Ceza Hukuku

Haksız Tahrik

Haksız tahrik 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 29.maddesinde hükme bağlanmış bir müessesedir. Söz konusu müessese, insan psikolojisinde bulunan “buhran” haline hukuki sonuçlar tanınmasını ifade eder ve genel nitelikte suça etki eden nedenler arasında yer almaktadır. Suça etki eden neden ifadesi ile anlatılmak istenilen, suçun ağırlığını etkileyen, yani suçun daha ağır veya daha hafif hale gelmesi ve dolayısıyla, suçun basit şekline ait cezanın değişmesi sonucunu doğuran veya süjenin suça eğiliminin belirtilerini ortaya koyan nedendir. Genel nitelikte ifadesi ile anlatılmak istenilen ise, işlenilen suç ne olursa olsun ve kim tarafından işlenirse işlensin, şartları oluştuğu takdirde ilgili hükmün uygulanacağıdır.

Haksız tahrik müessesi ise, yukarıda anlatılan bilgiler ile kısaca ifade edilecek olursa, işlenilen suç ne olursa olsun ve kim tarafından işlenirse işlensin, şartları oluştuğu takdirde hafifletici neden olarak uygulanacak bir müessesedir. Haksız tahrik, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 29.maddesinde “Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

Haksız Tahrik Şartları

Yukarıda belirtilen ilgili kanun maddesinde de yer aldığı üzere, haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye işlenilen suç ne olursa olsun aşağıda belirtilecek şartlar oluştuğu takdirde ceza indirimi uygulanacaktır. Söz konusu bu şartlar:

  • İnsandan Kaynaklı Tahrik Edici Bir Fiil Olması Şartı

Haksız tahrikten bahsedilebilmesi için öncelikle insandan kaynaklanan tahrik edici bir fiil olması gerekmektedir. İlgili gerekliliğin sağlanabilmesi için, tahrik edici fiili gerçekleştiren kişinin, isnat edilebilir olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır. Başka bir deyişle, tahrik edici fiili gerçekleştiren kişinin anlama ve isteme yeteneğine sahip olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.

Burada belirtmek gerekir ki ortada hayvandan kaynaklanan bir hareket söz konusuysa, bu hareketin haksız tahrike neden olabilmesi için, bu hayvanın bir insan tarafından kullanılması ya da tahrik edici hareketlere hayvan sahibinin kusurlu davranışlarının sebep olması durumlarında tahrik edici bir fiil olduğu kabul edilmektedir.

Bahsedilen tahrik edici fiil için, şu fiiller tahrik edici fiillerdir şeklinde kesin nitelikte bir ayrım bulunmamaktadır. Bu nedenle fiilin tahrik edici olup olmadığı, fiilin çeşitli özellikleri göz önünde bulundurularak hakim tarafından karar verilecek bir husustur.

Ayrıca, tahrik edici fiilin mutlaka tepkide bulunan kişiye karşı işlenmesi gerekmemektedir. Tahrik edici bir fiilin, tepkide bulunan kişinin bir yakınına veya sevdiği bir kişiye karşı işlenmiş olması da mümkündür. Hatta ve hatta, tahrik edici bir fiilin tepkide bulunan kişiye tamamen yabancı bir kişiye karşı işlenmiş olması da mümkündür. Örneğin, sokakta bir çocuğun sebepsiz yere dövüldüğünü görmesi üzerine hiddete kapılan ve bu durumun etkisiyle çocuğu döven şahsa karşı yaralama fiilinde bulunan kişinin durumu bu şekildedir. Bahsedilen bütün bu hallerde de, haksız tahrikten bahsedilebilmesi için tahrik edici bir fiil olması şartı gerçekleşmiş olacaktır.

  • Tahrik Edici Fiilin Haksız Olması Şartı

Haksız tahrik müessesesine başvurabilmek için gerekli bir diğer şart, tahrik edici fiilin haksız olması şartıdır. Öyle ki, haklı bir fiilden ötürü buhrana kapılıp tepki gösteren kişinin haksız tahrikten yararlanması mümkün değildir. Bir fiilin haksız ya da haklı olduğu değerlendirmesi, toplumda geçerli olan değer hükümlerine göre hâkim tarafından belirlenecek bir durumdur.

