. Üçüncü kişi borçluya karşı nedensiz (sebepsiz) zenginleşme davası açabilir.

Dava açma süresi bakımından iki durum önemlidir:

(1) Üçüncü kişinin istihkak iddiasını icra müdürlüğüne bildirmesi: Haczin İİY’nin 97. maddesine göre yapılması durumunda, üçüncü kişi istihkak iddiasında bulunabilir. Üçüncü kişinin istihkak iddiası üzerine icra müdürünce istihkak prosedürünün (İİY m. 97/1) işletilmesi, yani alacaklıya ve borçluya istihkak iddiasına karşı diyeceklerini bildirmesi için üç günlük süre verilmesi (İİY m. 96/2) ve istihkak iddiasına karşı alacaklı veya borçlu tarafından itiraz edilirse takibin devamı veya ertelenmesi konusunda bir karar verilmesi için dosyanın icra mahkemesine gönderilmesi (İİY m. 97/1) gerekir.

  1. İstihkak prosedürünün işletilmesi: Üçüncü kişi istihkak iddiasını bildirdikten sonra, icra müdürlüğünce istihkak prosedürü işletilmişse üçüncü kişi, bu prosedür sonunda icra mahkemesince verilecek takibin ertelenmesi veya devamına yönelik kararın tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde istihkak davasını açabilir (İİY m. 97/6). Her iki durumda da yani, gerek “takibin ertelenmesine” gerekse “takibin devamına” karar verilmesi durumunda, dava açma yükümlülüğü üçüncü kişidedir. Takibin ertelenmesi kararı dava açma yükümlülüğünün yer değiştirmesine neden olmaz. Bu nedenle icra mahkemesince her iki durumda da dava açması için üçüncü kişiye süre verilmesine karar verilmesi gerekir. Üçüncü kişi yerine alacaklı tarafa dava açmak üzere süre verilemez.
  2. İstihkak prosedürünün işletilmemesi: Üçüncü kişi istihkak iddiasını bildirdikten sonra, icra müdürlüğünce istihkak prosedürü işletilmemişse dava açma süresi işlemeye başlamaz. Bu durumda üçüncü kişi davasını hacizli mal satılarak bedeli alacaklıya ödeninceye kadar açabilir. Bu durumda üçüncü kişi, icra mahkemesinin kararı kendisine tefhim veya tebliğ edilinceye kadar her- hangi bir süre ile bağlı olmaksızın (karar tefhim veya tebliğ edildikten sonra ise ancak yedi gün içinde) icra mahkemesinde doğrudan istihkak davası açabilir. Zira davacının, icra müdürlüğü tarafından yasal prosedürün uygulanmasını beklemeden, doğrudan istihkak davası açılmasını engelleyen yasal bir düzenleme bulunmamaktadır.

(2) Üçüncü kişinin istihkak iddiasını icra müdürlüğüne bildirmemesi: Üçüncü kişi icra müdürlüğüne istihkak iddiasını bildirmek yerine, haczi öğrendiği tarihten itibaren yedi gün içinde, icra mahkemesinde doğrudan istihkak davası açabilir (İİY m. 97/9). İcra ve İflas Yasası’nda “kendisine istihkak isteminde bulunma olanağı verilmemiş olan üçüncü kişi” ifadesine yer verilmişse de (İİY m. 97/9), bunu “istihkak iddiasını bildirmek ve istihkak prosedürünün tamamlanmasını beklemek istemeyen üçüncü kişi” olarak anlamak gerekir. Bu durumda üçüncü kişi haczedilen şey hakkında veya satılıp da bedeli henüz alacaklıya verilmemişse bedeli hakkında istihkak davası açabilir (İİY m. 97/9).

İstihkak Davasının Koşulları Nelerdir?