Bir fiilin haksız sayılabilmesi için o fiilin haksız fiil veya suç olması gerekmez; öyle ki, bu fiilin uygar şekilde birlikte yaşamayı düzenleyen sosyal veya ahlaki kurallar yönünden haksız olması dahi yeterlidir. Hatta ve hatta meşru bir davranış, gerçekleştiriliş şekli nedeniyle tahrik edici bir nitelik kazanabilir ve meşru olan bu davranış böyle bir nitelik kazandığında haksız bir fiil sayılabilecektir.

Ancak, haksız bir fiil ile başkasını tahrik eden kişi, tahrik edilenin tepkisi karşısında, söz konusu tepki nedeniyle tahrik edildiğini ileri süremeyecektir. Başka bir deyişle, haksız tahrike karşı haksız tahrik ileri sürülemeyecektir.

  • Haksız Tahriki Oluşturan Fiilin Failde Hiddet veya Şiddetli Eleme Neden Olması Şartı

Haksız tahrik hükümlerinden yararlanılabilmesi için failin, suçu, hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında işlemiş olması gerekir. Ayrıca, suç anında bu hiddet veya şiddetli elemin etkisinin devam edip etmediğinin belirlenmesi gerekmektedir.

Bu belirlemenin sebebi, şudur ki, hiddet ve şiddetin etkisi bir müddet devam edebilmektedir. Zira tepkinin tahrik fiilinin hemen sonrasında gösterilmiş olması şart değildir.

  • Hiddet veya Şiddetli Elemin, Haksız Tahriki Oluşturan Fiilden Kaynaklanması Şartı

Haksız tahrik hükümlerinden yararlanalabilmek için, failin hissettiği şiddetli elemin veya hiddetin, haksız tahriki oluşturan fiilden kaynaklanması gerekmektedir. Başka bir nedenden kaynaklanan şiddetli elem ve hiddet, haksız tahrik teşkil etmemektedir.

  • Failin İşlediği Suçun, Hiddet veya Şiddetli Elem Halinin Bir Tepkisi Olarak Tahrik Eden Kişiye Karşı Ortaya Çıkması Şartı

Türk Ceza Kanunu’nun haksız tahrik müessesesini kaleme aldığı madde de her ne kadar açık bir şekilde belirtilmiştir. Failin işlediği suçun hiddet veya şiddetli elem halinin bir tepkisi olarak tahrik eden kişiye karşı ortaya çıkması gerekmektedir. Bu şart ile Ceza Kanunu’muz birisinin tahriki sonucunda başka kişilere tepki verilmesi halinin önüne geçmektedir. Tahsız tahrik bu şartların birlikte gerçekleşmesi durumunda uygulanır.

Haksız Tahrik ve Meşru Müdafaa (Savunma) Arasındaki Fark

Meşru müdafaa 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 25. Maddesinin 1. Fıkrasında yer alan bir hukuki kurumdur. İlgili maddedeki düzenleme, “Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.” şeklindedir.

İlgili maddede yer alan şekilde ve yukarıda anlatılan açıklamalarla beraber değerlendirildiğinde meşru müdafaa kurumu ve haksız tahrik kurumu arasında bir takım ortak noktalar bulunmasının yanı sıra, farklı iki kurumlar olarak temel farklılıkları da mevcuttur.

Meşru müdafaa müessesinde de tıpkı haksız tahrik müessesinde olduğu gibi, failin tepkisiyle karşılaşan mağdurun, haksız bir saldırısının olması gerekmektedir. Haksız tahrik bu sebeple meşru müdafaa ile benzerdir.

Öncelikle belirtilmelidir ki meşru müdafaa hukukumuzda hukuka uygunluk nedenlerinden bir tanesi olarak incelenmiş ve kabul görmüştür. Başka bir deyişle, meşru müdafaa oluştuğu takdirde suç oluşmayacaktır. Tahrik ise, yukarıda da belirtildiği gibi hukukumuzda suça etki eden nedenlerden bir tanesi olarak incelenmiş ve kabul görmüştür. Yani, haksız tahrik halinde, suç ortadan kalkmaz ancak failin kusurunun azlığı düşünülür ve suçun cezasında indirim uygulanacaktır.