İstihkak iddiasının ve davasının söz konusu olabilmesi için öncelikle geçerli bir haczin bulunması gerekir. Geçerli bir haciz yoksa veya konulan haciz kaldırılmasına karşın istihkak davası açılmışsa davanın usulden reddi gerekir. Örneğin haczin dayanağı olan ihtiyati haciz kararı 05.01.2021 tarihinde verilmiş, haciz işlemi ise 10 günlük süre geçtikten sonra 10.02.2021 tarihinde uygulanmışsa ihtiyati haciz kararı İİY’nin 261. maddesi gereğince kendiliğinden kalkacağından, geçerli bir haczin varlığından söz edilemez. Mahkemece davanın usulden reddi gerekir.” Ancak haciz, istihkak davası açıldıktan sonra düşer veya kaldırılırsa bu takdirde dava konusuz kaldığı için “esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına” yönelik karar verilir. Yargıtay’a göre, istihkak davalarında geçerli bir haczin bulunması dava koşulu olup hüküm kesinleşinceye kadar yargılamanın her aşamasında mahkemece re’sen gözetilmesi gerekir.

  • İstihkak davası açılabilmesi için haczin türü (kesin, geçici, ihtiyati haciz olup olmaması) önemli değildir. İhtiyati haciz konulan mallar için istihkak davası açılabilir. Ancak ihtiyati tedbir, bir haciz işlemi olmadığından, ihtiyati tedbir konulan mallar için istihkak iddiasında bulunulamaz ve istihkak davası açılamaz; genel hükümlere (TMY m. 683) göre istihkak davası açılabilir.
  • Rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takipte, bir haciz işlemi olmamasına karşın, Yasa’daki açık hüküm (İİY m. 150/g) nedeniyle istihkak iddiasında bulunulabilir ve istihkak davası açılabilir.
  • Kıymet takdiri, haciz işlemi olmadığından taşınır malın kıymet takdirinin yapılması istihkak davası açılmasına olanak sağlamaz.
  • Borçlu hakkında devam eden bir iflas davası olduğu bildirilmişse mahkemece bu yönde bir araştırma yapılmalıdır. Zira iflas davasının sonucunda verilecek iflas kararı kesinleştiğinde borçlu hakkındaki icra takipleri düşeceği için dava konusu haciz de ortadan kalkacaktır (İİY m. 193/2). İstihkak davasının sonucuna etki edeceği için iflas ile ilgili davanın araştırılarak varsa sonucunun bekletici sorun yapılması gerekir.

İstihkak davasının görülebilmesi için geçerli ve süresinde yapılmış bir istihkak iddiasının bulunması gerekir. Borçlunun üçüncü kişi lehine, üçüncü kişinin kendi lehine, borçlu ile birlikte malı elinde bulunduran üçüncü kişinin diğer bir üçüncü kişi lehine istihkak iddiasında bulunması mümkündür (İİY m. 96/1, 85/2). Kural olarak kiracının istihkak iddiasında bulunma hakkı yoktur. Zira borç ilişkisinden kaynaklanan kişisel haklar sözleşmenin tarafı olmayan kişilere karşı ileri sürülemez. Üçüncü kişi yalnızca kiracılık sıfatına dayanmışsa onun tarafından ileri sürülen geçerli bir istihkak iddiası olmadığından istemin hukuksal yarar yokluğundan reddi gerekir (HMK m. 114/h, 115/2)

İstihkak Davası Sonucunda Verilebilecek Kararlar Nedir?

İcra mahkemesi, üçüncü kişiyi haklı bulursa davanın kabulüne karar verir. İstihkak davası kabul edilince, üçüncü kişinin istihkak iddia ettiği hak mülkiyet hakkı ise icra mahkemesi kararının kesinleşmesiyle birlikte dava konusu mal üzerindeki haciz kalkar. Mülkiyet dışındaki bir hak söz konusu ise mahcuzlar istihkak davasının konusunu oluşturan hakla yüklü olarak haczedilmiş olur. Üçüncü kişinin istihkak iddia ettiği hak mülkiyet hakkı ise ve bu hakkın varlığı ispatlanmışsa “davanın kabulüne ve mahcuzlar üzerindeki haczin kaldırılmasına” karar verilmesi gerekir. Ancak dava konusu malın üçüncü kişiye teslimine karar verilemez. Zira istihkak davası, malın geri verilmesine yönelik bir edim davası değildir. Üçüncü kişinin (rehin alacaklısının) istihkak iddia ettiği hak, rehin hakkı ise ve istihkak davasında haczedilen mal üzerinde rehin hakkının bulunduğu ispatlanmışsa “davanın kabulüne ve hacizli malın rehin hakkı ile yüklü olarak haczedilmiş sayılmasına” karar verilmesi gerekir.

Davacı üçüncü kişi, dava dilekçesinde hem haczedilen taşınırlar yönünden istihkak iddiasında bulunmuş hem de dosyaya çekince ile (ihtirazi kayıtla) ödenen para yönünden istemde bulunmuşsa taşınırlar üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilince davalının çekince (ihtirazi kayıtla) ödediği bedelin davacıya geri verilmesine, takip dosyasındaki para alacaklıya ödenmiş ise alacaklıdan alınarak davacıya geri verilmesine karar verilmesi gerekir. Davanın kabulü durumunda itiraz eden alacaklı veya borçlunun kötü niyetli olduğu saptanırsa bunların aleyhine, haczolunan malın değerinin yüzde onbeşinden (%15’inden) az olmamak üzere tazminata hükmedilir. İstihkak davalarında takip konusu alacak ile hacizli mal değerinden hangisi az ise o değer üzerinden tazminata karar verilmesi gerekir. Üçüncü kişi yararına tazminata hükmedilebilmesi için istihkak iddiasının kabul edilmesinin yanı sıra, alacaklının kötü niyetli olması, yani mahcuzların üçüncü kişiye ait olduğunu bildiği hâlde haczi yaptırması gerekir.

İstihkak davasının kabulüne ilişkin kararlar mülkiyetin tespiti ile ilgili olduğundan kesinleşmeden icra (infaz) edilemez. Haczin kaldırılıp mahcuzun istihkak davacısına teslimi, takip hukuku yönünden verilen kararın kesinleşmesine bağlıdır. Aksinin kabulü alacağın teminatı olan mahcuzun kaçırılmasına veya ziyaına neden olur. Bu durumda istihkaka ilişkin mahkeme ilamı kesinleşmeden istihkak konusu mallar geri verilemez; bu mallarla ilgili haczin kaldırılması ve yediemin değişikliği işlemi yapılamaz.’

İstihkak davası kabul edilince, “takip konusu olan alacak miktarı” ile dava konusu olan “haczedilen malların (mahcuzların) değeri” karşılaştırılarak hangisinin değeri az ise onun üzerinden bakiye nispi harç alınır.” Öte yandan davada kendisini vekille temsil ettiren davacı üçüncü kişi yararına nispi harca esas olan dava değeri üzerinden nisbi vekâlet ücreti takdiri gerekir (AAÜT m. 11/4, son c.) İcra mahkemesi üçüncü kişiyi haksız bulursa istihkak davasının reddine karar verir. Davanın reddi kararı bir tespit hükmü niteliğinde olup mahcuzların üçüncü kişiye ait olmadığı ve haczin geçerli olduğu tespit edilmiş olur. Bu kararla mal üzerindeki haciz kesinleşir. İstihkak davası reddedilince daha önce takibin durdurulmasına karar verilmişse bu dava dolayısıyla alınması geciken miktarın yüzde yirmisinden (%20’sinden) az olmamak üzere davacı aleyhine tazminata hükmedilir (İİY m. 97/13).

Yargıtay’a göre, davanın reddinde hükmedilen tazminat, kötü niyet yaptırımı olmayıp esasen alacaklı lehine getirilmiş bir gecikme tazminatı olarak nitelendirilmelidir. Tazminata hükmedilebilmesi için istihkak davasının reddi yeterli olmayıp ayrıca İİY’nin 36. maddesinde gösterilen teminatlardan biri karşılığında takibin ertelenmesine (durdurulmasına) karar verilmiş olması ve bu kararın fiilen uygulanması (icra edilmesi) gerekir (İİY m. 97/13). İcra takibinin ertelenmesine karar verilmiş olmasına karşın bu karar icra edilmemişse tazminata hükmedilmez. Tazminata hükmedilebilmesi için alacaklının istemi gerekip gerekmediği tartışmalıdır. Davanın reddi hakkındaki karara karşı istinaf veya temyiz yoluna başvuran davacı icra dairesinden 36. maddeye göre süre isteyebilir (İİY m. 97/14). Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına göre, istihkak davasının reddine yönelik ilamlar kesinleşmeden uygulanabilir. Bu ilamların kesinleşmeden uygulanıp uygulanamayacağı yönündeki şikâyetler ise yedi günlük süreye tabidir (İİY m. 16/1).”