Bir diğer fark ise, meşru savunmada hali hazırda devam eden yahut tekrar edilmesi muhakkak olan haksız bir saldırıya anında derhal tepki verilmesi söz konusu iken haksız bir fiili işleyen mağdurun fiili sona ermiş, ancak bu eylemden dolayı hiddet veya şiddetli elem hisseden fail, bu durumun sonucunda mağdura tepki vermiştir.

Bir tepki fiilinin ne zaman haksız tahrik ne zaman meşru müdafaa olduğu hakkında karar verilirken, belirtilen farklılar değerlendirilmelidir. Yani, söz konusu belirleme yapılırken, tepkinin zamanı, haksız eylemin hedefi ve müdafaanın zorunlu olup olmadığı durumları birlikte değerlendirilmeli ve bu değerlendirmenin sonucunda nitelendirme yapılmalıdır.

Haksız Tahrik ile İlgili Bir Yargıtay Kararları

  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun E. 1990/340 K. 1990/357 sayılı 24.12.1990 tarihli kararında, tahrik edici hareketlere hayvan sahibinin kusurlu davranışlarının sebep olması ve bu tahrik edici hareketin mal varlığı üzerinde gerçekleşen bir hareket olması durumu incelenmiştir.

 “Mısır tarlasına giren ineğe taş atarak ayağının kırılmasına ve tedavisi olanaksız olduğundan kesilmesine sebep olan sanığın, TCK.nun 521, 522, 51/1. maddeleri ile cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlığın konusunu “sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı” hususu oluşturmaktadır.

Haksız bir eylemin doğurduğu öfke veya elemin etkisi altında kalarak suçun işlenmesi halinde, faili harekete geçiren saikler daha az vahim sayılarak, haksız tahrik hükümleri kabul edilmiştir.

Bazı Ceza Yasalarında haksız tahrik hükümleri, belirli suçlarda ve özel hükümler halinde kabul edildiği halde Türk Ceza Yasasında genel hükümler arasında kabul edilmiştir. Bu nedenle, işlenen suç ne olursa olsun, ister mal aleyhine isterse şahıslara karşı işlenmiş olsun, koşullarının bulunması halinde tahrik hükümleri uygulanmalıdır.

Sahibinin ihmal, teseyyüp veya kasti hareketleri sonucu, hayvanın zarar vermesi halinde, hayvana karşı işlenen fiillerde de tahrik hükümleri tatbik edilmelidir.

Maddi olayda şikayetçi; ineğini bağlamamış, gerekli önlemleri almamış, henüz altı yaşında bulunan kızının nezaretine bıraktığı inek, sanığın tarlasına girerek zarar vermiştir. Gerekli özen gösterilmemiş ve önlem alınmamıştır. Sanık; şikayetçinin ihmali sonucu ineğin tarlaya zarar vermesinin doğurduğu öfke altında yüklenen suçu işlemiştir. Bu nedenle sanık hakkında TCY.nın 51/1. maddesinin uygulanması yerinde olup sair yönleri de usul ve yasaya uygun bulunan direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.”

  • Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin E. 2015/18263 K. 2015/36651 sayılı ve 22.12.2015 tarihli kararında, alacak ilişkisi nedeniyle oluşan bir husus incelenmiştir.

“Sanığın mağdurdan alacağı olduğunu, olay tarihinde karşılaştıklarında mağdurdan alacağını istediğini, borcunu ifa etmeyen mağdurun sanığa karşı “para falan vermiyorum” dediğinin sanık tarafından iddia edilmesi ve bu iddiaya karşı mağdurun herhangi bir itirazının bulunmadığının anlaşılması karşısında, eylemini haksız tahrik altında gerçekleştiren sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nin 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 22.12.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.”