Borçlu şirket hakkında iflas kararı verilmiş ve bu karar kesinleşmişse borçlu hakkındaki icra takipleri düşer ve bu nedenle uygulanan hacizler de ortadan kalkar (IIY m. 193/2). Bu durumda, hacizlerin kalktığı için dava konusuz kaldığından, istihkak davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek, yargılama giderleri ile maktu karar ve ilam harcı ile nispi vekalet ücretinin davanın açılmasına neden olan tarafa yükletilmesi gerekir. Takip dosyasının infazen işlemden kaldırılması durumunda istihkak iddia edilen taşınır mallar üzerindeki haciz de kalkacağından dava konusuz kalır. İstihkak davası sonucunda verilen hüküm, aynı taraflar için aynı mahcuzlar bakımından aynı hakka dayanarak açılan ikinci davada kesin hüküm oluşturur. Ancak borçlu davanın tarafı değilse verilen karar onun hakkında kesin hüküm oluşturmaz.

İflasta İstihkak Davası

İflas yolu ile takipte de bir malın müflise ait olup olmadığı ve dolayısıyla masaya dâhil olup olmayacağı konusunda çıkan uyuşmazlıklar istihkak davası yolu ile çözümlenecektir. İflas açıldığında, iflas masasına dâhil edilen bir mal hakkında üçüncü kişi istihkak iddiasında bulunabileceği gibi, üçüncü kişideki bir mal hakkında müflis veya alacaklıların da istihkak iddiasında bulunması mümkündür.

Hacizdeki istihkak iddiasından farklı olarak iflasta üçüncü kişinin istihkak iddiasının konusu yalnızca “mülkiyet”tir. Mülkiyet dışındaki ayni haklar ve güçlendirilmiş kişisel haklar için istihkak prosedürü işletilemez ve istihkak iddiası dinlenemez. Bu hak sahipleri, mülkiyet iddiası dışındaki bütün istemlerini iflas masasına alacak olarak yazdırmalı, istemleri iflas idaresi tarafından reddedilirse sıra cetveline itiraz davası (İİY m. 235) açmalıdır. İflasta, mülkiyet iddiası varsa istihkak davası, mülkiyet dışında bir iddia varsa sıra cetveline itiraz davası açılmalıdır.

  1. Malın Masanın Elinde Olması

İstihkak iddiasında bulunulan mal iflas masasının (borçlu müflisin da onunla birlikte bulunan üçüncü kişinin) elindeyse bu durumda iflas idaresi bu malı müflisin mallarının tutulduğu deftere kaydeder ve mal hakkında istihkak iddiası bulunduğunu deftere yazar (İİY m. 212). Üçüncü kişiler bir malın kendilerine ait olduğunu ileri sürerse bu malın kendilerine verilip verilmeyeceğine iflas idaresi karar verir (İİY m. 228/1). Yani üçüncü bir kişinin istihkak iddiası hakkında karar verme yetkisi iflas idaresine aittir (IIY m. 228/1).

İflas idaresi yaptığı incelemeden sonra malın istihkak iddiasında bulunan üçüncü kişiye ait olduğuna karar verirse istihkak iddiasını kabul eder. Ancak iflas idaresi, istihkak iddiasını kabul edince malı hemen üçüncü kişiye teslim etmemeli, ikinci alacaklılar toplantısına (İİY m. 237) kadar malı elinde tutmalıdır. Zira ikinci alacaklılar toplantısı, istihkak iddiasının kabulü hakkındaki iflas idaresi kararını doğru bulmayarak değiştirebilir ve iflas idaresine bu istihkak iddiasını reddetmesini emredebilir.

İflas idaresi üçüncü kişinin istihkak iddiasını reddederse üçüncü kişiye yedi gün içerisinde icra mahkemesinde istihkak davası açması için süre verir. İstihkak iddia eden kişi yedi gün içinde bu davayı açmazsa istihkak iddiasından vazgeçmiş sayılır (İİY m. 228/2). Bu durumda üçüncü kişi artık iflas masasına karşı istihkak iddiasında bulunamaz. Üçüncü kişinin bu vazgeçmesi, yalnızca iflas masasına karşıdır; müflise yönelik değildir. Bu nedenle iflas kaldırılırsa üçüncü kişi, bu malı müflisten isteyebilir ve müflis vermezse ona karşı normal bir istihkak davası açabilir.

Yargıtay’a göre iflasta istihkak iddiası, malın satışından elde edilen bedelin paylaştırılması sonuçlanıncaya kadar ileri sürülebilir. İflas idaresinin istihkak iddiasını reddetmesi üzerine verilen kararın tebliğinden sonraki yedi gün içinde de davanın açılması gerekir (¡¡Y m. 228). Dava açılmadan bedel paylaştırması sonuçlanmışsa ya da dava yedi gün içinde açılmamışsa işin esasına girilmeden dava koşulu yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekir. İstihkak davasında davacı istihkak iddiasında bulunan üçüncü kişi, davalı ise iflas masasının yasal temsilcisi olan iflas idaresidir. Öğretide üçüncü kişinin, hukuksal yararı varsa müflisi de davalı olarak gösterebileceği kabul edilmektedir.

İstihkak davasında görevli mahkeme icra mahkemesidir (İİY m. 228/2, 4). İstihkak davası genel hükümler çerçevesinde ve basit yargılama usulüne göre incelenir (İİY m. 228/3). İcra mahkemesi, gerektiğinde istihkak iddia eden davacıdan iflas masasının olası zararına karşı teminat isteyebilir (İİY m. 228/4). Hacizdeki istihkak davaları hakkındaki usul ve özellikle ispat hükümlerinin (İİY m. 97, 97/a) niteliğine aykırı düşmedikçe, iflastaki istihkak davaları hakkında da uygulanması gerekir. İcra mahkemesi üçüncü kişiyi haklı bulursa istihkak davasını kabul eder. Bu durumda üçüncü kişinin istihkak iddia ettiği mal, masadan çıkarılır ve üçüncü kişiye teslim edilir.

İflas idaresi, dava konusu malı satmış ise üçüncü kişi, malın bedelini iflas masasından alır. Bu durumda iflas idaresi, malın bedelini (hiçbir indirim yapmadan) tam olarak üçüncü kişiye vermekle yükümlüdür. İcra mahkemesi üçüncü kişiyi haksız bulursa istihkak davasını reddeder. Bu durumda istihkak iddia edilen malın müflise ait olduğu icra mahkemesi kararı ile tespit edilmiş olur ve mal masada kalır. Bunun üzerine iflas idaresi mali satar ve bedelini alacaklılara paylaştırır. Öğretide davanın kabulü durumunda iflas idaresinin, reddi durumunda ise üçüncü kişinin asgari yüzde yirmi tazminata mahkûm edilemeyeceği kabul edilmektedir. Zira tazminata ilişkin hükümler (İİY m. 97/8) açık bir yollama olmaması nedeniyle burada uygulanamaz. İstihkak davası sonucunda verilen karar, iflas idaresi ile üçüncü kişi arasında kesin hüküm oluşturur; ancak müflis davada taraf olarak gösterilmemişse müflis ile üçüncü kişi arasında kesin hüküm oluşturmaz.

  1. Malın üçüncü kişinin elinde olması

İflastaki istihkak davasına ilişkin hükümde (İİY m. 228) yalnızca malın masanın elinde bulunması durumunu düzenlemiş, malın üçüncü kişinin elinde bulunması durumu ise düzenlememiştir. İstihkak iddiasına konu malın üçüncü kişinin elinde bulunması durumunda açılacak istihkak davası, medeni hukuk hükümlerine tâbidir. Bu nedenle aslında yalnızca malın borçlunun veya borçluyla birlikte üçüncü kişinin elinde bulunması olasılığında uygulanacak prosedür, iflasta istihkak davası olarak nitelendirilmektedir.