Haksız Tahrik ile İlgili Anayasa Mahkemesi Kararı

Anayasa Mahkemesinin E.2007/91, K.2009/25 sayılı Kararında Ceza Kanunumuzdaki haksız tahrik hükmü ile ilgili olarak aşağıdaki tespit ve değerlendirmelerde bulunulmaktadır:

“Başvuran mahkeme, suç işleyen kişi hakkında, işlenen fiilin ağırlığı ile orantılı olarak ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunması gerektiğini, ceza ve güvenlik tedbirlerinin işlenen suçun ağırlığı ile orantılı olmadığı durumlarda, kişi hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini, kasten adam öldürme suçlarında verilen müebbet hapis cezalarının haksız tahrik nedeniyle 18 yıl hapis cezasına indirilmesinin kamu düzenini bozduğunu ve toplum barışını ortadan kaldırdığını, bu gibi olumsuzlukları ortadan kaldırmanın devletin görevi olduğunu belirterek itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırılığını ileri sürmüştür.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun itiraz konusu 29. maddesiyle yasa koyucu, suçtan zarar gören kişinin haksız eylemini, failin ceza sorumluluğunu azaltan bir neden kabul ederek haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye verilecek cezadan belirlenen oranda indirim yapılmasını öngörmüştür.

Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, her eylem ve işlemi hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan devlettir.

Temel hak ve hürriyetlerin niteliğini belirleyen Anayasa’nın 12. maddesiyle herkese, kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetler tanınmıştır.

Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesinde, “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tâbi tutulamaz. Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz” denilmektedir.

Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında ise herkesin kişi hürriyeti ve güvenliğine sahip olduğu belirtilmiştir. Kişi hürriyeti ve güvenliğine sahip olmanın, bireylerin vücut ve hareket özgürlüğüne sahip oldukları anlamı taşıdığı ve kimsenin kanunlarda gösterilen durum ve koşullar dışında bu hareket özgürlüğünden yoksun bırakılamayacakları güvence altına alınmıştır.

Temel hak ve özgürlük kavramı içerisinde öncelikle kişinin yaşam hakkının bulunduğunun kabulü zorunludur. Yasa koyucu bu ilkeye uygun olarak Türk Ceza Kanunu’nun 81. maddesinde herhangi bir ayrım gözetmeksizin kasten adam öldürme suçunun cezasını müebbet hapis cezası olarak belirlemiş ve yaşam hakkının her birey için dokunulmaz olduğunu vurgulamıştır. Ancak, Yasa’nın 29. maddesinde, ölenin yapmış olduğu haksız hareketi de failin ceza sorumluluğunu azaltan bir neden kabul ederek cezadan indirim nedeni saymıştır.

Ceza hukuku alanında yapılacak yasal düzenlemelerde yasa koyucunun suç ve cezalara ilişkin uyması zorunlu temel ilkeler Anayasada belirtilmiştir. Bu ilkelere aykırı olmamak koşulu ile suçlar ve cezalar hakkında gerekli gördüğü önlemleri almak yasa koyucunun yetkisi içinde kalmaktadır. Anayasa’da, suç ve cezaya ilişkin olarak belirlediği bu ilkeler dışında kalan, özellikle, ne tür eylemlerin suç sayılacağı, suç sayılan eylemlere ne kadar ve ne tür ceza verileceği, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler ile cezalardan yapılacak indirim veya artırım oranları gibi konularda bir kural konulmamış, bunların saptanması yasa koyucuya bırakılmıştır.

 Yasa’nın genel gerekçesinde de ifade edildiği gibi, toplum savunmasını hiç bir suretle tehlikeye sokmaksızın insancıl yaklaşımı vurgulamak ve suçlunun toplumla barışık hale getirilmesini cezanın temel amacı olarak göz önünde bulundurmak ilkesini tercih eden yasa koyucu, bu ilkenin gereği olarak, suçlunun yeniden sosyalleşmesini ve uygun bir iyileştirmeye tabi tutularak toplumla yeniden bütünleşmesini sağlamak için itiraz konusu kuralda,  haksız tahriki ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak kabul etmiş ve haksız tahrik altında suç işleyenlerin cezasından, maruz kaldıkları tahrikin derecesine göre belli indirimler öngörmüştür.

Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 12., 17. ve 19. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.”

Haksız tahrik altında işlenen suçta alınacak cezada indirime gidilir. Bu sebeple önemli bir kurumdur. Bu sebeple ankara ceza avukatı ile ceza davanızı yürütmeniz sizlerin menfaatine olacaktır.

Başa dön tuşu