Üçüncü kişinin elinde olan bir malın alacaklılar veya müflis tarafından müflise ait olduğunun iddia edilmesi durumunda, mülkiyet karinesi gereği malı zilyet sıfatıyla elinde bulunduran üçüncü kişi malik sayılır (TMY m. 985/1). Bu durumda üçüncü kişinin elinde bulunan mal ondan alınmaz, ancak müflisin mallarının kaydedildiği deftere yazılır (İİY m. 212). Malın üçüncü kişinin elinde olması durumunda artık İcra ve İflas Yasası’ndaki iflasta istihkak davasına ilişkin hükümler (İİY m. 228) uygulanmaz. İflas idaresi, üçüncü kişiye icra mahkemesinde dava açması için süre de veremez Bu durumda masanın yasal temsilcisi olan iflas idaresinin üçüncü kişiye karşı genel hükümlere göre bir istihkak davası açması gerekir.

İflas idaresinin açacağı istihkak davası normal bir hukuk davası olup Hukuk Muhakemeleri Yasası hükümlerine tabidir. Görevli mahkeme genel mahkemelerdir. Yetkili mahkeme genel hükümlere göre belirlenir. Bu davanın yedi gün içinde açılması gerekmez. İflasta malın üçüncü kişinin elinde olduğu durumlarda açılan istihkak davası ile masanın elinde olması durumunda açılan istihkak davası arasında görevli mahkeme açısından önemli bir fark vardır: İflasta mal masanın elindeyse istihkak davası icra mahkemesinde görülür (İİY m. 228/2, 4). Oysa mal masanın değil de üçüncü kişinin elindeyse istihkak davası icra mahkemesinde değil, genel hükümlere göre genel mahkemelerde görülür.

İflas masasını temsil yetkisi iflas idaresinde olduğundan davaları takip yetkisi iflas idaresindedir. Ancak müflisin bu davalarda tanık sıfatıyla dinlenmesi mümkündür. Davada iflas idaresinin iddiaları haklı bulunursa davanın kabulüne karar verilir ve mal iflas masasına girer ve satılır. Bu durumda üçüncü kişinin malı iflas masasına teslim etmesi gerekir. Ancak istihkak iddiasıyla ilgili durum kesinleşene kadar mal üçüncü kişinin elinden alınmaz ve malın satışı gerçekleştirilemez.

Davada üçüncü haklı bulunursa malın ona ait olduğu tespit edilir ve iflas idaresi yargılama giderlerine mahkûm edilir. İflasta istihkak davaları nispi harca tabi olup “alacak tutarı” ile “dava konusu mahcuzların” değerinden hangisi az ise o değer üzerinden hesaplanacak nispi karar ve ilam harcının 1/4’ünün peşin olarak yatırılması gerekir. Peşin harç eksik yatırılmışsa harç tamamlanmadan yargılamaya devam edilemez (Harçlar Y. m. 30). Bu durumda harç eksikliğinin tamamlanması için davacıya süre verilmeli, verilen sürede harç eksikliği giderilmediği takdirde dosya işlemden kaldırılmalı (Harçlar Y. m. 30), işlemden kaldırıldığı tarihten itibaren üç ay içinde harç eksikliği tamamlanarak yenileme isteminde bulunulmazsa davanın açılmamış sayılmasına karar verilmelidir. (HMY m. 150/5)

İstihkak Davası Hakkında Yargıtay Kararları

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E. 2018/12158 K. 2020/4576 T. 7.7.2020

  • İstihkak Davası

Dava konusu haciz, borçluya ödeme emri tebliğ edilen adreste veya dayanak senette yazılı adreste yapılmamış, üçüncü kişinin ticaret sicilde kayıtlı şube adresinde haciz yapılmıştır. Haciz mahallinde borçlu hazır bulunmuş ise de, borçlu üçüncü kişinin sigortalı çalışanı olduğunu beyan etmiş, beyanı dosya kapsamındaki SGK kayıtları ile doğrulanmıştır. Haciz mahallinde borçlunun isminin geçtiği kartvizit bulunmuş ise de, kartvizitte borçlunun yetkili, müdür vs gibi bir sıfatı bulunduğuna dair ibare yer almamakta olup, anılan belge karinenin belirlenmesinde tek başına yeterli görülmemiştir Öte yandan, üçüncü kişi şirket borcun doğumundan çok önce kurulmuş, ortakları arasında borçlu yer almamaktadır. Buna göre, mülkiyet karinesi davacı üçüncü kişi lehine olup, davanın İİK m. 96 gereğince üçüncü kişi tarafından açılması ispat yükünün yer değiştirmesine neden olmaz. Mülkiyet karinesinin aksinin davalı alacaklı tarafından inandırıcı ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerekir. Ne var ki, davalının dayandığı deliller karinenin aksini ispat için yeterli görülmemiştir. Bu nedenle davanın kabulüne dair İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.


Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2017/13121 K. 2020/87 T. 14.1.2020

  • İstihkak Davası

İspat yükü altında olan ve karinenin aksini her türlü delille kanıtlama olanağına sahip olan üçüncü kişi, haczedilen hayvanların kendisine ait olduğunu, hayvan pasaportlarının bulunduğunu iddia etmekte olup, delil olarak ise hayvan pasaportları ile çiftçi destekleme alım kaydına dayanmıştır. Ne var ki, hayvan pasaportları, ilgilinin beyanına dayalı olarak düzenlendiklerinden, istihkak davalarında güçlü delil teşkil etmezler. Öte yandan, diğer delillerle desteklenemeyen tanık beyanları da ispata yeterli görülmemiştir. Bu maddi ve hukuki olgular ile mevcut deliller birlikte değerlendirildiğinde, davacı üçüncü kişinin İİK’nin 97/a maddesindeki mülkiyet karinesinin aksini güçlü ve inandırıcı delillerle ispatlayamaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.


Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2015/18072 K. 2017/8864 T. 13.6.2017

  • İstihkak Davası

İ.İ.K. 97/6. fıkrasında, üçüncü şahsın icra mahkemesi kararının tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesine istihkak davası açması gerektiği düzenlenmiştir. İcra Müdürlüğü’nce İİK’nun 96/1-2. maddelerindeki istihkak prosedürü yürütülerek, alacaklının süresinde itirazı halinde; İİK’nun 97. maddesi uyarınca dosyanın, takibin devamı veya durdurulması hakkında bir karar vermek üzere İcra Mahkemesine tevdi edilmesi gerekir. Üçüncü kişi, bu kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde dava açabilir. Bu çerçevede takibin durdurulması kararı dava açma yükümlülüğünün yer değiştirmesine neden olmadığından, takibin devamı veya durdurulmasına ilişkin her iki halde de dava açma yükümlülüğü 3. kişidedir. Bu nedenle dava açması için 3. kişiye yedi gün süre verilmesine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmadığı gibi, takibin talikine karar verilmesiyle yetinilmesi gerekirken, 3. kişi tarafından İİK’nun 97. maddesi kapsamında usulüne uygun olarak açılmış bir dava bulunmadığı halde, istihkak iddiasının kabulüne karar verilmesi de hatalı olmuştur.


Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2016/8084 K. 2019/2662 T. 13.3.2019

  • İstihkak Davası

Somut olayda, 05.09.2014 tarihli haciz esnasında borçlunun hazır olduğu, istihkak iddiası olmadan dava konusu masa ve sandalyelerin haczedildiği, 02.12.2014 tarihinde haciz adresine bu sefer muhafaza işlemi için gidildiği, Mahkemece her ne kadar muhafaza tarihi olarak 02.11.2014 tarihi esas alınmış ise de, bu işleme yönelik harç makbuzunun 11.11.2014 tarihli olduğu, yine haciz adresine ulaşımı sağlayan araç sahibince kesilen faturanın 02.12.2014 tarihli olduğu, bu durumda tutanakta tarihe ilişkin maddi hata yapıldığının kabulü gerektiği, 02.12.2014 tarihinde adreste hazır olan ve 05.09.2014 tarihli haczi muhafaza tarihinden önce öğrendiği iddia ve ispat edilmeyen üçüncü kişinin, İİK’nin 8. maddesi uyarınca aksi ispat edilene kadar muteber olan tutanak içeriğine göre kendi lehine istihkak iddiasında bulunduğu, eldeki davanın ise öğrenme tarihinden itibaren yedi günlük yasal süre içerisinde 03.12.2014 tarihinde doğrudan açıldığı anlaşılmıştır.

X
kadim hukuk ve danışmanlık